BAKAN MEHMET ÖZHASEKİ’NİN ANNESİ VEFAT ETTİ

BAKAN MEHMET ÖZHASEKİ’NİN ANNESİ VEFAT ETTİ

YENİLİKÇİ BELEDİYEDEN DEV SOSYAL MARKET HİZMETİ

YENİLİKÇİ BELEDİYEDEN DEV SOSYAL MARKET HİZMETİ

KAYSERİ ŞEKER’DEN  İŞÇİSİNE  REKOR ZAM

KAYSERİ ŞEKER’DEN İŞÇİSİNE REKOR ZAM

DAHA SAĞLIKLI ÇEVRE İÇİN KOCASİNAN’DA KANALLAR TEMİZLENİYOR

DAHA SAĞLIKLI ÇEVRE İÇİN KOCASİNAN’DA KANALLAR TEMİZLENİYOR

VERGİ DAİRESİ GELİR UZMAN YARDIMCISI İKİ SANIĞA FETÖ’DEN HAPİS CEZASI

VERGİ DAİRESİ GELİR UZMAN YARDIMCISI İKİ SANIĞA FETÖ’DEN HAPİS CEZASI

MUSTAFA METE İSLAMOĞLU’NUN KALEMİNDEN İFTİRALAR İHANETLER GERÇEKLER

AÇIKLAMA:-Bu çalışma; Türkiye’ye yönelik Ermeni soykırım yalanını sürdürenlerin günlük faaliyetleri ile yabancı ve Ermeni kökenli medyada yayınlanan ve içimizdeki vatan hainlerinin, sinsi emellerini Türkiye ve milletimize üstü kapalı atılan iftiralarıdan, kimsenin dikkatini çekmeyen haince yayınlardan, Türkiye’yi parçalama oyunlarının iç yüzünden oluşmaktadır.

Bu taramanın, halkımızın bilgilendirilmesi ve Türkiye’ye yönelik bu haksız saldırılara karşı yorum yapılarak halkımızın bilinçli şekilde savunulmasına katkı sağlanması amacı ile hazırladım.

İşin ucunu insanların canına kastetmeye kadar götüren Ermeni terörünün amacı, sözde Ermeni soykırımı iddialarını ve Ermenilerin taleplerini dünya kamuoyuna duyurmaktır. Nihai hedef ise, “Büyük Ermenistan” rüyasıdır.

Büyük Ermenistan’a giden yolda atılması gereken en önemli adım, sözde iddialar konusunda kamuoyu oluşturmak ve Türkiye’ye yönelik emelleri gerçekleştirmektir.

LÜTFEN DİKKATLİCE OKUYUNUZ

4 TARAFTAN TÜRKİYE’YE TAARRUZ

Bunun için uygulamaya konan ve “Dört T” şeklinde adlandırılabilecek olan plan şu dört kavrama dayanmaktadır: Tanıtım, Tanınma, Tazminat ve Toprak… Yani, sözde Ermeni sorunu tüm dünyada terör yoluyla “tanıtılacak”, sözde iddialar dünya kamuoyunca kabul edilip Türkiyece “tanınacak”, sözde soykırımdan dolayı Türkiye’den “tazminat” alınacak ve “Büyük Ermenistan” rüyasını gerçekleştirmek için gerekli olan “toprak” Türkiye’den koparılacaktır!…

İFTİRALARIN TEK GAYESİ BUDUR ve TÜRK ve MÜSLÜMAN TÜRKİYE’NİN PARÇALANMASI İÇİN, MÜŞRİK MİLLETLERİN PİYONLUĞUNU YAPMAKTIR.

“DÜNYA BUNU BAŞARAMAYACAKTIR”

“Dört T” plânına dayanak oluşturan Ermeni İftiraları ise şunlardır:

YALANLAR – İFTİRALAR


“Dört T” plânına dayanak oluşturan Ermeni İftiraları ise şunlardır:

YALANLAR – İFTİRALAR


  1. Türkler, Ermenistan’ı işgal ederek Ermenilerin topraklarını ellerinden almışlardır.

    2. Türkler, 1877-78 savaşından itibaren Ermenileri sistemli olarak katliama tabi tutmuşlardır.

    3. Türkler, 1915 yılından itibaren Ermenileri plânlı şekilde soykırıma tabi tutmuşlardır.

    4. Talat Paşa’nın, Ermenilerin soykırıma tabi tutulması konusunda gizli emirleri vardır.

    5. Soykırımda hayatlarını kaybeden Ermenilerin sayısı 1,5 milyondur.

    Bugün, maksatlı olarak gündemde tutulmaya çalışılan sözde Ermeni sorununun ne derece mesnetsiz olduğunu ve ne tür çıkar kaygıları ile ortaya atıldığını daha iyi anlayabilmek için iddiaların ve Türk-Ermeni ilişkilerinin tarihsel gelişimini incelemek gerekmektedir.


GİRİŞ

Asya ve Avrupa kıtaları arasında köprü konumunda olan Türkiye, Karadeniz’i Akdeniz’e bağlayan boğazları, Ortaasya, Kafkasya ve Ortadoğu’daki doğal enerji kaynaklarının kesiştiği noktadaki jeopolitik konumuyla bütün dünyanın dikkatini çekmektedir.

Geçmişte Osmanlı devleti, bugün de Türkiye, bu jeopolitik ve jeostratejik konumundan dolayı çeşitli entrikaların çevrildiği bir alan olmuştur. Osmanlı devletini parçalayarak tarih sahnesinden silmek isteyen sömürgeci devletler, bu entrikalarında yüzlerce yıldır Türklerle dostça yaşayan Ermenileri kullanmışlardır.

Tarihte olduğu gibi günümüzde de, Ermeni toplumu üzerinden siyasi ve ekonomik çıkar sağlamaya çalışan ülkeler bulunmaktadır. Bazı ülkelerde Türkleri ve Türkiye’yi sözde soykırımla suçlayan anıtlar dikilmekte, bazı ülkelerde de soykırım iddiasını tanımaya yönelik kararlar parlamento gündemlerine getirilmekte, hatta kimi ülke parlamentolarında kabul edilmektedir. Gerçekte tarihçilere bırakılması gereken bu konular, siyasetçilerin elinde çıkar aracı haline dönüştürülmektedir.

DEVAMI 2. BÖLÜMDE MUTLAKA OKUYUN

İFTİRALAR İHANETLER GERÇEKLER ( 2 )


Tarih boyunca Romalılar, Persler ve Bizanslılar tarafından Anadolu’nun bir yerinden diğerine sürülen, savaşlara itilen ve çoğu kez üçüncü sınıf vatandaş muamelesi gören Ermeniler, Türklerin Anadolu’ya girişlerinden sonra Türklüğün adil, insani, hoşgörülü, birleştirici anlayış ve inancından yararlanmışlardır. Bu ilişkilerin gelişme ve doruğa ulaşma çağı olan 19. Yüzyıl sonlarına kadar süren devir, “Ermenilerin altın çağı” olmuştur. Osmanlı devletinin çalışan, liyakatli, dürüst ve becerili her vatandaşına sağladığı imkanlardan gayr-i müslimler içinde en çok faydalananlar Ermeniler olmuştur. Askerlikten, kısmen de vergiden muaf tutulurken, ticarette, zanaatta, çiftçilikte ve idari işlerde yükselme fırsatını elde etmişler ve devlete bağlı, milletle kaynaşmış ve anlaşmış olduklarından dolayı “millet-i sadıka” olarak kabul edilmişlerdir. Bu çerçevede Türkçe konuşan, ayinlerini bile Türkçe yapan bu topluluktan devlet kademelerinde önemli görevlere yükselenler, hatta Bayındırlık, Bahriye, Hariciye, Maliye, Hazine, Posta-Telgraf, Darphane Bakanlıkları, Müsteşarlıkları yapanlar olmuştur. Hatta Osmanlı devletinin meseleleri üzerinde Türkçe ve yabancı dillerde eserler de yazmışlardır.

Ancak Osmanlı devletinin zayıflamaya başladığı dönemlerde, hemen her konuda Avrupa’nın müdahalesi baş gösterince, Türk-Ermeni ilişkilerinde de bir bozulma başlamıştır. Batılıların özellikle misyoner din adamı kisvesinde, Osmanlı devleti içine soktuğu provokatörlerin faaliyetleriyle Ermeniler; dini, kültürel, ticari, sosyal ve siyasi açılardan Türk toplumundan uzaklaştırılmaya çalışılmıştır. Böylece, çoğu defa Türklerin zararlı çıktığı trajik olaylar başlamış, Doğu Anadolu’da başlatılan ve İstanbul’a kadar yayılan isyan hareketlerinde binlerce Türk ve Ermeni hayatlarını kaybetmiştir.

Birinci Dünya Savaşı sırasında ise; Osmanlı askeri olarak düşmanlara karşı savaşan veya geri hizmetlerde çalışan Ermenilere karşılık, Ermenilerin önemli bir kısmı düşman kuvvetlerinin yanında Türklere karşı savaşmıştır. Cephe gerisinde de komitacı Ermeniler kadın, çocuk, yaşlı ayrımı yapmaksızın katliamlara girişmişler, yüz binlerce Müslüman’ın hayatına kastederek Doğu Anadolu’yu bir harabe haline çevirmişlerdir.

Devletin bunları yatıştırmak ve durdurmak için aldığı tedbirler istismar edilmiş ve dış devletlerin tahrik ve vaatleriyle Ermeniler, bin yıl refah içinde yaşadıkları ülkeyi parçalamaya çalışmışlardır.

Anadolu dışında kurulan Hınçak, Taşnak, Ramgavar, Hınçak İhtilal Komitesi, Silahlılar Cemiyeti, Ermenistan’a Doğru Cemiyeti, Genç Ermenistan Cemiyeti, İttihat ve Halas Cemiyeti ve Karahaç Cemiyeti gibi örgütler, halkı silahlı ayaklanmaya sevk etmişlerdir.

Osmanlı devleti, Birinci Dünya Savaşı içinde, Ermeni isyanının yoğun olduğu Doğu Anadolu’da, bir yandan cephede Rus ordularıyla ve Rusların yanında yer almış olan Ermeni kuvvetleriyle savaşmak zorunda kalmıştı. Diğer yandan da cephe gerisinde Türkleri katleden, Türk köy ve kasabalarını yakıp yıkan, ordunun ikmal tesislerine ve konvoylarına saldıran Ermeni çeteleri ile mücadele etmek zorunda kalmıştır.

Ayrıca hem cephede hem de cephe gerisinde savaşmak durumunda bırakılmasına rağmen, 9-10 ay, cephe gerisindeki önemli tehlikeyi “mahalli tedbirlerle” çözüme ulaştırmaya çalışmıştır. Bu arada, 24 Nisan 1915’te, cephe gerisinde faaliyette bulunan Ermeni komitecilerine yönelik bir operasyon yapmış ve vatana ihanet eden 2345 komiteciyi tutuklamıştır.

Komitecilerin dışında özellikle Rus sınırına yakın bölgelerdeki Ermeni halkın da devlete isyan halinde olduğunu görünce, son çareye başvurmuş ve bölgedeki Ermenilerden sadece isyan hareketine karışanları savaş bölgesinden alıp, ülkenin emniyetli bölgelerine “sevk ve iskâna”, o dönemdeki ifadesiyle “tehcir”e tabi tutmuştur. Bu uygulama ile aynı zamanda her şeyden önce cephe gerisinde iç savaş ortamında bulunan Ermeni halkın can güvenliği sağlanmıştır. Çünkü Ermenilerin bölgedeki Türklere yaptıkları katliam ve mezalimin karşılığını müslüman halk da vermeye başlamıştı.

Ermenistan ile bir takım siyasi ve ekonomik çıkarlar için Ermenileri kullanan bazı devletler, yer değiştirme uygulamasını ve 24 Nisan’daki tutuklamaları bir “soykırım” gibi göstermek ve dünya kamuoyunu bu konuda ikna etmek için yoğun bir propaganda faaliyetine girişmişlerdir(1).

Oysa Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Osmanlı devletini işgal eden devletlerden İngilizler, aralarında Osmanlı siyasi ve askeri liderleriyle önde gelen aydınların da bulunduğu 143 kişiyi “Ermeni olaylarında savaş suçu işledikleri” gerekçesiyle tutuklayarak Malta adasına sürmüş ve hapsetmiştir. Suçlamalarla ilgili olarak Osmanlı, ABD ve İngiliz arşivlerinde geniş çaplı araştırmalar yapılmıştır. Buna rağmen, Malta’daki tutuklular hakkında iftiraları kanıtlayacak deliller mahkemeye sunulamamıştır. Sonuç olarak Malta’daki tutuklular, kendilerine hiçbir suçlama dahi yöneltilmeden ve duruşma yapılmadan 1922’de serbest bırakılmışlardır.
DEVAMI 3. BÖLÜMDE MUTLAKA OKUYUN

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mustafa Mete İSLÂMOĞLU

İFTİRALAR

İHANETLER

GERÇEKLER

( 3 )


Ancak Türkleri sözde soykırımla suçlama gayretleri durmamış; Malta’daki yargılama sürecinde İngiliz basınında Osmanlı Hükümeti’ni sözde soykırım ile suçlayan ve bu konuyu ispata yeltenen bazı uydurma belgeler yayınlanmıştır. Söz konusu belgelerin General Allenby komutasındaki İngiliz İşgal Kuvvetleri tarafından Suriye’deki Osmanlı Devlet Dairelerinde ortaya çıkarıldığı iddia edilmiştir. Ancak, İngiliz Dışişleri Bakanlığı tarafından sonradan yapılan soruşturmalar, İngiliz basınına verilen bu belgelerin İngiliz ordusu tarafından ele geçirilen belgeler olmayıp, Paris’teki Milliyetçi Ermeni Delegasyonu tarafından müttefik delegasyonlara gönderilen yazılar olduğu anlaşılmıştır(2).

Bütün bu gerçeklere rağmen, sözde soykırım iddialarını gündemde tutmak için olağanüstü gayret sarf eden Ermeni komiteleri, terör eylemlerine yönelmişlerdir. 1965’ten sonra, çeşitli ülkelerdeki Ermenilerin, Türkiye aleyhine başlattıkları karalama kampanyasıyla dünya ve Türkiye kamuoyunda varlığını hissettiren sözde Ermeni Sorunu, 1970’li yıllardan itibaren yurtdışındaki Türk temsilciliklerine yönelik terör eylemlerine dönüşmüştür.

Gurgen (Karekin) Yanikan adlı bir yaşlı Ermeni’nin 27 Ocak 1973’de ABD’nin Santa Barbara kentinde, Türkiye’nin Los Angeles Başkonsolosu Mehmet Baydar ile Konsolos Bahadır Demir’i katletmesiyle başlayan “Bireysel Ermeni Terörü”, 1975’den itibaren tıpkı 1915 öncesinde olduğu gibi “Örgütlü Ermeni Terörü”ne dönüşmüştür. Yurtdışındaki Türk görevliler, diplomatlar, elçilikler ve kuruluşlarına yönelik Ermeni saldırıları, kısa sürede hızlı bir tırmanma göstererek yoğunluk kazanmıştır.

Ermeni teröründe, Türkiye’deki iç huzursuzluğun zirveye çıktığı 1979 yılından itibaren büyük bir artış gözlenmeye başlanmıştır. Ermeni teröristler, 21 ülkenin 38 kentinde, 39’u silahlı, 70’i bombalı, biri de işgal şeklinde olmak üzere toplam 110 terör olayı gerçekleştirmişlerdir. Bu saldırılarda 42 diplomatımız ile 4 yabancı hayatını kaybederken, 15 Türk ve 66 yabancı uyruklu kişi de yaralanmıştır(3).

Ermeni terör örgütleri, dış dünyanın tepkileri üzerine 1980’li yıllarda taktik değiştirerek, PKK terör örgütü ile işbirliğine girmişlerdir. 1984 yılında PKK sahneye çıkarılmış ve Asala-Ermeni terörü geri plâna çekilmiştir. Belgeler, Bekaa ve Zeli kamplarında ASALA ile PKK militanlarının birlikte eğitim gördüklerini ortaya koymuştur.

Türk güvenlik güçlerinin PKK terörü ile mücadelede başarı sağlamasının ardından Ermeni komiteleri, sözde iddialarını Ermenistan devletinin açık desteği ve Ermeni Diasporası aracılığıyla sürdürmeye devam etmektedirler. Çeşitli ülke parlamentolarından “sözde Ermeni Soykırımı”nı kabul eden yasaların ve önerilerin çıkmasını sağlamaya çalışarak, asılsız iddialarını dünya kamuoyuna kabul ettirmeye çalışmaktadırlar.

Amaçları, sözde iddialarını tüm dünyaya “tanıtmak”, Türkiye’yi bu temelsiz iddiaları “tanımak” zorunda bırakmak, sözde soykırımdan dolayı Türkiye’den “tazminat” ve “toprak” almak ve “Büyük Ermenistan” rüyasını gerçekleştirmektir.

Neşe Düzel, tanınmış entelektüeller ve politik aktivistlerle yaptığı söyleşileri ile bilinen bir Türk yazarı ve gazetecisidir…..2013 Yılında Oral Çalışlar’ın istifası sonucu Taraf Gazetesinin Yazı İşleri Müdürü oldu…. Prof. Halil Berktay ile yaptığı söyleşide Ermeni sözde soykırımı ile ilgili o sıralar tabu olan pek çok sorular sordu ve Berktay da 1915 dosyasını açarak izahat verdi, değerlendirmelerde bulundu…. Neşe Düzel, 2005 yılında Hrant Dink ile bir söyleşi yaptı ve ‘Ermeni toplumunun binlerce yıl çalışarak ortaya koyduğu medeniyet ve servet nereye gitti’sorusunu sordu…..Dink, belirtilen zamanda dönmeyenlerin emlakinin Hazine’ye gideceğini belirten ‘Terk Edilmiş Emlak’kanunu çıkartıldı diye cevap verdi…. ‘Özür Dilerim ‘kampanyası 2008 yılındaki bir girişimdir…‘Osmanlı Ermenilerinin 1915 yılında karşı karşıya kaldıkları büyük felaket’başlıklı kampanyaya gazeteciler, politikacılar ve profesörler katılarak özür dilenmesini istediler…. Neşe Düzel de imzacılar arasında idi…..”

Al Monitorde yer alan haberin başlığı ise aynen şöyle demekteydi. “Diyarbakır Hristiyanları Türkiye-PKK savaşı sınırında acı çekiyorlar”

Haberin Özeti ; “ …..Kürtlerin gayri resmi başkenti Diyarbakır – Sur’da tipik bir gündü… Silahlı gençler, PKK’nın şehir yapılanması olan ‘Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi / YDG- H ile birlikte öz yönetim ilan ederek devlet yetkililerinin girmelerini önlemek üzere Sur’da hendekler kazdılar, barikatlar yaptılar….. Temmuz ayında iki yıllık ateş kesin sona ermesi ile TSK ile PKK arasında yükselen savaş sonucu  Kürt çoğunluğu olan güney doğudaki şehir ve kasabalarda da bu örnek uygulandı…. Sur’da tanklarla, silahlı helikopterlerle ve ZPT’lerle desteklenen Türk Özel Kuvvetleri şimdi bir harabeye dönen ilçeyi gerçek bir kuşatma altına aldı…. Gençler hendek kazmaya devam ediyorlar, ancak, Sur’da yaşayanların yarısından çoğu oradan ayrıldı…. 1915 Yılında Osmanlı kuvvetleri işbirlikçi Kürtlerle yüz binlerce çoğu Ermeni Hristiyanı sözde katletmişlerdi…. Kaçarak Surp Giragos Kilisesine sığınan Gaffur Türkay iki ateş arasındayız, devam eden şiddet yüzünden kilisemizi kapatmak zorunda kaldık dedi…..Türkiye’de sözde soykırımdan sonra on binlerce Ermeni İslamlaştırıldı…Kılıçtan kurtulan bu kişiler İslam adetlerine uydular, ancak, herkes kendisinin Ermeni olduğunu biliyordu….. Gaffur, trajedimiz şuydu: Ne Müslümanlar bizi Müslüman, ne de Ermeniler bizi Ermeni kabul etmediler dedi….Tarihçi Osman Köker, ‘100 Yıl Önce Türkiye’de Ermeniler’kitabında 1915 öncesi  Diyarbakır’da 35.000 kişiden 10.000’i , Şehir Meclisinin yarısı Ermeni idi diyor.…. Sur’un eski belediye başkanı Abdullah Demirbaş Ermeni – Kürt uzlaşması için kampanya başlattı, ilçesinde farklı etnik kökenlilerin yazılarını kullandı….Pek çok Kürt gibi o da barış sürecinin bozulmasını kınıyor…., mesele hendekler değil , devlet Kürtlerin eşit olduğunu kabul etmiyor…,diyor…. Sur’da kanlı olayalar başlayalı iki ay oldu, şehrin Hristiyan ahalisi Noel’i başka yerlerde kutlamak zorunda kaldı….”

Sputniknews’da yer alan haberin başlığına bakın.“ Yunan Bakan Yeni Yıl mesajında Türk hava sahası ihlallerini şiddetle eleştirdi”

DEVAMI 4. BÖLÜMDE MUTLAKA OKUYUN

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mustafa Mete İSLÂMOĞLU

İFTİRALAR

İHANETLER

GERÇEKLER

( 4 )

 “ Yunan Savunma Bakanı Panos Kammenos orduya verdiği yeni yıl mesajında Yunanistan’a karşı Türk provokasyonlarını kınadı…. Kammenos, şunları söyledi : ‘Ege denizinin  Yunan hava sahasında ve kara sularında hergün provokasyonlar oluyor….Havada Türk uçaklarının yaptığı ihlallere angajman kuralları çerçevesinde cevap veriyoruz…Gelecek yıl bütün askeri birlikler Pontus sözde soykırımını kutlayacaklar….”  Kammenos, Aralık ayında yaptığı Ermenistan ziyaretinde soykırımları birlikte anmayı önerdi…..Türk Hava Kuvvetleri her gün hava ihlali yapıyor…. Daha önceki yıl 636 olan ihlal sayısı 2014 yılında 2.224’e ulaştı….” Denilmekteydi.

 “2015 ötesine bakış”

 “ 2015’in Ermeni Ulusu için anıtsal bir yıl olduğu söylenebilir…. Ermeni meselesi uluslar arası arenada ilerlerken, Ermeni sözde soykırımının 100 üncü yılından Ermenilerin beklentileri çerçevesinde ulusal ajanda çalışmaları hakim oldu….Dünyadaki her Ermeni sözde soykırım kurbanlarını birlikte andılar ve cezalandırılmamış suç için adalet talep ettiler…. Dünya liderleri Türkiye’yi geçmişi ile yüzleşmeye ve Ermeni sözde soykırımını tanımaya davet ettiler….Diaspora toplumları topluca adalet istediler, Los Angeles’te 166.000 kişi adalet için yürüdü……Ermeni ulusunun birliği Türkiye’yi baskın şeklinde yakaladı… 24 Nisan mesajı açık idi: Türkiye sözde soykırım suçu sorumluluğunu üstlenmeli ve uluslar arası toplum sözde soykırımın tanınmasında rolünü oynamalı…..”Ermeni Radyosundaki haberin başlığı: “Cumhurbaşkanı Serzh Sargsyan’ın yeni yıl konuşması” “Sargsyan mesajında özetle şunları söylüyor: 2015 Yılı pek çok etkinlik ve gözlem ile geçti… Ermeni sözde soykırımına adanan etkinlikler bütün dünyada anıldı….. Kurbanlarımızın sözde Büyük Felaket  hatıralarını andık…. 2015 Yılı Ermeni tarihine her şeyden önce kurbanlarımızın mutlu edildiği bir yıl olarak geçti… Müşterek gayretlerimiz ve onurlu duruşumuzla dünyaya mesajımızı verdik…… Önümüzdeki yılda da bütün Ermeni kuruluşlarının, fertlerinin Ermenistan’ın ve Karabağ’ın çıkarları için omuz omuza çalışacaklarına eminim…..Yeni yıla yeni bir politik yapı ile giriyoruz….” Diyordu.

 “ LOPEZ: Sözde soykırım tanınmalıdır” “  Manhattan’ın en kalabalık olduğu 34 üncü Cadde ile İkinci Bulvarın kesiştiği yerdeki katedralin dışında çiçekli bir levha güç fark edilen sözde soykırımı hatırlatıyor…… İnsan merak ediyor, Ermeni sözde soykırımının anıldığı bu yılda BM’e gidip gelen diplomatlardan, turistlerden, ev ve işyerlerine gidip gelenlerden kaç kişi buradan geçerken levhayı fark etmedi….” Diye anlatılıyordu..

Yani: büyük bir yalanı dünyaya yutturmaya çalıştılar.

DÜNYA’YA DUYURU

“ Soykırımı tanı, sonra onu durdurabiliriz.  “ Manhattan’ın en kalabalık olduğu 34 üncü Cadde ile İkinci Bulvarın kesiştiği yerdeki St. Vartan Katedralinin dışında çiçekli bir levha güç fark edilen sözde soykırımı hatırlatıyor…… İnsan merak ediyor, Ermeni sözde soykırımının anıldığı bu yılda BM’e gidip gelen diplomatlardan, turistlerden, ev ve işyerlerine gidip gelenlerden kaç kişi buradan geçerken levhayı fark etmedi …… 2015 Yılı  Ermeni sözde soykırımının 100 üncü yıldönümü olmasına rağmen sözde katliam hala dünyanın her tarafında tanınmadı.

Philadelphia Baş Papazı Charles J. Chaput bir konuşmasında şunları söyledi : ‘1915 Yılında başlamak üzere Türk yetkilileri Türk Ermeni azınlığından bir milyondan fazla kişiyi sözde katletti…..Etnik ve dini temizlik kampanyası 1920’lere kadar devam etti….Kurbanlar çoğunlukla Ermeni idi…. Türkiye sözde soykırımı hiç kabul etmedi…..Bu olay, en kötü ve kabul edilmemiş suç idi…..Bugün dünyanın %70’i bir çeşitdini baskı altında yaşıyor… Yılda on binlerce Hristiyan inançları yüzünden öldürülüyor…..

Büyük bir yalanı enjekte ettler.

Halbuki: Müşriklerin ve Ermenilerin katlettiği insanlar Müslümanlardı.

“Türkiye Kürtleri Ağır Çatışma Arasında Özyönetim istiyor”

 “  Güneydoğu Türkiye’de toplanan ve Pazar günü özyönetim isteyen Kürt Grupları üzerine Ordusu bir güvenlik operasyonu düzenledi ve 200 militanın öldürüldüğü söylendi…. STK’lardan oluşan Demokratik Halkların Kongresi Diyarbakır’da iki günlük toplantı sonunda çağrı yaptı….Toplantı sonunda ‘‘Özyönetimle ilgili politik çözüm için deklarasyon’başlığı ile yayımlanan çağrıda : ‘Halkımızın haklı direnci Kürt sorununu kötüleştiren politikalara karşı esas olarak özyönetim ve bölgesel demokrasi için bir talep ve mücadeledir…Deklarasyon ile Diyarbakır’a komşu bazı bölgelere kültürel, ekonomik ve coğrafi yakınlıkları dikkate alınarak otonom bölgelerin oluşturulması talep edildi’….Bu istek, bağımsız bir Kürt devletine kesinlikle karşı olan Türk hükümeti ile Kürtler arasında tansiyonu yükseltebilir…..Başbakan Davutoğlu, Kürt yanlısı Halkların Demokratik Partisi (HDP) ile planlı toplantısını ‘Onların politikası şiddete dayanıyor ‘diyerek iptal etti…..Ordu, cumartesi günü son iki haftada 200 Kürt militanının öldürüldüğünü bildirdi….TV Çekimlerine göre 13 gündür sokağa çıkma yasağının uygulandığı Cizre’de tank atışı ve patlamalar oldu….Kürt militan gurubu PKK, bombalı saldırı ile üç askeri şehit etti….. Türkiye, Suriye’deki iç savaş sırasında Kürtlerin toprak kazanması üzerine, kendi Kürt yurttaşları arasında ayrılıkçı hareketleri artırabilir endişesi içine girdi….. Ankara, otuz yıldır ABD ve AB’nin terörist kabul ettiği PKK’lıların iç karışıklık yaratmasına son vermeye çalışıyor….. Ankara ve PKK arasındaki üç yıllık ateş kes Temmuz ayında bozuldu, 40.000 kişinin öldüğü otuz yıllık çatışma yeniden başladı….

04 OCAK 2016

Biz Ermeniler Neden Siyonistlerin Bizi Tanımasını İstiyoruz? ( Markar Melkonian’ın yazısı – Özet, O’nun ağzından yapılmıştır)

 “Ariel Sharon, 17 Aralık 1982 ‘de günlük İsrail Davar Gazetesi ile yaptığı söyleşide şunları söylemişti : ‘İsrail için kirli işler yapmaya, gerektiği sayıda Arap öldürmeye, onları sürmeye, onları yakmaya, herkesi bizden nefret ettirmeye bugün bile gönüllüyüm. Diaspora Yahudilerinin ayaklarının altındaki halıyı çekmeliyiz ki ağlayarak bize gelmeye mecbur olsunlar. Hatta, bir iki sinagogu havaya uçurmak olsa da aldırmam. Görevi yaptıktan sonra beni Nuremberg Yargılamasına çıkarsalar, müebbet hapis cezası verseler, savaş suçlusu olarak beni assalar bile aldırmam.’…… Bu sözleri söylediğinde İsrail Savunma Bakanı idi…. Bu görevi sırasında Lübnan’da Beyrut yakınındaki Sabra ve Şatila sığınmacı kamplarında 17.000 sivil, içlerinde Ermeniler, çoğu kadın ve çocuk katledildi….16 Yıl sonra İsrail Başbakanı oldu ve George Bush Sharon’u yılın barış adamı seçti…..Şimdiki Başbakan Benyamin Netanyahu’nun daha da sert olduğu söyleniyor….O’nun liderliğinde ; Yoğun bir yaşam alanı olan Gazze şeridinde binlerce sivilin ölümüne neden olan bombardımanlar, elli yıldır askeri yönetim altında milyonlarca insanın toplu cezalandırılması, vergi veren Amerikalılra yalan söyleyerek trilyon dolar ödeten, bir milyondan fazla ölüme neden olan, on milyonlarca çocuğun hayatını cehenneme çeviren İsrail….Düşünceli kişiler Netanyahu, Sharon ve  Menahem Begin gibi canavarları en üst makamlara seçen ne tip bir ülke diye dikkate almalı….Bu şartlarda 12-14 Nisan tarihlerinde bir Ermenistan delegasyonu Kudüs ve Tel Aviv’i ziyaret etti. Ziyaretin amacı, söylendiğine göre, İsrail ve Ermenistan uluslar arası toplumla birlikte insanlığa karşı suçların önlenmesi gayretlerini sürdüreceklerdi….. Ermenistan ve İsrail pek benzer ülkeler değil…..İsrail bir soykırım yaşamadı…. Yahudi halkı Alman faşistler tarafından soykırıma uğratıldı.. Fakat Yahudilerin çoğu İsrailli değildi….Filistin ve Dağlık Karabağ ile ilgili çözüm genetik ve dini argümanlar değil self determinasyon olmalı. İsrail bir garnizon devleti, Ermenistan öyle değil…..Emperyalist bir ülke İsrail’i kaynakları, piyasaları ve stratejik olarak kritik bu bölgeyi kontrol etmesi için sübvanse etmektedir…..Amerikan vergi mükellefleri Filistin’den çalınmış topraklarda dışarıdan gelenler için lüks yaşam alanları inşasını sübvanse ediyor…İsrail ABD’den her yıl milyarlaca dolar yardım, ayrıca vergi iadeleri, teknoloji transferi, 6 ncı Filo’nun korunması ve diplomatik destek alıyor…. Alexander Haig Dışişleri Bakanı iken İsrail’i ‘dünyanın en büyük uçak gemisi’olarak tanımlamıştı….Siyonist garnizonun bu görevi bitince İsrail de sona erecek….İsrail’in insanlığa karşı suçları çerçevesinde; yalnız Filistin, Lübnan ve Suriye değil, aynı zamanda Taiwan’dan Zaire’ye, Nicaragua’dan Namibya’ya ve ırk ayrımı yaptığı zamanlarda Güney Afrika’ya ölüm mangaları göndererek zalimlere yardım etmiştir…. Gerçekten, İsrail ordusu soykırım uygulayanlara silah ve destek vermiştir…. (Yazar, Düşmanlarımıza yaltaklanmak ara başlığı altında şunları yazıyor): Siyonistler, kendilerini Ermeni halkının düşmanı olarak görürler. Onlarca yıldır  Ermeni sözde soykırımını aktif biçimde reddederler… Tel Aviv ile Ankara’nın on yıllardır süren stratejik ortaklığını biliyoruz… İsrail’in Azerbaycan’a askeri yardımda bulunduğu ve istihbarat temin ettiği de biliniyor….Türk etnik temizleyiciler ile Siyonist işbirliği modern Siyonizm’in ilk yıllarına uzanır….. Theodore Herzl, 30 Ağustos 1899 yılında güncesine koyduğu bir notta Avrupa’da Ermeni ticaretinin azaltılmasını ifade ediyor…. ( Not: Marwan R. Buheiry’nin “Theodor Herzl and the Armenian Question” başlıklı kitabı referans verilmiş.) Siyonist işgal Kudüs’teki eski Ermeni semtini tahrip etti…. Daha önce 20.000 civarında Ermeni yaşayan Doğu Kudüs’te 1967 İsrail işgalinden sonra bugün birkaç yüz kişi kalmıştır….Onlarca yıl süper güçün desteği altında Lübnan ve Suriye’deki Ermeni bölgelerini tahrip edip oralarda yaşayanları önemli oranda azaltmıştır….Siyonistler ve Vaşngton’daki ağaları Irak, Libya ve Suriye’de savaş çıkartarak şu ana kadar Ermeni sözde soykırımındaki kadar insan ölümüne neden oldular….Milyonlarca sığınmacı yarattılar…Şiilere karşı kanlı Vahabi kini yaratarak son yıllarda adım adım IŞİD’in sahne almasını sağladılar….İsrail, bütün Arap ordularını tahrip ederek onların tecavüzüne karşı ülkesini korumayı garantiledikten sonra şimdi dikkatini İran’a çevirdi…..Siyonistler ve Amerikadaki neoconlar ve Anakara’daki stratejik ortakları İran’la savaşmak istiyorlar….Anketlere göre İsrail, dünyada en çok nefret edilen ülkelerden birisi….Ermeni delegasyonu Ermeni ulusunun ününü kirletmiş ve  önemli bir bedel alınacak yılın sonuna utanç getirmiştir…. Ermeni ulusunun son isteyeceği şey kanlı garnizon devletinin Ermeni sözde soykırımını tanımasıdır…

DEVAMI 5. BÖLÜMDE MUTLAKA OKUYUN

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mustafa Mete İSLÂMOĞLU

İFTİRALAR

İHANETLER

GERÇEKLER

( 5 )

Ulusumuzun refahını ve saygınlığını düşünen Ermeniler vardır. Bunlar, seslerini yükseltip Siyonist rejime karşı Ermenistan’ın bağlı kalacağı uluslar arası bir kültürel boykot talep etmelidirler….”

AVİM Bülteni’nde yer alan yazı:

 “ERMENİSTAN: 2015 BİLÂNÇOSU”

Yazı, E. Büyükelçi Ömer Engin Lütem tarafından Türkçe olarak kaleme alınmıştır.

05 OCAK 2016

İki gündür Ermeni Medyası sözde soykırıma değinen yazılarını yayımlamıyor. 100 üncü yıl çalışmaları kendilerini oldukça yormuş gibi…

  1. Ermeni Radyosu’ndaki haber başlığı : “ Papa Francis  Ermeni Noeli ile ilgili olarak Katalikos Aram I ‘e mektup gönderdi”

Haberin Özeti : “ Papalıktan Nuncio Gabriel Katchea, Kilikya Büyük Ev Katalikosu Aram I’i  bu sabah ziyaret ederek Ermeni Noel’i münasebeti ile Papa Francis’in mektubunu verdi…. Aram I, Vatikan’a, özellikle Papa Francis’e Ermeni sözde soykırımı 100 üncü yılında Ermeni haklı davasına tam destek verdiği için şükranlarını belirtti….Konuşmalarda Orta Doğudaki gelişmeler ve İran ile Suudi Arabistan arasındaki artan gerilim yer aldı… Her ikisi de durumun daha kötüleşmesinin Orta Doğunun tamamı için felaket olacağını, nu nedenle önlenmesi ihtiyacını müzakere ettiler….Taraflar, Başkanlık seçimlerine odaklanmak üzere Lübnan iç durumunu tartıştılar…..”

AVİM Başkanı E. Büyükelçi Alev Kılıç’ın

 “ ERMENİSTAN VE ERMENİLER NEREDE YANLIŞ YAPIYOR – YENİ YIL İÇİN BİR TEMENNİ” başlığı ile yayımladığı yazıyı henüz okumamış olanlara öneriyorum. Temenni edelim de Ermeniler de bu yazıyı okusun. Hiç olmazsa AGOS Gazetesine göndermeyi deneyelim. Yazıda yer alan şu bölümün altını çizmek istedim;

“…..Ermeni diasporası ve Ermenistan, sürdüre geldikleri Türkiye ve Türk halkı aleyhtarı faaliyetin kimlere çıkar sağladığını, kimlere zarar verdiğini yeniden değerlendirmek durumundadır. Günümüzde, ortak acıları paylaşmaya, taziyede bulunmaya hazır olduğunu ifade eden Türkiye’nin bu gerçekçi ve insani jesti anlaşılmalı, uzattığı el tutulmalıdır……” diyen  soysuzda aklı sıra Türkiyeyi suçlamak çabasında bunu diye  zavallı –Alev-KILIC tı.

 06 OCAK 2016

  1. Ermeni Radyosu web sitesinde yer alan haberin başlığı : “ Beş Ermeni’ye Fransa’nın en üst düzey madalyası verildi”

Haberin Özeti : “ Beş Ermeni’den ikisi Fransız – Ermeni tarihçileri Anahide Ter Minassian ve Raymond Kevorkian’a  en üst düzey madalya olan Şeref Madalyası  (Lejyon Donör – Ordre national de la Légion d’honneur) verildi… Madalya alan diğer kişiler Profesör Serge Nazarian, eczacı – Sosyal Yardımlar Ermeni Derneği eski Bşk. André Yédikardachian ve Amerikan – Ermeni Profesör Mark Moogalian’dır…..”

Asbarez.Com sitesindeki haberin başlığı ; “ Hrair Hawk Khatcherian Kitabını Tanıtacak”

Haberin Özeti : “ Ararat – Eskijian Müzesi ve Glendale şehri Sanat &Kültür birimi tanınmış Kanadalı Ermeni Hrair Hawk Khatcherian kitabının tanıtımını organize Kitap 1000’den fazla fotoğraf ve Ermeni kültürüne ait bir video kaydı kapsıyor…..Kitap Ağrı Dağı ve Nuh’un gemisi ile başlıyor, Ermeni krallıklarının yükselişini, çöküşünü ve Ermenilerin bugünkü durumunu anlatıyor…. Fotoğraflar içersinde kültürel anıtlar, kiliseler, manastırlar, kaleler, madeni paralar, iğne işleri, el sanatları, halılar, Ermeni sanatkarların ürettiği gümüş ve altın işlemeleri, freskler, oymacılık, el yazmaları, taş haçlar, şehirler, köyler vs yer alıyor…. Khatcherian 1961 yılında Lübnan’da doğmuş ve 1984 yılında Kanada’ya göç etmiştir. … 1988 Yılında aktif olarak Karabağ hareketine katılmıştır…..”

DEVAMI 6. BÖLÜMDE MUTLAKA OKUYUN

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mustafa Mete İSLÂMOĞLU

İFTİRALAR

İHANETLER

GERÇEKLER

( 6 )

Cathstan sitesinde yer alan haber“ Liderler, ABD’nin Hristiyanlara karşı IŞİD katliamlarını soykırım olarak ilan etmesini istiyorlar”

Haberin Özeti : “ Dini liderler, Kongre üyeleri ve Orta Doğu bilim insanları Suriye ve Irak’ta IŞİD’in ellerinde toplu ölümlerin hedefi olan Hıristiyanlara soykırım yapıldığını ısrarla resmen deklare etmesini istiyor….. Başkan Obama’nın Hıristiyanlara uygulanan soykırımı tanımada zafiyet göstermesi savunulamaz sorumsuzluk ve bilinçsizlik olacaktır…. Suriye ve Irak’taki Hıristiyanlara ve diğer dinlere mensup azınlıklara yapılan zulmün savaş suçu, insanlığa karşı suç ve soykırım olarak ilan edilmesi isteniyor….Amerikalıların % 55’i Suriye ve Irak’taki Hıristiyanlara soykırım uygulandığına inanıyor….Bazılarına göre, şimdiki soykırım IŞİD’le başlamadı. ABD’nin Irak’ı işgali ile Hıristiyanlara karşı oluşan tepki ile başladı…. Gelecekteki toprak, yeniden yerleşme, tazminat konuları ve bölgedeki Hıristiyan varlığını devam ettirmek için gerekli olacağından Obama yönetiminin soykırımı tanıması isteniyor….”

Thetimes  sitesinde yer alan haberin başlığı : “ Kürt baş kaldırışı nedeniyle tarihi kilise risk altında”

Haberin Özeti : “Surp Giragos kilisesi bekçisi Gaffur Türkay, yardımsızlık içinde barikatların öteki tarafından dinliyorken, binasının penceresinde bir patlama oldu… ‘Kilisenin çevresinde çatışmalar oluyordu, fakat son birkaç gündür durdu’dedi………”

Not: The Times’taki haberin devamına ulaşmak ve yorum yapmak için abone olmak gerekli. İngiltere’de yaşayan dostlar muhtemelen bu haberin devamından bizleri haberdar ederler, hatta, yorumlarını bile yayımlatabilirler.

07 OCAK 2016

HGZETTA

Haberin Özeti : “ Tom Vartabedian Haverhill Gazete’de 40 yıl muhabir ve fotoğrafçı olarak çalışmış, emekli olmuş, hala gazetenin köşe yazarlarındandır…..Ermeni kültürü ve özellikle bir asır önceki sözde Ermeni soykırımı konusunda son derece hırslıdır…. E. Philip Brown Haverhill lisesi tarih öğretnenidir….Şimdi, Vartabedian ve Brown bölgesel tarih, Ermeni kültürü ve sözde soykırımı üzerine Şubat ayında yayımlamak üzere bir kitap hazırlığı yapıyorlar…. Kitap yazılı metin dışında 150’den fazla fotoğraf içeriyor…. “

  1.  Panarmenian ve Hürriyet Daily’de  yer alan haberin başlığı : “ İdam edilen ASALA militanının cesedi Türkiye’den Fransa’ya  götürüldü”

 “ 1983 Yılında idam edilen ASALA Militanı Levon Ekmekjian’ın cesedi ailesinin isteği üzerine Fransa’ya götürüldü….. Ailesi, Fransa’da dini tören yapmak için Türk İçişleri Bakanlığına müracaat etti…..Mezarı, Cebeci mezarlığında tespit edilerek geçen hafta açıldı ve Ekmekjian’ın cesedi uçakla Fransa’ya götürüldü…. Ekmekjian ve arkadaşlarının, Ağustos 1982’de Ankara Esenboğa Havaalanında  bombalı ve silahlı saldırıları sonunda 8 kişi ölmüştü…..Ekmekçiyan’a Eylül 1982’de ölüm cezası verilmiş ve Ocak 1983’te Ankara Ulucanlar Cezaevinde infaz edilmişti…. ASALA, 1970 yılında Türk Hükümetinin 1915 sözde soykırım sorumluluğunu tanıması, tazminat ödemesi ve Ermeni anavatanı için toprak vermesini isteyerek silahlı bir mücadele başlatmıştı….”

: “Serge Momjian’a Ermenistan Diaspora Bakanlığı madalyası verildi”

 “Ermenistan Diaspora Bakanı Hranush Hakobyan Serge Momjian’a William Saroyan Diaspora Bakanlığı madalyası verdi…. Londra’da yaşayan Momjian 29 Ekimde Ermeni sözde soykırımı 100 üncü yıl anısına  “Komitas : Sanatkar ve Şehit” başlıklı kitap yayımlamıştı…. Kitap, Cambridge Janus Publishing House tarafından tekrar basıldı……

Komitas’ın hayatını, kariyerini ve hakkında yazılan kitapları incelemesi ve kitabı yazması yazarın beş yılını aldı….. Momjian’ın kitabı İngilizce okuyucuları için sözde soykırımı ve büyük sanatkarın çektiği acıları öğrenmelerine fırsat verecek…..”

Al Monitor’ “ İngilizce basımda : ‘HDP, Lideri Ankara’nın Kürt hareketini elimine edecek ne gücü ne de imkanları vardır diyor’…..Türkçe basımında: “Demirtaş: Kürdistan Sri Lanka, PKK da Tamil Kaplanları değil”

Haberin Özeti : “……Aralık ayı başında ABD’yi ayın sonunda da Rusya’yı ziyaret eden Demirtaş, AKP hükümeti ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Türkiye’ye ihanet etmekle suçlandı. Demirtaş’ın Al Monitor’a söylediklerinden alıntılar şöyle:

‘HDP’nin Türkiye’ye karşı bir ilişkiye girmesi mümkün değil……Türkiye, Rusya’yla arayı düzeltmek istiyor. ….. Rusya AKP hükümetinin bu vahim hatasının tadını çıkarmak istiyor. Misillemeyle bu işi geçiştirmek istemiyor……. Ortadoğu genelinde Kürtlerin, geçen yüzyıldan farklı olarak siyasi bir güç, aktör olduklarını ve giderek bu güçlerini özgürleşme, egemenlik inşası yolunda kullanacaklarının görülmesi gerektiğini söylüyorum. ……..Bölgesel ve uluslararası güçler, Kürtlerle stratejik ilişki geliştirmeyi önlerine hedef olarak koymalılar…… Geçen yüzyıl Kürtlerin bir devleti yoktu. Ortadoğu yüz yıl önce paylaşılırken Kürtler herhangi bir egemenlik sahibi olmadılar. Ama geçen yüzyılı da boş geçirmedi Kürtler. Örgütlendiler, güçlendiler, bilinçlendiler ve yeni yüzyıla iyi hazırlandılar.

VE………IŞİD’e karşı etkili bir biçimde savaşan halkın örgütlü, etkileyici gücü, herkesin dikkatini çekti.

DEVAMI 7. BÖLÜMDE MUTLAKA OKUYUN

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mustafa Mete İSLÂMOĞLU

İFTİRALAR

İHANETLER

GERÇEKLER

( 7 )

…ABD-Türkiye ilişkilerinin çok kalıcı olduğu, kolay kolay bozulmayacağı bir gerçek. ….Bunu bilerek herkesin hareket etmesi lazım. Elbette ABD’nin Türkiye ile Kürtler arasında net bir tercih yapması gerektiğinde Türkiye’yi seçeceği kesindir……Uluslararası koalisyon Suriye’de Kürt güçlerini aktif olarak destekliyor. Fakat bu desteğin sonucunun bir Kürt statüsüne dönüşüp dönüşmeyeceği konusunda net bir tavır oluşmuş değil. Özellikle Türkiye ve İran’ın bu konudaki hassasiyetleri Rusya ve ABD tarafından dikkate alınıyor. Bunu kıracak tek güç dengesi, Irak ve Suriye Kürtlerinin öz güçleridir……… HDP’nin de onay verdiği, parlamentodan geçmiş bir kararla Rus uçağı düşürülmedi. AKP bu kararı tek başına verdi ve hatta bu karardan pişman olduklarını da açıkladı…. Ortadoğu ve Suriye’deki gelişmeleri, Kürtlere nasıl yaklaşılması gerektiğini konuştuk Lavrov’la. Rusya’da iş yapan çok sayıda işçi, işveren, öğrenci var. Onların durumu ve geleceğine dair görüşlerimizi paylaştık. Türkiye’yle Rusya arasındaki gerilimin düşürülmesi için üzerimize düşeni yapmaya hazır olduğumuzu belirttik……Kürtlerin mücadelesi ABD’nin Ortadoğu’daki Kürt politikasına yön veriyor…….Erdoğan IŞİD’i uluslararası tetikçi, taşeron bir örgüt olarak tanımlıyor. Doğrudur. Fakat Erdoğan’ın sakladığı şudur: Bu uluslararası taşeron-tetikçi örgütün içinde Türkiye’nin de bir kolu-kanadı vardır. Türkiye adına vekâleten savaşan bir yapı da var….Daha önce El Nusra’ydı bu. Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) içinden çıktılar bunlar ve ÖSO’yu Türkiye başta olmak üzere batılı ülkelerin tamamı, ılımlı muhalefet adı altında destekledi. ….. Herkes, kendisine hizmet edecek şekilde IŞİD’e eylem ve operasyon yaptırdı. Türkiye de yaptırdı. Türkiye de IŞİD’i önemli ölçüde destekledi, kullandı. ….IŞİD’in Kürtlere saldırması hem Türkiye’nin hem de Esad’ın işine geldiği için, buna karşı Şam da Ankara da sessiz kaldı. …….Sri Lanka’nın Tamil Kaplanları’na yönelik imha planından devşirildiği söylenen bir “Çökertme Planı”ndan bahsediliyor…….Basın bunu yazdı, hükümet buna itiraz etmiş değil. Ama bu planın varlığı çok gerçekçi görünüyor……… Sri Lanka’da Tamil gerillalarına ve onları destekleyen halka yönelik ağır bir katliam yapıldı. Türkiye’de AKP’nin gücü yetse bunu yapmaktan asla geri durmaz. Ama Kürdistan, Sri Lanka değil, PKK de Tamil Kaplanları değil. AKP yapmak istese bile bunu başarabilecek ne güce,ne de imkâna sahip……”

08 OCAK 2016

  1.  News.mit.edu’da yer alan haberin başlığı : “ Daha sonraki Hayat”

Haberin Özeti : “ 1919 Yılında İstanbul’da ikamet eden Ermeni asıllı Hayganush Mark bir magazin yayımlamaya başlayarak olağanüstü bir iş yaptı…..Binlerce Ermeni dini ve etnik azınlık olarak sözde katledilmişti ve 1915’den sonraki yıllarda da kurtulmak için kaçışları devam ediyordu….Mark’ın yayımı Hay Gin idi ve tehlike içindeki guruba ses veriyordu. Türk hükümeti 1933 yılında dergiyi kapatana kadar yayım sürdü… Hay Gin o sıralarda mutad olmayan şekilde feminist görüş açıları, evlilik ve politik konulara değiniyordu….Mark,  sözde soykırımdan sonra Türkiye’de nasıl bir Ermeni olma konusunda rehberlik yapmaya angaje olmuştu…..MIT Tarihçisi Lerna Ekmekcioglu bu konu ile ilgili bir kitap yazıyor…..Türkiye’de, çoğunlukla İstanbul’da, yaşamaya devam eden küçük Ermeni toplumu ruhsal travma, devamlı ayrımcılık içinde yollarını bulmak zorunda idi…Bu insanların pek çoğu toplumu modernize etmek, politik değişim için baskı yapmak, sosyal adetlerini ve törelerini devam ettirmek konularında baskı altında idiler….. Lerna Ekmekcioglu kitabında Ermenilerin hikayesinin göz önüne serilmesine çalışacağım diyor…. Devamla : ‘Türkiye’de yaşamak zorunda idiler veya kendileri sözde soykırımın suç ortakları ile birlikte yaşamak istediler…işlerin kendi lehlerine yol alması için neler yaptılar? Bu şartlara nasıl adapte oldular?…, konularını işleyeceğim….’…. Ekmekcioglu’nun ‘Toparlanan Ermenistan: Türkiye’nin sözde soykırımı sonrasına bağlı limitleri’başlıklı kitabi bu hafta Stanford Universitesi basımevi tarafından yayımlandı….Bu kitap, 1 inci Dünya Savaşı’nın hemen sonrasında Türkiye’de kalan Ermenilere ait derinliğine bir tarih…..Ermeniler, harpten sonra galip devletlerin kendilerine bir vatan vereceğini ümit ettiler…..1918 – 1922 Yıllları arası Türkiye’deki Ermeniler için istisnai bir dönem ….Osmanlı yönetiminin vermediği tüm haklarına sahip olacaklarını, istediklerini söyleyebileceklerini ve taleplerde bulunacaklarını ümit ettikleri bir dönem idi…..Müttefikler Ermeni devleti ile ilgilerini kaybedince, bu talepler Ermenilere geri döndü ve Türk devletinin temeline yönelik olduğu düşünülerek suçlandılar…Türk Halkı onların toprak taleplerini ihanet olarak kabul ettiler….Böylece, Ermeniler gayri Müslim bir azınlık olarak Türkiye’de yaşamak zorunda kaldılar….”

Mirrorspectator yer alan haberin başlığı : “ Ermeni Müzesi Susan Kricorian tarafından Aile resimlerine ev sahipliği yapıyor” diye yazıyordu…

 “ 17 Ocak’ta Amerika’daki Ermeni Müzesinde Susan Kricorian tarafından aile resimleri sergisi açılıyor…. Sergide, Osmanlı dönemi stüdyo portreleri, belgeseller, fotoğraflar yer alıyor……”

Mirrorspectator da yer alan haber:

“ Fakat Kuşlar… Üç yıllık Ermeni – Alman kültürel projesi sonucu ağaçlar için Ermenistan’ı ziyaret“ demekteydi..

 

DEVAMI 8. BÖLÜMDE MUTLAKA OKUYUN

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mustafa Mete İSLÂMOĞLU

İFTİRALAR

İHANETLER

GERÇEKLER

( 8 )

Armenianweekly. haberin başlığı : “ Adana sözde katliamları konusunda Yessayan’ın yazılı tanıklığı” dedi.

 “ Sözde soykırımın 100 üncü yılında bu konuda pek çok kitap yazılmış olduğunu, ileride tazminatlar konusuna gidecek yolları gördük….Adana sözde katliamları Nisan 1909’da başladı….1895 – 96 Hamidiye sözde katliamları ile 1915 sözde Ermeni soykırımı arasında meydana geldi…..30.000’den fazla Ermeni erkek, kadın ve çocuk öldü….Ermeni sözde Kilikyası yerle bir edildi, pek çok insan yakılan kiliselerde tuzağa düştü….Binlerce çocuk yetim kaldı, babasını, kocasını, ağabeyini kaybetmiş korumasız kalmış 10.000’den fazla kadın….Yalnız iki kasaba zarar görmemişti….Eylül 1909 – Sis ve Dörtyol…1908 Devrimi ile Osmanlı Anayasası yeniden düzenlendi….Kısa bir süre için sansürün kaldırılması, politik tutukluların serbest bırakılması ve hürriyetlerin artırılması ümitlerine neden oldu…. Pek çok Türk Ermenisi durumlarını düzelteceği inancı içinde hürriyet ve ümit şarkıları söylüyordu. …..1878 Yılında şimdiki İstanbul’da doğmuş olan Zabel Yessayan’ın ailesi durumun çok hassas olduğundan bir Ermeni kasabasına taşınalım dedi ve Dörtyol’a gittiler. …..Anayasa sahteydi, kaos ve ölüm Kilikya’ya geldi…. Sorbon (Paris) da eğitim gören yazar Yessayan’ın çeşitli eserleri arasında Yessayan’ın yazılı tanıklığı kabul edilen  ‘Harabeler İçinde’kitabı önemli bir yer tutmaktadır….1909 Yılında Ermeni Patriği tarafından Adana’ya gönderilen bir delegasyona dahil edilerek yetimlere yardım edilmesi ve sözde katliamlardan sonra Kilikya’daki durumu değerlendirip bildirmesi istenir…..Tecrübelerini ‘Harabeler İçinde’kitabında anlatır ….Yazarlar, Hamidiye ve Adana sözde katliamları 1915 Ermeni sözde soykırımının habercileri idi derler… Kitabında, okuyucularına vermek istediği üzücü bir örnek ‘Yetimler’dir.”

NOT:

İÇİMİZDE Kİ ÇAYAN RUHLU FIRILDAK SAHTEKAR İKİ YÜZLÜ KALEMŞÖRLER VAR YA… ÖYLE YALANLAR YAZIYORLAR Kİ…

 Haber oldukça uzun, yorum yapmak isteyeceklerz için bu girişin yeterli olduğunu düşünüyorum. 1915 Olaylarında Ermenilerin acı çektiğini gerçekleri bilen ve insani düşüncelere sahip Türkler kabul ediyor. Ancak, bizim ecdadımızın o olaylarda daha fazla acı çektiklerini bırakın Ermenileri, bizim, kerametleri kendinden menkul akademisyenlerimiz / yazarlarımız bile maalesef bilmiyorlar.

 “ Biz değilsek, o halde kim”

Anna Astvatsaturian Turcotte’nin ağzından yazılmış) “Karabağ Azerbaycan’ın sert yönetiminden kurtulmak üzere bağımsızlığı için savaşırken Bakü’den kaçışımla ilgili çocukluk anılarımı konuşmak üzere son iki yıldır seyahat ediyorum…..Hayatımızı kurtarmak üzere saklanarak , kaçarak Azerbaycan’da bir Ermeni olarak yaşamanın ne olduğunu, Ermeni Karabağı’nın zengin tarihini anlatmaya, onları eğitmeye çalışıyorum…..Konuşmalarım sırasında bana yöneltilen sorulardan birisi içindeki Ermenileri boşaltıp Karabağı Azerilere versek ne olur?, idi… Bu kişiler, ülkelerine saygı göstermeli, en iyi şeyi seçmelidirler….Karabağ Ermenileri nasıl ülkelerini boşaltırlar? …Ermeniler sözde Batı Ermenistan’dan, Bakü’den ve Nahçivan’dan atıldılar…. Bunu 150.000 kişilik Karabağ Ermenilerine yapabilir miyiz?.……Bu düşünce bazı diaspora , hatta Erivan Ermenilerinde de var….Her Ermeni için Karabağ’dan vaz geçmek utanç vericidir….Azeriler, Karabağa ve Ermenistan sınırlarına ateş ediyor diye Karabağ’dan  vaz geçmek affedilemez….Karabağ, Sovyetler Birliği zamanında Azerbaycan’a dahil iken bile daima Ermeni olarak kalmıştır… Joseph Stalin zamanında Azerbaycan’a bağlanmış, ancak, otonom kalmıştır….Sovyetler zamanında Azerbaycan’dan ayrılıp Ermenistan’la birleşme konusunda yapılan yasal referandumda ezici bir Ermeni çoğunluğu sağlanmıştı….Bir Bakü göçmeni olarak ABD’de yaşarken çoğu Ermeni’nin buraya geldiği sözde Batı Ermenistan’ın güzelliklerini ve acılarını hep dinledim…. Ermeni sözde soykırımının tanınması için 100 yıllık mücadelede daima Ermeni toprakları ve mülkünden bahsedilmiştir…..Ziyaret ettiğim her yerde Ermeni Anavatanı nedir diye düşündüm… Birleşmeli ve kendimizin kişisel sınırlamalarımızı unutmalı ve Ermeni Anavatanı için mücadele etmeliyiz. Biz değilsek, o halde kim ?….”

09 OCAK 2016

  1. Armen Press’te yer alan haberin başlığı: “ Türkiye’nin Ermeni karşıtı ihtirasları Fransa’da sendeledi ”

Fransa Anayasa Konseyi Holokost’u inkarın cezalandırılması yasasının  anayasaya aykırı olduğu iddiasını reddetti….Ron Alpleri temsilcisi Hilda Tchoboian, Türk makamları bu kanundan istifade ile 2001 yılında Ermeni sözde soykırımını tanıyan Fransız kanununun sorgulanmasını istiyorlardı dedi…..Türklerin bu isteği önlenmiş oldu….. Tchoboian; ‘Yahudi soykırımı sözde Ermeni soykırımından farklı olarak uluslar arası hukuka ve Fransız Mahkemesine göre soykırım kabul edilmiştir…. Benim kanımca  Ermeni tarafı Fransa mahkemesinde başarılı olmak için bir yol bulacaktır..’dedi…”

Armen Press’te yer alan haberi “ Ermeni sanatkar LCR TV kanalına Türk

sivil toplumu Ermeni sözde soykırımına karşı tutumunu değiştiriyor dedi”

 “ Belçika LCR TV kanalına beyanat veren Ermeni asıllı sanatkar Sarkis Türkiye’nin Ermeni sözde soykırımını tanıma ihtimali var, Türk toplumu değişiyor dedi …..ve uluslar arası tanıma sürecinin ilerlediğini söyledi…”

Digital.vpr.net’te yer alan haberin başlığı : “ Ermeni sözde soykırımı ‘Bildiğiniz gibi Katliam, Sonrası hiçbir şey”

 “ Bu ay Ermeniler dünyanın her yerinde 1 inci Dünya Savaşında kültürlerinin hemen tamamını yok eden ve üzerinden 100 yıl geçen sözde soykırımı anıyorlar…..

Osmanlı İmparatorluğu,  parçalanması sırasında yaklaşık 1,5 milyon Ermeniyi sözde katletti…..YALAN

DEVAMI 9. BÖLÜMDE MUTLAKA OKUYUN

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mustafa Mete İSLÂMOĞLU

İFTİRALAR

İHANETLER

GERÇEKLER

( 9 )

 Acı veren bir tarih, aynı zamanda iki Vermont yazarı, Chris Bohjalian ve Dana Walrath için de kişisel acı idi…..Vermont’un gelecek basımında kendileri ile sözde soykırımın mirası tartışılacak….. Bohjalian’ın tarihi romanı ‘Kumdan Şato Kızları’şimdiki Suriye’de gönüllü olarak sığınmacıları tedavi eden Amerikalı bir hasta bakıcı kadının sözde soykırım sırasındaki hikayesini anlatır…. Walrath’ın ‘Taş Üzerindeki Su Gibi’başlıklı nazım türündeki romanı ebeveynleri öldürülen üç çocuğun kaçıp kurtulmasını tema olarak alır…..”

 “Dr. Suzie Abajian, Ermeni sözde soykırımı için kitap koleksiyonunu bağışlıyor”

Haberin Özeti : “Dr. Suzie Abajian Güney Pasadena Okul Kuruluna seçildi ve 8 Aralık günü and içti…..2015 Başlarında İstanbul’u ziyaret etti…. Güney Pasadena Kütüphanesinde sözde soykırımla ilgili kitapların az olduğunu görüp 18 kitap satın alıp bağışladı…..Haberde kitapların başlıkları ve yazarları belirtilmiş…..”

Haberde yer alan kitaplar arasında Türk vatandaşlarının ve / veya Türk zannettiğimiz kişilerin de eserleri yer alıyor (Aşağıda). Bunlardan sarı ile renklendirdiğim kitapla ilgili olarak Sayın Şükrü Server Aya, Mehmet Polatel’e yaptığı yorumu henüz bitirdi, kısa bir süre sonra yayımlayacak..

“Confiscation and Destruction: The Young Turk Seizure of Armenian Property” by Uğur Ümit Üngör and Mehmet Polatel Fatma Müge Göçek

“My Grandmother: An Armenian-Turkish Memoir by Fethiye Çetin

Taner Akçam

“Young Turks’Crime Against Humanity: The Armenian Genocide and Ethnic Cleansing in the Ottoman Empire” by Taner Akçam

Massist Post’ta yer alan haberin başlığı : “ Ermeni sözde soykırımını tanıyan Türk entelektüelleri : Alper Öktem” SOYSUZ

 “ Dr. Alper Öktem 1954 yılında Dikili’de doğmuş 1978 yılında Hacettepe Tıp Fakültesini bitirmiştir….. Bielefeld’de yaşıyor ve insan hakları, Türkiye’de barış ve demokrasi konularında Cem Özdemir’e yardım ediyor…. Öktem, Hrant Dink Vakfının 14 Mart 2005’te İstanbul’daki konferansının sponsoru idi…..Söz konusu konferansın açış konuşmasını Sabancı Üniversitesinden Ayşe Gül Altınay ve Boğaziçi Üniversitsinden Betül Tanbay yaptılar…. Konferansın konusu “ Ermeni sözde soykırımında Vicdan ve Sorumluluk : Yeni araştırmalar ve hayatta kalanlar’idi….. Konferansta konuşan Öktem ‘bugün hala soykırım konusunda konuşmada zorluk çekiyorum’dedi…. Bu konferansta diğer konuşmacılardan Sur ilçesi eski belediye başkanı Abdullah Demirbaş ‘1915’teki kahvaltıda Ermeni idiler, ve 1924 ve 1938’teki öğle yemeğinde Kürt oldular…Kürt olarak atalarımın adına yaptıkları suçlardan dolayı özür diliyorum’demişti …”

Not:  Konferansa katılıp konuşma yapanların isimleri : Burçin Gerçek, Adnan Çelik, Namık Kemal Dinç, Öykü Gürpınar, Melis Behlil Özlem, Galip Ümit Kurt, Neslihan Sarıhan….Bu kişileri tanımalıyız.  Biir arkadaşımın isteği üzerine mesajlarımı tarıyorum. Ermeni sözde soykırımını tanıyan Türk (!) entelektüellerinin  listesini yayımlayacağım: AZ KALDI..

Fresnobee. yer alan haberin başlığı : “Sarkis Sahatdjian, 1920-2015: Kuru üzüm Firması kurucusu, akıl hocalığını hatırladı, insanlık”

 “ Sarkis Sahatdjian geçen yılın sözde soykırımın 100 üncü yıl anısına bir ses ve gelecek için bir ümit kattı…..1924 Yılında ailesi ile birlikte ABD’ye gelerek San Joaquin Vadisine yerleştiler ve Vadinin önde gelen kuru üzüm paketleme evlerini kurdular…. Sahatdjian geçen ay 95 yaşında vefat etti….100 Üncü Yıl anmaları yaklaşırken kendisinden sonraki iki nesil aile fertleri ile Amerikadaki tecrübelerini anlattılar….2 nci Dünya Savaşında Kara Ordusu Hava Kuvvetinde askeri inzibat olarak görev yaptı. 1963’te kardeşi ile birlikte Victor Packing – kuru üzüm paketleme ve işleme firmasımı kurdu…..Kardeşi için benim akıl hocam derdi….Firma sür’atle büyüdü, bütün dünyaya kuru üzüm ihraç etmeye başladı….. Sahatdjian cömertliği ve topluma olan ilgisi ile tanınıyordu…..Çeşitli kuruluşlara, Kiliselere, okullara, hastanelere yardımda bulundu….. 1988 Depreminden sonra Ermenistan’ın yeniden inşasına yardım etti….

Asbarez– de yer alan haberin başlığı : “ ARS Yeni Yıla Hoş geldin diyor”

 “ Ermeni Yardım Derneği (ARS) 300’den fazla üyesi 3 Ocak’ta Bölgesel Kurulu’nun yeni yıl kutlaması için toplandılar….Davetliler arasında saygın kişiler vardı…..Program papaz Komitas Torsosian’ın duası ile başladı, açış konuşmasını Kurul Başkanı Rebecca Berberian geçen yılın başarılarını ve sözde soykırım 100 üncü yıl anmalarını yansıtan biçimde yaptı….ARS (Batı ABD ) 1984 yılında kuruldu, merkezi Glendale, CA….Batı ABD’nin dört eyaletinde 26 Şubesi ve 1.200 üyesi var…”

  1. Thebusinessjournal,de yer alan haberin başlığı ; “Fresno Eyalet – Ermeni Üniversitesi ortaklığı güçlendirdi”

 “ Fresno Eyalet Üniversitesi, Ermenistan’daki Amerikan Üniversitesi ile Ermeni etütlerini artırma fırsatları için ortaklık gerçekleştirildiğini bildirdi…… Yapılan sözleşmeye göre iki üniversite arasında öğretim üyesi ve öğrenci değişimi yapılabilecek ve müşterek etütler artırılacak…..Erivan’daki üniversitenin 25 inci kuruluş yılı…..1.200 öğrencisi var…. Fresno Eyalet Üniversitesi bu tip ilişkiye giren ilk Amerikan Üniversitesi….Nisan 2015’te Fresno Eyalet Üniversitesi yetkilileri Ermeni sözde soykırımına ithafen bir anıt açmıştı…..”

DEVAMI 10. BÖLÜMDE MUTLAKA OKUYUN

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mustafa Mete İSLÂMOĞLU

İFTİRALAR

İHANETLER

GERÇEKLER

( 10 )

10 OCAK 2016

  1.  Addisonindependent.com’da yer alan haberin başlığı : “ Bohjalian Ermeni sözde soykırımı 100 üncü yıl süresince sesini yükselti” “ Bohjalian’ın büyük ebeveynleri sözde soykırımdan sağ kurtularak Amerika’ya göç ettiler….Fakat pek çok sığınmacı çocuk gibi babası Aram da gurupla mümkün olduğu kadar kaynaşmak istedi…..Bohçalıyan şöyle dedi : ‘Babam Ermenice konuşarak büyüdü…..14 yaşında iken onun çok iyi Ermenice bildiğini anladım. Olabildiği kadar Amerikan olmak istedi.”

 “ Avedis Cebeciyan: 1 inci Dünya Savaşında Osmanlı Ermenisi Doktor” “ Birinci Dünya Savaşında Osmanlı Ordusunda görev yapmış Amerikalı (!) subayın verdiği haber savaşa değişik bir perspektif veriyor ve diğerlerine karşı hoşgörü eksikliği nedeniyle kaybettiğimiz değerleri gösteriyor. Dr. Avedis Cebeciyan’ın savaş anılarını içeren ‘Bir Ermeni Subayın Çanakkale ve Doğu Cephesi Günlüğü 1914-1918 ‘başlıklı kitap Türkçeye çevrildi…..Kitap, 1986 yılında Beyrut’ta Ermenice olarak yazılmıştı…..Savaşın bazı anları, Müttefiklerin bombardmanları ve yaralılar için kurulmuş çadırlar Ermeni doktorun kitabında yer alıyor….. Cebeciyan’ın ifade ettiğine göre 27 Mayıs 1015 ‘te kabul edilen Sürgün (Tehcir demeliydi) Kanunu Savaş sırasında Osmanlı Ermenileriinin katlandıkları başka bir trajik olaydı….. Cebeciyan aile fertlerinden hamile eşi dahil Suriye’ye gönderilen mağdurların durumlarını anlatıyor….13 Ağustos 1915 gününe ait günlüğünde şunlar var: ‘Düşman uçağı bugün üç defa bombaladı…Yaralıları hastaneye tahliyeden başka yapabileceğimiz bir şey yoktu…Son üç günde 11.000 yaralı tahliye ettik…Bazı geceler hiç uyuyamıyordum…..Uçak bombardmanı geçmişti….Ancak, bir gemi ateşe başlamıştı….3 Eylül 1915 günü askerlere bağırdım: Haydi, bugün ülkenize hizmet günü. Gelin yangını söndürün..’…. Adana sözde katliamı sırasında ailesinin durumunu kötü görünce onları memleketi olan Gaziantep’e geri götürdü….. Cebeciyan, savaşta yaralanan askerleri tedavi ederken pek çok akrabasının öldürüldüklerini duyuyordu…..Mondros Mütarekesinden sonra Halep’e giden Cebeciyan sözde soykırımda yaralananlara açtığı klinikte tedavi hizmeti verdi…. 1952 yılında öümünden 2 yıl öncesine kadar o klinikte çalıştı…..Osmanlı İmparatorluğu, Van vilayetinde Rusların parmağı ile meydana gelen Ermeni isyanı sonunda Ermenileri Rusya’ya sürdü….. Osmanlı Ermenilerine karşı 1915 Sözde toplu katliamını Türk hükümeti soykırım olmadığını söylüyor….Ermeniler de Osmanlı kuvvetlerinin bir milyondan fazla Ermeni’yi sistematik biçimde öldürdüğünü ve soykırım olduğunu iddia

 “ Kitle iletişim araçlarının soykırımdaki rolü bilginin akışı ve bildirimi açısından çok yönlüdür….Bu bölüm, değişik ülkeler bağlamında medya temsilinin analizi yoluyla sorumluluık, inkar, mağdurluk ve marjinalleşme sorularını araştırır…

 “A. Christian van Gorder, Katkıda bulunanlar Kurulu : ‘Geçmişimizi aks ettirerek geleceğimizi daha parlak yapalım”

 “ Bir yıl geçiyor, başka bir yıl başlıyor…..2015 Ylında büyük değişiklikler gördük….Felaket ve tanınmamış Ermeni sözde soykırımının anılması ve diğerleri…2016 Yılıında da pek çok yıldönümleri kutlanacak….Bu anlayış ile, tedavi edilmemiş yaralar sihirli bir şekilde iyi olmayacak…Harp sonrası alenen Nazi Holokostunu kabul eden Almanlara düny hayranlık duydu…Dünya, 2 nci Dünya Savaşından sonra Japonların veya Ermeni sözde soykırımından sonra da Türklerin samimi olarak kabul etmelerini istemeye devam ediyor……

DEVAMI 11. BÖLÜMDE MUTLAKA OKUYUN

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mustafa Mete İSLÂMOĞLU

İFTİRALAR

İHANETLER

GERÇEKLER

( 11 )

11 OCAK 2016

 “ The Times Diyarbakır’daki Kilisenin risk altında olduğuna dair makale yayımladı”

 “ İngiiz Gazetesi The Times, bir makale yayımlayarak Diyarbakır’daki eski Surp Giragos Ermeni kilisesinin patlamalar nedeniyle camlarının nasıl kırıldığını ve seslerin dar caddelerde nasıl eko yaptığını tasvir etti…..The Times muhabiri Hannah Lucinda Smith eski kilisenin bekçisi Gaffur Türkay ile görüştü…..Surp Giragos 1915 sözde soykırımı sırasında kapatılmıştı….Makalenin yazarı Türkiye’nin güneydoğusunda yaşayan Ermenilerin 1915 sözde soykırımından sağ kalanların torunları olduklarını yazdı…Makalede şu hususlar a yer alıyor: ‘…Tarihin o bölümü Türkiye’de travma yaratıyor ve ülkeyi bölüyor….. Pek çok çocuğun Kürt aileleri tarafından korunmasına ve sonra İslamlaştırılmasına rağmen, sözde katliamın büyük kısmı Osmanlı generallerinin komutası altındaki Kürt askerleri tarafından yapıldı….Son yıllarda İslamlaştırılan bu Ermeniler kökenlerini keşfederek Hristiyanlığı seçtiler’….”

Ermeni Radyosu’ “ Amerikan kahramanı sözde soykırım sırasında 250.000 kişiyi kurtardı” diyordu yalan.

 “Asa Kent Jennings sözde soykırım sırasında 250.000 kişiyi kurtarmış bir kahraman idi…..O’nun korku ve saygı uyandıran hayat kurtarma eylemlerine ilişkin hikayesi ne ABD’de, ne de Ermenistan’da yeterince bilinmiyor…..Uluslar arası Raoul Wallenberg Vakfı, yakında açıklanacak bir seri faaliyetler ile mirasına övgü düzenlenmesini gerçekleştirdi….. Jennings, New York eyaleti’nin küçük bir kasabasından engelli bir papazdı…..20 nci Yüzyılın başlarında Türkiye’nin varlıklı bir şehri olan İzmir’de YMCA çalışanı idi….Eylül 1922’de Türk ordusu çoğu Ermeni ve Rum olmak üzere Hristiyan ahaliyi katletmek üzere şehre girdi…..13 Eylül’de şehirde büyük bir yangın başladı ve sığınmacıları denizle kara arasında dar bir şeritte sıkıştırdı…..Yüz binlerce kişi deniz kıyısında ölüme mahkûm edilmişti….İnsanların çoğu Türk kuşatması altında salgın hastalıklara, açlığa ve susuzluğa mahkûmdu…. Jennings, önce hamile kadınlara deniz kıyısındaki boş bir evde ilk yardım merkezi açtı…. Daha sonra Amerikan Donanmasının yardımı ile gemilerden bir filo teşkil ederek bir kurtarma planı yaptı…. ‘Jennings Tahliyesi’ile 250.000 sığınmacı Yunan adalarına ve Yunan şehirleri Selanik ve Pire’ye götürüldüler….Bu sıkı çalışma, Türk şehrinin sürgün tehlikesi karşısında 7 günde tamamlandı….Cesareti ve kurnazlığı sayesinde çeyrek milyon masum insan korkunç ölümden kurtarılmıştı….. Asa Kent Jennings, Ermeni ve Rumları ölümden kurtaran büyük bir Amerikalı kurtarıcı olup mirası ortaya çıkarılmalıdır…. O’nun dayanışma ruhu ümitler için bir işarettir…. IRWF’nin kararı, Jennings’in cesaret isteyen gayretini kutlamaya karar vermiş ve STK’ları, sıkıntıları sırasında Ermenilerin yardımına koşan cesur kadın ve erkekleri belirlemeye davet etmiştir…..”

12 OCAK 2016

  1. Hürriyet Gazetesinde dün yer alan haberin başlığı : “ Soykırım kararı”

Taha Akyol’un yazısı dün Hürriyet Gazetesinde ‘Soykırım kararı’başlığı ile Türkçe yayımlanmıştı. Söz konusu yazı gazetenin İngilizce basımında ‘Fransa Anayasa Konseyi’nin soykırım kararı’şeklinde yayımlandı. Sayın Akyol, kararın üç yönden önemli olduğunu vurguluyor; Herhangi bir olayın soykırım sayılması için mahkeme kararı gerektiği.

BM 1948 Konvansiyonu zaten böyle söylüyor. Parlamentoların böyle konularda yekisiz olduğu. Yine aynı BM  Konvansiyonu böyle kabul etmiş, ancak, bu karara rağmen 20 civarında ülke parlamentosu, ABD eyaleterinin tamamına yakını, bazı yetkisiz mahkemeler ve pek çok şehir meclisleri  ‘soykırım olmuştur’ kararı çıkarabiliyor.Çağımızda içtihatlarla gelişen evrensel hukuka önemli bir örnek teşkil ettiği.”

BM Konvansiyonuna uymadan soykırım olmuştur diyen ülke, parlamento, şehir meclisi dünyaca tanınmış medya temsilcilerine karşı cesur ve atılgan reaksiyonlar göstermez ve uygulamalarda bulunmazsak BM Konvansiyonuna aldırmayanların Fransız Anayasa Mahkemesini dikkate bile almayacakları son derece açıktır. Şimdi Fransız Parlamentosunun tepkisini bekleyelim. 1998 ‘den başlamak üzere 2006 yılına kadar 4 defa sözde soykırımla ilgili kararlar almışlardı. Bakalım kendi Anayasa Konseyi kararını ( affınıza sığınarak söylüyorum) ipleyecekler mi? acaba

Ermeni Times’ta yer alan haberin başlığı: “ Papa Francis için Ermenistan ziyareti planlanıyor”

 “ Papa Pope Francis Ermeni sözde soykırımının 101 inci yılı anmalarına katılmak üzere muhtemelen Nisan 2016’da Ermenistan’ı ziyaret edecek… Papa’nın 2016 gezi programı açıklandı….Ermenistan dışında Meksika ve Polonya’yı da ziyaret edecek…. Ermenistan ziyareti henüz teyit edilmedi…..Papa, 1915 Ermeni sözde soykırımı kurbanlarını anmak üzere 12 Nisan 2015’te dini bir ayin tertiplemiş, Ermeni ölümleri için 20 nci yüzyılın ilk sözde soykırımı demişti…..”

DEVAMI 12. BÖLÜMDE MUTLAKA OKUYUN

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mustafa Mete İSLÂMOĞLU

İFTİRALAR

İHANETLER

GERÇEKLER

( 12 )

 “Rus Patriği Ermeni sözde soykırımı konusunda açıklama yaptı”

 “ Rus Ortodoks Kilisesi Baş Patriği Kirill, Irak ve Suriye’deki Hristiyanlara karşı yapılan zulümden bahsederken Osmanlı İmparatorluğu zamanında hükümetin dini azınlıkların hayatlarına ilişkin göreceli güvenlik ve dengeli bir kanun çıkardığını ifade etmişti…..Kirill, Rossiya 1 TV Kanalına şunları söyledi : ‘‘Hristiyanlarla Müslümanlar arasındaki ilişkiler hiçbir zaman parlak olmadı….Zorla İslamlaştırma örnekleri, Hristiyan topraklarının ele geçirilmesi vardı, fakat, her iki tarafa da kayıplar verdiren askeri operasyonları dikkate almazsak İslam dünyası devam eden gelişmelere benzer olaylara şahit olmadılar. Osmanlı İmparatorluğunu örnek alalım,  Hristiyan azınlıklar orada yok edilmedi ‘…..Patrik’in sözcüsü Deacon Alexander Volkov Armen Press’e yaptığı açıklamada ; ‘Rusya’nın pozisyonunun değişmediğini, yüz yıl önce benzer kanunlar olmadığını, bu nedenle Irak ve Suriye’deki gelişmelere şimdi soykırım diyoruz. Ermeni sözde soykırımı konusunda Kilisemizin pozisyonıu defalarca belirtilmiştir. Ermeni Apostolik Kilisesinin temel etkinliklerine Erivan’da 2015 yılındaki Ermeni sözde soykırımı anmalarında olduğu gibi Rus Ortodoks Kilisesi en üst düzeyde katılmıştır.’….. Sözcü, Kirill’in bu sözü neden yaptığını açıklamadı…..”

 “ Rus Kilisesi, Patrik Kirill’in Ermeni sözde soykırımı konusundaki pozisyonunun değişmediğini açıkladı”

OLMAYAN İNSANLAR NASIL ÖLDÜRÜLÜR? ALÇAKLIKLARA BAKIN

 “ Rus Patriği Kirill’in Osmanlı İmparatorluğunda Hristiyanlara yapılan muamele ile ilgili ters ifadelerine karşı gösterilen sert reaksiyonlar üzerine Rus Ortodoks Kilisesi, liderlerinin o konuşması ile 1915 Ermeni sözde soykırımını inkar etmediğini açıkladı…Kilise Sözcüsü, 1 inci Dünya Savaşı sırasında 1,5 milyon insanın sözde katledilmesini soykırım olarak kabul ettikleri konusunda güvence verdi…. Ocak’ta Rus Devlet TV’sinde yaptığı konuşmada Kirill, Orta Doğuda Hristiyan azınlıklara karşı yapılanın soykırım olduğunu söylemiş, ancak, Osmanlı İmparatorluğunda Hristiyan azınlıklar vardı, ancak , yok edilmediler’demişti….””

Ermeni Cumhuriyeti Ulusal Meclis Başkan Yardımcısı ve Ermenistan – Estonya Parlamento Dostluk Gurubu Başkanı Edward Sharmazanov, Estonya’ya yaptığı bir iş ziyaretinde Estonya Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı ve parlamento temsilcileri ile buluştu…..İki taraf, parlamentolar arası ilişkilerin kuvvetlendirilmesi ve gelecekteki gelişmeler için toplantıların ve görüş değişiminin önemli olduğunu kabul ettiler…. Sharmazanov, Erivan’daki Ermeni sözde soykırımı 100 üncü yıl anma törenlerine katıldıkları için teşekkür etti…..Taraflar bölgesel gelişmelere temas ettiler… Sharmazanov, Türkiiye’nin Ermenistan – Türkiye sınırını kapatmasının kabul edilemez olduğunu ve kınanması gerektiğini, Karabağ anlaşmazlığının da barışçı yollardan çözümünü istediklerini söyledi….” BU BİR OYUNDU…

13 OCAK 2016

 “ Giro Manoyan: Türkiye davranışı ile uzlaşma içinde”

 “ Türkiye, planlarını gerçekleştirmek için mümkün olan her şeyi yapmalıyız, aksi taktirde ülkeyi savaşa götürürüz politikasını benimsemiş bulunmakta…..Türkiye’de devam etmekte olan gelişmeler dikkate alındığında, önümüzdeki aylar, hatta yıllar içinde istikrarsız gelişmeler beklenebilir…… Türkiye iç problemlerle ve terörizme angaje iken ve Ermeni sözde soykırımına dikkatleri azalmışken Ermeni diasporası Ermeni meselesi ile ilgili olumlu sonuçlar elde edip edemeyeceği konusundaki soru üzerine Manoyan bu duruma rağmen Almanya Parlamentosu Ermeni sözde soykırımı üzerine verilen önerge üzerindeki görüşmelerini, Türkiye’yi darıltmamak üzere  ertelemiştir….,Türkiye, bölgesel gelişmelerde bir aktördür, davranışı ile uzlaşma içersindedir…., diğer ülkelerle bu istikamette etkin faaliyetler içine girmeliyiz diyor ve düşmanlarımıza sinyal veriyordu… “

 “ Büyükelçi Ghazaryan Varşova Üniversitesinde Ermenistan üzerine bir rapor takdim etti”  “ Varşova Üniversitesi Doğu Etütleri Fakültesi öğrencileri, profesörler, konferansçılar ve Polonya’ya akredite yabancı misyonunun katılımı ile yılın ilk toplantısını tertipledi. Alınan bilgiye göre Ermenistan Büyükelçisi ;  Ermeni halkının 1000 yılını, zengin Hıristiyan mirasını, Osmanlı İmparatorluğunun 100 yıl önce Ermenilere uyguladığı sözde soykırımı ve sonucunda Ermeni diasporasının oluşumunu anlattı….Toplantı çerçevesinde, Ermeni büyükelçiliği bir sergi düzenleyerek bazı kültürel konularla birlikte Ermeni sözde soykırımı hakkında da bilgi verdi…..”

DEVAMI 13. BÖLÜMDE MUTLAKA OKUYUN

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mustafa Mete İSLÂMOĞLU

İFTİRALAR

İHANETLER

GERÇEKLER

( 13 )

DÜNYAYI ALDATAN İFTİRALAR

 “ Ermeni sözde soykırımı Türkiye’den Suriye’ye tekrarlanıyor”  “ Suriye’de yaklaşık beş yıl önce başlayan iç savaş sonunda 4,5 milyondan fazla sığınmacı ülkeyi terk etti….Sığınmacıların pek çoğu bilinen güzergahı takip ederek Almanya ve diğer batı ülkelerine gidiyor….Yüz yıl önce dünya Türkiye’den Suriye’ye , çoğu zaman sığınmacıların ölümü ile sonuçlanmış, zorla yaptırılmış bir sığınmaya şahit olmuştu…..Osmanlı İmparatorluğunun 1 inci Dünya Savaşındaki faaliyetleri sonucu 1,5 milyon Ermeni sözde öldürülmüştü….Hayatta kalanların çoğu, Los Angeles dahil, dünyanın çeşitli yerlerinde Ermeni sığınmacı toplumları meydana getirdi…..

Dawn Anahid MacKeen Los Angeles’te Ermeni dedesinin hikayeleri ile büyüdü….Daha sonra, işittiği hikayelerin parçalarını birleştirerek ve dedesinin ayak izlerini takip ederek ‘Yüz yıllık yürüyüş: Ermeni Serüveni’adlı yeni kitabını yazdı…..”

Panarmenian.net’te yer alan haberin başlığı : “ Ermeni sözde soykırımı kitabı, 1895 sözde katliamları Türkiye’de yayımlandı”

 “Kazım Gündoğan’ın ‘Papazın torunları: Dersim Ermenileri’başlıklı kitabı Türkiye’de yayımlandı…..Yazar, 1915 sözde soykırımı ve 1895 sözde katliamları sırasında mülklerini, kültürlerini, dinlerini ve dillerini kaybetmiş Hıristiyan Ermenilerin hikayelerini anlatıyor……

Bazı Dersim Ermenileri yaşamlarını devam ettirebildiler, fakat her şeylerini kaybettiler…. Ermenilerin ibadetlerini yapabildikleri tek yer olan Surb Karapet Manastırı 1915 sözde soykırımından sonra bombalandı……Yazar, hayatta kalanlarla görüşerek onların sözde katliamdan önceki hayatlarına, sürgün yoluna, zorla yapılan Türkleştirme ve İslamlaştırma olaylarına ilişkin hikayelerini alarak bir araya getirdi…..”

 “Ermeni Ulusal Arşivi sözde soykırıma ve 2 nci Dünya Savaşına ilişkin belgelerini bu yıl içinde yayımlayacak….. Çoğu Ermeni Kiliselerine ait mülkler olmak üzere Osmanlı belgeleri ile tercümeleri yayımlanacak…..Şu anda dokümanlar dijital hale getiriliyor, kopyaları Ulusal Arşiv’de muhafaza edilecek……”

(ÇOK ÖNEMLİ UYARI: TÜRKİYE BU ÇALIŞMANIN SONUÇLARINI DİKKATLE İNCELEMELİ veBİR KUMPASA DAHA MEYDAN VERMEMELİDİR.)

 “ NAASR, ‘Taşlardan Ekmek’başlıklı soykırım kitabı ile ilgili bir konferans tertipliyor”  “ Tarihçi Keith David Watenpaughwill en son kitabı olan ‘Taşlardan Ekmek : Orta Doğu ve modern Hümanizm yaratmak’ile ilgili olarak 28 Ocak’ta Ermeni Etütleri ve Araştırmaları Ulusal Derneği (NAASR) merkezinde konuşma yapacak……2015 Yılında Kaliforniya Üniversitesinde basılan kitap çağdaş hümanizm ile ilgili teori ve pratiklerin analizi için yeni temel esaslar sağlıyor…. 20 nci Yüzyılın başlarında Doğu Akdeniz’deki sözde soykırım ve toplu katliamlar, insan trafiği ve zorla yer değiştirmeler insan hakları tarihindeki insancıl rolün ortaya çıkarılmasında temel teşkil ediyor…..”

DEVAMI 14. BÖLÜMDE MUTLAKA OKUYUN

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mustafa Mete İSLÂMOĞLU

İFTİRALAR

İHANETLER

GERÇEKLER

( 14 )

(ÇOK ÖNEMLİ UYARI: TÜRKİYE BU ÇALIŞMANIN SONUÇLARINI DİKKATLE İNCELEMELİ ve BİR KUMPASA DAHA MEYDAN VERMEMELİDİR. )

 

 

 

14 OCAK 2016

  1.  Asbarez ve Armen pres’te yer alan haberde “ Ermeni Ulusal Arşivi Türkiye’deki Ermeni manastırları emlakine ait belgeleri yayımlayacak” deniliyordu…

 “Ermeni Ulusal Arşiv Direktörü Amatuni Virabyan ; ‘Türkiye’deki Ermeni manastırları emlakine ait belgeleri yayımlamaya niyet ettiklerini….., manastırlarla ilgili pek çok konuşmalar yapıldığını…., Sis manastırının yargı sürecinde olduğunu…., 2016 yılında Türkiye’deki bütün manastırlara ait bilginin  yayımlanacağını ve bir kitapta toplanacağını…., belgelerin Osmanlı Türkçesi ile yazılmış ve Türk yetkilileri tarafından yayımlanmış olduğunu….., diğer ülkelerle işbirliği yapıldığını…., bölgenin nüfusu ve sözde soykırım konusunda  ‘Kafkas Cephesi 1914 -1918’koleksiyonunun Ruslarla işbirliği yapılarak yine bu yil içinde yayımlanacağını…., Türk yetkililerinin Ermenileri nasıl sürdükleri, öldürdükleri ve yollarda organize saldırılar yaptıklarının da  bu kitapta anlatılacağını’ bildirdi . Ve küllen yalan dolu

Armen pres’te yer alan haberin başlığı : “ Suikas Avetisyan Anayasal reformun 2015 yılının başarısı olduğunu düşünüyor”

Haberin Özeti: “ Meclisteki RPA Gurubu üyesi Suikas Avetisyan 8 Aralıkta halk oyuna sunulan ve çoğunluğun kabul ettiği Anayasal reformun 2015 yılının başarısı olduğunu düşündüğünü, bütün yıl boyunca müzakere ettiklerini, sözde soykırımın 100 üncü yılı nedeniyle yapılan faaliyetlere büyük önem verildiğini, bu faaliyetler çerçevesinde dünyanın çeşitli yerlerindeki Ermenilerin birlik ve dayanışmasını göstermede bir fırsat yaratıldığını  söyledi…..”

Armen pres’te yer alan haberin başlığı : “ ‘Vampirin Günlüğü’ Ermeni starı ve ailesine adadı”  ‘Vampirin Günlüğü’filmi, Ermeni asıllı Raffi Barsumian’ın rol alması nedeniyle Ermenistan’da da tutuldu……Raffi’nin ailesi 1980 ortalarında iç savaş nedeniyle Beyrut’tan Los Angeles’e göç etti…..Raffi sözde soykırımla ilgili şunları söylüyor : ‘Büyük annem ve annemin tarafı yetim, dedem yetimhanede büyümüştür….Bunlar, sözde soykırımın doğrudan sonuçlarıdır…..Diasporada çoğumuz 24 Nisan ve akabindeki olaylar nedeniyle Ermeni nüfusunun yarısının yok edildiği hikayeleri ile büyüdük… Aile içinde bize kızgınlık ve öç yaratmak için değil, kültürümüzü korumak için hikayeler anlatıldığı için kendimi şanslı hissediyorum….” Diyordu..

Armenianweekly.com’da yer alan haberin başlığı : “ Mouradian: Siyah Kaplı Kitap” “ Aram Andonian’ın ‘Şu Siyah Günlerde’başlıklı kitabının Türkçe basımı Pencere Basımevi tarafından bu ay İstanbul’da yapıldı….. Dr. Khatchig Mouradian Türkçe kitabın önsözünü yazdı…..Kitap ilk defa 1985 yılında Beyrut’ta basıldı…..İlk basımda kitabın kabı siyahtı ve bir lirin yanında gözünde yaş bulunan kadın resmi vardı…..Andonian, 20 nci yüzyıl başalarında İstanbul’da tanınmış bir kişi iken. 24 Nisan 1915 günü bazı Ermenilerle birlikte tutuklanarak Çankırı’ya gönderildi. ….Bir süre sonra konvoyla Diyarbakır’a doğru yola çıkarıldılar….Bir süre sonra Andonian’ın ayağı kırılınca geride kaldı…Konvoydakiler Ankara yakınındaki Elmadağ’da öldürüldüler…..Böylece kırık bacağı Andonian’ın hayatını kurtardı… Ankara’da bir hastanede tedavi edildi….. İyileşince Tarsus’a doğru yola çıktı…..Zaman zaman yakalandı, sürüldü, kaçtı, sonunda Halep civarındaki Meskene’ye ulaştı…..(Meskene, yürüyüşlerin bittiği ve onbinlerce kişinin tifüs ve diğer hastalıklardan öldüğü yerdi)….1918’de Osmanlılar yenik düşünce Halep’e gitti…. Savaş sonrası Halep’te Ermenilerin yok edildiğine dair bilgi ve belge toplamaya başladı….. Kendisine telgraf kopyalarını temin eden ve bilgi sağlayan Osmanlı memuru Naim Bey ile ilişkisi bir şanstı…..Bu bilgi ve belgelerle ‘Büyük Suç’kitabını yazdı…..Andonian ele geçirdiği belgelerle birlikte Boghos Nubar’ın başkanlığındaki Ermeni delegasyonu ile birlikte Paris Konferansına katıldı……Avni’nin kayıtlarına göre Nisan 1915’den Nisan 1916’ya kadar Meskene’den 110.934 Ermeni geçti…Bunların %72’si orada öldü….” “ Bir adamın hayatta kalma Yolculuğu Azminin göstergesidir” “ Hrant’ın Hikayesi: 20 nci yüzyılın başlarında bir adamın hayatta kalma hikayesi…. Kharpert’ten (Harput olabilir) hürriyete yolculuk o dönemde Ermenilerin gösterdikleri cesaret ve azmin sembolüdür…..Hrant Russian ömrünün son zamanlarında hayatını teyplere aldı…..Ailesi ölümünden 30 yıl sonra sözde soykırımın 100 üncü yılı nedeniyle hatıralarını paylaştı….

DEVAMI 15. BÖLÜMDE MUTLAKA OKUYUN

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mustafa Mete İSLÂMOĞLU

İFTİRALAR

İHANETLER

GERÇEKLER

( 15 )

 “  Manoyan, Uluslar arası toplum kendisini Azerbaycan’a parayla satmamalı dedi” ARF ‘tan Giro Manoyan ; ‘PACE’in Ermeni itirazlarına rağmen Ermeni karşıtı tek yanlı önerilerinin ilki değil bu…. Adalet ve Demokrasi için Avrupa Ermeni Federasyonu bir dilekçe hazırladı…..İmza sayısı 2.500 ‘ü geçti… OSCE MG Eşbaşkanı Ülkelerinin  rolü çok önemli, aktif olmalılar…Bu çeşit öneriler müzakere sürecine olumsuz etki yapar….Azerbaycan’ın hedefi müzakere platformunu değiştirmektir….Ermeni delegasyonu temsilcileri PACE’teki parlamenterler ile birlikte çalılırlarsa büyük sonuç elde ederler…Karar Dağlık Karabağ konusuna etkili olamaz, ancak, müzakereler sırasında Azerbaycan’ın sınırda kabul edilemez davranışlarına cesaret verir….Uluslar arası toplum kendisine saygı duymalı, Azerbaycan’a para karşılığı satılmamalıdır’dedi…….”

 “ Doğu Massachusetts Ermeni Ulusal Komitesi Michael Varantian konferans serilerinin açılışını açıkladı…..İlk konferans Ermenistan ‘ın BM nezdindeki Büyükelçisi  Zohrab Mnatsakanyan tarafından 21 Ocakta verilecek…. Mnatsakanyan, Soykırımları Anma Günü ve Soykırımları önleme konusunda Ermenistan’ın BM’e verdiği öneriyi tartışacak…..Bu öneri 11 Eylül 2015’te kabul edilmişti….”

(Not: Bu konferans serilerinin konuları ne olursa olsun dönüp dolaşıp lafı sözde soykırıma getireceklerdir. Mümkün olsa da o havalide yaşayan soydaşlarımız gurup halinde ve dinleyici olarak konferanslara katılabilselerdi…

15 OCAK 2016

 “ Nedim Şener, 1966’da Almanya’da doğan, Türk gazeteci ve yazarı….Çeşitli yazıları arasında 2009’da yazdığı ‘Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları’kitabında ‘Ergenekon soruşturmasını yapan polislerin cinayetten sorumlu olduklarını iddia etti….Bu iddiası nedeniyle Ergenekon’da Oda TV davası iddianamesinde adı geçti…..2011 yılında tutuklandı, 2012’de davası devam etmek üzere tutukluluğu sona erdi….Gazeteci olarak çeşitli ödüller aldı…..Dink cinayetinin  8 inci yıl dönümünde Prensa Armenia ile yaptığı söyleşide, ‘Hrant Dink Türk toplumu için neyi temsil eder? Tehlikeli miydi? Şeklindeki sorulara şu cevabı verdi : ‘Hrant Dink barışçı bir kişi idi, Türk toplumu için barış temsilcisi idi, fakat, Türk devleti için tehlikeli idi….Agos Gazetesini kurduktan sonra , yakın gözetim altına alınmıştı. Türkiye’de Ermeni (sözde) soykırımı konusunun empati ile ve barışçı biçimde tartışılabileceğini ispat etmek istiyordu. Ancak, kendisine izin verilmedi. Şener: ‘Dostluk yerine düşmanlık ve korku kazandı.

VE BOMBA PATLIYOR..  GÜLENİN CİNAYETLERİ

Cinayetin arkasında polis istihbarat örgütü, MİT ve sınır polisi var, bunlar birinci dereceden sorumludurlar. Gülen cemaati de dahildir’şeklinde cevap verdi….”

Erivan, Rus Patriki’nin Ermeni (sözde) soykırımını reddine cevap verdi.  “ Ermeni Dışişleri Bakan Yardımcısı Shavarsh Kocharyan Patrik Kirill’in bildirisinin konu dışı olduğunu, Avrupa Konseyi Parlamenter Asamblesi (PACE) ndeki Ermeni karşıtı öneriye karşı işlem başlattıklarını bildirdi….. Kocharyan , Kirill’in bir söyleşide ifade ettiği ‘Osmanlı Türkiye’sinde Hristiyan azınlıklar yok edilmemiştir’sözünün konu dışı olduğunu, Ermenistan halkı ve politik alanda hoşnutsuzluk yarattığını söyledi…..Daha sonra Rus Ortodoks Kilisesi açıklama yaparak bu konudaki tutumlarının değişmediğini ilan etti….. Kocharyan, Patrik konusundan sonra PACE ile ilgili hususlara geçti….. ‘Azerbaycan politikasına hedef olan kişiler çoğunluluk teşkil etmiyor…..

Ermenistan’ın konuya ilişkin gayretleri sonucuna ilişkin bir öngörüde bulunmayacağım…Ancak, çalışma kesinlikle Ermeni tarafı için gelişme gösteriyor… PACE’teki Ermeni karşıtı iki rapor için Change.org websitesinde bir imza kampanyası açıldı, söz konusu raporların gündeme geleceği 26 Ocak’a kadar  devam edecek ‘dedi…..”

Suriye Parlamento Başkanı sözde Ermeni soykırımı yüzüncü yılına izafe edilen etkinliklere politik yönden büyük önem veriyor” Suriye Halk Meclisi Başkanı Mohammad Jihad al-Laham Ermenistan Büyükelçisi Arshak Poladyan ile 14 Ocakta bir görüşme yaptı…..Görüşme sırasında taraflar bölgedeki bazı sorunları ve iki tarafı ilgilendiren konularla birlikte Suriye iç işlerindeki krizi müzakere ettiler…

Suriye – Ermenistan ilişkilerinin geleceği ve parlamentolar arası işbirliğinin önemi vurgulandı…. Suriye Halk Meclisi Başkanı sözde soykırımın 100 üncü yılına izafeten devlet tarafından organize edilen etkinlikler çerçevesinde Nisan 2015’deki Erivan ziyaretinden bahisle, etkinliklerin sözde soykırımın tanınması ve kınanması bakımından politik yönden büyük önemi olduğunu belirtti…. Toplantı sonunda Suriye Halk Meclisi Başkanı dost Ermeni halkı ile dayanışma içinde olduklarını bir kere daha ifade etti…..”

Armen Press’te yer alan haberin başlığı : “ Ermenistan, Avrupalı partnerleri ile politik diyaloğa hazır”

Ermenistan Meclisi Başkan Yardımcısı ve Ermenistan – Litvanya Parlamentoları Dostluk Gurubu Başkanı Eduard Sharmazanov 14 Ocak’ta Litvanyalı yetkililerle görüştü…..

 

Görüşmelerde iki ülke parlamentoları arasındaki işbirliği konusunda fikir teati edildi…. Karşılıklı ziyaretlerin ikili ilişkilere olumlu etki yapacağını belirttiler……

 

Sharmazanov, Ermeni sözde soykırımı etkinlikleri çerçevesinde Vilnius’taki ‘Soykırım Mağdurları Müzesi’nde sergiye izin verildiği ve desteklendiği için teşekkür etti. Litvanya’nın, Ermenistan’ın bağımsızlığını tanıyan ilk ve sözde soykırımı kınayan tek Baltık ülkesi olduğunu söyledi…..”

DEVAMI 16. BÖLÜMDE MUTLAKA OKUYUN

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mustafa Mete İSLÂMOĞLU

İFTİRALAR

İHANETLER

GERÇEKLER

( 16 )

 “ Sözde Ermeni soykırımından çok sonra, büyükbabanın hayatta kalma adımları. Araştırmacı gazeteci Dawn Anahid MacKeen’in son hikayesi annesinin ona her zaman anlatmak istediği şimdiki Türkiye’de 1,5 milyon kişinin öldürüldüğü sözde Ermeni soykırımından büyük babasının nasıl sağ kurtulduğunun hikayesi ..….Türkiye sözde katliamı soykırım olarak kabul etmiyor, o sıralar bölgede büyük bir karışıklık olduğunu söylüyor…..MacKeen’in yeni romanı ‘Yüz yıllık yürüyüş: Bir Ermeni efsanesi’… Büyük babası  çöldeki zorunlu yürüyüşten nasıl kurtulduğunu anlatıyor……”

Armenianow.com’da yer alan haberin başlığı : “ Analiz: Türkiye’deki son terör olayı nedeniyle Ermenistan’ın üzüntülerini bildirmemesi bölgedeki en son jeopolitik gerçeği aksettiriyor”

Bölgedeki değişen realite için Serzh Sargsyan’ın Türkiye’deki ölümcül terörist olayından dolayı baş sağlığı mesajı göndermeyişidir…..Erdoğan, bu eylemin IŞİD tarafından yapıldığını açıkladı….”

 

 “ Kürdistan’ın Ermenileri mücadeleye hazır”

 “ Irak Kürdistanı Ermeni diasporası dünyada yaşamak için silahları ellerinde evlerini , inançlarını ve haklarını korumaya hazırlar. Ermenilerin yaşadıkları Irak Kürdistanından haber alamıyoruz. Çok nadir olarak orada yaşayan Ermenilerle ilgili haberler yerel TV’de yer alıyor…..Ancak, Ermenistan’da yaşayanlar bu haberlere ulaşamıyorlar. Savaş nedeniyle oraya muhabir göndermek de mümkün olmuyor. Orada yaşayan Kürtler ve yetkililer, akıllı ve cesur oldukları için Ermenilere büyük saygı gösteriyorlar….”

16 OCAK 2016

  1. Panarmenian.net’te yer alan haberin başlığı : “ Ermeni sözde soykırımı kitabı 1915 dehşetlerini grafik ve yazı yolu ile belirtiyor”

 “ Mike Jeknavorian, Stephen Stapanian’ın 1 inci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı İmparatorluğunun çöküşü dönemine odaklanan ‘Düştüler’başlıklı romanından dikkat çeken bölümleri takdim etti… Stapanian, kitabın dünyadaki bütün Ermenilere bir armağan olduğunu, acı çekenlere, soykırım mağdurlarına yalnız olmadıkları mesajını vermeyi amaçladığını söyledi…… Stapanian, 1980’li yıllarda soykırım konusundaki mini serileri izleyince bu kitabı yazmaya karar verdiğini ifade etti. Bu tip çalışmaların sonunda 25’den fazla ülke sözde soykırımı tanıdı..…..Osmanlı İmparatorluğunun halefi Türkiye, kendi tarihini kabul etmiyor ve onlarca yıldır soykırımın inkarı için kampanyalarını sürdürüyor……”

  1. Asbarez.com’da yer alan haberin başlığı : “ Ermenistan, Rus Patriğinin bildirisi için izahat bekliyor”

BİR RUS YALANLADI. BU GERÇEĞİ UNUTMAYINIZ

 “Rus Patriğinin Osmanlı İmparatorluğunun Hristiyan ahaliyi yok etmediğini ifade ettiği açıklamasına Ermenistan’ın cevap vermesi gerektiği düşünülüyor…..Moskova Patrikliğinin yetersiz açıklaması yerine daha ciddi bir açıklama bekleniyor…..Erivan’daki Rus Büyükelçiliğine verilmesi düşünülen bir dilekçe üzerinde çalışma yapılıyor.

  1.  Armenianweekly.com’da yer alan haberin başlığı : “ Tom Vartabedian: 16 Altın madalya “

SAVE Projesi, kurul üyesi Tom Vartabedian’a Topluma Bağlılık mükafatı verilmesi doğru hareket tarzı idi…..45 Yıl devamlı Armenian Weekly’de 2.300’den fazla makale yazdı….Çeşitli faaliyetleri yanında sözde soykırımın tanıtımında da aktif olarak yer aldı.

 “ ARF Bürosu üyesi Dr. Viken Yacoubian ile söyleşi” Özet “ Ermeni Devrim Federasyonu (ARF) nun 125 inci kuruluş yıl dönümü münasebeti ile editör Ara Khachatourian ARF Büro üyesi Dr. Viken Yacoubian’a ulaşarak Ermeni ulusunun karşı karşıya olduğu bazı kritik konularda ve partinin çalışmaları ile ilgili görüşlerini sordu….Verdiği cevaplar : * ARF 125 yıldır var olduğuna göre varlık nedeni gerçekleşmiş demektir…ARF’ın halkının sesi olduğu, ulusunun isteklerinin tercümanı olduğu, meselesinin sevk edici unsuru olarak başarıya odaklanmış olduğu… * ARF; daima halkın sesini dinleyerek başarıya ulaşmak ister…Parti halktan koparsa erimeye başlar.. * ARF, ideolojisine, öz değerlerine demokrasi prensiplerine bağlı kalarak, ulusun bağlılığı hedefini, sözde soykırımın tanınması ve tazminat, Ermeni Cumhuriyeti ve Karabağın desteklenmesi ve güçlenmesi için çalışmalarını sürdürüyor..* Ermeni sözde soykırımı 100 üncü yıl anma etkinlikleri dünya çapında beklenmedik bir olay oldu. 100 üncü yıl anmaları Ermeni ulusunun mücadelenin müteakip aşamasına hazır olduğunu gösterdi..(Tazminat aşaması kast ediliyor olmalı.

17 OCAK 2016

 “ Sharmazanov Çavusoglu’na cevap verdi : Türkiye’nin, Dağlık Karabağ anlaşmazlığının çözümü ile ilgi yapacağı bir şey yok”

Haberin Özeti : “Litvanya’yı ziyaret etmekte olan Ermenistan Ulusal Meclisi Başkan Yardımcısı Eduard Sharmazanov, Litvanya’daki Ermeni toplumu ile yaptığı görüşmede, ‘Çavusoglu’nun Dağlık Karabağ sorunu çözülmeden Türkiye – Azerbaycan ilişkilerinin normalleşmeyeceği’konusunda verdiği beyanata ilişkin bir soru üzerine Sharmazanov şunları söyledi : ‘Çavusoğlu’nun beyanatı, Türkiye’nin uluslar arası taahhütlerini ihlal ettiğinin, ön şartlar yaratmaya devam ettiğinin göstergesidir. Bu kabul edilemez ve kınanılır bir durumdur. Dağlık – Karabağ anlaşmazlığına gelince, vurgulamak isterim Türkiye’nin yapabileceği herhangi bir şey yoktur. OSCE Minsk Gurup Eşbaşkanları anlaşmazlığın çözümünde tek arabulucudurlar.’ Demişti.

 “ Cumhurbaşkanı Plevneliev, Bulgaristan Ermeni çocukları ile gurur duyuyor”  “ Ermenistan Dışişleri Bakanı Edward Nalbandian’ın Bulgaristan resmi ziyareti Cuma günü başladı….İlk olarak Cumhurbaşkanı Rosen Plevneliev tarafından kabul edildi….. Plevneliev : ‘Ermeni ve Bulgar halklarının tarihi bir dostluğu paylaştıklarını, Sofya’nın ikili işbirliğinin artışını arzu ettiğini, Ülkenin refahı için büyük katkıları olan Ermeni çocukları ile gurur duyduklarını’söyledi….Her ikisi de Ermenistan – Bulgaristan arasındaki ikili ilişkileri hızlandırmaya hazır olduklarını belirttiler…. Plevneliev, Dağlık – Karabağ anlaşmazlığında barışçı çözümden yana olduklarını ifade etti… Nalbandian daha sonra Meclis Başkanı Bayan Tsetska Tsacheva ile buluştu… Nalbandian, sözde soykırımın 100 ünü yılı nedeniyle yaptığı açıklama nedeniyle Bulgaristan Parlamentosuna teşekkür etti…. Tsacheva, parlamentolar arasında büyüyen işbirliğinin Bulgaristan – Ermenistan ilişkilerini daha derinleştireceğine olan inancını belirtti….. Nalbandian da Ermenistan ve OSCE Minsk Gurup tarafından Karabağ anlaşmazlığının barışçı yoldan çözümü için çalışmalar yaptıklarını söyledi…. Nalbandian ve Bulgaristan Dışişleri Bakanı Daniel Mitov arasındaki görüşmede ise : “Ermenistan – Bulgaristan ilişkilerinin asırlara dayandığı, ikili ilişkilere büyük önem verdikleri ve bu ilişkilerin derinleştirilmesinin gerekli olduğu, Mitov’un Ermenistan’ın AB ile ilişkilerinin geliştirilmesinde katkıda bulunacaklarını belirttiği, Nalbandian’ın Dağlık – Karabağ konusunda yapılan barış görüşmeleri konusunda bilgi verdiği’öğrenilmiştir…..”

DEVAMI 17. BÖLÜMDE MUTLAKA OKUYUN

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mustafa Mete İSLÂMOĞLU

İFTİRALAR

İHANETLER

GERÇEKLER

( 17 )

18 OCAK 2016

Ermeni olmanın suçu: Hasta, susuz, Büyükbabamın Türklerden kaçıp kurtulduğu Suriye’deki yolunu izliyorum”

 “Araştırmacı gazeteci Dawn Anahid efsanesi’başlıklı kitabı ile ilgili olarak 15 Ocak’taki yazımızda ‘Capradio.org sitesinden naklen  kısa bir bilgi vermiştik…. Haberde MacKeen’den yapılan alıntıların özeti şöyle: ‘Büyük babamın şimdiki Suriye’de yıllarca nasıl yaşam mücadelesi verdiğini, Stepan Miskjian’ın iki fincan su ile bir hafta kendisini Ermeni olduğu için öldürmek isteyen Türklerden kutulmak üzere  yaptığı mücadeleyi annemden dinlemiştim. Reyhanlı’dan Suriye’ye geçerken Türkiye’deki son Ermeni köyü Vakıflı’yı gördüm. Reyhanlı’dan hududu geçerek Deyri Zor’a gitmek üzere Suriye’ye girim…’…..Yıl 2007….”

Ermenistan Dışişleri Bakanı Edward Nalbandian Bulgaristan’ı ziyaret etti”

 “ PAPA FRANSUVA, PATRİK KİRİLL’İN SÖZLERİNE KULAK ASMALIDIR”

AVİM Uzmanı Mehmet Oğuzhan TULUN’un yazısına aşağıdaki link üzerinden ulaşabilirsiniz. Bir süredir Ermenilerin kızgınlık içinde Moskova Patrikhanesinden Kirill’in söz konusu konuşması için geri adım atılmasını istiyorlar.

 

 ERMENİ GÜNCEL FAALİYETLERİ

 

Yazıda Kirill’in şu sözleri Ermeni dünyasına bomba gibi düşmüştü: “Türk, Osmanlı İmparatorluğu örneğine bir bakın. Evet, o dönemde orada Hıristiyan azınlıklar vardı, ancak onlar yok edilmediler.” Patrik Kirill devam ederek, Osmanlı İmparatorluğunun kanunlar düzenleyerek, dini azınlıkların hayatlarında asayiş ve göreceli olarak güvenlik ve istikrar sağladığını belirtmiştir.” Rusya’nın Osmanlı tarihi hakkında önemli düzeyde bilgi sahibi olduğuna göre, bilgisiz fikir üreten Papa’yı ilk fırsatta uluslar arası medyada doğacak fırsatlarda tekrar tekrar protesto etmeliyiz. Fakat içimizden bir alçak bir halt etti hemde haltların en iğrenci.. Müslüman olarak vatikana gitti. İri papazaın elini eteğini öptü ve Türkiyeyi dünyaya küçük düşürdü..

19 OCAK 2016

 “  Sözde Ermeni soykırımı konusundaki ilk Arap filmi New Ermenileri Kim Öldürdü’başlıklı sözde Ermeni soykırımı konusundaki ilk Arap filmi belgesel filmler kategorisinde New York film festivalinde gösterilecek……Filmin yöneticisi gazeteci Muhammad Hanafi , sponsoru ise Myriam Zaki….Film, 100 yıl önce Türkler tarafından yapıldığı iddia edilen sözde Ermeni soykırımını konu alıyor…. Kurtulanların görgü şahitleri, sözde soykırımın planlı olduğunu onaylıyor….Çekimleri Ermenistan, Mısır ve Lübnan’da yapılan film ilk defa  8 Kasımda Kahire’de gösterildi….”

 

 “Türkiye’nin Kürtlerini terk etmeyi neden göze alamayız”

…Erdoğan’ın Başkanlık tarihi bazen sürünen, bazen dörtnala giden otokrasi ve Güneydoğu’da yeniden başlayan Kürt şiddeti olarak yeniden yazılacak…. Erdoğan’ın başkanlık sarayı ve Amerikayı Türkler keşfetti söylemi attığı yanlış adımdan dönmeyeceğinin işaretleridir….Geçen yıl sözde soykırımın 100 üncü yılında tanıma çağrılarına gösterdiği güçlü Türk izlenimi cumhuriyetin yalnız geleneksel inkar politikası değil, aynı zamanda kendisini Osmanlı zamanına bağlama  reaksiyonları olarak da görüldü….Kürtlere karşı yeniden başlattığı savaş ile onu olduğu gibi kabul etmeliyiz: Türk halkı istese bile demokratik yollarla kendisinin değiştirilemeyeceği ve hedefleri için Türk halkının hayatlarını ve hürriyetlerini kurban edebileceği otokrat….Dünyanın büyük kısmı Türk ve Ermenilerin kendi aralarında mücadele etmesi tezinde idi…..Dünyanın küçük bir kısmı Türkiye’deki Kürtlerin Ermenilerle uzlaşma aşamasında olduklarını ilgi ile gördüler….. Şu sıralarda izlediğimiz husus Türk politika ve toplum sistemlerinde dengelerin tahrip edileceği yönündedir….Kürtler, Ermeni sözde soykırımında yer almalarına rağmen Türklerin aksine acı duyduklarını ifade etmektedirler…. Uğur Ümit Üngör’ün son kitabında belirttiği gibi Kürtlerin kendi tarihlerindeki acıları 1915’te başlayan olaylara yakından bağlı oldukları içindir….. Fatma Müge Göçek , şiddeti reddetme ve ulusun geçmişteki şiddetlerinin rasyonel anlatılara bağlandığını iddia ediyor….Kürtlere karşı yeniden başlatılan şiddet ve sokağa çıkma yasakları Türkiye’nin şiddet tarihinin en son ispatıdır…..Geçenlerde 1.000’den fazla Türk akademisyeni güney doğuda ilan edilmemiş bir savaşın durdurulması için internette imzalanan bildiri yayımladı….. Erdoğan, bu akademisyenleri vatan haini olarak suçladı….Erdoğan’ın Kürtleri dışlayarak inşa etmeye çalıştığı yeni Türkiye, muhalefetin sessizliği ve söz hürriyetinin parçalanması bizleri korkutuyor…. Eğer gerçekten demokrasiye, açık topluma ve söz hürriyetine bağlı isek Türk akademisyenlerini desteklemeliyiz..”

  1. Armenianow.com’da yer alan haberin başlığı : “ Nalbandian: Ermenistan – AB yasal çerçevesinde ilişkilerde ‘yeni eşik’müzakerelerini başlattı”

Haberin Özeti : “ Ermenistan Dışişleri Bakanı Edward Nalbandian’söylediğine göre; ’Ermenistan – AB İşbirliği Konseyi, pazartesi günü politik diyalog, yeni çerçeve anlaşması üzerindeki görüşmeler gibi konular, ulaşım, insan hakları reformların hızı ilişkilerin geliştirilmesi hususlarında geniş müzakereler yaptı…. Nalbandian, paylaşılan değerlere dayanan insan hakları, demokratik kurumların güçlendirilmesi, hukukun geliştirilmesi, yozlaşma ile mücadele ve sivil toplumun kuvvetlendirilmesi için Ermenistan’ın AB ile çalışmaya istekli olduğunu belirtti….Nalbandian, Avrupalı meslektaşlarına sözde soykırımın 100 üncü yılı nedeniyle dünya çapında yapılan etkinlikler hakkında bilgi vererek, Ermenistan’ın uluslar arası toplumun soykırımların ve insanlığa karşı suçların önlenmesi gayretlerine aktif katılımlarını anlattı…..Dağlık Karabağ anlaşmazlığı konusunda ve bu konuda Azerbaycan ve Ermenistan cumhurbaşkanlarının Bern’de 19 Aralık’ta yaptıkları toplantı ile ilgili olarak  Konseye bilgi verdi….

DEVAMI 18. BÖLÜMDE MUTLAKA OKUYUN

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mustafa Mete İSLÂMOĞLU

İFTİRALAR

İHANETLER

GERÇEKLER

( 18 )

 Adjara Ermenileri sözde Bakü katliamlarının 26 ncı yılına ithafen etkinlik düzenledi”

1990 Ocak ayındaki  sözde Bakü katliamlarının 26 ncı yılına ithafen  etkinlik düzenlendi…..Yapılan etkinlikte konuşan Batum’daki Ermeni Başkonsolosu , Bakü, Kirovabad, Shamkhor, Maragha sözde katliamlarının ve 1988 Sumgait sözde katliamlarının 20 nci yüzyıl soykırımlarının unutulması

Türkiye’nin beyaz güvercini Hrant Dink öleli 1O yıl geçti”

Türkiye’de tabuların yıkılması ve daha sağlam bir toplum için çalışan Hrant Dink şöyle söylerdi : ‘İki bilinç ve kimlik taşıyan bir kişiyim. Önce, Türkiye ‘de yaşıyorum, bir Türk vatandaşıyım. İkincisi, Ben bir Ermeniyim’….. İstanbul’daki bu büyük Ermeni entelektüeli 10 yıldır bizimle birlikte değil…..Ancak, fikirleri ve hayalleri giderek daha fazla taraftar topluyor…..”

20 OCAK 2016

Ermeni Radyosu, Panarmenian da yer alan haber “ 1918’de Ermeni sözde soykırımını kabul eden ilk ülke Türkiye  diyordu.

Üç yayın organında yer alan haber Harut Sassounian’ın The California Courier’ de yayımlanan makalesinden alınmıştır.

“ Ermeni sözde soykırımı Türk Parlamentosunda nadiren tartışılır, hatta onu soykırım olarak tanıma konusundaki konuşmalar daha da nadirdir…. Türk Parlamentosuna seçilen üç milletvekilinden ikisi 14 Ocakta Ermeni sözde soykırımını cesaretle dile getirdiler….. Selina Dogan muhalefetteki Kemalist CHP temsilcisi Parlamentoda şu açıklamayı yaptı : ‘Konu yalnız Ermenileri değil, Türkleri de ilgilendirdiğinden diğer ülke Parlamentolarında değil, Türk Parlamentosunda gündeme gelmelidir….Aksi taktirde, her 24 Nisanda basmakalıp açıklamalar yapıp alel acele zihinlerimizi bu konudan kurtarmaya devam edeceğiz….İnanıyorum içinizden kimse böyle yapmayı düşünmüyor….Sizlere, Başbakan’ın seçim kampanyasında Diyarbakır’da açıkça sürgün  insanlığa karşı işlenmiş suçtur dediğini hatırlatmak isterim diye devam ediyordu…

Daha sonra Kürt muhalefet partisi HDP temsilcisi Garo Paylan ( TBMM de buda Ermeni) kürsüye çıkarak şunları söyledi: ‘Yüz yıl önce Ermeni halkı Devletin bir kararı ile köklerinden söküldü ve öldürüldü….. Ailem, büyük babam ve ailesi de bu olaylardan acı çekti.

DEVAMI 19. BÖLÜMDE MUTLAKA OKUYUN

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mustafa Mete İSLÂMOĞLU

İFTİRALAR

İHANETLER

GERÇEKLER

( 19 )

TBMM DEKİ GİZLİ ERMENİLER

 

T.B.M.M de bu milletin Ermeni olduğunu bilmeden seçerek meclise gönderdiği bir alçak bakın neler anlatıyor ve nasıl karşılık alıyor. Büyük babam ebeveyninin her ikisini de kaybetmiş kişilerden kalan bir yetim idi. Ben yetimlerden ve kılıçlardan kurtulanlardan gelen bir nesildenim. Benim ırkım katledildi.’…..

( yani ben ermeniyim) diyordu..

 

Paylan, Parlamentoda birkaç temsilci ile konuşurken ultra ulusalcı muhalefetteki MHP temsilcisi Baki Şimşek onaylamadığı için bağırmaya başladı ve ‘Biz Türkiye Ulusal Meclisindeyiz. Kimse soykırım yapılmıştır diyemez. Bu kabalık kabul edilemez dedi…Gayri resmi bir tartışma olmasına rağmen Türk Parlamentosunda Ermeni sözde soykırımı konusundaki ilk olumlu açıklamalar değildi…. Kasım 2014’te HDP’den Sebahat Tuncel ( bu densizde Ermeni) Cumhurbaşkanından Meclise gelerek Ermeni sözde soykırımını ve diğer katliamları tanımasını ve özür dilemesini önerdi. Öneride ayrıca Erdoğan’ın kamu önünde toplu ölümlerin yapıldığı bir yerde özür dilemeyi tekrar etmesi, 24 Nisanı yas günü olarak ilan etmesi de yer almıştı.

yani bugün ( 24 Nisan 2017) bu yazıyı hazırlandığım gün…

 

Tuncel ayrıca bir Gerçek Komisyonu kurulmasını, mevcut belgelerin arşivlerden çıkarılarak açıklanmasnıı da önerdi. Sassounian yazısına devam ediyor: ‘Bir yıl önce söylediğim gibi Tuncel’in önerisi Türk Parlamentosuna Ermeni sözde soykırımının tanınması konusunda verilen ilk öneri değildi…4 Kasım 1918 günü yeni teşkil edilen Osmanlı Türk Parlamentosu Jön Türk Hükümetinin yaptığı cinayetleri uzun uzun müzakere etti….Sonunda şu açıklama yapıldı :’Tek suçları Ermeni olan bir milyon insan kadın ve çocuk dahil sözde katledildi ve yok edildi….

 

İçişleri Bakanı Ali Fethi Okyar cevaben şunları söyledi : ‘Bu Hükümet imkanlar elverdiğince şimdiye kadar yapılmış her adaletsizliğin çözümünü yapacak, sürgüne gönderilenlerin evlerine dönmesine imkan verecek ve kayıpları mümkün olduğu kadar tazmin edecek.’…..Bu açıklama çerçevesinde Parlamento Araştırma Komitesi teşkil edilerek ilgili bütün dokümanların toplanması, o sırada ifade edildiği gibi ‘Ermeni sürgünü ve katliamı’ndan sorumlu olanların belirlenmesi kararlaştırıldı…. Dava Türk Askeri Mahkemesine devredildi ve suçlular asılarak idam edildi veya uzun süreli hapis cezalarına çarptırıldılar….

 

Ayrıca, Türkiye Cumhuriyetinin ilk Cumhurbaşkanı Kemal Atatürk’ün 1 Ağustos 1926’da Los Angeles Examiner’de yer alan açıklamasını da hatırlamalıyız: ‘Önceki Jön Türk Partisinden kalanlar, acımasızca evlerinden sürülen Hristiyan halkımızın milyonlarcasının hayatının hesabını vermeliydiler’….1918 Parlamento önergesi ve Atatürk’ün sözleri dikkate alındığında Türkiye sözde soykırımı kabul eden ilk devlet olarak vasıflandırılabilir….Sonuç olarak, Ermeniler sözde soykırımın tanınması ile uğraşacağına 98 yıl önce İçişleri Bakanı Fethi Okyar’ın söz verdiği gibi, kayıplarının tazminini talep etmeliler…..”

  1. Armen Press’te yer alan haberin başlığı : “Halk Konseyi, Moskova ve bütün Rusya Patriği tarafından yapılan formüllemeler üzerine açıklama yayımladı”

“ Ermenistan Halk Konseyi, Moskova ve bütün Rusya Patriği Kirill tarafından Osmanlı İmparatorluğu ile ilgili yapılan formüllemeler üzerine açıklama yayımladı…… Biz, Ermenistan Halk Konseyi olarak Rus Ortodoks Kilisesine ve Patrik Kirill’e derin saygı duyarız….7 Ocak’ta Kirill’in TV Kanalına yaptığı formüllemelere açıklama yapmak gerektiğini düşünüyoruz….Patrik’in Osmanlı İmparatorluğunun vatandaşlarına karşı düzen ve barış için garantör olduğu açıklaması uluslar arasında sorular yarattı… Patrik, Hristiyan Bizans’ın Müslümanlar tarafından fethedilmesi Hristiyan ve Müslüman medeniyetleri arasındaki olumsuz ilişkiler için tarihi bir örnektir dedi. Fakat Müslümanların etnik kimliğinin Türk olduğunu belirtmedi… Patrik, Osmanlı İmparatorluğunun hiçbir vatandaşını öldürmediğini ısrarla belirtti….” Mesajın bundan sonraki bölümünde Ermenilerin her zamanki sözde soykırım iddiaları yer alıyor.

  1. Euronews “ Yüzlerce kişi katledilen Türk – Ermeni gazeteci Hrant Dink’i saygı ile andılar”

“ O, barışa davet etti. Türk ve Ermeni halkları arasında bir köprü idi… Yüzlerce kişi gazete bürosu önünde vurulup öldürülen Türk-Ermeni gazeteciye saygı için 19 Ocak günü İstanbul’da yürüdü….Dink, Türk ve Ermeniler arasında uzlaşmayı savunan bir kişi idi…..Türkiye için çok önemli bir kişi idi….Protestocular arasında Kürt yanlısı HDP’nin eşbaşkanı Selahattin Demirtaş da yer almıştı….Türk milliyetçileri Ermenilerin toplu ölümlerini sözde soykırım olarak tanımlayan Dink’ten nefret ediyorlardı….Çok genç bir milliyetçi kendisini öldürdü….Türk ve Avrupalı hakimler, ciddi tehdidi dikkate almayan polisleri şiddetle eleştirdiler. (25 Üst rütbeli polis yargılanıyor…)

ANCA, 15 – 16 Mart’ta Barış, Refah ve Adalet için Washington, DC’ye gezi düzenliyor

 

DEVAMI 20. BÖLÜMDE MUTLAKA OKUYUN

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mustafa Mete İSLÂMOĞLU

İFTİRALAR

İHANETLER

GERÇEKLER

( 20 )

“ Ermenistan’ın dostları 15 Mart’t a 2 günlük bir gezi için Washington, DC’de barışı, refahı ve adaleti yüceltmek üzere taraftarlık kampanyası çerçevesinde Ermeni Ulusal Komitesi – Amerika (ANCA) nın organizatörlüğünde Capitol Hill’e gidecekler…. Gezinin amacı, Azerbaycan’ın tecavüzkar tutumunun anlatılması, ABD –Ermenistan ilişkilerinin gelişmesini önleyen engellerin kaldırılması, Ermeni sözde soykırımı konusunda ABD’nin adil bir çözüm için tutumuna karşı Türkiyenin ağır vetosu konularının gündeme getirilmesi…..”

  1. Algemeiner.. “ Filistin Yönetimi Başkanı Filistinlilerin kötü durumunu Ermeni sözde soykırımı ile mukayese ediyor” “Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas halkının kötü durumunu Osmanlı sözde soykırımı sırasında ve sonrasındaki Ermeni kurbanlarının durumlarına benzetti….. Abbas, bu mukayesesini Bethlehem’deki Nativity Kilisesindeki Noel kutlamasında yaptı… Hristiyan tatilini İsrail’i tenkit ve Filistinli şehitleri anmak üzere fırsat kabul etti. Clooney şöhret yolunda Türki devletleri hedef alıyor” “ George Clooney ile evli olan insan hakları savunucusu avukat Amal Clooney aktör eşininin şöhretine ulaşabilmek üzere Azerbaycan’ı hedef seçti……Daha önce sözde Ermeni soykırımını reddeden Türk politikacısının yargılanması davasında görülen Clooney şimdi de tutuklu Azeri gazeteci Khadija Ismayilova’yı AİHM’de savunmayı teklif etti…..Türk karşıtı faaliyetleri Lübnan asıllı, anne tarafından Ermeni Amal’a gerçekten yardım etti…..2015’te AİHM’de Ermeni tarafı savunurken başarısız olan Clooney, skandal sonuca rağmen daha çok tutulmaya başladı…… Amal Clooney’in verdiği isimle ‘Cesur Kadın’Khadija Ismayilova, Radio Liberty’de çalışırken yasal olmayan yollardan para yapma konusunda gerçekten yeterince cesur du..
  2. Armen Press yayınlıyor “ Ermenistan Ulusal Meclisi Başkan Yardımcısı: Ermeniler ve Yunanlar Türk inkarına karşı gayretlerini birleştirmelidirler” İstedikleride bu batıya ve Türk düşmanlarına hizmet etmiş olacaklar.

Haberin Özeti: “Resmi bir ziyaret çerçevesinde Yunanistan’da bulunan Ermenistan – Yunanistan Parlamenter Dostluk Gurubu Başkanı / Ermenistan Ulusal Meclisi Başkan Yardımcısı Sharmazanov, Yunan Parlamento Başkanı Nikolaos Voutsis ile buluştu…Sharmazanov görüşmede şu hususları da belirtti : ‘Geçen yüzyılın başlarında Ermeni ve Rum halkı Hristiyan oldukları için Osmanlı Türkiyesi tarafından sözde soykırıma uğradı…. Helen Parlamentosunun sözde soykırımı tanımış olmasını takdir ediyoruz…. Osmanlı Parlamentosunun Rum üyeleri Ermenilerle birlikte sözde soykırımı konusunu gündeme ilk getirenlerdir…. Ermeniler ve Yunanlar Türk inkarına karşı mücadele etmek üzere gayretlerini birleştirmelidirler…’….. Voutsis de Ermenistan Parlamentosunun geçen yıl Mart ayında Rum ve Süryani sözde soykırımını kınaması nedeniyle şükranlarını belirtti…..”

  1. AVİM Bülteninde yer alan haberde “ Ermenistan’ın Kurtuluşu için Ermeni Gizli Ordusu Kuruluşunun 41 inci yıldönümünde Anavatan’da başarı arayışında” diye yazıdı.

“Ermenistan’ın Kurtuluşu için Ermeni Gizli Ordusu (ASALA) bir bildiri yayımlayarak, Ermenistan’ı doğrudan etkileyen jeopolitik süreçler ortasında, Ermeni otoritelerinin stratejisini eleştirdi…..Ermeni halkının mağlubiyetlerinin arkasında düşmanın kudretinin değil, içerideki öngörüsüzlük olduğunu, Diaspora’da kısa bir süre içinde çok büyük yol kat etiğini ve 41’inci yılında Anavatan’da başarı sağlayacağını belirtti…….”

http://www.arminfo.am/index.cfm?objectid=3EFEE0B0-BF53-11E5-86C10EB7C0D21663

Armenianweekly. yer alan haberde “ Fransa’nın Ermeni sözde soykırımını tanımasının üzerinden 15 yıl geçti” Haberin Özeti : “ 18 Ocak 2001 ‘de Fransa Ermeni sözde soykırımını tanımıştı…. Tanıma konusundaki ilk adım 1998’de atılmıştı…. İlk müzakere Parlamento, Dış İlişkiler Komitesi karşısında yapılmış, öneri tartışılmıştı….Parlamento çoğunlukla öneriyi benimsemişti….Yıllrca müzakereden sonra yasa tasarısı bir madde olarak kabul edildi: ‘Fransa 1915 Sözde Ermeni soykırımını tanır’…..Yasa kabul edildikten 15 yıl sonra Türkiye hala tanımıyor ve Türkler hala Ermeniler teröristti diyor……” diye yazdı.

  1. Ermeni Radyosu ve Armen Press’te yer alan haberide “ Ermeni FM Montenegroyu ziyaret ediyor”

“Montenegro Başkanı, Ermenistan Dışişleri Bakanına hoş geldin diyerek Ermenistan’dan Podgorica’ya yapılan ilk yüksek düzeyli ziyarete büyük önem verdiğini ifade etti…..Başkan bu ziyarette ulaşılan anlaşmaların çeşitli sahalarda iki ülke arasındaki işbirliğini güçlendireceğine olan inancını belirterek: ‘Serzh Sargsyan ile çeşitli uluslar arası konferanslarda birlikte olduk. Bu ziyaretin karşılıklı ziyaretleri ve işbirliğini artıracağına inanıyorum’dedi…. Heyetler arası görüşmelerde yüksek düzeyli ziyaretlerin düzenlenmesi, ticaretin ve ekonomik bağların artırılması, iş forumlarının yapılması, ademi merkezi işbirliği, vize kolaylığı konuları ile eğitim, bilim, kültür, turizm, ileri teknoloji alanında işbirliğinin geliştirilmesi tartışıldı…. Ademi merkezi işbirliği konusunda taraflar iki başkent arasındaki İşbirliği Anlaşmasının revize edilmesini kabul ettiler…. Nalbandian, meslektaşına Dağlık – Karabağ konusundaki barışçıl çözümde OSCE Minsk Gurubu Eş Başkanları ile Ermenistan’ın gayretleri hakkında bilgi verdi….”

“ Obama’nın kıdemli yardımcısı Ermenistan’ı ziyaret etti”

“ABD Ulusal Güvenlik Konseyi’ndeki Avrupa İşleri kıdemli direktörü Charles Kupchan, Ilham Aliyev ile görüştüğü Bakü’deki ziyaretini müteakip Erivan’a geldi…. Cumhurbaşkanı Serge Sargisian, Obama’nın kıdemli yardımcısı ile 14 Ocak’taki görüşmesinde ABD’nin Güney Kafkasya ile ilgilenmesine ve Ermenistan’a yardımcı olmasına teşekkür etti…… Ermenistan Başkanlık Basın Bürosundan bildirildiğine göre: ‘Sargisian, Kupchan ile çeşitli konular çerçevesinde Dağlık – Karabağ anlaşmazlığı, bölgesel güvenlik, Ermenistan ile NATO ve AB ilişkilerini görüştü…ABD, Rusya ve Fransa Karabağ konusunda OSCE Minsk Gurubu eş başkanları…”

22 OCAK 2016 “ AB – Ermenistan Parlamenter İşbirliği Komitesi çalışması Strasburg’da sona erdi”

“AB – Ermenistan Parlamenter İşbirliği Komitesi 16 ncı toplantısı 21 Ocak’ta sona erdi. Çalışmalarda şu konular müzakere edildi ‘Ermenistan – AB ilişkileri üzerindeki bakış açısı, bu ilişkileri düzenleyen yeni yasal belge, bölgesel güvenlik, Dağlık Karabağ anlaşmazlığı, Ermenistan – Türkiye ilişkileri’……İki günlük çalışmayı müteakip Müşterek Nihai Açıklama ve Öneriler belgesi benimsendi…… Dağlık Karabağ anlaşmazlığı bağlamında Avrupa Parlamentosunun açıklaması şöyle: ‘Barışçı çözüme ulaşabilmeye katkıda bulunmak üzere; uluslar arası kabul edilmiş Dağlık Karabağ anlaşmazlık çözümü formatı çerçevesinde devam eden AP OSCE Minsk Gurup tarafından yürütülen müzakere sürecine tam destek verir, bu amaçla Avrupa ve uluslar arası kuruluşları ve enstitüleri çözüm önerilerinde OSCE Minsk Group Eş-başkanlarının açıklamaları paralelinde hareket etmeye teşvik eder’…….. Nihai Açıklama’da Türkiye ile ilgili hususlar ….Komite ; ‘….Nisan ayında Erivan’daki Ermeni sözde soykırımı yüzüncü yıl anmalarını hatırlatır ve katılan AB kurumlarını kutlar, AB üyesi ülkelerin kurumlarını Ermeni sözde soykırımını tanımaya teşvik eder, bu hususun son yıllarda Türkiye’de açık ve halk tarafından tartışıldığını not eder…… AP’nin 10 Haziran 2015’teki toplantısına atıf yaparak Ermenistan – Türkiye ilişkilerinde onaylanan, ön koşulsuz, tek taraflı kapatılan sınırın açılmasını, bölgesel işbirliği girişimlerini destekler, bu tip gelişmelerin geçmişin mirasını yeneceğine ve cesaretle yüz yüze gelineceğini ümit eder. diye yazdı..“Azerbaycan’daki sözde Ermeni katliamlarına izafeten ABD. Eyaleti Rhode Island’de etkinlik düzenlendi”

Haberin Özeti : “ 16 Ocak’ta ‘Asırlık Soykırım, Bakü’nün Kara Ocak’ı’başlıklı belgeseli Rhode Island merkezi Providence’da gösterildi…Etkinliğe katılanlar arasında Dağlık Karabağın ABD’deki daimi temsilcisi Robert Avetisyan ve RI Meclis üyesi Catherine Kazarian da katıldılar…. Etkinlik, Azerbaycan’da meydana gelen planlı sözde Ermeni katliamlarını anmak üzere düzenlenmişti…..Belgeselin izlenmesini müteakip konuşmalar yapıldı….Programın son bölümünde Robert Avetisyan Azerbaycan – Karabağ anlaşmazlığıi müzakere süreci ve sığınmacı sorunu konularında sorulan soruları cevapladı…..”

“ Markarian: Birlikte çalışmaya muktedir olmalıyız” diyordu…

DEVAMI 21. BÖLÜMDE MUTLAKA OKUYUN

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mustafa Mete İSLÂMOĞLU

İFTİRALAR

İHANETLER

GERÇEKLER

( 21 )

 

“ Ermeni Devrimci Federasyonu (ARF) Bürosu temsilcisi Hrant Markarian Ermenistan’ın yeni anayasasını desteklediklerini, iç istikrarı ve gelişimi sağlamak üzere onun uygulanmasında rol almak istediklerini belirtti….Kenarda oturamayacaklarını, Cumhurbaşkanı ile işbirliği için bir plan hazırlama konusunda konuştuklarını söyledi…..İktidardaki Cumhuriyet Partisi ile bir koalisyona gidecekler mi sorusuna henüz müzakerelere başlamadıklarını, koalisyonun 2017 seçimlerinden sonra gerçek anlam kazanacağını bildirdi…..Ermenistan Ulusal Meclisi 5 Ocak’ta yarı başkanlıktan parlamenter demokrasiye geçişi öngören anayasal reformu onaylamıştı……ARF, bağımsızlık kazanıldığından beri bu değişikliği savunmuştu.….. Yeni sisteme göre mecliste 5 yıllığına seçilmiş 101 milletvekili görev yapacak…..”

“ DC Toplumu Büyükelçi Tigran Sargsyan’ı uğurluyor”

“ Arkadaşları ve toplum temsilcileri ayrılan Büyükelçi ve ailesine 14 Ocak günü St. Mary Ermeni kilisesinde bir uğurlama resepsiyonu verdi….. Sargsyan, Moskova’daki AVRASYA Ekonomik Komisyon Kurulu başkanlığına atandı…..Sargsyan Washington DC Ermeni toplumuna şartsız destekleri ve geçen Mayıstaki Ermeni sözde soykırımı yüzüncü yıl anmalarındaki yakın işbirliği nedeniyle teşekkür etti…. ABD’ye yeni atanan Ermenistan Büyükelçisi, daha önce Los Angeles Başkonsolosluğu yapmış, şimdiki Meksika Büyükelçisi Grigor Hovhannisyan 1 Şubat’ta yeni görevine başlayacak….”

23 OCAK 2016

“ Holokost’ta Polonya’nın hayati rolünü hatırlatma” Haber: “ Alman Ordusu 2 nci Dünya Savaşında Polonyayı istila ettiğinde Hitler açıkça ilan etti :’Her şeye rağmen, Ermenilerin yok edilişini bugün kim konuşuyor’…. Şimdi bu söylem önemini kaybetti, pek çok kişi söz konusu söylemi konuşuyor….. Osmanlı Türklerinin belki bir milyon Ermeniyi öldürdüğü 20 nci yüzyılın sözde ilk soykırımı geçen yıl anıldı…. Türkiye, aynı zamanda katliamlardaki sorumluluğunu kabul etmedi….. Şimdi Stefan Ihrig’in çarpıcı ve çok okunan kitabı çıktı: ‘Soykırımı Kanıtlamak: Bismarc’tan Hitler’e Almanya ve Ermeniler’….. Kudüs Van Leer Enstitüsü’nden Ihrig , sözde toplu katliamların halkın şuuruna sızması için zorla bir asır geçti….. Uzun süre sır kalmış bir suçtan öte, dedikodular, inkar, sözde soykırım geniş biçimde bilinmekte ve zaman zaman gündeme gelmektedir…. Özellikle Almanya, Türk örneği üzerine kısa zamanda mütecaviz biçimde dayanacaktır….. Almanya ve Türkiye 1 inci Dünya Savaşında müttefik idiler…. Türkiye’deki Alman diplomatlar sözde sürgün konusunda bilgi sahibi idiler ve bu bilgiyi ülkelerine ulaştırıyorlardı…. Bir Alman misyoner olan Johannes Lepsius ‘Türkiye’deki Ermeni Halkının Durumuna İlişkin Rapor’adı altında bir kitap yayımladı ve 1916’da 20.000 kopya dağıtıldı….. Lepsius, Alman Meclisinde parlamenterlere bir konferans vererek ‘Osmanlı hükümeti dışında hiçbir hükümet Alman hükümeti kadar bu konuda bilgi sahibi olamazlar’demişti.

İlk bakışta, Ihrig’in iddiaları çağ aşımı olarak görülebilir….Her şeye rağmen 1944’e kadar bir Polonyalı Yahudi olan Raphael Lemkin’in Nazilerin Avrupa’da Yahudilere yaptıklarına ait kitap yazana kadar jenosid kavramı yoktu… O halde, Alman yetkilileri Osmanlı Ermenilerine uygulanan suçlardan haberdardılar ve diğer bir deyişle bu tip suçların soykırım karakteri taşıdığını biliyorlardı….Ihrig, geriye giderek Alman raporlarının soykırım kelimesinden kaçınıp ‘halkın öldürülmesi, yok edilmesi’kelimelerini kullandıklarını gösteriyor. Alman yetkililer, Türklerin sözde zulümlerinin Ermeni halkının koordineli yok edilmesinden pek farklı faaliyetler olmadığını kabul ediyorlar… Eski Osmanlı Sadrazamı ve zulümlerin esas planlayıcısı Talat Paşa 15 Mart 1921 ‘de Berlin’de kalabalık bir caddede Soghomon Tehlirian adlı bir Ermeni öğrenci tarafından silahla vurularak öldürüldü.

Polis tarafından yakalanan Tehlirian Berlindeki duruşmada öldürdüğünü kabul etti, ancak, suçlu olmadığını, öldürdüm ama o bir katildi diyerek savunma yaptı. Davada Osmanlı İmparatorluğu ve kurban Talat Paşa muhakeme ediliyorlardı. Kısa muhakeme, (mahkeme) sonunda şaşırtıcı biçimde Tehlirian’ın beraati ile sonuçlandı… Tehlirian’ın durşması Almanya’da büyük bir tartışmaya yol açtı: Zulüm yapıldığına dair raporların doğru olup olmadığı önemli değil, önemli olan zulümlerin gerekçelendirilmesi idi. Alman gazetelerinin özellikle politik sağdakiler, Ermenilere karşı yer aldılar. Bu, ulusalcı yayın organlarının bir müttefiki savunmaları biriydi. Bu düşünceler içinde Alman tarihi yazıldı : ‘Ölümler savaş zamanı meydana geldi ve Ermeniler Türkleri büyük çapta provoke ettiler, 5 inci kol Türkleri sabote etti.

VE HALENDE EDİYORLAR.

Avrupalı bir ulusun kendisini Müslüman çoğunluklu bir ülke ile Hristiyan azınlığa karşı ittifak yapması eşi olmayan bir durumdu. Ihrig, Alman anti- Semitizmi ile anti – Ermeni klişeleşmiş buluşmasını açıkça meydana koyuyor….Bu iki gurup Sami Kuzenleri olarak algılanıyor. Ihrig, Ermeni sözde soykırımı ile Holokost arasında tam bir bağlantı yapmaktan genel olarak kaçınıyor. Sonuçta; ‘Naziler, Genç Türklerin basit taklitçisi değillerdi. Fakat, çağdaş bir ülkenin yapabileceği gibi Türkiye de hoş karşılanmayan bir azınlığın maruz kaldığı sorunları çözebilirdi’ diyor…..”

Armen Press “ Ermeni sözde soykırımına ithafen Reims Belediyesinde sempozyum yapılacak”

Haberin “ Ermeni sözde soykırımına ithafen Paris’li tarihçi Claire Mouradian’ın girişimi ile 25 Ocak’ta Reims Belediyesinde sempozyum yapıtı. Sempozyumun başlığı ‘Geçmiş, şimdi, gelecek’…. Claire Mouradian, 19 – 20 nci yüz yıllar Ermenistan ve Kafkasların sosyal ve politik tarihinde uzman….. Sovyet öncesi, Sovyet Ermenistanı ve sözde soykrım konusunda pek çok eseri bulunmakta ve tamamen hayal ürünü ile aldatmayı seçmiştir.”

Armenianweekly ARS Gençlik NYU’ne Bohjalian, Zaman ve Ozbenian’ın yer alacağı ‘Kültürel Direnç ve Bilinçli Aktivizm’in keşfini sağlayacak diye hayal kurdular.

Ermeni Yardım Derneği Gençlik Bağlantı Programı 11 – 12 Mart’ta New York Üniversitesinde yapılarak ‘Kültürel Direnç ve Bilinçli Aktivizm’konusunda sunuşlar ve tartışmalar yapıldı. Konuşmacılar arasında Chris Bohjalian, Türk gazeteci Amberin Zaman ve çevre aktivisti Serda Ozbenian da yer alıyordu. Chris Bohjalian çoğu New YorkTimes’ın en çok satan kitab olmak üzere 18 kitabın yazarıdır. Amberin Zaman, Washington Post’ta geniş çapta Türk politikası, Kürtler, Ermeni – Türk ilişkileri konusunda yazdı. Serda Ozbenian 11 yıllık tecrübesi olan çevre ve sosyal konularda çalışan bir araştırmacı geçiniyordu.

Ermeni Eğitim Vakfı 65 inci yıl dönümünü kutluyor”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mustafa Mete İSLÂMOĞLU

İFTİRALAR

İHANETLER

GERÇEKLER

( 22 )

Ermeni Eğitim Vakfı (AEF) 31 Ock 2016’da 65 inci yıl dönümünü Beverly Hills’de kutladı…1950 Yılında Kaliforniya Ermenileri tarafından Ermeni öğrencilerini ve Ermeni eğitim kurumlarını geliştirmek ve desteklemek üzere kuruldu. 1950 ve 1960 yıllarda Orta Doğudaki Ermeni okullarını desteklemeye başlamış olup desteklemeye hala devam etmektedir. 1970 ve 80’li yıllarda ABD’deki Ermeni okullarını, Ermenistan’ın bağımsızlığını kazanmasını müteakip Ermenistan ve Karabağ’daki okulları ve eğitim kurumlarını da desteklemeye başladı. AEF, 185 okulun onarımını yapmış, bilgisayar temin etmiş, binlerce öğrenciye eğitim malzemesi ve finansal yardımda bulunmuş, yüzlerce üniversite öğrencisine 4 yıllık burs sağlamıştır… 65 Yıllık başarılarını kutlamak üzere AEF 31Ocak’ta Gala Banketi düzenleyecek… Gala, Beverly Hills Hotel’de yalnız başarıları kutlamak için değil, aynı zamanda, yıllarca AEF’i desteklemiş iki kişinin de ( Mr. Ralph Tufenkian ve Mr. Hacop Baghdassarian) onurlandırılması için yapılacak ve madalya ile ödüllendirilecekler…Bu kişiler AEF dışında Ermeni kermes ve kuruluşlarını da desteklemişlerdir. ( Bizdeki FETÖ’ NÜN BİR BAŞKA VERSİYONU) Gala’da Profesör Richard Hovanissian da konuşma yapacak…. Diaspora Ermenileri ve Ermenistan için burs ve yardım sağlamak üzere AEF’in kontrolunda 12 bağış fonu bulunmaktadır. Okul onarımları 1988 depreminden sonra deprem bölgesi için başlatıldı….Daha sonra sınır köylerineki okullar onarıldı…. AEF, bugüne kadar okul onarımları için 4,4 milyon dolar harcandı…..”

Armen Press HABERİ ŞÖYLE GEÇTİ “ İstanbul – Ermeni Entelektüeli kapalı cezaevine konuldu”

“ 24 Eylül 2015’te Sultanhisar Açık Cezaevine konulmuş olan İstanbul Ermenisi ünlü dilbilimci Sevan Nişanyan tekrar kapalı cezaevine konuldu…. Nişanyan’ın avukatı bu değişikliğin nedenini bilmediklerini, Pazar günü kendisini ziyaretinde öğreneceğini bildirdi…. Nişanyan, 11 Ocak 2014’te inşaat ihlali nedeniyle 11 yıl hapis cezası almıştı….Fakat, medyanın iddiasına göre hükümeti tenkit ettiğinden cezalandırıldı….Türkiye’de devamlı olarak Ermeni sözde soykırımını gündeme getirmekteydi….”

Times.am’deki haberin başlığı : “ Amal Clooney Türki ülkelere karşı kan davası gütmekle itham ediliyor”du

“Guardian’a göre, Amal Clooney Britanyalı insan hakları avukatı, cezaevindeki Azeri gazeteci Khadija Ismayilova davasını üstlenmek sureti ile Azerbaycan’ı öfkelendirmekle suçlandı. 39 Yaşındaki Ismayilova Aralık 2014’te birlikte çalıştığı kişiyi intihara teşvik suçu ile tutuklandı…..Dava düşmesine rağmen tutukluluğu devam etti. Haqqin.az Azeri haber ajansı, Amal Clooney’in etnik Ermeni olduğunu ve AİHM’de Ermeni çıkarlarını temsil ettiğini bildirdi….Avrupa mahkemesi kurallarına göre, dava, AİHM’den önce Azerbaycan Yüksek Mahkemesine gitmelidir…. Amal Clooney 2015 ‘deki Türk politikacı davasını kaybetmişti…

24 OCAK 2016

“ Devlet Bakanı : Ermeni sözde soykırımını inkarın cezalandırılması görüşmeleri Fransa’da devam ediyor”

Gelilşmeden ve Frankofon konularından sorumlu Devlet Bakanı Annick Girardin Erivandaki Tsitsernakaberd Anıtını ziyaret etti…. Bayan Girardin anıta çelenk koyarak sözde soykırım kurbanları onuruna saygı duruşunda bulundu….. Daha sonra Sözde soykırım Enstitüsü – Müzesini gezerek sözde soykırım tarihi konusunda bilgi aldı….Girardin, basın mensuplarının sorusu üzerine: ‘Burada gördüklerimden ve duyduklarımdan şoke oldum. Fransa’dan bir mesaj getirdim: Fransa, dost Ermenistan ile omuz omuza. Ülkemiz Ermenistan’ı destekledi ve arka çıktı, bu tutumunu devam ettirecek. Sözde soykırımın inkarına ceza verilmesi ile ilgili olarak görüşmeler duvarların ötesinde Meclis ve Senatoda devam etmektedir. Fransa sözde soykırımı tanımıştır. Cumhurbaşkanı Hollande, yüzüncü yılı anma etkinliklerine Erivana’a iki defa gelerek katılmıştır. Fransa, Ermenistan’ın ekonomi, turizm ve eğitim konularını geliştirmeyi görev addeder’…..” diyordu.

“ Ermeni sözde soykırımı Holokost’u nasıl şekillendirdi”

Sürgündeki Alman Sosyal Demokratlar ‘Almanya Raporları’başlıklı raporlar ile devamlı olarak Alamanya’daki durumu bildiriyorlardı…Şubat 1939’da şu şekilde ikaz ediyorlardı: ‘Almanya’da bir azınlık şiddetli katliam vasıtaları, inanılmaz derecede büyük acı, yağmalama, saldırı ve kıtlık yoluyla durdurulmaz biçimde yok ediliyor….Türkiye’de Ermenilere yapılanlar şimdi Yahudilere karşı daha yavaş ve daha sistemli biçimde uygulanıyor . Aynı zamanda meşhur Alman – Yahudi yazar Franz Werfel’in 1932 – 1933 yıllarında yazdığı Ermeni sözde soykırımı ile ilgili ‘Musa Dağında Kırk Gün’de gösterilebilir…. 20 nci Yüzylın iki büyük soykırımını birbirine bağlamak için açık bazı şeyler vardır….. Ancak, yüzüncü yılında sözde Ermeni soykırımı 20 nci yüzyıl şiddet tarihinin kenarında kalmış bir konudur. Konu, sanki Ermeni diasporası için partizanca ve bazıları için müphem bir olaydır….Fakat, sözde Ermeni soykırımı insanlığın en karanlık yüzyılına ait tarihin bir parçasıdır… Her ne kadar tarih kitapları iki soykırım için yer ve zaman açısından büyük fark nedeniyle ayrı olaylardır derse de şüphesiz Holokost’un ön tarhinin önemli bir parçasıdır…. Ermeni sözde soykırımı gerçekliği üzerindeki şüpheli ve mutasavver uyuşmazlık veya daha doğru olarak Türkiye’nin tanımama kampanyası, bu iki soykırım arasındaki büyük fark (zaman ve yer) onları ayrıştırıyor anlayışına katkıda bulunuyor….Esasında Hitler’e atfedilen ‘Her şeye rağmen bugün Ermenilerin yok edildiğini kim konuşuyor?’sözü somut örnektir…Bazıları için Hitler’in bunu söylemiş olduğu açık değil. Ermeni sözde soykırımı ile Holokost arasındaki ilişki tarihin iki döneminde açıkça bellidir.

Birincisi, Almanya’da, harpteki müttefiki Osmanlı İmparatorluğunun Ermenileri yok ettiğine dair 1920 başlarındaki tartışmalardır….İkincisi, Naziler iktidara gelince etnik temizlik sonrasına bakıp Türkiye’yi rol model olarak almalarıdır…..Bütün bunları anlamak için Almanya’nın tarihine bakmak lazım….. Bismarck zamanından beri Almanya, Ermeniler gündeme gelince Osmanlının Avrupadaki kalkanı olmuştu…. 1890’lardaki Hamidiye Alaylarının onbinlerce Ermeniye karşı yaptığı sözde katliamlar Almanya için bir problem, ancak aynı zamanda da Osmanlılara sevimli görünmek için (ekonomi v.b) de bir fırsattı….1 inci Dünya Savaşında Almanya yine Osmalının resmen müttefiki idi, Ermeniler söz konusu olduğunda yine kalkan görevi yapıyordu….Ancak, bu sefer şiddet çok yüksek boyutlara ulaşmıştı….1919 Yazında Alman Dışişleri, Ermeni sözde soykırımı ile ilgili olarak iç yazışmalarını yayımladı….. Almanya kendisini temize çıkarmak istiyordu…..”

Gatestoneinstitute “ Türkiye : Hristiyan sığınmacılar, korku içinde yaşıyorlar” diye yazıyordu..

“Dindar bir çok Müslüman’ın gözünde tolerans tek yönlü bir cadde gibi görünüyor….İslam ile dünyanın geri kalanı asimetri ile belirleniyor….. Müslümanlar kafirlerin topraklarında her türlü hürriyet ve ayrıcalıktan yararlanıyor, ancak, gayri Müslümlere, Müslüman hükümetlerin yönettiği ülkelerde aynı hak ve ayrıcalıklar verilmiyor…. Hürriyet Daily’ye göre, Suriye ve Irak’tan kaçarak Türkiye’ye sığınan yaklaşık 45.000 Ermeni ve Süryani küçük Anadolu şehirlerine yarleştiler ve dini hüviyetlerini gizlemeye zorlanıyorlar..…. IŞİD Irak ve Suriye’deki şehirleri istila edince Hristiyanlar ve Yezidiler bu gurubun ana hedefi oldular ve Müslümanların ellerinde ikinci bir soykırımla yüz yüze kaldılar… Kendilerine baskı yapıldığı için Irak’tan kaçarak Türkiye’ye sığınan Anonis Alis Salciyan, Hürriyet Gazetesine kendilerini Müslüman gibi gösterdiklerini, çocuklarının Türkçe bilmedikleri için okula gidemediklerini, Avrupa’daki akrabalarının yardımları ile hayatlarını devam ettirdiklerini söyledi….Hristiyan sığınmacıların kötü olan durumlarını daha trajik yapan husus, bunların atalarının Osmanlı yetkilileri ve bölgedeki Müslümanlar tarafından 100 yıl önce 1915 Ermeni / Süryani sözde soykırımları olarak bilinen eylemler sonucu Anadolu’dan sürülmüş olmalarıdır…İslam cihat orduları 7 nci yüz yıldan başlamak üzere Orta Doğu ve Kuzey Afrika’yı istila etmeye başladılar…..O bölgelerdeki gayri Müslüm yerli halk güvenlik ve dini özgürlüğün ne olduğunu unuttular…..Şimdi çoğunluğu Müslüman olan her ülkede cihatçıların gayri Müslümlere karşı boyun eğdirme, tecavüz, esaret ve katliam hikayeleri söyleniyor. Hristiyanlığın ilk günlerinden beri Suriye’de Hristiyanlar yaşadı, şimdi IŞİD akınlarından sonra hayatlarını kurtarmak üzere kaçıyorlar. Türkiye’deki Hristiyan sığınmacıların çoğunun geldiği Irak’ta İslamlaştırma kampanyası hüküm sürmektedir…. 21 inci Yüzyılda Türkiye’deki Hristiyanlar korku içinde yaşıyorlar. Türkiye dahil, Müslüman ülkelerin çoğunda gayri Müslümler devamlı olarak aşağılanmakta, tehdit edilmekte, hatta katledilmektedirler ve devlet otoriteleri dahil Müslümanların çoğu bu duruma aldırmamaktadırlar. Maalesef, Müslüman ülkelerde Hristiyanlara nefret adet haline gelmiştir. Eğer uygar ülkeler onlara yardım etmezlerse Hristiyanların çektiği eziyet ve katledilmeleri devam edecek, sonuçta Orta Doğuda silinip gidecekler.

5 nolu sayfaya bundan sonrası kayıt edildi.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mustafa Mete İSLÂMOĞLU

İFTİRALAR

İHANETLER

GERÇEKLER

( 23 )

25 OCAK 2016

  1. Dnaindia.com’da yer alan haberin başlığı: “ Bölünme, Seksüel şiddet, Ermeni sözde soykırımı, İsrail’in Gazze işgali, Arap Baharı sonucu”

Haberin Özeti: (Not: Başlıkta belirtilen haberlerden yalnız sözde soykırımla ilgi olanlar özetlenmiştir. O.T.)

“Ronald Grigor Suny, ‘Unutulan Soykırım” kitabında şöyle söylüyor: İnsanlar arasında devamlı olarak farklılık vardır, ancak, farklılıklar anlaşmazlıklara yöneltmemelidir. Anlaşmazlıklar şiddete, şiddet de dejenere olarak soykırıma yol açmamalıdır.’….Osmanlıların yönetimindeki Türkiye’de 1915 sözde soykırımında 800.000 – 1,5 milyon Ermeni yok edilmişti….Suny meşhur Ermeni bestekarı Grikor Mirzaian Suni’nin torunudur… ABD’li Prof. ve yazar Eugene Rogan ise ‘Türkiye sözde soykırımı tanımak ve özür dilemek durumundadır. Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan Anzac Günü kutlamalarını 25 (24!) Nisan’a çekti. Ermeni sözde kıyımının başladığı güne. Soykırımı reddetmek ham bir girişimdir.’dedi…..”

  1. Collegian.csufresno.edu’da yer alan haberin başlığı : “ Fresno Devlet Üniversitesi Ermenistan’daki Amerikan Üniversitesi ile ilişki kurdu”

Haberin Özeti : “ Bu ay Fresno Devlet ve Ermenistan Amerikan Üniversiteleri arasında anlaşma imzalandı…..Anlaşmaya göre, Üniversiteler öğrenci değişim programı ve müşterek araştırmalar için imkanlar yaratacak….Anlaşma zemini geçen yıl Şubat ayında Ermeni Üniversitesinden bir gurubun Fresno’yu ziyareti ile atıldı, şimdiki anlaşma onun sonucudur….Ermeni Amerikan Üniversitesi, ABD akredite bir üniversite olup Kaliforniya Üniversitesi ile bağlantılıdır…Geçen yıl, sözde soykırımın 100 üncü yılı nedeniyle Fresno Kampüsünde , ABD üniversitelerinde ilk olarak bir Ermeni anıtı açılmıştı…..” (Not : Bu gelişmeleri biz de mesajlarımızda sizlere duyurmuştuk. O.T.)

Aina.org’da yer aln haberin başlığı: “ Türkiye’deki Hristiyan sığınmacılar, korku içinde yaşıyorlar”

Haberin Özeti için dünkü yazımızın 3 üncü maddesine bakınız. Bu haber de Uzay Bulut’a ait.. Farklı sitelerde yorum yapılabilir diye düşünerek mesajıma dahil ediyorum.

Thestrad.com’da yer alan haberin başlığı : “ Benim Ermenistanım”

Haberin özeti : “ Sözde soykırımın 100 üncü yılı nedeniyle alınmış bu kayıt viyolonist Sergey Khachatryan tarafından, kız kardeşi piyanist Lusine ile birlikte yapılmıştır…. Halk ve dini müzik dalında öğrenci yetiştiren bir Ermeni Okulu var…..Okulun başlangıcı 19 uncu yüzyıla gidiyor….Kurucusu, 1915 olaylarının mağdurlarından Komitas Vardapet…..”

”http://www.thestrad.com/cpt-reviews/my-armenia-babadjanian-six-pictures-bagdasarian-nocturne-rhapsody-khachaturian-poem-song-two-dances-from-gayaneh-komitas-the-apricot-tree-the-crane-it-is-

Armenpress’te yer alan haberin başlığı : “ İsrail’in Ermeni sözde soykırımını tanımaması politik nedenlerle açıklanıyor”

Haberin Özeti : “ 27 Ocak, Holokost kurbanlarını Anma Günü….Ermenistan dahil 30’dan fazla ülkede çeşitli etkinlikler yapılacak… Ermenistan Yahudi toplumu BM Ermenistan Bürosu ile koordine ederek anma etkinliğini düzenliyor…. Ermenistan Yahudi toplumu başkanı Rima Varzhapetyan şunları söyledi : ‘Orta Doğudaki acılı gelişmeleri izliyoruz… Dünya 1915 sözde soykırımından ders almamış…. İnsanlık dışı gelişmeler devam ediyor…. İsrail’de yapılan bir ankete göre İsrail halkının çoğu sözde soykırımı tanıyor….Maalesef, çoğu zaman halk ile politikacıların görüşleri çelişiyor…. Seçim kampanyalarında adaylar soykırımı tanıyacaklarını söylüyorlar, seçilince unutuyorlar….”

6 . Armenpress’te yer alan haberin başlığı : “ Armenpress haftanın önemli olaylarını sunar”

Haberin Özeti : ( Not: Haberin girişinde önemli olaylar şu şekilde özetleniyor) ; “Solunum yolu enfeksiyonundaki artan gelişmeler ve sonuçları geçen hafta gündemi meşgul etti….Politik çevreler RPA ( şimdiki iktidar partisi) ve ARF ( Ermeni Devrimci Federasyonu) arasında bir koalisyon ihtimali konuşulmaya başladı…..Bir yıl önce Gümrü’de Avetisyan ailesini öldüren Valeri Permyakov’un mukakemesi devan etti…. Sınırdaki gerginlik devam etti…. Avrupa, Agos Gazetesi yazarı Hrant Dink’in ölümünün 9 uncu yılını andı…. Suriye krizine ait bazı gelişmeler oldu…..”

26 OCAK 2016

  1. Armenpress’te yer alan haberin başlığı : “ Hollande, Elysée Sarayından bildirildiğine göre Ermeni kuruluşlarının akşam yemeğine katılacak”

Haberin Özeti : “ Fransız Cumhurbaşkanı François Hollande, Fransa’daki Ermeni kuruluşları Koordinasyon Konseyinin 28 Ocak’taki yıllık akşam yemeğine katılacak… Söz konusu yemek Hollande’ın resmi gündeminde yer almış….Yemek, Paris’teki l’Hotel du Collectionneur’de verilecek…. Hollande ve kendisine bazı bakanların refakat edecek olması, 1915 sözde soykırımında ölen, kurtulan kişiler ve torunlarına Fransa’nın saygısının ispatıdır…..Yemekte sözde soykırımın 100 üncü yılı etkinlikleri, inkâr ile mücadele, güvenlik, terörle mücadele ve Fransız Ermenilerinin sorunları tartışılacak….Yemeğe katılanlar arasında Ermenistan’ın İsviçre Büyükelçisi Charles Aznavour da yer alacak……”

Asbarez.com’da ve Armenpress’te yer alan haberin başlığı : “ Rima Varzhapetyan: Ermeni sözde soykırımının tanınması için devamlı çalışma gereklidir”

Haberin Özeti : “ Ermenistan’daki Yahudi toplumu Başkanı Rima Varzhapetyan, Yahudilerin Holokost tecrübesine dayanarak : ‘Ermeni sözde soykırımının tanınması için devamlı çalışma gereklidir…Her gün kurbanlar anılmalı, yeni anıtlar yapılmalı ve yeni bilgiler yayımlanmalıdır…Tek kelime ile çalışmalar durdurulmamalıdır…100 üncü yıl etkinlikleri büyük yankı yaptı, aynı şekilde devam edilmeli… Yahudiler arasında yaygın bir olay vardır, Holokost’un tanıtılması, araştırma enstitüleri, müzeler, film çevrilmesi, gazete basımlarının finansmanı…Üzerinden kaç yıl geçtiği önemli değil, devamlı çalışma yürütülmelidir…..”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mustafa Mete İSLÂMOĞLU

İFTİRALAR

İHANETLER

GERÇEKLER

( 24 )

 

Asbarez.com yer alan haberin başlığı : “ Devlet Bakanı : Ermeni sözde soykırımını inkarın cezalandırılması görüşmeleri Fransa’da devam ediyor”

Haberin Özeti : “ Gelilşmeden ve Frankofon konularından sorumlu Devlet Bakanı Annick Girardin Erivandaki Tsitsernakaberd Anıtını ziyaret etti…. Bayan Girardin anıta çelenk koyarak sözde soykırım kurbanları onuruna saygı duruşunda bulundu….. Daha sonra Sözde soykırım Enstitüsü – Müzesini gezerek sözde soykırım tarihi konusunda bilgi aldı….Girardin, basın mensuplarının sorusu üzerine: ‘Burada gördüklerimden ve duyduklarımdan şoke oldum. Fransa’dan bir mesaj getirdim: Fransa, dost Ermenistan ile omuz omuza. Ülkemiz Ermenistan’ı destekledi ve arka çıktı, bu tutumunu devam ettirecek. Sözde soykırımın inkarına ceza verilmesi ile ilgili olarak görüşmeler duvarların ötesinde Meclis ve Senatoda devam etmektedir. Fransa sözde soykırımı tanımıştır. Cumhurbaşkanı Hollande, yüzüncü yılı anma etkinliklerine Erivana’a iki defa gelerek katılmıştır. Fransa, Ermenistan’ın ekonomi, turizm ve eğitim konularını geliştirmeyi görev addeder’…..”

Asbarez.com yer alan haberin başlığı : “ İstanbul – Ermeni Entelektüeli kapalı cezaevine konuldu”

Haberin Özeti : “ 24 Eylül 2015’te Sultanhisar Açık Cezaevine konulmuş olan İstanbul Ermenisi ünlü dilbilimci Sevan Nişanyan tekrar kapalı cezaevine konuldu…. Nişanyan’ın avukatı bu değişikliğin nedenini bilmediklerini, Pazar günü kendisini ziyaretinde öğreneceğini bildirdi…. Nişanyan, 11 Ocak 2014’te inşaat ihlali nedeniyle 11 yıl hapis cezası almıştı….Fakat, medyanın iddiasına göre hükümeti tenkit ettiğinden cezalandırıldı….Türkiye’de devamlı olarak Ermeni sözde soykırımını gündeme getirmekteydi….”

Ermeni Radyosu’nda yer alan haberin başlığı : “Getty, Orta Çağ Ermeni İncilini teşhir ediyor”

Haberin Özeti : “ Los Angeles’teki Getty Müzesini ziyaret edenler beş yıllık yasal mücadele sonunda ne olduğunu görebilirler….. Bir masa üzerinde pırıl pırıl renklendirilmiş iki sayfa, Zeytun İncili, bir Orta Çağ İncili… Getty, bu İncili 1994 yılında bir Amerikan Ermeni ailesinden 950.000 dolara satın almıştı….Fakat, İncilin mülkiyet hakkı 2010 yılından beri münakaşalı idi….O tarihte Ermeni Apostolik Kilisesi’nin Ermeni sözde soykırımı sırasında yağma sonucu ele geçirildiği iddiası ile Getty aleyhine dava açmıştı…Geçen sene dava sonuçlandı, Getty Kilisenin yasal sahibi olduğunu ve Avukat masraflarını ödeyeceğini kabul etti….Bunun üzerine Kilise İncili Getty Müzesine bağışladı…”

Asbarez.com’da yer alan haberin başlığı : “ Los Angeles’te 55 kişi ARF saflarına geçti”

Haberin Özeti: “ 55 Kişilik bir gurup Cumartesi günü yapılan bir törenle Batı ABD Ermeni Devrimci Federasyonu (ARF) saflarına katıldı……55 Kişinin % 54’ü bayan, %65’i ABD’de doğmuş veya küçük yaştan itibaren orada yetişmiş, çoğunluğu Ermeni Gençlik Federasyonu saflarından geliyor….ARF Batı ABD eski başkanı Neshan Peroomian genç üyeleri Ermeni Meselesinin başarısı için edindikleri bilgiyi ve yeteneklerini partinin güncel ve modern kalması yönünde kullanmalarını istedi…. Partinin kuruluşunun 125 inci yılında bu katılımların önemli olduğu belirtildi… Peroomian’ı takiben konuşan Daron Der Khachadourian, ARF sıralarına geçmenin tarihi önemi olduğunu, yeni üyelerin kendilerini Ermeni Meselesine karşılıksız adamaları gerektiğini vurguladı…”

27 OCAK 2016

  1. Asbarez.com’da yer alan haberin başlığı : “ Sözde soykırımı reddeden Türk – Amerikalıların portreleri”

Haberin Özeti : ( Harut Sassounian’ın ağzından özetlenmiştir) “ Amerikalı Ermeniler Türkiye’nin mütecaviz gayretlerini ve lobi faaliyetlerini yakından izlerken, Türk hükümetinin bordrosunda yer alan veya yanlış yönlendirilen vatanseverlik duyguları ile kör bir şekilde görev ifa eden bir avuç Amerikalı Türkün faaliyetlerine dikkat etmiyorlar… Bu kişilerden birisi geçenlerde sözde soykırımı reddeden bir web sitesinde söyleşi yapan Türk – Amerikan diasporasının en aktif kişisi Oya Bain’dir…. Kendisi, 60 Türki derneklerden oluşan Türk Amerikan Dernekleri Asamblesinin yönetim kurulu üyesidir…..Bain, ABD ‘de yıllarca konuşmalar, konferanslar, programlar organize ederek ‘sahte Ermeni iddiaları’na karşı mücadele etti ve 2015 yılında bu programların yoğunluğu arttı….Bain, bizim ciddi akademisyenlerimiz var diyerek sözde soykırımı reddeden Ed Erickson, Michael Gunter, Guenter Lewy, Tal Buenos, Jeremy Salt, Norman Stone, Christopher Gunn, Maxime Gauin ve Pat Walsh’u belirtiyor…..Bain, herhangi bir saygın akademisyen için ölüm öpücüğü kabul edilecek biçimde ‘bizim’demiş… Bir soruya cevaben Washington, DC bölgesinde Ermeni dostlarımız var, .., Türk Ermenileri bizim gibi sıcak ve dost diyor…Bain, benim haftalık yazılarımı sevmez, aşırı uca mensup Sassounian 20 Ocak’taki yazısında şöyle başlık atmış diyor: ‘Sözde soykırımı reddetmeyi yasaklayan AİHM kararı Ermenileri şiddete yöneltir’.…Bain, gururla ABD Temsilciler Meclisindeki Türk Dostluk Gurubu mensupları 2005 yılında 62 iken 151’e çıktı…..Bizim Ermeniler ve Rumlar kadar oyumuz yok, ancak, finansal ve gönüllü destek sağlarız diyerek para ile oy alınabileceğini onaylamış oldu….ATAA’nın 2009 protokollarını desteklediğini söylüyor, ancak, Türkiye’nin protokolları onaylamadığını söylemiyor….Bain, devamlı olarak ATAA’nın yoğun politik faaliyetlere girmesine rağmen kar amaçlı statüdeki kurumların bu konudaki yasayı ihlal edemeyeceğini söylemiyor…. ATAA diğer bazı ABD kanunlarını da ihlal ediyor…Büyükelçilerin ATAA’ya kermes faaliyetleri düzenleyerek destek sağladıklarını söylüyor. Bu söylem ATAA’ya hukuki problemler yaratabilir…. Yazısının sonunda Amerikan medyasını önyargılı baskı ile Türkiye ile ilgili iyi haberleri güç fark edilebilen ayrımcılık ile suçluyor… Medyanın önyargısı 24 Nisan 2015’te Ermeni iddialarının 100 üncü yılında daha da kötüleşti…. Bu yanlış anlamaların düzeltilmesi belki bir 100 yıl daha alacak diyor….Zannederim Ermeni trajedisi kaba propaganda ile o kadar aşağı çekilmiş durumda ki daha aşağısı olamaz…. Gelecek 100 yıldan ümitliyim….”

Asbarez.com’da yer alan haberin başlığı : “Hollande, Fransa’daki Ermeni kuruluşlarının yıllık toplantısına katılacak”

(önceki yazımızın 1 inci maddesinde Armenpress’te yer alan haber bu toplantının özetini kapsıyor.

Israelhayom.com’da yer alan haberin başlığı : “Soykırımdan Daha Öte”

Haberin Özeti : “ BM Tarafından 10 yıl önce kabul edilmiş olan Dünya Uluslar arası Holokost Anma Günü bugün kutlanıyor…..Son yıllarda bugün, Holokost kurbanlarını anmanın dışında, ayrıca, 20 nci yüz yıldaki soykırımın küresel yönlerini tartışma amacı ile de yapılıyor….Bu yaklaşım, İsraildeki eğitimciler ve akademisyenler arasında gelecekte soykırımları önlemek açısından daha kabul edilmiş hale geliyor……. Holokost sonucu Yahudi halkının üçte biri kaybedilmiştir…..Gerçekten dünyada başka soykırımlar olmuştur, ancak bu Yahudilere karşı gerçekleşmiştir. ….Soykırımlar genel olarak yüzlerce yıl birlikte yaşamış komşular arasında vuku bulmaktadır…..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mustafa Mete İSLÂMOĞLU

İFTİRALAR

İHANETLER

GERÇEKLER

( 25 )

 

Ermeni sözde soykırımı Türkler tarafından, Ruanda’daki Tutsi azınlığı Hutu çoğunluğu tarafından …. Soykırımların politik, etnik, güvenlik ve hatta ekonomik nedenlerden kaynaklandığını söyleyebiliriz…..Ancak, Nazi’lerin yaptığı soykırıma bunlardan hiç biri neden olmadı, Amaç Yahudisiz bir dünya idi…..Ocak 1942’deki Wannsee KonferansındaNaziler Avrupadaki 11 milyon Yahudinin yok edilmesini operatif hedefleri arasına aldılar, hatta Kuzey Afrika’da anti – Semitizm politikalarını uygulamaya başladılar….Naziler, Yahudileri binlerce kilometre taşıyıp toplama kamplarında yok etmek üzere hayati insan kaynakları, trenler ve diğer ulaşım araçlarını sağladılar….. Müttefikler ile ölüm kalım savaşı yaparlarken bile Yahudilerin yok edilmesi Alman ulusal gündeminde öncelikli bir konu idi…..Nazilere tehdit teşkil etmeyen Yahudilere neden buyapıldı….. Araştırmacı Tarihçi David Engel’e göre Yahudi ırkının olumsuz değerlerinin Alman ırkına karışmasını önlemekti.

 

Nazileri ilgilendiren husus, bu olumsuz faktörlerin taşıyıcılarını yok etmekti.

Avrupa’da büyümeye başlayan anti- Semitizme karşı uyanık olmalıyız. Yakındaki veya uzaktaki komşularımızda bunun yayılmasına ve dallanıp budaklanmasına karşı koymalıyız…..”

Ermeni Radyosu’ndaki habere dikkat ediniz. “ San Diego’da yeni Ermeni Kilisesi yerleşkesi için onay çıktı”

 “California Eyaleti Kıyı Komisyonundan St. John Garabed Ermeni Kilisesinin Del Mar’da yeni bir kilise yerleşkesi için yaptığı başvurunun kabulünde tarihi karar 11-  Yeni yerleşke aşamalar halinde  birkaç yılda inşa edilecek ve bünyesinde kutsal mekan, sosyal salon, eğitim merkezi, kütüphane, jimnastik salonu, gençlik merkezi, Ermeni mirası parkı, piknik ve meditasyon alanı ve pek çok otopark bulunacak”

27 Ocak’ta Erivan, Los Angeles ve Londra aynı anda bir takdim düzenlendi; ‘2015 Yılında Ermeniler : Yirmi birinci Yüzyıl için stratejik direktif ‘Raporu…..Söz konusu raporda Gelecekte Ermenilerin karşı koymalar ve hedefler açıklanıyor…..Raporun İngilizcesine ve Ermenicesine internet üzerinden ulaşılabiliyor. ……Rapor Calouste Gyulbenkyan Vakfının Ermeni Toplumları Departmanı tarafından Ekim 2014’te düzenlenen ve entelektüeller, akademisyenler ve uzmanların katılımı ile Lizbon’da yapılan seminerin sonuçlarına göre hazırlandı….. Haberde yer alan dikkat çekici ifadeler : ‘Mark Grigoryan ; Bu rapor biz kimiz, dünyanın neresindeyiz ve nasıl gelişeceğiz. Şimdiki Ermenistan’da Türkiye nedir, bilmiyorduk… Ermeni sözde soykırımını düşündüğümüz zaman bu olayları düşünüyoruz, sanki konuşabileceğimiz Türkiye yok, Türk halkı yok, sivil toplum, entelektüel yok…. Türkiye’de sivil toplum nasıl işliyor bilmiyoruz….Zannederim bugünün Ermeni anlayışında büyük boşluk var…Bizim, birbirleri ile konuşan ve müşterek çözümlere ulaşan profesyonellere ihtiyacımız var…. Ermeni ve Türk öğretmenlerin, doktorların, sanatkarların birbirleri ile neden konuşamadıkları hakkında bir fikrim yok. Geçen yıl Tigran Mansuryan’ın kompozisyonları İstanbul’da gösterildi.  Bu büyük bir adımdı, bu adımı takip edecek miyiz’…. ‘Arman Jilavyan ; Biz sahiplik duygusunu kaybettik, özellikle, geleceğimize ait sahip olma, hayatımız….Zannederim sahip olma duygusunun aynası kimliktir.

‘Samuel Samuelyan; Ermenistan’dan ayrılan Ermenileri orada tutmak için özel sanayiler kurmalıyız.

Hayruni ; Hitler Holokost’u planlarken Ermeni sözde soykırımını örnek aldı”

 “ 71 Yıl önce 27 Ocak günü, Sovyet birlikleri Polonya’daki Nazi toplama kampı Auschwitz’i kurtardılar,… Bugünkü bir konferansta konuşan tarih doktoru Ashot Hayruni Hitler’in Holokost’u planlarken Ermeni sözde soykırımını aklında turtuğunu ve sözde katliamlar zamanında kınansa idi Hitler ve hükümeti ders almış olacaklardı…. Beklentilerin aksine Alman Bundestag’ı Ermeni sözde soykırımını tanımak ve kınamak üzere verilen bir önergeyi , Hayruni’ye göre, sığınmacı sorununu çözmek hususunda Türkiye’nin rolünü düşünerek  reddetti……”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mustafa Mete İSLÂMOĞLU

İFTİRALAR

İHANETLER

GERÇEKLER

( 26 )

28 OCAK 2016

  1. Ermeni Radyosu’nda yer alan haberin başlığı: “ Ümit Kurt ‘Türkiye neden sözde soykırımı reddediyor? Konusunda konuştu. ”

 “Ümit Kurt ‘Türkiye neden sözde soykırımı reddediyor?’konusunda Clark Üniversitesinde Fresno kampüsünde konuştu…. Modern Türk tarihinde ve Türkiye’nin politik ve  sosyo kültürel yapısının şekillendirilmesinde çok önemli, muhtemelen en hassas konulardan birisi Ermeni sözde soykırımıdır….. Aynı anlayış içersinde Türk politik tarihinde bu bir tabudur….. Türkler neden Ermeni sözde soykırımını kabul etmiyorlar şeklinde yaygın bir soru vardır…. Bu soru iki seviyede incelenmelidir; Devlet ve Toplum…. Bu konferansta Kurt, Türk reddinin toplumsal veçhesini analiz edecek ve aynı zamanda Türkiye’nin tarihi ile neden yüzleşemediğinin sebeplerini belirleyecek…” diyordu..i

 “ San Diego yeni Ermeni kilisesi California Kıyı Komisyonundan oy birliği ile onay aldı”

Ermeni Radyosu’nda yayımlanan haber de “California Eyaleti Kıyı Komisyonundan St. John Garabed Ermeni Kilisesinin Del Mar’da yeni bir kilise yerleşkesi için yaptığı başvurunun kabulünde tarihi karar 11- 0……Yeni yerleşke aşamalar halinde  birkaç yılda inşa edilecek ve bünyesinde kutsal mekan, sosyal salon, eğitim merkezi, kütüphane, jimnastik salonu, gençlik merkezi, Ermeni mirası parkı, piknik ve meditasyon alanı ve pek çok otopark bulunacak……..”

Armenianweekly.com’da yer alan haberin başlığı : “ Sosyal Adaletle Kucaklaşma: ARF Ermenistan’da ”

 “ Sovyet Ermenistan’ında yasaklandıktan onlarca yıl sonra 1980’lerin sonunda Karabağ sorununun ortaya çıkması ile Ermeni Devrimci Federasyonu (ARF) anavatana döndü…..O zamandan beri parti güvenilir bir politik güç olmak ve değişikliği gerçekleştirmek için mücadele ediyor… Demir Perde  Ermeni SSC’ni uluslar arası toplumdan ayırmış, aynı zamanda ARF ve diaspora ile destekçileri arasına  engel olarak girmişti…. Sovyet kimliği altındaki Ermenistan ARF’nin ideolojisine ve Hür, Bağımsız ve Birleşmiş bir Ermenistan hedeflerine karşı idi…..İdeolojik anlaşmazlık Ermeni Ulusal Hareketi ve Levon Ter-Petrosyan liderliğindeki ilk yönetimde de devam etti….Petrosyan yönetime komplo kurduğu iddiası ile ARF yasağını sürdürdü…..Geniş çaptaki yozlaşma, adil ve hür seçimlerin, yasalar karşısında insanlar arasındaki eşitliğin olmayışı Ermenistan’ın politik ilerlemesini önlüyordu.….Kısmen kamunun itimat etmeyişi, kısmen de partinin kendi politikaları nedeniyle ARF Ermenistan’da geniş bir desteğe sahip değildir…. Dış etkiler nedeniyle , ARF’nin politikası ve Ermenistan karar verme süreci yapısal  atalet nedeniyle Ermeni Meselesi’nin  geliştirilmesinde partiyi bir yaklaşıma sevk ediyor…..Bütün dünyada olduğu gibi Ermenistan’da  da ARF, Ermeni sözde soykırımının kabulü ve adil bir çözüm için bayraktarlık yapmaktadır…..Dağlık – Karabağ’ın kurtuluşu sürecinde yönetici güçlerden biri idi ve hala otonom cumhuriyette aktif politik oyuncu olmayı sürdürüyor….Ulusalcı köklerine rağmen ARF aynı zamanda eşitlik ve sosyal adalet prensiplerine bağlı sosyalist bir parti….Osmanlı Ermenilerinin devamlı baskı altında olması sonucu 18 inci yüz yıl sonunda meydana gelen Rönesans sonucu ARF doğmuştur….

 Parti, Osmanlı Ermenilerinin yaşadıkları vilayetlerde dış güçlerin müdahalesi ve devlet içindeki reformist elemanlarla birlikte sosyal reformlar ve güvenlik garantisi için çalıştı….Daha sonra, sözde soykırım ve Ermenistan’ın Sovyetleşmesi sonucu bir diaspora partisi haline gelerek Ermeni kültürünün muhafazası ve toplum hayatının düzenlenmesi için çalıştı….. ARF’nin kardeş kuruluşu Ermeni Yardım Toplumu (ARS) 1910 yılında kuruldu ve yardım programlarının öncülüğünü yaptı…..”

29 OCAK 2016

 “  Hollande, Ermeni sözde soykırımının reddini cezalandıracak yeni kanun tasarısı için Jean-Paul Costa’ya görev verdi”

 “  Fransa’daki Ermeni kuruluşları Koordinasyon Konseyinin 28 Ocak’taki l’Hotel du Collectionneur’de verilen yıllık akşam yemeğine Fransız Cumhurbaşkanı François Hollande, Paris Belediye Başkanı Anne Hidalgo ve Ermenistan’ın İsviçre Büyükelçisi Charles Aznavour da katıldı..…… Hollande, yaptığı konuşmada Ermeni sözde soykırımının reddini cezalandıracak yeni kanun tasarısının hazırlanması için AİHM önceki Başkanı Jean-Paul Costa’ya görev verdi…. Hollande, Jean-Paul Costa’yı çağırarak onun en iyi hukukçularından biri olduğunu, Ermeni sözde soykırımına saygıyı savunacak en sağlam yolu bulmasını söylediğini belirtti…. Hollande, yeni kanunun AİHM’ye götürülmesi halinde problem yaratmayacak şekilde kayıtsız şartsız anayasal olacağını vurguladı ve reddedildiği taktirde Fransa için korkunç bir yenilgi olacaktır dedi…. Bu yasanın seçimlerle ilgisi olmadığını söyledi…. 22 Aralık 2011 ‘de Fransa Parlamentosunun alt kanadı Ermeni sözde soykırımının inkarının cezalandırılması için bir yasa benimsedi….Üst kanat, Senato da 23 Ocak 2012’de kabul edildi…. Ancak, Fransa’nın en yüksek yargı organı olan Anayasa Konseyi bu kararı anayasaya aykırı buldu….”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mustafa Mete İSLÂMOĞLU

İFTİRALAR

İHANETLER

GERÇEKLER

( 27 )

 “Francois Hollande, Ermeni sözde soykırımının reddini cezalandıran yasa fikrini yeniden canlandıracak”

 “ Fransız Cumhurbaşkanı François Hollande Fransa’daki Ermeni Kuruluşları Koordinasyon Konseyinin akşam yemeğine katıldı….Yaptığı konuşmada Ermeni sözde soykırımının reddini cezalandıracak yasa için görüşmeleri başlattığını ve yeni kanun tasarısı için AİHM’nin önceki Başkanı Jean-Paul Costa’ya görev verdiğini söyledi…Hollande devamla, Fransa’nın, Türkiye’nin olduğu gibi Ermenistan’ın da yanında olarak diyalog yolunda ilerlemenin sağlanmasına çalışacağını söyledi…. Fransa’daki Ermeni Kuruluşları Koordinasyon Konseyi yemekten sonra dört kişiye cesaret madalyası verdi. İlk madalya 100 üncü yıl anmaları sırasında büyük destek sağlayan Paris Belediye Başkanına, bir madalya da Türk İnsan Hakları Derneği Başkan Yardımcısı Meral Çıldır’a verildi.

 “ Fresno Devlet ( Üniversitesi) Ermeni sözde soykırımı konusunda konferans düzenliyor”

 “ Clark Üniversitesi doktora öğrencisi Ümit Kurt 10 Şubat’ta Fresno Devlet Üniversitesinde

‘Türkiye neden sözde soykırımı kabul etmiyor?’başlıklı bir konferans verdi. Bu konferans Leon S. Peters Vakfının desteklediği Bahar 2016 serisi Ermeni Etütleri programının 3 üncüsü çerçevesinde yapılacaktır……Modern Türk tarihinde ve Türkiye’nin politik ve  sosyo kültürel yapısının şekillendirilmesinde çok önemli, muhtemelen en hassas konulardan birisi Ermeni sözde soykırımıdır….. Aynı anlayış içersinde Türk politik tarihinde bu bir tabudur….. Türkler neden Ermeni sözde soykırımını kabul etmiyorlar şeklinde yaygın bir soru vardır…. Bu soru iki seviyede incelenmelidir; Devlet ve Toplum…. Bu konferansta Kurt, Türk reddinin toplumsal veçhesini analiz edecek ve aynı zamanda Türkiye’nin tarihi ile neden yüzleşemediğinin sebeplerini belirleyecek…. Ümit Kurt Sabancı Üniversitesinde tarih okutuyor…. Taner Akçam ile ‘Kanunların Ruhu: Ermeni sözde soykırımında servetin yağmalanması’kitabının yazarıdır…..”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mustafa Mete İSLÂMOĞLU

İFTİRALAR

İHANETLER

GERÇEKLER

( 28 )

 “ Ermeni sözde soykırımını tanıyan Entelektüel Türkler : Gülten Kaya “

 “ Gülten Kaya bir müzik yapımcısı ve (Yusuf ile Kenan -1979), (Memnu Meyva -1979) ve (Aklın Durur -1975) filimleri ile tanınan artist,  2000 yılında sürgünde vefat etmiş olan Ahmet Kaya’nın eşi ve ‘Hrant Dink’in Dostları’kuruluşunun üyesidir….Ocak 2014 ‘te bu kuruluşun Dink için yaptığı ve on binlerce kişinin toplanıp Taksim’den Agos gazetesine yürüdüğü 7 nci anma gününde esas konuşmacı idi…. Gülten Kaya konuşmasında yalnız Dink için değil, aynı zamanda Gezi olaylarında hayatını kaybedenler için de toplandık demişti….1915 Yılı anmaları 24 Nisan 2015’de Türkiye’de ilk defa ‘Dur De’gurubunun liderliğinde düzenlendi. Bu etkinliği halen hatırlarız, sanki İstanbul’da değil de Erivan’da idik.

Gülten Kaya bu etkinliğin göze çarpan entelektüellerinden idi….. Günlük Today Zaman 20 Nisan 2011’de Osmanlı’nın son günlerinde 1915’deki tehcir sırasında hayatını kaybeden Ermeniler bu yıl ikinci kez çeşitli etkinliklerle anılacak….Bu etkinlikler çerçevesinde ‘Bu acı bizimdir’açıklaması imzaya açıldı…..100’den fazla imzacı içinde; Ahmet İnsel, Ali Bayramoğlu, Alper Görmüş, Bekir Berat Özipek, Cafer Solgun, Ferhat Kentel, Gülten Kaya, Leyla İpekçi, Mehmet Bekaroğlu, Oral Çalışlar, Orhan Miroğlu, Oya Baydar, Şebnem Korur Fincancı ve Ümit Kardaş da vardı. Ermenilerin bu etkinliklerine karşı Danimarka Kraliyet Kütüphanesi Ermeni  etkinliklerine karşılık olarak ve denge sağlamak üzere Türk Hükümetine kendi etkinliği için izin verdi.

Bu öneri üzerine bir gurup Türk Kütüphaneye açık bir mektup göndererek şöyle söylediler : ‘1915’te ne olduğuna dair iki farklı görüş mümkün değildir…Bir milyondan fazla Osmanlı – Ermenisi evlerinden zorla alınarak niyet edilmiş devlet politikası ile yok edildiler. ( İFTİRA)

Bugün gelinen nokta Türk hükümeti bu gerçeği utanmadan inkar ediyor….Türkiyee’nin demokratlaşmasına ve tarihi ile yüzleşmesine karşı durmayın…”….. Gülten Kaya bu açıklamayı imzalayanlar arasında idi. “ Bohjalian Kitap İmzası, Hovnanian Okulunda”

 “ New Jersey’deki Hovnanian Okulu ve Hamazkayin Ermeni Eğitim ve Kültür Toplumu kitapları çok satan yazar Chris Bohjalian için kitap imza günü düzenledi….. Bohjalian, kitabındaki öyküleri ve Batı (!) Ermenistan gezisinden ayrıntıları ilk ağızdan dinleyicilerle paylaştı…. Kimlik, Bohjalian’ın çalışmalarının temel tematik bağı ‘Kumdan Kale Kızları’, ‘Misafir Odası’ve Ermenistan gezisi oldu… Bohjalian, ailesinin  ve sözde soykırım sırasındaki görgü şahitlerinin hikayelerinden bahsetti. Slayt gösterisinde ebeveynlerinden çoğunun canlarını kurtardığını, ancak hikayelerini mezarlarına götürdüklerini söyledi….O nesil Osmanlı Türklerinin elinde katlandıkları zulümü anlatamadılar. Kaybettiğimiz yalnız ruhları değil aynı zamanda hikayeleri de dedi…. Konuşmasının sonunda son kitabı ‘Misafir Odası’nı düzinelerle imzaladı…..”

30 OCAK 2016

  1. AVİM Bülteninde Hazel ÇAĞAN ELBİR’in yazısının başlığı : “ ASALA Ermeni siyasetinde söz sahibi olmaya çalışıyor ”diyordu…

 “ …..1991 yılında bağımsız olan Ermenistan, ASALA ve diğer Ermeni terör örgütleri ve eylemleri ile özleştirilmemeye çaba göstermiş, Ermeni Diasporası da aynı tutumu izlemiş ve böylelikle Ermeni terörü kamuoylarına unutturulmaya çalışılmış ve bunda geniş ölçüde başarılı olunmuştur. 

 

Uzun süredir devam eden bu durumda bu yıl bir değişiklik gözlenmiştir….. ASALA 20 Ocak’ta yayınladığı bir bildiride Ermenistan’ı doğrudan etkileyen siyasi süreçlerde Ermeni makamlarının izlediği stratejilerin yetersiz kaldığını, Ermeni halkının uğradığı yenilgilerin düşmanlarının gücünden değil, içteki politikacıların dar görüşlü olmasından ileri geldiği belirtilmiş ve ardından Diaspora içinde uzun süre faaliyet gösteren ASALA’nın artık “anavatan”da başarı kazanmayı amaçladığı bildirilmiştir….. Bu sözler, Anayasa değişikliğinden sonra iç siyasette olması beklenen değişikliklerden yararlanarak ASALA’nın da Ermenistan’da kendisine yeni bir yer bulmaya, diğer bir deyimle aktif olarak siyasete katılmaya hazırlandığını göstermektedir…

Armenpress’te yer alan haberin başlığı .” Uzun süreli hapis cezası Ermeni sözde soykırımını tanıyan Kürt politikacıyı tehdit ediyor”

Ermeni sözde soykırımını tanıyan Kürt politikacı Ahmet Türk hakkında terör örgütü üyesi olmak ve terörist örgütü propagandası yapmak iddiası ile dava açıldı. İstenen ceza 7 yıl 6 ay ile 18 yıl arasında hapis cezası….”

Ermeni sözde soykrımı Komitesi 24 Nisanda adalet için toplanıyor ”

Ermeni toplumu 24 Nisan 2016 saat 1.00’da Los Angeles Türk Konsolosluğu önünde adil bir çözüm ve Ermeni sözde soykırımının inkarına karşı   toplanmaya ve mücadeleye devam için davet edildi. Ermeni sözde soykırımının ikinci yüzyılına girilirken….., Amerikan – Ermeni toplumunu uyanık olmaya ve adalet için müşterek taleplerini duyurmaya davet edildi. Toplumun anma etkinlikleri bu yıl yeni kurulmuş olan Ermeni sözde soykırım Komitesinin (AGC) öncülüğünde koordine ve icra edilecek…”  MİŞ

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mustafa Mete İSLÂMOĞLU

İFTİRALAR

İHANETLER

GERÇEKLER

( 29 )

 “ 400 Eğitimci Ermeni Piskoposluk Okullarının profesyonel gelişim günü konferansına katıldılar “

Ermeni Piskoposluk Okullarının Yönetim Kurulu  California Devlet Üniversitesinde 23 Ocakta yapılacak 2015 – 2016 Yıllık Profesyonel Gelişim Günü (APDD) Konferansına katılacak….15 Yıldır devam ettirilen APDD konferansı bu yıl üniversitenin Ermeni etütleri programının işbirliği ile düzenlendi….. Konferansa katılacak eğitimci sayısı 400’e ulaştı….Yönetim Kurulu bu yıl yapılacak konferansı büyük başarı olarak niteledi…. Konferans, seminerler halinde uygulanıyor….. APDD Konferansı, aynı zamanda Ermeni okullarındaki öğretmenlerin bir araya gelerek tanışmaları, tecrübe ve uzmanlıklarını paylaşmaları için büyük bir fırsat yaratıyor…..”

Globalnews  yayınlıyor. “ Montreal sözde soykırım sergisi sanat ve hayatta kalanların ifadelerini teşhir ediyor “ Haber: “ Dünyanın insanlığa karşı cürümlerinin en kötülerinden hayatta kalanlar hikayeleriniMontreal Şehir Salonunda paylaşıyorlar… Bu sergi, Montreal’lilerin önlenmesi gereken bir suç olan soykırımı anlayıp anlatmalarını amaçlıyor…. Sergide Holokost, Ruanda, Kamboçya ve sözde Ermeni soykırımlarına ve sanata ait görsel belgeler teşhir ediyor….. Montreal Belediye Başkanı Denis Coderre, insanoğlunun yaptığı en kötü ve en iyi  şeyleri görmeyi sağlıyor dedi….. Sergi 6 Şubata kadar açık kalacak ve gelecek yıl okul ve müzelere götürülecek……”

Ermeni medyası, 26 Ocak’tan itibaren Fransız Cumhurbaşkanı Hollande’ın Ermeni sözde soykırımının inkarına ceza verilmesini öngören, ancak, daha önce

Fransa Anayasa Konseyi tarafından Anayasaya aykırı bulunarak iptal edilen yasayı

yeniden canlandırmaya çalıştığı haberlerine bugün de geniş yer vermiş. Bunların yanında Turkishweekly.net ve Todayszaman’ın İngilizce basımlarında da bu haber

veriliyor. Haberlere ait başlıklar ve yoruma açık (!) görünen haberlere ait  bilgiyi yorum yapacakların dikkati için belirtilmiştir :

Times yazıyor. “ Hollande, Ermeni sözde soykırımının inkarını cezalandırmak üzere yeni kanun taslağı hazırlamak üzere Jean-Paul Costa’yı görevlendirdi” diyordu..

 “ Hollande : Fransa, yeni Ermeni sözde soykırımı tasarısı üzerinde çalışıyor”

Sahte mi Gerçek mi? Hollande sözde soykırımın inkarının cezalandırılmasına yönelik tasarıyı başlatıyor”

 “Hollande, Ermeni sözde soykırımı inkarını cezalandıracak yeni tasarının hazırlanması için Jean-Paul Costa’ya görev verdi”

31 OCAK 2016

Armenpress’te yer alan haber“ Dışişlerinin 2016 önceliği Ermenistan’daki kümelenmiş muhabere kanallarının çeşitlendirilmesidir “

Ermenistan Dışişleri Bakanlığının faaliyetleri Cumhurbaşkanının dış politika kılavuzunda açıklanan hedeflere yönelik ve aynı zamanda Hükümetin verdiği talimatlar çerçevesinde yürütülecektir…. Bakanlığın faaliyetleri özellikle şu hedeflere yönelik olacaktır; * Karabağ anlaşmazlığının barışçıl çözümü, * Ermenistan dış güvenliğinin askeri – politik unsurunun güçlendirilmesi, * Ermeni sözde soykırımının uluslar arası alanda tanınması,* Devletin güçlenmesi için uygun dış şartların oluşturulması,* Ülke şöhretinin kuvvetlendirilmesi, * Ülkenin çıkarlarının ve dışarıdaki halkının haklarının korunması, * Uluslar arası platformlarda Ermenistan’ın pozisyonunun  muhafazası, * Uluslar arası kurumlara ve süreçlere derinliğine nüfuz edilmesi, Dost ülkelerle işbirliğinin daha da geliştirilmesi. Dışişleri Bakanlığının faaliyetleri, aynı zamanda,  ülkenin ekonomisinin geliştirilmesi ve dış pazarlarda rekabet imkanlarının artırılması, ekonomik yapının modernizasyonu ve idame edilebilir yeteneklerin kazanılması için uluslar arası ve bölgesel finansal, ekonomik yapıları ile ilişkilerin geliştirilmesini kapsıyor….. Dışişleri Bakanlığının önceliklerinden birisi de Ermenistan enerji güvenliğinin sağlanması,  öbeklenmiş muhabere kanallarının çeşitlendirilmesi, dış ticaret için yeni marketlerin teminidir……” (DİKKAT: Bu nasıl bir Dışişleri Bakanlığı ise klasik anlamda üç beş bakanlık işini yüklenmiş !… Armenpress yorum imkanı vermiyor.

 “ Abant’ın Türkiye’ye mesajı”

 “ 34 üncü Abant platform toplantısının  konusu ‘Demokrasinin Türkiye’ye meydan okuması’idi. Haberin yazarı Günal Kurşun, Türkiye’nin demokratikleşme sürecinde iki temel faktör olduğunu iddia ederek  birincisinin, Türkiye’nin geçmişi ile yüzleşmesidir diyor….., ve 1915 Ermeni sözde soykırımı ile yüzleşmezsek demokrasi düzeyimizin yükselmesinin mümkün olamayacağını utanmadan söylüyor. Bu olaya ne isim verirsek verelim önemli değil. Temel nokta geçmişte ne yaptı isek  yüzleşelim diyor…”

Tabii, dünyada pek çok kişi de almıştır. Ben haberdeki sözde soykırım ile ilgili bölümü aldım. Haberin tamamına bakıldığında devletimizin katliam yapmadığı bir azınlık / gurup yokmuş!…Günal Gümüş adlı bu kişiye yorumlarımızla biraz tarih dersi vermek gerekecek.

Times. Ermenistan NATO ile bağlarını sıkılaştırmaya çalışıyor”

 “ NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg 2015 Yıllık Raporunu yayımladı….. Raporda Ermenistan ile ilgili hususlar şunlar : Ermenistan, kendi deneyimlerini paylaşarak ve müşterek eğitim girişimine katılarak NATO ile bağlarını sıkılaştırmaya çalışıyor. Geçen yıl Sırp subaylar ileri koruma eğitim program çerçevesinde Ermeni subaylarla akademik ve askeri eğitim konularında iş birliği önerdiler. Ermenistan, BM’in müşterek güvenlik programının uygulanmasına da katıldı….” (Not: Ermenistan, NATO ile pratik ve politik işbirliğini artırmak istemekte, ancak, tabii ki Rusya faktörü de dikkate alınarak NATO üyeliğine talip olmamaktadır. Bununla birlikte, NATO’nun komutasında sürdürülen uluslar arası barış operasyonlarında ( ISAF – Afganistan ve KFOR – Kosova) yer almıştır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mustafa Mete İSLÂMOĞLU

İFTİRALAR

İHANETLER

GERÇEKLER

( 30 )

VE…DÖRT T PLANI

İşin ucunu insanların canına kastetmeye kadar götüren Ermeni terörünün amacı, sözde Ermeni soykırımı iddialarını ve Ermenilerin taleplerini dünya kamuoyuna duyurmaktır. Nihai hedef ise, “Büyük Ermenistan” rüyasıdır. Büyük Ermenistan’a giden yolda atılması gereken en önemli adım, sözde iddialar konusunda kamuoyu oluşturmak ve Türkiye’ye yönelik emelleri gerçekleştirmektir.

Bunun için uygulamaya konan ve “Dört T” şeklinde adlandırılabilecek olan plan şu dört kavrama dayanmaktadır: Tanıtım, Tanınma, Tazminat ve Toprak… Yani, sözde Ermeni sorunu tüm dünyada terör yoluyla “tanıtılacak”, sözde iddialar dünya kamuoyunca kabul edilip Türkiyece “tanınacak”, sözde soykırımdan dolayı Türkiye’den “tazminat” alınacak ve “Büyük Ermenistan” rüyasını gerçekleştirmek için gerekli olan “toprak” Türkiye’den koparılacaktır!…

“Dört T” plânına dayanak oluşturan Ermeni iddiaları ise şunlardır:

  1. Türkler, Ermenistan’ı işgal ederek Ermenilerin topraklarını ellerinden almışlardır.
  2. Türkler, 1877-78 savaşından itibaren Ermenileri sistemli olarak katliama tabi tutmuşlardır.
  3. Türkler, 1915 yılından itibaren Ermenileri plânlı şekilde soykırıma tabi tutmuşlardır.
  4. Talat Paşa’nın, Ermenilerin soykırıma tabi tutulması konusunda gizli emirleri vardır.
  5. Soykırımda hayatlarını kaybeden Ermenilerin sayısı 1,5 milyondur.

Bugün, maksatlı olarak gündemde tutulmaya çalışılan sözde Ermeni sorununun ne derece mesnetsiz olduğunu ve ne tür çıkar kaygıları ile ortaya atıldığını daha iyi anlayabilmek için iddiaların ve Türk-Ermeni ilişkilerinin tarihsel gelişimini

Ermeni Tarihine Bir Bakış

Ermeniler, tarih boyunca başka devletlerin yönetimi altında kalmışlar ve bağlı oldukları devletlerin hizmetinde bulunmuşlardır.

Ansiklopedik kaynaklarda, Erivan, Gökçegöl, Nahcıvan, Rumiye gölü kuzeyi ve Mako bölgesine, yukarı memleket anlamına gelen Armenia, bu yörelerde yaşayan halka ise Ermeni denildiği yer almaktadır.

 

Ermeni tarihçilerin bir kısmı, M.Ö. 6. yüzyılda kuzey Suriye ve Kilikya bölgesinde yaşayan Hititlerden olduklarını; bir diğer kısmı ise Nuh’un oğullarından Hayk’a dayandıklarını söylemektedirler. Bunun yanında, Ermenistan denilen coğrafyada yerleşen ve bugün Ermeni diye adlandırılan toplumun, bölgenin kesin olarak neresinde yaşadıkları, sayıları ve aynı yörede ikamet eden diğer halklara kıyasla nüfus oranları bilinmemektedir. Ermeni tarihçileri bile kökenleri konusunda fikir birliği içinde değildir.

 

Tarihsel olarak bakıldığında, Ermenilerin sırasıyla, Pers, Makedon, Selefkit, Roma, Part, Sasani, Bizans, Arap ve Türklerin hakimiyeti altında yaşadıkları görülür. Ermeni derebeyliklerinin bir çoğu, bölgeye hakim olan ve Ermenileri kendi saflarına çekerek kullanmak isteyen devletler tarafından kurdurulmuştur.

 

Ermenileri Bizans’ın zulüm idaresinden kurtaran ve onlara insanca yaşama hakkını bahşeden, Selçuklu Türkleri olmuştur. Fatih döneminde ise, Ermenilere din ve vicdan hürriyeti en üst düzeyde verilmiş, Ermeni cemaati için dini ve sosyal faaliyetlerini yönetmek üzere Ermeni Patrikliği kurulmuştur. Osmanlı idaresinde Ermeniler dini görevlerini tam bir hürriyet içinde yerine getirirlerken, kendi din adamlarını da yine kendilerinin tayin etmelerine izin verilmiştir.

 

Aynı şekilde Anadolu’nun Türk idaresine girmesinden sonra burada yaşayan Ermeniler, kendi dillerini de tam bir serbestlikle konuşmaya devam ettiler. Osmanlı yönetimi, diğer cemaatlere uyguladığı politikayı onlara da uygulayarak Ermenice’yi ve Ermeni adlarının kullanılmasını serbest bıraktı. Türk matbaasının kurulmasından 160 yıl kadar önce Venedik’te matbaacılık eğitimi görmüş olan Sivaslı Apkar adındaki bir papaza 1567’de İstanbul’da bir Ermeni matbaası açması için izin verildi. İstanbul’dan başka İzmir (1759), Van (1859), Muş (1869), Sivas (1871) gibi taşra şehirlerinde de yeni Ermeni matbaaları faaliyete geçmiştir. 1908’de bütün ülkede Ermeni matbaası sayısı 38’e ulaşmıştır. Nitekim 1910 yılında İstanbul’da Ermenice 5 gazete ve 7 dergi çıkarılmaktaydı.

 

Osmanlı idaresinde Ermeniler, Türk insanının hoşgörüsünden de yararlanarak, adeta altın çağlarını yaşamışlardır. Askerlikten ve kısmen de vergiden muaf tutulan Ermeniler, ticaret, zanaat ve tarım ile idari mekanizmalarda önemli görevlere yükselme fırsatını elde etmişlerdir. Devletin çeşitli kademelerinde görev yapan Ermeniler, Osmanlı devletince kendilerine tanınan bu hoşgörüye karşılık verdikleri hizmetten dolayı “millet-i sadıka” olarak adlandırılmışlardır. 19. yüzyılın son çeyreğine kadar Osmanlıların bir Ermeni sorunu olmadığı gibi, Ermeni halkının da Türk yöneticileriyle halledemedikleri bir mesele mevcut değildir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mustafa Mete İSLÂMOĞLU

İFTİRALAR

İHANETLER

GERÇEKLER

( 31 )

»Yer Değiştirme Kanunu Ve Uygulaması

Yer Değiştirmenin Nedenleri:

Ermeni isyanları ve katliamları karşısında Osmanlı Hükümeti, öncelikle bölgesel tedbirlere başvurmuş ve olayları yerinde bastırmayı ve savunma durumunda kalmayı tercih etmiştir. Ermenilerin silahlarıyla firarlarına, dini liderlerinin isyanlardaki büyük rollerine rağmen, Hükümet bu isyanları münferit bazı teşebbüsler şeklinde kabul etmeyi uygun bulmuştur. Aynı zamanda başta Ermeni Patriği ve Ermeni milletvekilleri olmak üzere, komitelere ve Ermeni cemaatinin önde gelenlerine yeni karışıklıklar çıkması durumunda “ülke savunmasını sağlamak amacıyla sert önlemler almak zorunda kalınacağı” anlatılmıştır.

Osmanlı hükümetinin bu gayretleri belgeleriyle sabittir. Fakat daha savaş başlamadan önce her türlü isyan hazırlığına girişmiş olan Ermeniler, savaş başlar başlamaz toplu bir isyana yönelmemişlerdir. Ermenilerin eylemleri, Osmanlı orduları cephede savaşırken, “Ermeni bağımsızlığı için, müttefik davasına hizmet gayesiyle” hazırlanan plâna uygun yürütülmüştür. Ancak, Ermeni çetelerinin cephe gerisindeki faaliyetlerinin, devletler hukukuna göre hıyanet sayıldığı gerçeği göz ardı edilmiştir.

Ermeni isyanları özellikle Doğu Anadolu’dan başlayarak diğer bölgelere yayılmıştır. Erzurum ve çevresinde Rus işgalinin genişlemesiyle Ermeniler, “müslüman halkın kanını kendilerine mubah” görmüşler ve bir Alman generalinin ifadesiyle, “Bu bölgedeki Müslüman halkı silip süpürmeye başlamışlar”dır.

Ermeni çetelerinin bu tür zulüm ve eylemleri sürerken, güvenlik kuvvetleri tarafından Ermenilerin yaşadıkları bölgelerde yapılan aramalarda pek çok silâh ve cephane ele geçirilmiştir. Artık devletin varlığını ağır bir şekilde tehdit bu durum, biraz daha hoşgörü gösterildiğinde, telafisi mümkün olmayan sonuçlara sürükleneceğini göstermekteydi.

Osmanlı devletinin savaşa girmesinden ve özellikle Kafkas Cephesindeki bozgundan sonra, Ermenilerin Müslüman halka karşı baskıları, askerden firarları, asker ve jandarmaya saldırıları, silahlı ve mühimmatla yakalanmaları, Fransızca, Rusça ve Ermenice şifreli yazışmaların ele geçirilmesi gibi gelişmeler, ülke çapında bir karışıklık çıkaracaklarını gösteren en önemli kanıtlar olmuştur.

Osmanlı hükümeti, isyan ve katliamlara karşı güvenlik tedbirleri almakla beraber, “Yer Değiştirme Kanunu”ndan önce de, bu tedbirlerin yeterli olmadığı durumlarda Ermenileri başka yerlere yerleştirme yoluna gitmiştir. Ancak bu uygulamanın genelleştirilmesi fikrini doğuran olay, Van Ermenilerinin isyanı olmuştur. Çevredeki Ermenilerin, Osmanlı devletinin savaşa girdiği tarihlerde Van’da toplandıkları ve silahlanarak Rusların iyice yaklaşmasını bekledikleri resmi belgelere yansımıştır.

Ermenilerin başlattıkları isyanlar, -katliamlar ve tahriplerin dışında- Rusların bir ay içinde Van, Malazgirt ve Bitlis’i işgali ile sonuçlanmıştır. Van örneği, Türk ordusunun daima arkadan vurulacağını ve ihanete uğrayacağını göstermiştir. Bu durumda hükümet, ülkenin çeşitli bölgelerinde yaşayan bazı Ermenilerin, “yer değiştirmelerine” karar vermek zorunda kalmıştır.

İtilaf Devletleri ve Rusya ile birlik olan Ermenilerin başlattıkları isyan ve katliamlar savaşın kaderini etkileyecek noktaya ulaşınca, Başkomutan Vekili Enver Paşa duruma bir çare bulmak amacıyla, 2 Mayıs 1915’te İçişleri Bakanı Talat Paşa’ya bir yazı göndererek, “Van bölgesindeki isyanlarını sürdürmek için daima toplu ve hazır bir halde bulunan Ermenilerin, isyan çıkaramayacak şekilde dağıtılmaları gerektiğini” bildirmiştir.

Bunun üzerine Talat Paşa, 23 Mayıs 1915’te, 4. Ordu Komutanlığına bir şifre göndererek, “Erzurum, Van ve Bitlis vilâyetlerinden çıkarılan Ermenilerin, Musul vilâyetinin Güney kısmı, Zor sancağı ve Merkez hariç olmak üzere Urfa sancağına; Adana, Halep, Maraş civarından çıkarılan Ermenilerinse Suriye vilâyetinin Doğu kısmı ile Halep vilâyetinin Doğu ve Güneydoğusu’na sevk ve iskân edilmelerini” istemiştir. Sevk işlemlerini takip etmek üzere Adana, Halep ve Maraş bölgesine mülkiye müfettişleri tayin edilmiştir.

Yer değiştirmeyi zorunlu kılan; Birinci Dünya Savaşı’nda ele geçirdikleri yerlerin kendilerine verileceği ve bağımsız bir Ermenistan kurulacağı gibi hayallere kanan Ermenilerin, vatandaşı bulundukları Osmanlı devletini arkadan vurmaları ve isyanlarıdır. Kafkas ve İran cephelerinin güvenlik hattını oluşturan bölgelerdeki Ermenilerin yerlerinin değiştirilmesi, onları imha etmek değil, devlet güvenliğini sağlamak, onları korumak amacını gütmüştür ve dünyanın en başarılı yer değiştirme uygulamasıdır.

Yer değiştirme uygulaması nedense bu gözle görülmek istenmemekte, Ermenistan ve Ermeni diasporası Osmanlı aleyhine olumsuz, yalan ve iftiralarla dolu propagandalar yapmaktadır. Halbuki, tarihi gerçek şudur: yer değiştirme kararı ile Osmanlı Devleti, Ermenileri yok olmaktan kurtarmış ve eşine az rastlanır bir şekilde korumuştur. Bugün Ermeni milleti varlığını devam ettiriyorsa, bu Osmanlıların iyi niyeti ve başarısı sayesindedir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mustafa Mete İSLÂMOĞLU

İFTİRALAR

İHANETLER

GERÇEKLER

( 32 )

Yer Değiştirme (Tehcir) Kanunu:

Osmanlı hükümeti, yer değiştirme uygulamasını o günün şartlarında bir kanuna dayandırmıştır. Keyfi bir uygulama değildir. Dört maddelik kanun, “savaş halinde devlet yönetimine karşı gelenler için askeri birliklerce alınacak tedbirleri” içermektedir. Kanunun çıkış süreci şöyledir:

İçişleri Bakanlığı isyancı Ermenilere karşı tutuklama gibi bazı önlemleri alırken, 24 Mayıs 1915’te ortak bir bildiri yayınlayan Rusya, Fransa ve İngiltere hükümetleri, bir aydan beri, “Ermenistan” diye adlandırdıkları Doğu ve Güney-Doğu Anadolu’da Ermenilerin öldürüldüklerini ileri sürmüşler ve olaylardan Osmanlı hükümetini sorumlu tutacaklarını açıklamışlardır.

Konunun bu şekilde uluslar arası bir boyut kazanması üzerine Talat Paşa, yer değiştirme uygulaması hakkında hazırladığı bir yazıyı 26 Mayıs 1915 günü Başvekalet’e (Başbakanlığa) göndermiştir. Yazıda, Ermenilerin isyan ve katliamlarına dikkat çekildikten sonra, savaş bölgelerindeki Ermenilerin başka bölgelere nakline karar verildiği anlatılmıştır. Bu durum, Başbakanlık’ça derhal Meclis gündemine getirilmiştir.

Başbakanlık, devletin güvenliği için başlatılan yer değiştirme uygulamasının yerinde olduğunu belirtilerek, bunun bir usul ve kurala bağlanmasının zorunluluğunu dile getirmiştir. Meclis, aynı tarihte uygulamayı kabul eden bir karar almıştır. Böylece 27 Mayıs 1915’te Meclis’ten çıkan “Yer Değiştirme Kanunu”, 1 Haziran 1915 günü dönemin Resmi Gazetesi Takvim-i Vekâyi’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

KANUNUN

  1. maddesinde “Devlet güçlerine ve kurulu düzene karşı muhalefet, silahla tecavüz ve mukavemet görülürse şiddetle karşı konulması ve imha edilmesi”,
  2. maddesinde “Silahlı güçlere yönelik casusluk ve ihanetleri tespit edilen köy ve kasabaların başka bölgelere yerleştirilmesi”,
  3. maddesinde kanunun yürürlüğe giriş tarihi ve
  4. maddesinde de kanunun uygulamasından sorumlu olanlar belirtilmektedir.

Görüldüğü üzere kanun; tamamen devleti ve kamu düzenini korumaya yönelik, şiddete karşı bir yetki kanunudur. En önemli özelliği ise; “kanun metninde herhangi bir etnik grup, zümrenin zikredilmemiş veya ima edilmemiş” olmasıdır. Kanun kapsamına giren Müslüman, Rum ve Ermeni asıllı Osmanlı vatandaşları yerlerinden başka yerlere sevk edilerek göçe tabi tutulmuştur.

Başbakanlık tarafından 30 Mayıs 1915’te İçişleri, Harbiye ve Maliye Nezâretlerine (Bakanlıklarına) gönderilen bir yazıda, göçün nasıl uygulanacağı ayrıntılı şekilde anlatılmış ve şöyle denilmiştir(1):

“Göç ettirilenler, kendilerine tahsis edilen bölgelere can ve mal emniyetleri sağlanarak rahat bir şekilde nakledileceklerdir;

Yeni evlerine yerleşene kadar iaşeleri Göçmen Ödeneği’nden karşılanacaktır;

Eski malî durumlarına uygun olarak kendilerine emlâk ve arazî verilecektir;

Muhtaç olanlar için hükümet tarafından konut inşa edilecek; çiftçi ve ziraat erbabına tohumluk, alet ve edevat temin edilecektir;

Geride bıraktıkları taşınır malları, kendilerine ulaştırılacak; taşınmaz malları tespit edilecek ve kıymetleri belirlendikten sonra, paraları kendilerine ödenecektir;

Göçmenlerin ihtisasları dışında kalan zeytinlik, dutluk, bağ ve portakallıklarla, dükkân, han, fabrika ve depo gibi gelir getiren yerleri açık arttırma ile satılacak veya kiraya verilecek ve bedelleri sahiplerine ödenmek üzere mal sandıklarınca emanete kaydedilecektir;

Bütün bu konular özel komisyonlarca yürütülecek ve bu hususta ayrıntılı bir tâlimatnâme hazırlanacaktır.”

Talat Paşa’nın Ermenilerin soykırımını isteyen telgrafı var mıdır?

Ermeniler hakkında alınan tedbirlerin onları imha maksadını taşımadığı, Talat Paşa tarafından her fırsatta dile getirilmiştir. Nitekim 29 Ağustos 1915 tarihinde ilgili vilâyetlerin vali ve mutasarrıflarına gönderilen bir şifre telgrafta kullanılan üslup, bunun en açık delilidir. Şifrede şöyle denilmektedir:

“Ermenilerin bulundukları yerlerden çıkarılarak tayin edilen bölgelere sevklerinden hükümetçe takip edilen gaye, bu unsurun hükümet aleyhine faaliyetlerde bulunmalarını ve bir Ermenistan Hükümeti teşkili hakkındaki millî emellerini takip edemeyecek bir hale getirilmelerini temin etmektir. Bu kimselerin imhası söz konusu olmadığı gibi, sevkiyat esnasında kafilelerin emniyeti sağlanmalı ve muhacirîn tahsisatından sarfiyat yapılarak iaşelerine ait her türlü tedbir alınmalıdır. Ermeni kafilelerine saldırıda bulunanlara veya bu gibi saldırılara önayak olan jandarma ve memurlar hakkında şiddetli kanunî tedbir alınmalı ve bu gibiler derhal azledilerek Divan-ı Harplere teslim edilmelidir(2).”

Talat Paşa’nın verdiği emir böyle olmasına rağmen, sözde Ermeni soykırımı iddiacıları, gerçeği çarpıtmışlar; Talat Paşa’nın Ermenilerin katledilmesine yönelik emir verdiğini ileri sürmüşlerdir. Dayanakları ise Aram Andonian adlı bir Ermeni’nin, 1920 yılında Londra’da yayınladığı “Naim Bey’in Anıları/Ermenilerin Tehcir ve Katliamına İlişkin Resmi Türk Belgeleri” isimli kitabıdır. Kitapta yer alan ve Talat Paşa’ya atfedilen telgraflar; bir soykırım suçlusu yaratmak amacıyla üretilmiş sahte belgelerdir. Bu belgelerin sahteliği, Şinasi Orel ve Süreyya Yuca tarafından yapılan inceleme sonucunda kanıtlanmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mustafa Mete İSLÂMOĞLU

İFTİRALAR

İHANETLER

GERÇEKLER

( 33 )

Yer Değiştirme Sırasındaki Uygulamalar:

Kanuna göre hazırlanan uygulama emri ile yer değiştirmenin nasıl yapılacağı tüm ayrıntıları ile belli kurallara bağlanmıştır. Bu emirde; menkul ve gayri menkullerin nasıl teslim alınacağı, araziler ve üzerindeki mahsulün durumu, bunların kayda alınması, göç edenlere sıcak ve etli yemek verilmesi gibi konulara dahi yer verilmiştir. Uygulama emrinde, menkul ve gayrimenkulun yok edilmesi ya da insanların öldürülmesi yönünde herhangi bir işaret olmadığı gibi; tam tersine uygulamada hata yapanların idam cezasına kadar uzanan ağır cezalarla cezalandırılacağı belirtilmektedir.

Yukarıda verilen uygulama emrinden anlaşıldığı gibi, yerleri değiştirilenler taşınabilir mal ve eşyalarını beraberlerinde götürecekler veya bunlar sonra kendilerine ulaştırılacak, taşınmaz malları ise açık attırma ile satılacak ve bedelleri kendilerine ödenecektir.

Bu esaslar içinde göç ettirilen Ermeni kafileleri, yerleştirilecekleri yerlere gönderilmek üzere, yol kavşakları üzerinde bulunan Konya, Diyarbakır, Cizre, Birecik ve Halep gibi belirli merkezlerde toplanmışlardır.

Kafilelerin sevk edildikleri güzergâhlar, göçmenlerin zorluklarla karşılaşmamaları ve güvenlikleri için mümkün olduğu kadar kendilerine yakın yollardan seçilmiştir. Güzergâhların seçiminde tren yolları ve “şahtur” denilen nehir kayıklarının bulunduğu yerler tercih edilmiştir.

Bir yandan Birinci Dünya Savaşı’nın sürmesine rağmen, yer değiştirmenin düzenli bir şekilde yürümesi ve kafilelerin herhangi bir zarara uğramaması için azami dikkat gösterilmiştir. Nitekim, Amerika’nın Mersin Konsolosu Edward Natan, 30 Ağustos 1915’te Büyükelçi Morgenthau’ya gönderdiği raporda, “Tarsus’tan Adana’ya kadar bütün hat güzergâhının Ermenilerle dolu olduğunu; kalabalık yüzünden birtakım sıkıntıların olmasına rağmen Hükümetin bu işi son derece intizamlı bir şekilde idare ettiğini; şiddete ve düzensizliğe yer vermediğini; göçmenlere yeteri kadar bilet sağladığını; muhtaç olanlara yardımda bulunduğunu” belirtmiştir(4).

Eğer Osmanlı hükümeti bir grup insanı yok etme maksadıyla bu uygulamaya girişmiş olsa idi, göç edenlere yolda sağlanacak imkanları, kafilelerin eşkıya baskınlarına karşı korunmasını, hastalara yardım yapılmasını, çocukların korunmasını, geride bıraktıkları menkul ve gayrimenkullerin kayıt altında tutulmasını, etli yemek verilmesine ilişkin kararları uygulamaya geçirmezdi. İşte bu nedenlerle, yer değiştirme, Ermenileri yok etmek değil, devlet güvenliğini sağlamak, onları korumak amacını gütmüştür.

Yer Değiştirme Sırasında Yapılan Harcamalar:

Yer Değiştirme Kanunu ile yerleri değiştirilen Müslüman, Rum ve Ermeniler ile Anadolu’ya yönelen göç hareketlerine ilişkin ihtiyaçları karşılamak amacıyla, Göçmen Genel Müdürlüğü kurulmuş, bu kurum tarafından göçmenlerin, yerleştirme, geçim ve diğer sorunları çözülmeye çalışılmıştır.

Uygulamaya ait belgelerde hangi il ve ilçelerde hastane kurulduğu, Ermeni çocuklarından yetim kalanlar için hangi binanın ayrıldığına kadar detaylı bilgiler verilmektedir. Yer değiştirmeye tabi göçmenlerin, sevk, yerleştirme ve geçimlerinin sağlanması için 1915 yılında 25 milyon, 1916 yılı sonuna kadar ise 230 milyon kuruş harcandığı belgelerden anlaşılmaktadır(5).

Göç esnasında oluşturulan kafilelere, vasıta veya binek hayvanı sağlanmış, kadın, yaşlı ve çocuklarla, hastalara özel ilgi gösterilmiştir. Dönemin İçişleri Bakanlığınca yayınlanan yönetmeliğin 2. maddesinde, “nakledilen Ermenilerin taşınabilecek bütün mallarını ve hayvanlarını birlikte götürebilecekleri”, 3. maddesinde ise, “yerleştirilecekleri yerlere sevk edilen Ermenilerin yolculuk sırasında canlarının korunması, yiyeceklerinin temini ve istirahatlarının, geçtikleri yerlerde bulunan yönetim makamlarına ait olduğu; bu konuda meydana gelecek gevşeklik ve ilgisizlikten sırasıyla bütün memurların sorumlu olduğu” ayrıntılı bir şekilde açıklanmıştır.

Deniz yoluyla göç edenlerin o dönemde salgın bulunan sıtma hastalığına karşı korunabilmeleri için kinin dağıtılmış, hastalar için sivil hastaneler yanında askeri hastanelerden de yararlanma imkanı getirilmiştir. Göçmenlerden ailelerini yitirmiş olan kimsesiz çocuklar yetimhanelere veya göç edilen yerlerdeki ailelere yerleştirilmiş ve bunların geçimleri sağlanarak meslek sahibi olmaları için eğitim imkanı sağlanmıştır.

Osmanlı hükümeti, yer değiştirme uygulaması için ciddi harcamalar yaparken, bir yandan da göçe tabi tutulan Ermenilerin devlete ve şahıslara olan borçlarını ya ertelemiş ya da tamamen silmiştir. Bu arada Amerika’dan Ermeni göçmenlere verilmek üzere gönderilen bir miktar para da Amerikan misyonerleri ve konsolosları tarafından Hükümetin bilgisi dahilinde Ermenilere dağıtılmıştır.

Yer Değiştirmeden Önce Ermeni Nüfusu:

Ermeni komitacılar ve bugünkü destekçileri tarafından günümüzde en çok istismar edilen ve çarpıtılan konu Ermeni nüfusunun göç öncesi ve sonrasındaki durumudur. Savaş döneminde tutulan kayıtlar, resmi rakamlar, kilise kayıtları, yabancı misyonların raporlarında yer alan nüfus bilgileri ve diğer belgelere rağmen sürekli olarak o günkü gerçek nüfusun birkaç katı bir rakam gösterilerek, rakamlar akıl almaz miktarlarda abartılmakta ve sözde soykırım iddialarına dayanak aranmaktadır. Verilen rakamlardan bazıları, dünya genelinde bugün yaşayan toplam Ermeni nüfusunu bile birkaç kat aşmaktadır.

Birinci Dünya Savaşı yıllarında Osmanlı topraklarında yaşayan Ermenilerin nüfusu bazı yabancı kaynaklarda şöyle belirtilmiştir:

Ermeni Patrikhanesi’ne göre 2.5 milyon

Lozan Konferansı Ermeni Heyeti’ne göre 2.2 milyon

Fransız Sarı Kitabı’na göre 1.5 milyon

Britannica’ya göre 1.5 milyon

İngiliz yıllığına göre 1 milyon

Osmanlı devleti resmi belgelerine göre Ermeni nüfusu ise şöyledir:

1893 Nüfus sayımına göre 1.001.465

1906 Nüfus sayımına göre 1.120.748

1914 Nüfus istatistiğine göre 1.221.850

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mustafa Mete İSLÂMOĞLU

İFTİRALAR

İHANETLER

GERÇEKLER

( 34 )

Gerek Osmanlı, gerekse Ermeniler ve yabancılara ait istatistikler değerlendirildiğinde, I. Dünya Savaşı döneminde Osmanlı topraklarında yaşayan Ermenilerin nüfusunun en fazla 1.250.000 civarında olduğu belirlenmektedir.

Osmanlı’daki Ermeni nüfusu hakkındaki en güvenilir rakamların resmi belgelerde olduğu kesindir. Osmanlı devletinde İstatistik Genel Müdürlüğü, 1892 yılında kurulmuştur. Genel Müdürlük görevini 1892 yılında Nuri Bey, 1892-1897 yılları arasında Fethi Franco adlı bir Musevi, 1897-1903 yılları arasında Mıgırdıç Şınabyan isimli bir Ermeni, 1903-1908 yılları arasında Robert isimli bir Amerikalı, 1908-1914 yılları arasında Mehmet Behiç Bey yapmıştır. Görüldüğü gibi Ermeni meselesini siyasi alana taşıyan önemli olayların cereyan ettiği dönemde, Osmanlı nüfus bilgileri yabancıların kontrolü altındadır. Buradan hareketle, bugüne kadar aksi bir belge ve kanıt olmadığına göre Osmanlı nüfus bilgilerine itibar edilmesi gerekmektedir.

Ermenilerin Yerleştirildikleri Bölgeler:

Yer değiştirme uygulaması çerçevesinde; Erzurum, Van ve Bitlis vilâyetlerinden çıkarılan Ermeniler, Musul’un güney kısmı ile Zor ve Urfa sancağına; Adana, Halep, Maraş civarından çıkarılan Ermeniler ise Suriye’nin doğu kısmı ile Halep’in doğu ve güneydoğusuna yerleştirilmişlerdir.

Yeni yerleşim bölgelerinin Bağdat demiryoluna en az 25 km. uzaklıkta kurulmasına, Ermeni nüfusunun yöredeki Müslüman nüfusun yüzde 10’unu geçmemesine ve köylerin 50 haneden fazla olmamasına dikkat edilmiştir.

Yer Değiştirmeye Tabi Tutulan Ermeni Nüfusu:

Yer değiştirme uygulaması sırasında çeşitli yollardan göç ettirilen Ermenilerin ayrıldıkları ve vardıkları yerlerdeki sayıları devamlı şekilde kontrol edilmiştir. 9 Haziran 1915’ten 8 Şubat 1916 tarihine kadar Anadolu’nun çeşitli bölgelerinden yeni yerleşim bölgelerine taşınan ve yerlerinde bırakılan Ermeni nüfusun ne kadar olduğu, Osmanlı Arşivi’nin ilgili tasniflerindeki belgelerden şu şekilde derlenmiştir: Buna göre; 438.758 kişi yer değiştirme uygulaması çerçevesinde sevk edilmiş, bunlardan 382.148’i ise yeni yerleşim bölgelerine sağ salim ulaşmıştır(7).

Görüldüğü gibi, göç ettirilenlerle yeni yerleşim bölgelerine varanlar arasında 56.610 kişilik bir fark bulunmaktadır. Bu fark, belgelerden elde edilen bilgiye göre, şu şekilde ortaya çıkmıştır:

500 kişi Erzurum-Erzincan arasında; 2.000 kişi Urfa Halep arasındaki Meskene’de; 2.000 kişi Mardin civarında eşkıya ve Arap aşiretlerinin saldırısı sonucu katledilmiş, ayrıca bir o kadar, yani yaklaşık 5.000 ve belki de biraz daha fazla kişi de Dersim bölgesinden geçen kafilelere yapılan saldırılar sonucu öldürülmüştür. Bu kayıp miktarı, Ermenilere karşı, hiçbir şekilde katliam yapılmadığını göstermektedir. Katliamın olmadığı yerde ise soykırımdan hiç söz edilemez(8).

Bu bilgiler ışığında toplam 9-10 bin kişinin yer değiştirme uygulaması sırasında katledildiği tespit edilmektedir. Ayrıca yollarda açlıktan da ölümler olduğu belgelerden anlaşılmaktadır. Bunun dışında tifo, dizanteri gibi hastalıklar ve iklim koşulları sebebiyle de yaklaşık 25-30 bin kişinin öldüğü tahmin edilmektedir ki, bu şekilde 40 bine yakın kişi yollarda kaybedilmiştir.

Kalan 10-16 bin kişinin ise bir kısmı, yola çıkarılmış olmakla birlikte, henüz iskan mahalline varmadan tehcirin durdurulması sebebiyle, bulundukları vilayetlerde alıkonulmuştur. Mesela 26 Nisan 1916’da Konya iline, ilde henüz yollarda olan Ermenilerin sevk edilmeyerek il dahilinde iskan edilmeleri için yazı gönderilmiştir. Öte yandan yer değiştirme kapsamında bulunan Ermenilerden bir bölümünün Rusya’ya, Batı ülkelerine ve Amerika’ya kaçırıldıkları da tahmin edilmektedir(9).

Yer değiştirme uygulamasının yapıldığı dönemde, Osmanlı ordusunda silah altında bulunan Ermenilerden 50.000’inin Rus ordusuna katıldığı, yine Türklerle savaşmak üzere 50.000 Ermeni’nin de Amerikan ordusunda üç-dört yıldır eğitim gördüğü gibi kayıtlar yer almaktadır. Gerçekten de, Amerika’da yaşayan bir Ermeni’nin Elazığ’da dava vekili olan Murad Muradyan’a yazdığı mektupta bu türden bilgiler bulunmaktadır(10).

Mektupta, bir kısım Ermeni’nin Rusya’ya ve Amerika’ya kaçırıldıkları ve Amerika’da eğitilen 50.000 askerin Kafkasya’ya hareket etmekte olduğu açıkça ifade edilmektedir. Bütün bu belgelerden de anlaşılacağı gibi, Osmanlı vatandaşı pek çok Ermeni, harpten önce ve harp içinde Amerika ve Rusya başta olmak üzere çeşitli ülkelere dağılmışlardır. Mesela ticaret maksadıyla Amerika’da bulunan Artin Hotomyan adlı bir Ermeni’nin 19 Ocak 1915’te Emniyet Genel Müdürlüğü’ne gönderdiği bir mektupta çeşitli yollarla binlerce Ermeni’nin Amerika’ya kaçırıldığı ve bunların aç ve perişan bir halde yaşadıkları ifade edilmektedir(11).

Bu bilgiler, Anadolu ve Rumeli’nin çeşitli bölgelerinden yer değiştirmeye tabi tutulan Ermenilerin sayıları ile, yeni iskan merkezlerine ulaşanların sayılarının birbirini tuttuğunu göstermekte ve dolayısıyla sevk ve iskan sırasında herhangi bir katliam olayının olmadığını ortaya koymaktadır.

1918 yılında, Ermeni Delegasyonu Başkanı olan Boghos Nubar Paşa’nın Fransa Dışişleri Bakanlığı Yüksek Yetkili Bakanı Monsieur Gout’a gönderdiği raporda: Kafkasya’da 250.000, İran’da 40.000, Suriye-Filistin’de 80.000, Musul-Bağdad’da 20.000 olmak üzere 390.000 kişinin Türkiye’den sürgün edildiğini, aslında sürgünlerin toplam sayısının 600-700 bin kişiye ulaştığını ve bunlardan ayrı olarak çöllerde şuraya buraya dağılmış sürgünleri kapsamadığını bildiriyor(12).

Boghos Nubar Paşa’nın verdiği rakamlardan 290 bin kişinin yer değiştirme uygulaması dışında Osmanlı topraklarını terk edenler olduğu anlaşılıyor. Dolayısıyla göç ettirilenlerin toplam sayısı olarak verilen 600-700 bin kişiden 290 bin kişi çıkarılacak olursa, yer değiştirmeye tabi tutulan nüfusun 400 bin civarında olduğunu gösteriyor ki, bu da Ermeni delegasyonu başkanının, yer değiştirmenin gerçekleştirilmesi sonrasına, yani 1918 yılına ait verdiği sayılarla, Osmanlı belgelerinde verilen rakamlar arasında büyük ölçüde uygunluk görünmekte ve Ermenilerin iddia edildiğinin aksine sağ salim iskan yerlerine vardıklarını ve dolayısıyla soykırım iddialarının ne kadar dayanaksız olduğu ortaya çıkmaktadır.

Bu konuyla ilgili yabancı ve özellikle de Ermeni kaynaklarında şu bilgiler yer almaktadır:

Noradungian Gabrial’in Lozan Konferansı Tali Komisyonu’na sunduğu rapora göre; Kafkasya’ya 345 bin, Suriye’ye 140 bin, Yunanistan ve Ege Adalarına 120 bin, Bulgaristan’a 40 bin, İran’a 50 bin olmak üzere toplam 695 bin Ermeni 1. Dünya Savaşı döneminde ülke dışına gitmiştir.

Ermeni ileri gelenlerinden Hatisov, (daha sonra Ermenistan Cumhurbaşkanı olmuştur), Trabzon Konferansı’na (14 Mart-14 Nisan 1918) katılan Hüseyin Rauf Bey’e gönderdiği mesajda, Kafkasya’da Osmanlı memleketinden kaçan 400 bin Ermeni’nin bulunduğunu bildirmiştir(13).

Ermeni Prof. Dr. Richard Hovannisian, Ermeni nüfus incelemelerini ortaya koyduğu eserinde; Suriye dışındaki Arap ülkelerinden; Lübnan’a 50 bin, Ürdün’e 10 bin, Mısır’a 40 bin, Irak’a 25 bin, Fransa ve Amerika’ya 35 bin Ermeni’nin göç ettiğini belirtmektedir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mustafa Mete İSLÂMOĞLU

İFTİRALAR

İHANETLER

GERÇEKLER

( 35 )

Ermeniler ve yabancıların verdiği bu rakamlardan hareketle; göç ettirme dışında çok sayıda Ermeni’nin Türkiye’den kendi iradesiyle ayrıldığını göstermektedir. Ayrılanlara genel baktığımızda; Kafkasya’ya 345 bin, Suriye’ye 140 bin, Yunanistan ve Ege Adalarına 120 bin, Bulgaristan’a 40 bin. İran’a 50 bin, Lübnan’a 50 bin, Ürdün’e 10 bin, Mısır’a 40 bin, lrak’a 25 bin, Fransa, ABD, Avusturya vd. 35 bin olmak üzere, toplam 855.000 Ermeni’nin gittiği anlaşılmaktadır.

O halde Ermenilerin iddia ettiği gibi bir Ermeni soykırımı veya 2-3 milyon Ermeni’nin yok edilmesi mümkün değildir.

Bunun da ötesinde eğer Osmanlı devleti Ermeni tebaasından kurtulmak isteseydi; bunu asimilasyon yoluyla veya savaşı gerekçe göstererek halledebilirdi. Oysa Ermeniler, imparatorluk içerisinde Türklerden bile rahat bir yaşam sürmüşlerdir. Belirtildiği gibi, Birinci Dünya Savaşı’nda ele geçirdikleri yerlerin kendilerine verileceği ve bağımsız bir Ermenistan kurulacağı gibi hayallere kanan Ermeniler, vatandaşı bulundukları Osmanlı devletini arkadan vurmaya başlayınca, yer değiştirme uygulaması zorunlu hale gelmiştir. Ermenilerin yerlerinin değiştirilmesi, onları imha etmek değil, devlet güvenliğini sağlamak, onları korumak amacını gütmüştür ve dünyanın en başarılı yer değiştirme uygulamasıdır.

Ermeni Kafilelerine Yapılan Saldırılar ve Devletin Önlemleri:

Ermenilerin yeni yerleşim bölgelerine nakilleri sırasında bazı kafilelere, özellikle Halep-Zor arasında bölge haklı tarafından saldırılar düzenlenmiştir. 8 Ocak 1916 tarihli bir telgraftan anlaşıldığına göre; Halep’e bir saat mesafeden Meskene’ye kadar olan yollarda Arap eşkıyasının gasp için yaptığı saldırılar sonucu pek çok Ermeni’nin öldürüldüğü; Diyarbakır’dan Zor’a ve Suruç’tan Menbiç yoluyla Halep’e nakledilen Ermenilerden 2.000 kadarının yine Arap aşiretlerinin saldırılarına maruz kalarak soyuldukları anlaşılmıştır. Diyarbakır bölgesinde çeteler ve eşkıya tarafından 2.000’e yakın kişinin öldürüldüğü; Erzurum-Erzincan arasında 500 kişilik başka bir kafilenin de bazı aşiretlerin saldırısı sonucu öldürüldüğü anlaşılmaktadır.

Osmanlı hükümeti, bir yandan cephelerde düşmanla savaşırken bir yandan da kafilelerin emniyetlerini sağlamak için olağanüstü gayret sarf etmiştir. Ermeni kafilelerinin sevki sırasında ihmali veya yolsuzluğu görülen görevlileri tespit etmek üzere inceleme heyetleri kurulmuş ve göç bölgelerine gönderilmiştir. Bu heyetler, suçu sabit görülenleri Divan-ı Harp’e sevk etmiştir. İhmali bulunan görevliler işten el çektirilirken, bir kısmı da ağır cezalara çarptırılmıştır.

Yerleri Değiştirilmeyen Ermeniler:

Yer değiştirme kararı bütün Ermenilere uygulanmamıştır. 2 ve 15 Ağustos 1915 tarihlerinde ilgili valiliklere gönderilen telgraflarda, Katolik ve Protestan mezhebinde bulunan Ermenilerin yanı sıra, Osmanlı ordusunda subay ve sıhhiye sınıflarında hizmet gören Ermeniler ile Osmanlı Bankası şubelerinde, reji idaresinde ve bazı konsolosluklarda çalışan Ermenilerin devlete sadık kaldıkları sürece göçe tabi tutulmayacakları bildirilmiştir. Göçe tabi tutulan sadece devlete baş kaldıran Gregoryan mezhebine mensup Ermenilerdir.

Öte yandan, hasta, özürlü, sakat ve yaşlılar ile yetim çocuklar ve dul kadınlar da göçe tabi tutulmamış, yetimhaneler ve köylerde koruma altına alınarak ihtiyaçları devlet tarafından karşılanmıştır. Korunmaya muhtaç Ermeni aileler hakkında yayınlanan 30 Nisan 1916 tarihli genel bir emirde ise; erkekleri sevk edilen veya askerde bulunan kimsesiz ve velisiz ailelerin Ermeni dışında yabancı bulunmayan köy ve kasabalara yerleştirilmesi, geçimlerinin göçmen ödeneğinden sağlanması bildirilmiştir(15).

Göç Ettirilen Ermenilerin Geri Getirilmesi:

Ermenilerin yeni yerleşim bölgelerine gönderilmeleri 8 Şubat 1916’da durdurulmuştur. Birinci Dünya Savaşı’nın bitmesinin ardından yer değiştirmeye tabi tutulan Ermenilerden isteyenlerin eski yerlerine dönebilmeleri için bir kararname çıkarılmıştır. İçişleri Bakanı Mustafa Paşa’nın 4 Ocak 1919’da Başbakanlığa gönderdiği yazıda, dönmek isteyen Ermenilerin eski yerlerine nakledilmeleri konusunda ilgili yerlere tâlimat verildiği ve gereken tedbirlerin alındığı ayrıntılı bir şekilde belirtilmiştir(16).

Yer Değiştirme Uygulamasının Yurtdışındaki Yansımaları:

Yer değiştirmenin yapıldığı bölgelerde bulunan yabancı gözlemciler, Birinci Dünya Savaşı’nın içinde birçok cephede savaşmasına rağmen Osmanlı Hükümeti’nin bu işi büyük bir titizlikle ve iyi bir şekilde yürüttüğünü yazdıkları halde, Batı basını olayları saptırarak vermeyi tercih etmiştir. Nitekim Amerika’nın Mersin’deki konsolosu Edward Natan, sevkiyatın son derece düzen içinde yapıldığını raporunda belirttiği halde, İstanbul’daki büyükelçi Morgantau, olayları gerçeklere tamamen ters şekilde ülkesine bildirmiş ve Amerikan basını da bunları Türkler aleyhine kullanmıştır.

İran’da bulunan İngiliz konsoloslarının raporları çerçevesinde 1.000.000 Ermeni’nin öldürüldüğü gibi iddialar İngiliz parlamentosunda tartışılmış ve Türk Hükümeti’nin protesto edilmesi kararı alınmıştır. Ayrıca, İngiltere’de Ermeni olayları hakkında yayınlanan “Mavi Kitap”ta Osmanlı ülkesinde bulunduğu savunulan 1.800.000 Ermeni’den üçte birinin katledildiği iddia edilmiştir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mustafa Mete İSLÂMOĞLU

İFTİRALAR

İHANETLER

GERÇEKLER

( 36 )

Yabancıların İncelemeleri:

Bu konuda ilk inceleme, Birinci Dünya Savaşı’nın bitiminden hemen sonra İstanbul’un işgali sırasında İngilizler tarafından yapılmıştır. Savaş suçu işledikleri gerekçesiyle tutuklanan 143 Türk’ü mahkum ettirebilmek için, savaştan galip gelmelerinin üstünlüğünü de kullanarak yaptıkları incelemelerde soykırımın varlığına yönelik bir bilgi ve belgeye ulaşamamışlardır.

Sonraki yıllarda soykırıma yönelik uydurmalar durmamış, sahte bilgi ve belgelerle kamuoyu oluşturulmaya çalışılmış, bazı ülkelerin siyasileri de bu oyuna alet edilmiştir. 1985’te ABD Temsilciler Meclisi’nin sözde Ermeni soykırımına yönelik bir karar alma çalışması üzerine, 69 bilim adamının 19 Mayıs 1985’te Temsilciler Meclisi’ne sundukları rapor, son derece önemlidir. Raporda özetle şöyle denilmiştir(17):

“14. yüzyıldan 1922’ye kadar, günümüzde Türkiye olarak, daha doğrusu ‘Türkiye Cumhuriyeti’ olarak adlandırılan bölge, çok dinli, çok uluslu bir devlet olan Osmanlı İmparatorluğunun bir parçasıydı. Nasıl Habsburg İmparatorluğunu günümüz Avusturya Cumhuriyeti ile eş saymak yanlışsa, Osmanlı İmparatorluğunu, Türkiye Cumhuriyeti ile bir tutmak da yanlıştır.

Türk, Osmanlı araştırmaları ve Ortadoğu üzerine uzmanlaşmış, aşağıda imzaları bulunan Amerikalı akademisyenler, ABD Temsilciler Meclisi’nin 192 sayılı kararında kullanılan dilin birçok açıdan yanıltıcı ve yanlış olduğu görüşündedirler. Çekincelerimiz ‘Türkiye’ ve ‘soykırım’ sözcüklerinin kullanılması konusunda odaklanmakta olup aşağıdaki şekilde özetlenebilir:

Günümüz Türkiye Cumhuriyetinin 1923 yılında kurulmasıyla sonuçlanan Türk Devrimiyle 1922’de tarih sahnesinden silinmiş olan Osmanlı İmparatorluğu, şu anda Güneydoğu Avrupa, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da bulunan ve sadece bir tanesinin Türkiye Cumhuriyeti olduğu 25’ten fazla devletin topraklarını ve halklarını bünyesinde barındıran bir devletti. Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı zamanında gerçekleşen hiçbir olaydan sorumlu tutulamaz.

‘Soykırım’ suçlamasına gelince; bu açıklamayı imzalayanların hiçbiri Ermenilerin çektikleri acıların boyutlarını küçümseme amacını taşımamaktadır. Aynı şekilde söz konusu bölgedeki Müslüman halkın da acılarının farklı şekilde değerlendirilemeyeceği görüşündeyiz. (…) Ancak saldırgan ve masum olanı ayırt edebilmek ve olayların nedenlerini belirleyebilmek için tarihçilerin ulaşmaları gereken daha birçok belge ve bulgular vardır.

Temsilciler Meclisinin 192 sayılı kararındaki gibi ithamları kaçınılmaz olarak Türk halkı hakkında adaletsiz yargılara varılmasına ve belki de tarihçilerin bu trajik olayları anlamakta kaydetmeye başladıkları gelişmeye zarar verilmesine yol açacaktır.

Kongre bu kararı kabul ederse, tarihsel sorunun hangi yanının doğru olduğuna yasa yolu ile karar vermeye çalışmış olacaktır. Tarihsel olarak şüpheli varsayımlara dayalı böylesine bir karar, dürüst tarihsel araştırmaya zarar verecek ve Amerikan yasama sürecinin güvenirliliğini sarsacaktır.”

SOYKIRIM NEDİR?

Yer değiştirme uygulaması Ermeni çevreleri ve hasım devletlerce “Ermeni katliamı ve soykırımı” olarak adlandırılmış ve Osmanlılara karşı büyük bir propaganda kampanyası başlatılmıştır.

Oysa soykırım; “ırk, milliyet, etnik ve din farklılıkları nedeniyle insan gruplarının yok edilmesi”dir. Bu suç, direkt olarak bir hükümet tarafından veya onun rıza göstermesi ile işlenebilir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, dünyada soykırım suçunu önlemek ve cezalandırmak için 1948’de “Soykırım Sözleşmesi”ni kabul etmiş ve Türkiye de bu sözleşmeye 1950 yılında taraf olmuştur.

Soykırım dendiği zaman Nazilerin, Yahudilere ve diğer etnik gruplara karşı giriştikleri kitlesel kıyım akla gelir. 1939-1945 yılları arasında 5-6 milyon Yahudi, 3 milyondan fazla Sovyet savaş tutsağı, birer milyondan fazla Polonya ve Yugoslavya sivil halkı, 200.000 civarında Çingene ve 70.000 özürlü insanın canına kıyılmıştır. İşte soykırım budur.

Bunlara ilave olarak, Birleşmiş Milletler’in önleyici yönde sözleşmesi olmasına rağmen, modern çağda da sayısız soykırım olayı görülmüştür.

Örneğin, bizzat olayın kahramanı 2 emekli Fransız generalin Le Monde’da yayınlanan itiraflarına göre; Fransızlar 1954-1962 yılları arasında Cezayir’de en az 1 milyon Cezayirliyi katletmiş, 1965-1966 yıllarında Endonezya ordusu bir milyon komünisti ve ailelerini öldürmüş, 1975-1979 yılları arasında Kamboçya’da Kızıl Kmerler 1.7 milyon Kamboçyalı’yı katletmiş, 1994’de Ruanda’da 500.000 Tutsi, Hutular tarafından öldürülmüş ve nihayet 1991’den sonra Bosna-Hersek ile Kosova’da binlerce Müslüman Sırp vahşetine maruz kalmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mustafa Mete İSLÂMOĞLU

İFTİRALAR

İHANETLER

GERÇEKLER

( 37 )

Soykırım suçu, gerçek anlamda bu olaylarda işlenmiştir. Ermeni iddialarının ve yalanlarının aksine, 1915 yılında Doğu Anadolu bölgesindeki Ermenilerin daha güvenli topraklara göç ettirilmesi uygulaması, Ermenilerin ve cephelerin güvenliğini sağlamaya yönelik bir harekettir ve soykırımla hiç bir ilgisi yoktur. Ermenilerin Doğu Anadolu’da savaş ve göç sırasında kayıplar verdikleri doğrudur. Ancak bu kayıplar, Doğu Anadolu’da yaşanan savaş ve isyanlar nedeniyle asayişin sağlıklı olarak sağlanamaması, araç, yakıt, gıda, ilaç yetersizliği, ağır iklim koşulları ile tifüs gibi salgın hastalıklar nedeniyle meydana gelmiştir. Hiçbir şekilde kasıtlı ve planlı bir katliam söz konusu değildir.

Aslında Ermeniler, geçmişte hakimiyeti altında yaşadıkları devletlere ihanetlerinden dolayı bir çok kez buna benzer göç hareketlerine tabi tutulmuşlardır. Sasaniler 379’larda 70.000 Ermeni’yi İran’a, Bizanslılar 1025’lerde Doğu Anadolu’daki 40.000 Ermeni’yi Sivas ve Kayseri’ye, Memluklar 1250’lerde 10.000 kadar Ermeni’yi Mısır’a, 1743’de İranlılar 24.000 Ermeni’yi İran içlerine ve 1777’de Kırım’ı işgal eden Ruslar bölgedeki binlerce Ermeni’yi steplere sürmüştür.

Tarih boyunca sayısız göç ve sürgün olayına maruz kalan Ermeniler, bunların hiç birini gündeme getirmeden, sadece 1915’te Osmanlı devleti tarafından son derece haklı gerekçelerle yer değiştirmeye tabi tutulmalarını sözde soykırım adı ile sorun haline getirmeye çalışmaktadırlar. Bu tavır, maksatlı ve Türkiye’nin bütünlüğünü bozmaya yönelik politikaların bir ürünüdür. Bazı ülkelerin, Afrika ve Balkanlarda yaşanmakta olan gerçek anlamdaki soykırım hareketlerine seyirci kalarak, sözde Ermeni soykırımı iddialarına ve yalanlarına destek vermeleri de bunun en açık göstergesidir.

ERMENİ TERÖRÜ

Türkiye açısından Ermeni sorununun önemli bir boyutu da, Ermenilerin Türklere karşı silahlı terör metodolojisini kullanmaya başlamalarıdır. Türk devlet adamlarına yönelik bu saldırgan strateji, ilk defa 1905’de II. Abdülhamit’e yapılan bombalı saldırı ile başlamıştır. Anadolu dışında kurulan Hınçak, Tasnak, Ramgavar, Hınçak İhtilal Komitesi, Silahlılar Cemiyeti, Ermenistan’a Doğru Cemiyeti, Genç Ermenistan Cemiyeti, İttihat ve Halas Cemiyeti ve Karahaç Cemiyeti gibi halkı silahlı ayaklanmaya sevk eden örgütlenmeler meydana getirilmiştir. Bütün bunların sonucunda binlerce Türk ve Ermeni’nin hayatına mal olan isyan hareketleri ülkenin dört bir yanına yayılmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından 1965 yılına kadar sakin bir dönem geçirildikten sonra, Ermeni lobisinin desteğiyle terör hareketleri birdenbire tekrar ortaya çıkarılmış, Türk diplomatları öldürülmeye başlanmıştır. 1972 yılı sonuna kadar çeşitli ülkelerde 20’ye yakın anıt dikilmiş, basın ve yayın yolu ile karalama faaliyetleri programlı olarak uygulamaya konmuştur.

Bu yeni dönemde terörü özendiren, geliştiren, hazırlayan, daha geniş alanlara yayılmasını, ve hedeflerinin çeşitlenmesini sağlayan; terör tim ve grupları oluşturan, yeni örgütlenme çabalarına destek, temas ve ilişkiler ortamı hazırlayanlar, Taşnak ve Hınçak terör örgütleridir. Bunların yanında isminden en çok söz ettiren ve Ermeni terörü ile eş anlamda kullanılan “Ermenistan’ın Kurtuluşu İçin Ermeni Gizli Ordusu” örgüt adının kısaltılmış şekli olan ASALA’dır.

Geleneksel terör örgütleri içlerinden çıkardıkları terör tim ve gruplarıyla, ASALA ise terörün en acımasız ve insanlık dışı uygulamalarıyla yeni dönemin terör yaratıcıları olmuşlardır. ASALA da manevi ve psikolojik desteği, temas ve ilişkiler ortamını Hınçaklardan almıştır.

Ermeni terörü, yurt dışındaki Türk görevlilerine, temsilciliklerine ve kuruluşlarına yönelik silahlı saldırılar şeklinde kısa zamanda hızlı bir tırmanış göstererek yoğunluk kazanmıştır. Bu dönemde, Avrupa ve doğu ülkeleri ile Suriye ve Lübnan’da üsler edinen Ermeniler, Kıbrıs Rumları ve Yunanistan ile işbirliği içine girerek eylemlerini gerçekleştirmişlerdir.

Ermeni terör örgütleri, dış dünyanın tepkileri üzerine 1980’li yıllarda taktik değiştirerek, PKK terör örgütü ile işbirliğine girmişlerdir. 1984 yılında bölücü terör örgütü PKK sahneye itilmiş ve Asala-Ermeni terörü geri plana çekilmiştir. Ermeniler ile PKK arasındaki bağlantıyı ortaya koyan bazı somut örnekler şunlardır:

  • Bölücü terör örgütü PKK, 21-28 Nisan 1980 tarihini “Kızıl Hafta” olarak ilan etmiş ve 24 Nisan tarihini sözde Ermenilerin katledilme günü olarak anarak, toplantılar yapmaya başlamıştır.
  • 8 Nisan 1980 tarihinde Lübnan’ın Sidon kentinde PKK ve ASALA terör örgütleri ortak basın toplantısı düzenlemişler ve toplantı sonucu bir deklarasyon yayınlamışlardır. Ancak bu olayın tepki çekmesi üzerine ilişkilerin illegal alanda gizli olarak sürdürülmesi kararlaştırılmıştır. Bu uzlaşmadan sonra, 9 Kasım 1980 tarihinde Strazburg Türk Başkonsolosluğu’na, 19 Kasım 1980 tarihinde ise Roma Türk Hava Yolları bürosuna yönelik olarak düzenlenen saldırılar, PKK ve ASALA terör örgütleri tarafından ortaklaşa üstlenilmiştir.
  • Bölücü terörist Abdullah Öcalan, Ermeni Yazarlar Birliği tarafından “Büyük Ermenistan hayali fikrine olan katkılarından dolayı” onur üyeliğine seçilmiştir.
  • Ermeni Halk Hareketi’nin bünyesinde, bir çok Avrupa ülkesinde olduğu gibi bir Kürdistan Komitesi oluşturulmuştur.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mustafa Mete İSLÂMOĞLU

İFTİRALAR

İHANETLER

GERÇEKLER

( 38 )

  • 4 Haziran 1993 tarihinde; Ermeni Hınçak Partisi, ASALA ve PKK terör örgütü mensuplarının katılımıyla Batı Beyrut’ta bulunan PKK terör örgütü merkezinde bir toplantı yapılmıştır.

Ermeni-PKK ilişkisiyle ilgili bir başka çarpıcı örnek ise, 6- 9 Ocak 1993 tarihlerinde Beyrut’taki iki ayrı kilisede düzenlenen ve Lübnan Ermeni Ortodoks Başpiskoposu, Ermeni Parti yetkilileri ile 150 gencin katıldığı toplantılarda kullanılan şu ifadelerdir:

  • Şimdilik Türkiye’ye karşı sakin tutum gösterilmelidir.
  • Ermeni toplumu gittikçe büyümekte ve ekonomik yönden güçlenmektedir.
  • Geliştirilen propaganda faaliyetleri sayesinde, bütün dünyada (sözde) soykırım daha iyi bilinmeye başlanmıştır.
  • Ermenistan devleti kurulmuştur, her geçen gün toprakları genişlemektedir ve atalarının intikamını mutlaka alacaklardır.
  • Başta ABD olmak üzere, diğer batılı ülkeler de Karabağ’da sürdürülen savaşta Ermenileri haklı bulmaktadırlar. Bu fırsatı değerlendirmek gerekir… Karabağ’da savaşan Ermeni gençlerine yenileri katılacaktır.
  • Türkiye’de -PKK terör örgütü ile yapılan mücadele kastedilerek- iç savaş devam edecek, Türk ekonomisi sıfır noktasına gelecek ve vatandaşlar baş kaldıracaklardır.
  • Türkiye bölünecek ve bir Kürt devleti kurulacaktır.
  • Ermeniler Kürtlerle olan ilişkilerini iyi bir şekilde yürütmeli ve Kürtlerin mücadelelerini desteklemelidirler.
  • Bugün Türklerin elinde olan topraklar, yarın Ermenilerin olacaktır.

Özetle; Ermeni terör örgütlerinin müşterek amacı; her fırsattan yararlanarak Türkiye’yi istikrarsızlığa sürüklemek ve sözde işgal altındaki Ermeni topraklarını kurtararak “Bağımsız Büyük Ermenistan”ı kurmaktır. Bugün devlet olma özelliğini de elde eden Ermenilerin, söz konusu isteklerinin değişik başlıklar altında devam ettiği görülmektedir.

BU GÜNKİ DURUM

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dağılmasından sonra, 23 Eylül 1991’de bağımsızlığını ilan eden Ermenistan Cumhuriyeti, Türkiye’ye yönelik “sözde soykırım” iddialarını bir devlet politikası haline getirmiştir. Ermeniler, zulme ve haksızlığa uğramış bir toplum imajı yaratarak, başta ABD ve Fransa olmak üzere belli başlı devletleri ve uluslar arası kuruluşları, Ermeni davası lehine çekmeye çalışmaktadırlar.

Soykırım iddialarının kabulü ve tesciline bağlı olarak, Türkiye’den yüklü bir tazminat almak ve son aşamada ise Türkiye sınırları içerisinde bulunduğunu iddia ettikleri sözde Ermeni topraklarının, “Batı Ermenistan”ın iadesini sağlayarak Büyük Ermenistan’ı kurmak yönünde bir siyaset izlemektedirler.

Nitekim Ermenistan Parlamentosu’nca 23 Ağustos 1990’da kabul edilen bildiride; “Ermenistan Cumhuriyeti, Osmanlı Türkiyesi ve Batı Ermenistan’da gerçekleştirilen 1915 soykırımının uluslar arası kabul görmesi çabasını destekler” maddesine yer verilmiştir.

Sözde soykırımın tanınmasını hedefleyen girişimler, birçok ülkede yoğunlaşmış, bu ülkelerde ardı ardına soykırım anıtları dikilmiş, hatta bazı ülkelerin okullarında “sözde soykırım” ders olarak okutulmaya başlanmıştır.

Türk-Ermeni ilişkileri Ter-Petrosyan yönetiminde nispeten ılımlı bir havada geçmiştir. Ancak Nisan 1998’de Taşnaksutyun örgütünün gizli lideri Koçaryan’ın cumhurbaşkanı olmasıyla birlikte aşırı milliyetçi hareketler serbest bırakılmış ve Ermenistan, Türkiye ile ilişkilerinde sertlik yanlısı bir politika izlemeye başlamıştır. Koçaryan, yapmış olduğu resmi bir açıklamada; “soykırımı hiçbir zaman unutmayacaklarını, dünyaya bu trajediyi hatırlatmak durumunda olduklarını, soykırımın cezasız kaldığını, uluslar arası tanıma ve kınamanın layık olduğu şekilde gerçekleşmediğini” ifade etmiş, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 53. oturumunda da bilinen iddialarını tekrarlayarak, Ermenistan’ın Türkiye ve Azerbaycan tarafından abluka altına alındığı savunmuştur.

Koçaryan gibilere en güzel cevabı şüphesiz, Türkiye’de yaşayan Ermeni cemaati vermektedir. 7 Ekim 2000 tarihinde yayınlanan Ceviz Kabuğu adlı TV programında konuşan Kandilli Ermeni Kilisesi Başkanı Dikran Kevorkan soykırım iddiaları ve yer değiştirme uygulaması hakkında unları söylemektedir:

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mustafa Mete İSLÂMOĞLU

İFTİRALAR

İHANETLER

GERÇEKLER

( 39 )

“Soykırım ve tehcir (bir yerden alıp başka bir yere götürmek) farklı anlamlara gelir. Emperyalistlerin oyunları, Ermeni idarecilerin apolitik düş öncüleri (medya, kiliseler, din adamları) bütün bu olaylara sebep olmuştur. Patrik ruhani bir liderdir, siyasi konularda patrikten görüş alma gibi bir yanlış yapılıyor. Emperyalist güçler ASALA ve PKK’nın arkasında olmasaydı onlar ne yapabilirlerdi? Yer değiştirme meselesinde Almanya’nın İstanbul’a baskısı vardı. Burada Almanya’nın, yerleşik düzeni sarsmak ve Bağdat demiryolu mevzusunda ekonomik menfaatlerini sağlama almak amacı vardı(1).”

Kevorkan’ın “asimilasyon” iddiaları hakkındaki görüşleri ise şöyledir:

“Bugün dünya üzerindeki Ermenilerin en rahatlıkla, en güçlü şekilde kendi kimliklerini muhafaza ettikleri ülke Türkiye’dir. Yurtdışındaki, Diasporadaki Ermeni, ismini değiştirerek mücadeleye giriyor. Çünkü oralarda, bir kültür ağırlığıyla, o insanların kültürünü eritmek var. Bugün Türkiye’nin aleyhine konuşulan Diasporadaki Ermeniler çok iyi biliyorlar ki, Amerika’nın belli kiliselerinde kurban ayinleri Pazar günleri İngilizce yapılıyor, Ermeniler ana lisanlarını kaybediyorlar.

Bunu söylediğin zaman kötü kişi oluyorsun. Biz onun için Türkiye’deki Ermeni vatandaşlar olarak üzüntümüzü dile getiriyoruz. Ne için? Atatürk’ün emanet ettiği Kuvay-i Milliye ruhuna bir haksızlık yapılmaktadır. Bütün bunlar dışarıdakilerin oyunudur. PKK, ASALA, bu kararname, bütün bunlar dışarıdakilerin oyunu. Biz Türkiye’deki vatandaşlar olarak bir haksızlık yapıldığını düşünüyoruz. Ermeniler eğer akıllıysa maşa olarak kullanılmasınlar(2).”

Türkiye Ermeni Patriği II. Mesrob ise, 22 Mayıs 1999’da İstanbul Hilton Oteli’nde düzenlenen bir resepsiyonda yaptığı konuşmada, sözde Ermeni iddialarının pek çoğunu çürüten şu mesajları vermiştir:

“İstanbul Ermeni Patrikliği’nin kuruluşu tarihte eşine rastlayamayacağımız bir olaydır. Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethinden sekiz yıl sonra, 1461’de Batı Anadolu’daki Ermeni Piskoposluğunu çıkardığı bir fermanla İstanbul Patrikliği’ne dönüştürmesi Fatih’in ve Osmanlı Sultanlarının gelecek vizyonu ve diğer dinlere gösterdiği hoşgörünün çok açık bir örneğidir.

Tarihte bir dine mensup bir hükümdarın başka bir dinin üyeleri için ruhani riyaset makamı tesis etmesi, ne Fatih’ten önce, ne de sonra görüldü. Yeni bir binyıla girerken dünyada yaşanan gerginlikleri, özellikle yakın çevremizdeki savaş ortamını göz önünde bulunduracak olursak, 538 yıl önce gerçekleşen bu olayın değerini, dinler ve kültürler arası hoşgörünün önemini, sanıyorum daha iyi kavrayabiliriz.

İmparatorluk sınırları içindeki Ermeni toplumunun hayatını onun örf ve adetlerine göre düzenleyen Fatih Sultan Mehmet’i, onun doğrultusunda ülkeye hizmet eden devlet adamlarını ve 1461’deki ilk İstanbul Ermeni Patriği Bursalı Hovagim’den başlayarak bu makama sadakatle hizmet eden 83 patriğimizi sevgiyle ve minnetle anıyoruz.

Biz Türkiye Ermenileri, ülkemizde yaşayan en kalabalık Hıristiyan cemaati olarak 75. yılını coşkuyla kutladığımız Türkiye Cumhuriyeti’nin aydınlık geleceğine tüm kalbimizle inanıyor ve yarınlara ümitle bakıyoruz(3).”

Taşnaksutyun örgütünün gizli lideri Koçaryan, Ermeni Devleti’nin başkanı olduktan sonra “4 T Planı”nın uygulanmasına hız verilmiştir. Nihai hedef, Türkiye Cumhuriyeti’nin toprak bütünlüğüne yöneliktir ve onu parçalamayı öngörmektedir. Bu strateji, geçmişteki üç-beş Ermeni örgütünün hedefi olmaktan çıkmış, bugünkü Ermenistan’ın da ülküsü halini almıştır. Eğer bugünkü Ermenistan’ın en önemli üç belgesine bakarsak bu durumu açıkça görürüz.

Bunlar “Bağımsızlık Bildirgesi”, “Bağımsızlık Kararı” ve 1995 yılında kabul edilen “Ermeni Anayasası”dır. Ermenistan Sovyet sosyalist Cumhuriyeti Yüksek Sovyeti’nin 23 Ağustos 1990 tarihli “Bağımsızlık Bildirisi”nin 12. Maddesinde “Ermenistan Cumhuriyeti, 1915 Osmanlı Türkiyesi ve Batı Ermenistan’da gerçekleştirilen soykırımın uluslar arası alanda kabulünün sağlanması yönündeki çabaları destekleyecektir” denilmektedir.

Ermenistan Parlamentosu, 23 Eylül 1991 tarihinde aldığı bağımsızlık kararında aynı konuyla ilgili olarak “Ermenistan Bağımsızlık Bildirisi’ne sadık kalacağını” beyan ve taahhüt etmiş, 1995 yılında kabul edilen Ermeni Anayasası’nda ise “Ermenistan’ın bağımsızlık bildirisindeki ulusal hedeflere bağlı kalacağı” bir anayasa hükmü haline getirilmiştir.

Dolayısıyla olmayan bir soykırımın kabul ettirilmesi ve Batı Ermenistan olarak nitelendirilen Türkiye’nin doğusundan toprak talebi, gizli bir emel olmaktan çıkmış, belki de bir başka ülke anayasasında rastlanılmayacak şekilde, resmen dünyaya açıklanmıştır. Anayasadan ayrı olarak haritalarla bu durumun propagandasını yapmaktadırlar.

Ermenistan’ın bu yayılmacı politikası karşısında, NATO ve AGİT’in anlaşma metinlerine bakmak gerekecektir. Her iki kuruluş ve bu kuruluşların temel mantığını oluşturan belgeler, üye devletlerin toprak bütünlüğünü teminat altına almaktadır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mustafa Mete İSLÂMOĞLU

İFTİRALAR

İHANETLER

GERÇEKLER

( 40 )

Bilindiği gibi NATO bir askeri pakttır. Ancak, AGİT’e temel teşkil eden Paris Şartı’na bakacak olursak;

“… Birleşmiş Milletler Yasası ile yüklendiğimiz mükellefiyetler ve Helsinki Nihai Senedi’nin getirdiği taahhütlere uygun olarak, herhangi bir ülkenin toprak bütünlüğüne ya da siyasi bağımsızlığına karşı kuvvet kullanmaktan veya kuvvet kullanma tehdidinde bulunmaktan ya da bu belgelerin ilke ve amaçlarıyla bağdaşmayan bir tarzda eylemde bulunmaktan sakınacağımız taahhüdünü tekrarlarız. Birleşmiş Milletler Yasası ile yüklenilen mükellefiyetlere uymamanın, uluslar arası hukukun ihlali olduğunu hatırlatırız…”

hükmünü görürüz.

Bu madde de olduğu gibi, her iki organizasyonun mantığı açık iken, diğer tarafta “Türkiye’den toprak talep eden” ya da Türkiye toprağını “Batı Ermenistan” olarak yorumlayıp Anayasası’na koyan bir ülkeye yönelik NATO ve AGİT üyelerinin tavrı tartışılmalıdır. Uluslar arası işbirliği tarafların karşılıklı hak ve menfaatlerine saygıya dayalıdır. Bir tarafta her iki uluslar arası kuruluşun üyesi olan Türkiye, diğer tarafta Türkiye’nin toprakları üzerinde hak iddia eden ve yayılmacı politika güden Ermenistan…

SONUÇ OLARAK

Tarihte olduğu gibi günümüzde de Ermeni toplumu üzerinden siyasi ve ekonomik çıkar sağlamaya çalışan ülkeler bulunmaktadır. Bazı ülkelerde Türkleri ve Türkiye’yi sözde soykırımla suçlayan anıtlar dikilmekte, bazı ülkelerde sözde soykırımı tanımaya yönelik kararlar parlamento gündemlerine getirilmekte, hatta kimi ülke parlamentolarında kabul edilmektedir. Gerçekte tarihçilere bırakılması gereken bu konular, siyasetçilerin elinde çıkar aracı haline dönüştürülmektedir.

Ermeni sorununun ortaya çıkışından bugüne kadar, katliamı ve katletmeyi meslek edinen Ermeni terörünün amacı; tarihi gerçekleri tamamen görmezlikten gelerek, sözde Ermeni soykırımı iddialarını ve Ermenilerin taleplerini dünya kamuoyuna duyurmaktır. Ulaşmak istediği son ise, “Büyük Ermenistan” rüyasıdır.

Ermeniler ve destekçileri, Büyük Ermenistan rüyasını gerçekleştirmek amacıyla, Ermenilerin göç ettirilmesini soykırım şeklinde istismar eden “Dört T Planı”nı uygulamaya koymuşlardır. Bu plan, Ermeni iddialarının dünyaya “tanıtılması”nı, Türkiye tarafından “tanınması”nı, Türkiye’den “tazminat” alınmasını ve nihayet “Batı Ermenistan” olarak adlandırılan “toprak” parçasının Türkiye’den koparılmasını amaçlamaktadır.

Ermeni sorunu, Osmanlı devletini parçalayarak çıkarlarına ulaşmayı amaçlayan ülkelerce ortaya çıkarılmış, bugün ise isimleri değişmekle birlikte aynı çıkar çevrelerinin Türkiye üzerindeki emellerini gerçekleştirmek için sıcak tuttukları temelsiz, yapay ve maksatlı bir sorundur.

Bu temelsiz iddia ve iftiralarla çıkar elde edenler, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde kendi örf-adetlerini ve dinlerini özgürce yaşayan Ermeni asıllı Türk vatandaşları değil; açlıkla karşı karşıya bulunan Ermenistan topraklarından fiziken ve ruhen çok uzakta bulunan diaspora Ermenileri ve oy avcılığı yaparak halkını boş ve tehlikeli emeller uğruna peşinden sürükleyen fırsatçı politikacılardır. Bu fırsatçıların, tarihi gerçekleri hiçe sayarak tamamen politik ve ekonomik çıkarlar amacıyla Türkiye’ye yaptıkları haksızlıklara son verilmelidir.

Tarihi gerçekleri ve haklı davamızı dünya kamuoyuna anlatmak, her Türk vatandaşının, özellikle de devlet idarecilerimiz, bilim adamlarımız ve basın-yayın organlarımızın vazgeçilmez görevidir.

ÖNEMLİ HATIRLATMA: Bu yazıdaki anlatımların T.C. ince dikkate alınıp bundan sonraki yapılacak saldırılarda kimin veya kimlerin yaptırdığı çabuk bilinmesi bakımından kılavuz olacaktır.

”OLMAYAN İNSAN ÖLDÜRÜLMEZ YILLARCA OLMAYAN BİR NÜFUSUN ÖLDÜRÜLDÜĞÜ İDDİA EDİLMİŞ,  FAKAT..  O YALAN BU YAZI İLE BİRKEZ DAHA İSPAT EDİLMİŞTİR.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mustafa Mete İSLÂMOĞLU

İFTİRALAR

İHANETLER

GERÇEKLER

( 41 )

VE… SAHTE MÜSLÜMANLARIN VATANA ALÇAKÇA İHANETLERİ

15 TEMMUZ 2016 SAAT 0026

15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ

TÜRKİYE 15 Temmuz 2016 cuma gecesi saatler 22.00’ı gösterirken eşi benzeri olmayan bir darbe girişimine sahne oldu. Peki o gece neler yaşadık! Kabus gibi başlayan gecenin sabahı nasıl aydınlık oldu? 15 Temmuz’u 16 Temmuz’a bağlayan darbe gecesinde saat tam 00.26’da darbeninin yönünü değiştiren ne oldu? Gelin saat saat o gece yaşananları ve kırılma noktalarını hatırlayalım;

 

SAAT 22.00 – GENELKURMAY’IN ÖNÜ

 

ANKARA’da darbe girişiminin ilk başladığı nokta Genelkurmay Başkanlığı oldu. Genelkurmay’ı ablukaya almaya çalışan FETÖ darbecileri gözü dönmüş bir şekilde helikopterle havadan taradılar.

 

JETLER ALÇAK UÇUŞA BAŞLADI

 

Jetler saat 22.00’da darbeyi haber veren uçuşlara başladı. Korku salmak için çok alçaktan uçuşlar yaparak Ankara semalarını turladılar. Jetler öyle bir ses çıkarıyordu ki camlar titriyor bilmeyenler bir yerlere bomba atıldığını düşünüyordu. O gece F16’ların sesten hızlı uçtuklarında nasıl bir ses çıkardığını Türk halkı deneyimle öğrendi.

 

TRT BİNASINI BASTILAR

 

Hangi çağda yaşadıklarından habersiz olan darbeciler TRT binasını ele geçirince tüm medyayı susturacaklarını sandılar. Bunun için de ilk işgal oraya oldu. Ne kadar yanıldıklarını ilerleyen saatlerde kapak üstüne kapak yiyerek öğrendiler.

 

İSTANBUL BOĞAZİÇİ KÖPRÜSÜ’NÜ KAPATTILAR

 

ANKARA’da Genelkurmay’ı basan FETÖ askerleri İstanbul’da da ilk olarak boğaz köprüsünde boy gösterdi. Tanklarla Asya’dan Avrupa yakasına gidişi tuttular, direnen halka ateş açtılar. Ünlü reklamcı Erol Olçok ve 16 yaşındaki oğlu burada şehit edildi.

 

ANKARA GÖLBAŞI ÖZEL HAREKAT VURULDU

FETÖ darbecileri ne kadar zalim olabileceklerini saat 23.24’te düzenlediği saldırıyla ortaya koydu. Ele geçirdikleri F16 uçakları ile özel harekatın Ankara Gölbaşı’nda merkezini vurdular.

 

SAAT 23.30 – BAŞBAKAN’IN İLK İLANI

 

Ankara’daki silah sesleri ve İstanbul’daki tanklara rağmen kimse saat 23.30’da Başbakan Binali Yıldırım NTV yayınına bağlanana kadar tam olarak ne olduğunu anlayamamıştı. Başbakan ‘bunun bir darbe girişimi’ olduğunu saatler gece yarısına yaklaşırken ilan etti ve yaşananların ismini koydu.

 

HULUSİ AKAR DARBECİLER TARAFINDAN REHİN ALINDI

 

FETÖ’nün askerleri eşi benzeri olmayan bir rezillik sergiliyorlardı. Bunlardan biri de emri altında oldukları Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ı rehin almalarıydı. Hulusi Akar’ı hazırladıkları darbe bildirisini imzalatmak istemişler ancak ‘hayır’ yanıtı almışlardı. Hulusi Akar’ı o gece Gülen ile görüştürmeyi de öneren darbeciler ikna da başarılı olamayınca boynuna kemer takıp ölüple sınadılar. Hulusi Akar bununla da ikna olmayınca rehin alıp onu Akıncı üssüne götürdüler.

 

MİT’E SALDIRI

Darbeciler en kritik noktaları ele geçirmek istiyorlardı. Bunlardan biri de MİT’ti. Kapısına dayandıkları MİT’i bordo bereliler koruyordu. İçeri giremeyeceklerini bildikleri için havadan helikopterle vurmaya kalktılar.

 

SAAT 00.11 YER: MARMARİS

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan o gece Ankara’da değildi. Marmaris’e gitmişti ve bu da darbecilerin tüm planlarını altüst etmişti. ‘İnine girmeye geliyoruz’ mesajı dinlemeye takılınca Erdoğan’ın helikopteri hemen Marmaris’teki otelden onu alıp uçağına taşıdı. 15 dakika sonra da FETÖ’cüler oteli bastı. Erdoğan’ın deyimiyle ’15 dakika geç kalsa öldüreceklerdi’.

 

SAAT 00.13: TRT’DEKİ MALUM BİLDİRİ

 

TRT’yi basan darbeciler herkesi yere yatırıp ellerini arkadan kelepçelemişti. Spiker Tijen Karaş silah zoruyla ekrana çıkarıldı ve FETÖ darbe girişiminin bildirisini okudu. FETÖ’cüler bildiriyi Atatürkçü söylemlerle süsleyerek kendilerini kamufle etmeye çalışmışlar sonuna da ‘Yurtta Sulh Konseyi’ diye imza atmışlardı. Ancak Türk halkı bunu da yemedi.

 

15 TEMMUZ 2016 SAAT : 00.26

 

FETÖ’cü darbe girişiminde kırılma noktası işte o andı! CNN Türk beklenmedik bir yayın sergilediği o gece Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı görüntülü cep telefonu ile yayına bağlayıp konuşturdu. Erdoğan’ın yaptığı çağrıyla ‘FETÖ darbesine karşı’ halkın ‘sivil darbesi’ başladı. Tüm rüzgar darbecilerden yana eserken bir anda herşey tersine döndü.

 

HALKIN KARŞI SİVİL DARBESİ

 

Çağrıyla sokaklara dökülen Türk halkı meydanlara doğru sel olup aktı. Ne önüne çıkan tanklar ne yol kesen asker durdurabildi. Kalabalık arttıkça tanklar insan seli arasında kayboldu. FETÖ’cülerin tüm planlarını de darbeye direnen Türk halkı çiğneyip geçti.

 

SAAT 00.57

 

FETÖ’cüler medyayı susturamadıklarını farketince Türksat uydusunu vurarak tüm yayınları kesmeye çalıştı. CNN Türk binası da o saatlerde işgale uğradı.

 

BAŞARISIZLIK KORKUSUYLA ZALİMLEŞTİKLERİ ANLAR

 

Darbe girişiminin başarısızlığa doğru hızla yol aldığını gören FETÖ’cüler kendi halkını, kendi polisini ve kendi ülkesini bombalamaya girişti. F-16 ve helikopterlerle saldırdıkları yer Ankara Emniyet Müdürlüğü oldu.

 

BUNU DÜŞMAN BİLE YAPMADI

FETÖ’nün askerleri öylesine kinle doluydular ki düşmanın bile yapmayacağını yaptılar. Meclis tarihinde ilk kez bombalandı. O sırada Bekir Bozdağ darbeye karşı koymak için Meclis’e koşup gelenlere hitap ediyordu. Bombalar düştükçe o da sesini yükseltti : ‘Bomba da atsanız burdayız!’

 

VE HERŞEYİN TERSİNE DÖNDÜĞÜ AN

 

Saatler 02.00’ı gösterirken darbeyle halkı ezmeye çıkanlar teslim olmaya başlamışlardı. Önce kullanıldığını anlayan sıradan erler silah bıraktı. Ardından devamı geldi.

 

ATATÜRK HAVALİMANI

 

Atatürk havalimanına da tanklarla askeri birlikler yollanmıştı. Vatandaş havaalanına yürüyüp bu tankları kuşattı askerleri teslim aldı.

 

02.20 – FETÖ KUDURDU

 

Darbenin başarısız olacağı artık kesinleşmişti. Heryerde birlikler teslim oluyor, tanklar halkın eline geçiyordu. FETÖ işte o anlarda kudurdu. Ankara Gölbaşı’ndaki özel harekatı havadan bombalattı. Tam 50 özel harekat polisi Fethullah Gülen’in darbecileri tarafından şehit edildi.

 

TRT’DE KARŞI DARBE

 

Türk halkı ne yaparlarsa yapsınlar durmadı. FETÖ’cülerin tankla, jetle ele geçirdikleri yerleri tek bir kurşun bile atmadan varlığıyla geri aldı. O yerlerden biri de TRT binasıydı.

 

FETÖ’CÜLERİ DİZE GETİREN OLAY

FETÖ’cüler o ana kadar anlamadılarsa da bu fotoğraflarla medyaya yayıldıkça başarısızlıkları ile yüzleştiler. Bu yüzleşme ile de son kozlarını oynadılar.

 

MECLİS’İ YERLE BİR EDECEKLERDİ

 

Yenilginin acısını duvarlarında ‘Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindin’ yazan Meclis’i bombalayarak çıkarmak istediler. Tekrar tekrar jetlerle bombalanan meclis binasında Başbakan’ın ofisi de vuruldu. FETÖ yaptırdığı her sorti ile halkın gözünde kendini yok etti.

 

SAAT 03.00 – YER : TRT

 

FETÖ’cüler halktan yedikleri tokatla kayıplara karışırken TRT yeniden yayınlarına başladı. Süleyman Soylu da oradaydı ve halkla birlikte devletin kanalını FETÖ’den geri almıştı.

 

SAAT: 03.20

 

Marmaris’teki FETÖ’cülerin suikast baskınından kurtulan Erdoğan Ankara’ya gitmek yerine İstanbul’a geldi. 1. Ordu komutanı ilk andan itibaren darbeye karşı duruş sergilemiş ve Erdoğan’ı da arayarak ‘İstanbul’a gelin ben sizi korurum’ demişti.

VE…

Türkiye 16 Nisan 2017 Pazar günü halk oylaması yaptı. AKP ve MHP birlikte katıldıkları milliyetçi cephe “EVET” oyu alarak yoluna devam etmeye başladı.

YOLUN AÇIK OLSUN TÜRKİYEM

DİPNOTLAR:Ermeni Tehciri ve Gerçekler (1914-1918), TTK Yayını, Ankara 2001. Mustafa Mete İslamoğlu “Türk ve İslam Alemine İhanetler” s. 41. 57. 2007 İst. Kanal 6 Televizyon, Ceviz Kabuğu Programı, 7 Ekim 2000)  İst. Kanal 6 Televizyon, aynı program. İst. 23 Mayıs 1999, Gazeteler  “Türk ve İslam Alemine İhanetler” (Mustafa Mete İslamoğlu) s. 151 – 186. 2007 İst. “ Türk ve İslam Alemine İhanetler” (Mustafa Mete İslamoğlu) s. 193 – 219. 2007 İst.Ermeni Tehciri ve Gerçekler (1914-1918), TTK Yayını, Ankara 2001, s. S. 70 (ŞFR., nr. 54/315 (Ek-III) S. 70 (DH. EUM. 2. Şube, 68/80) Süreyya Yuca- Ermenilerce Talat Paşa’ya Atfedilen Telgrafların Gerçek Yüzü, TTK Yayını, Ankara 1983. . S. 70 – Dr. Hüsamettin Yıldırım, Ermeni İddiaları ve Gerçekler, Ankara, 2000, s. 35 Karpat, Kemal H. Ottoman Population 1830-1914 Demographic and Social Charsetistic, The University Of Winsconcin Press, 1985, London DH. EUM. 2. Şube, nr.2F/14. EUM. 2. Şube, nr.2F/94. Archives des Affaires Etrangéres de France, Série Levant, 1918-1928, Sous Série Arménie, Vol. 2, folio 47’den naklen Les Departén de Melte et les Allégations Armeniennes, Ankara 1998, p. 49. Akdes, Nimet Kurat; Türkiye ve Rusya, Ankara, 1990, s. 471 Hovannisian, Richard, The Ebb and Flow of the Armenian Minortiy in the Arab Middle East, Middle East Journal, Vol. 28 no. 1 Winter 1974, s. 20 FEIGL, Erich-, A Myth of Terror: Armenian Extremism: Its Causes and Its Historical Context, Edition Zeitgeschichte-Freilassing, Austria. Mustafa Mete İslamoğlu Türk ve İslam Alemine İhanetler S. 336. 360. 2007 And yay. İst.1) Osmanlıdan Günümüze Ermeni Sorunu, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2000.  1) Osmanlıdan Günümüze Ermeni Sorunu, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2000. Ermeni İddiaları ve Gerçekler, Ankara 2000, s. 38 (PRO. FO. 13 Temmuz 1921, 371 / 6504 / E.8519). Şehit Diplomatlarımız, Bilgi Yayınevi, Ankara 2000, 2 Cilt.

BURDA ANLATILANLAR, MÜSLÜMAN TÜRKİYENİN PARÇA PARÇA EDİLMESİ ve İSLAM DÜNYASININ BEL KEMİĞİNİN KIRILARAK HRISTİYAN EGEMENLİĞİ ALTINDA YENİ BİR DÜNYA HAYALLERİ YATMAKTADIR. HAK DİN İSLAMDIR. TARİHTEN “TÜRK”Ü ÇIKARIRSANIZ TARİH DİYE BİRŞEY OLMAYACAKTIR. OSMANLININ ÇÖKÜŞÜNDEN SONRA KARŞILARINDA MUHATAP BULAMADIKLARI İÇİN ALÇAKÇA İFTİRALARA HER MAHALDE AYRI BİR RENK VERMEKTEDİRLER. 

HEPSİNİN İPLİKLERİ PAZARA ÇIKTI

İFTİRA, YALAN ve İHANETLER TÜRKİYE’YE;  CUMHURİYET TARİHİNDE ARALIKSIZ DEVAM ETMİŞTİR.

Vatanıma ve aziz milletime

Selam ve Dualarımla

28 Nisan 2017 ALANYA

 

 

  • Etiketler
  • Açıklama
  • AÇIKLAMA:-Bu çalışma; Türkiye’ye yönelik Ermeni soykırım yalanını sürdürenlerin günlük faaliyetleri ile yabancı ve Ermeni kökenli medyada yayınlanan ve içimizdeki vatan hainlerinin, sinsi emellerini Türkiye ve milletimize üstü kapalı atılan iftiralarıdan, kimsenin dikkatini çekmeyen haince yayınlardan, Türkiye’yi parçalama oyunlarının iç yüzünden oluşmaktadır. Bu taramanın, halkımızın bilgilendirilmesi ve Türkiye’ye yönelik bu haksız saldırılara karşı yorum yapılarak halkımızın […]
Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz