709377.T.C. KAYSERİ 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ.25.11.2017

709377.T.C. KAYSERİ 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ.25.11.2017

BÜYÜKŞEHİR SON 3 YILDA 343 OYUN PARKI YAPTI

BÜYÜKŞEHİR SON 3 YILDA 343 OYUN PARKI YAPTI

SADECE CİNSEL ŞİDDETE MARUZ KALAN KADINLARIN ORANI YÜZDE 15,3

SADECE CİNSEL ŞİDDETE MARUZ KALAN KADINLARIN ORANI YÜZDE 15,3

İL MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRÜ OSMAN ELMALI: ÖĞRETMENLİK BİLGELİKTİR

İL MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRÜ OSMAN ELMALI: ÖĞRETMENLİK BİLGELİKTİR

YENİ İL SAĞLIK MÜDÜRÜ BENLİ, GÖREVİ KILIÇ’TAN DEVRALDI

YENİ İL SAĞLIK MÜDÜRÜ BENLİ, GÖREVİ KILIÇ’TAN DEVRALDI

ORYANTALİZM VE DOĞU-BATI İLİŞKİSİ-V
  • BEYHANASMA
    • BEYHAN ASMA
    • BEYHANASMA@kayserihakimiyet2000.com
    • 27 Eylül 2016 - 12:22:42

13. yüzyıldan itibaren Avrupalı gezginler, uzak diyarlara, başka deyişle doğuya doğru macera, din yayma ve zenginlik elde etme tutkusuyla yolculuklar yapmaya başlarlar. Doğu’ya doğru yapılan yolculuklar gittikçe ilginçleşir, hatta 19. yüzyılda Asya’ya doğru yapılan araştırma amaçlı geziler moda haline gelir. 19. yüzyıl Avrupa’sının Romantik dönemi sırasında Avrupa’nın doğusundaki her türlü özellik Avrupalının ilgisini çekmiştir. Bu dönemde doğudaki insanlara ilişkin (mimariden dekorasyona, resimden müziğe) her türlü üretim Batı dünyasına girmeye başlar. Böylece doğudaki bu insanların tarihlerini, geçmişlerini ve yaşayan kültürleriyle ilgili bilgi ve belgeleri bir araya getirmeye çalışıp topladıklarını yorumlayarak yayımlayanlara Oryantalist (Doğubilimci) denir. Oryantalistler, sanat eserlerinde ve bilimsel çalışmalarında Doğu’nun kültürel, toplumsal ve ekonomik her türlü özelliğini incelemiş, Doğuyla Batı’nın karşılaştırmasını yapmışlardır. Eserlerinde Doğu’nun gizemli ve egzotik buldukları yanları öne çıkarırken, kimi zaman da Doğu adını verdikleri bölgeyle ilgili önyargılı, tek boyutlu ve karalayıcı yorumlar yapmışlardır. Yabancı ve farklı saydıkları bir kültürü, başka deyişle “öteki”ni inceleyip değerlendirirken kendilerine ters gelen veya yadırgadıkları yanları da eleştirmişlerdir. Bu nedenle Oryantalist düşünce, Avrupa-merkezli olup tüm ilgisine rağmen, Doğu’yu olduğu gibi kabul etmeden, küçümseyici bir bakışla ele alarak Batı kültürünü Doğu’dan üstün tutmuş bir düşünce tarzı haline gelmiştir. Doğu ile Batı arasındaki ayrımlardan birisi karşımıza erkek ve kadın arasındaki fark şeklinde Doğu kültürleri içinde de yaşanır. Ağlamak çok doğal bir duygusal yoğunlaşma alameti iken, ataerkil kültürler kadını duygusallıkla ve sadece erkeği akıl ve rasyonalite ile özdeşleştirir. Bir yandan aynı kültür içinde bu ayrım yapılır: Akıl duygudan, erkek kadından, beyaz siyahtan, Batı Doğu’dan, zengin fakirden, ışık karanlıktan “üstündür.” Diğer yandan, kültürler arası olarak da bu ayrım geçerli kılınır. Takva faktörü bu tanımlamada Doğu’ya özgü, geçersiz, tasnif dışı bir kategoridir. Düşünsel zekâ ile duygusal zekâ arasında alt-üst ilişkisi kuran bu bakış güya biri lehine diğerini üstün görür. Sonuçta Doğu duygusal, Batı ise rasyonel kimlikle anılır. Batı, Doğu’lu erkek ve kadını kendinden aşağıda ve duygusal görürken, Doğulu erkek de Doğu’lu kadını aynı kefeye koyar. Yani Batı Erkek olur, Doğu ise kadın rolünde figüranlaştırılır. Batı, Doğu’nun erkeğini, kentli erkek kırsaldan olanı baskıladıkça, baskı Doğu’lu ve kırsal kadına yansır. Kırsaldan kente, Türkiye’den Almanya’ya göç olgusunda da aynı durumları gözlemlemek mümkündür.
Aslında gülen—hele biraz da sesli gülerse—kadına da iyi gözle bakılmaz. Gülmek “hafif”liktir, davetkârlıktır; somurtmak ise, ciddiyet alametidir, disiplin göstergesidir, devletin yüzüdür. Yani, gülmek ve ağlamak konusunda bile erkeğe ayrı, kadına ayrı hükümler biçilmektedir. Hâlbuki taktiksel olmadıktan sonra, hissedildikten sonra ağlamak da, gülmek de cinsiyetle bağlantısı olmayan çok insani duygulardır. Hz. Peygamber’in espriler yaptığı, hatta mübarek dişleri görülünceye kadar tebessüm ettiği vakidir. Nedense, gelenek vurguyu ağlama konusuna yapar çünkü ağlamak korku alameti, acı hissetme alameti olarak daha bir geçerli sayılır.
Gerileyen kültürlerde, nizamlarda tepkisel olarak disiplin kurma ve aşırı kontrol paranoyası kendini gösterir. Terbiye etmek disiplinle, disiplin korku ve somurtmakla olacaktır. Havf ile recâ arasında bir mütevekkil hamak kurmak gerekirken gülen yüz umursamazlıkta özdeş hale gelir. Güler yüzlü olmak taktiksel planda vazedilirken, gülmek duygusal bir eylem ötesinde ideolojik çağrışımları olan bir tavrı ifade eder.
Gülün Adı romanında işlenen ana temalardan biri gülmenin Kilise tarafından yasaklanmasıdır. Hatta Kilise öyle ileri gider ki, Aristo’nun Poetika’sının komediye ayrılan ikinci kısmını merak edip okumak isteyenlerin sonu o sayfalara sürülen zehrin etkisiyle ölmek olur. Nedeni gülmenin disiplin ve istikrarı bozacağına dair Katolik Kilisesinin endişesidir.

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz