AGÜSPOR AVRUPA’DA “DALYA” DEDİĞİ MAÇTA KAYBETTİ…

AGÜSPOR AVRUPA’DA “DALYA” DEDİĞİ MAÇTA KAYBETTİ…

KAYMOK’TAN VALİ KAMÇI’YA ZİYARET

KAYMOK’TAN VALİ KAMÇI’YA ZİYARET

KAYSERİ VE ZHENGZHOU’DAN İYİ NİYET

KAYSERİ VE ZHENGZHOU’DAN İYİ NİYET

MELİKGAZİ İLDEM BÖLGESİNE BİR PARK DAHA KAZANDIRDI

MELİKGAZİ İLDEM BÖLGESİNE BİR PARK DAHA KAZANDIRDI

PAŞAYEVA:MUSUL VE KERKÜK BİZİMDİ.SENARYOLARLA ELİMİZDEN ALDILAR

PAŞAYEVA:MUSUL VE KERKÜK BİZİMDİ.SENARYOLARLA ELİMİZDEN ALDILAR

ORYANTALİZM VE DOĞU-BATI İLİŞKİSİ-VIII
  • BEYHANASMA
    • BEYHAN ASMA
    • BEYHANASMA@kayserihakimiyet2000.com
    • 30 Eylül 2016 - 11:55:11

Müslüman kadınların Ortaçağlardaki temsillerinde örtü ve harem yer almaz; Rönesans’ta ise bu temsillere zorlukla rastlanır. Halbuki, modern çağın başlamasından itibaren, örtü ve haremle bağlantılandırılmayan bir Müslüman kadın temsili, neredeyse tahayyül bile edilemez. Avrupalı doğuyu duvağı açılacak bir gelin, ya da kocaman bir harem olarak tahayyül ediyordu. Bu tahayyülün gerçeklikle irtibatı çok tartışmalıydı. Çünkü saraylar ve konaklar hariç, böyle bir uygulama teknik olarak mümkün değildi. Hatta çok eşlilikle ilgili yapılan arşiv araştırmaları, 17-18. Yüzyıl İstanbul’unda bu oranın yüzde iki buçuktan fazla olmadığını gösteriyor. Fakat kadınların hareme kapatıldığı çok eşli bir Doğu imgesi, batılının kendi kimliğini kurmasında çok önemli bir işleve sahiptir. Hatta Voltaire’den şöyle bir mecaz aktarılır: “Asya ve Afrika’nın bazı bölümlerinde haremler ve çokkarılılık olmasaydı, onları Avrupalıların icat etmesi gerekecekti.” Irvin Cemil Schick, Cinselliğin Kıyısında adlı kitabında haremin, Avrupalı kimliğin kuruluşunda nasıl merkezi bir önem taşıdığını, kavramsal bir çerçeveye oturtarak anlatır. Avrupalılar, büyük coğrafi keşiflerden başlayarak Avrupalı olmayanların cinsel davranışlarını ve ahlaklarını merak etmişlerdir. Ama Müslümanların cinsel hayatı onlar için hep daha önemli olmuştur ve bu, insanlarda varolan egzotik olana ve yabancı olana merakı da aşan bir istek şeklinde tezahür etmiştir. Bu, normal bir ilgi ve merak değildi. Çünkü hem çok eşlilik, hem de kadınların ayrı mekanlarda yaşaması, İslam öncesi dönemde de mevcuttu. Bu uygulama Müslümanlar fethetmeden önce bütün Akdeniz’de vardı. Yunanlılar kadınları ayrı gynecea’da tutarlardı. İbraniler çok eşliydi. I9. Yüzyıl boyunca haremin kaldırılması için vaaz veren Evanjelik misyonerler de biliyordu ki, kutsal kitapta çok eşlilik örnekleri vardı ve Eski Ahit’te çok eşliliği yasaklayan hiçbir ifade yoktu. Buna rağmen harem, Müslüman toplumların cinselliğini belirleyen bir sembol olarak kabul edildi. Harem adeta Orta Doğu’nun bir mikrokozmozu idi ve şu iki temel oryantal özellikle tanımlanıyordu: şehvet ve şiddet. Bu özellikleriyle, hem doğunun fethedilip kurtarılması girişimleri, yani sömürgecilik için bir gerekçe oluşturuyordu. Hem de Avrupa’nın kendi içindeki tartışmalarda sembolik bir görev üstleniyordu. Çünkü Montesquieu’nun İran mektuplarında da görüldüğü üzere, sivil toplumdaki ve devletteki adaletsizliğin ve keyfi idarenin eleştirisi hep harem üzerinden yapılmıştır. Yani hareme kapatılmış ezilmiş Müslüman kadın imgesinin, hem batının kendi kimliğini oluşturma süreci ile hem de Doğu’yu sömürgeleştirme arzusu ile doğrudan bir ilişkisi vardır. Kiliseler ve feodalitenin egemen olduğu Avrupa Ortaçağı’nda Avrupalı toplumlarda yaşanan tecrübelerin doğurduğu Aydınlanma, insan algısının büyük bir dönüşüm yaşadığı bir dönem olmuştur. Bu dönemde tanrının iktidarı fikrinden giderek uzaklaşan düşünürler, insan iradesi ve aklını ön plana çıkarırlar. Hümanizm modern düşünce için ana akım haline gelirken, insanın ve gereksinimlerinin merkeze yerleştirildiği bir dünyevileşme süreci başlar. Hırsları ve hazları kutsallaştırılan insan, bu hazlarını tatmin edebilmek için üretim-tüketim dizgesinin ve gelecekte de kalkınma ideallerinin bir parçası olmuştur. Metafizik bir tasavvurdan dünyevi dünya görüşüne geçişte, erdemler kişisel çıkarlar üzerinden belirlenmektedir. Böylesi bir ortamda, eğitimin temel motivasyonu kalkınma için nitelikli iş gücü/insan kaynakları arzı üretme, çalışmanın temel amacı piyasaya değer katma ve iktisadi kalkınmaya destek olarak algılanmaktadır. İnsan özgürlüğünü esas alan fikir akımlarının çıkış noktasının kalkınma oluşu, dinamikleri yeterince nazar-ı itibara alınmayan sosyal sorunların ele alınmasında çözüme değil, krizlere neden olmaktadır. Aile ve kadın sorunları hakkındaki politikaların ve yeni kavramlaştırmaların bu olgular ışığında değerlendirilmesi de elzem görünmektedir. Hümanizmin doğurduğu zeminde şekillenen pek çok düşünce akımı gibi feminizm de aynı insan tanımlarını benimsediğinden, kadın sorunlarını aynı düzlemde ele almaktadır. Buna karşılık, feminist akımların kavramlaştırmaları sosyal politikaların belirlenmesinde önemli rol oynamaktadır.

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz