Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

SON DAKİKA


googleplay
Kayseri Hakimiyet Gazetesi / www.kayserihakimiyet2000.com
MUSTAFA ACAR

PARK (HİKAYE)

Bu haber 09 Şubat 2019 - 12:10 'de eklendi ve 11 kez görüntülendi.
PARK (HİKAYE)

Merhum annesinin dilinde “Zahmeri” diye telaffuz bulan, zemheri ayının ilk gecesi ve dışarıda hava;-6 ile -8 arasında mekik dokuyordu.
Akşamın 8 inde yatınca, gece 3 te uyanmak kaçınılmaz oluyordu.Öyle ya uyku; dinlenmek için zaruri ise, ihtiyaç bitiminde uyanmak gerekirdi.
Gecenin bu saatinde ne yapılabilirdi ki;
Öncelikle yeni kuşağın” Ketıl” dediği elektrikli çaydanlığa çay demleyip, okumak azmiyle kitaplıktan rastgele bir kitap alınabilirdi.
Son bir kaç aydır,kendince kullanmayı öğrenmeye çalıştığı,”Karadır bu bahtım kara” türküsünden ileri geçemediği tek teli kırık sazla veya 4 oktavlık orgla uğraşıp ta;alt katı rahatsız, üst kattakileri tedirgin etmenin hiç te sırası değildi.
Küçük el radyosunu kurcalamaya başladı kısık sesle.Hangi istasyonu bulsa; ya pop seslendiriyordu ulaştığı radyo yahut ta arabesk tarzı.Arada son yıllarda revaçta olan , genç kuşağın büyük çoğunluğu tarafından takip edilen,Ankaralı filanca diye şöhret bulmuş okuyucular da çıkmıyor değildi.

Bir elinde sigara, diğerinde çay bardağı,oturma odasının güneye bakan penceresinden dışarıyı seyre koyuldu.Tam karşısında;ne zaman görse şaşkınlığını gizleyemediği,” hırslı belediye meclis üyeleri” nin elinden nasıl kurtulduğunu,arsa olup üzerine binalar dikilmek yerine çocuklara oyun mekanı,yaşlılara bir parça da olsa soluklanma yeri olarak kaldığını merak ettiği,orta büyüklükte bir park vardı.

Zihni, eskilere götürüyordu düşüncelerini, mevcut an’ın sessizliği de fazlası ile müsaitti.

1970 li yılların başı idi.Baba tercihi olarak kaydolduğu İmam Hatip Okulunun 5.sınıfı dahil okumuş bulunuyordu.Futbol aşkı daha fazlasına müsaade etmemiş,iki sene aynı sınıfta kalma neticesinde,belgeyi tutuşturmuşlardı eline. Özgürlüğüne vesile olan,okuldan atılışına ne zaman sevinecek olsa; babasının, hevesini kursağında bırakan “Eşşek sıpası,köpoğlusu” gibi taltif edici, gurur okşayıcı azarlamaları, annesi devreye girinceye kadar bitmek bilmiyordu.

İnşaat ustası babasının yanında amele olarak,hane masrafına katkıda bulunuyor olması, bu tür zılgıtların azalmasını temin etmiş,henüz gizli, saklı içmekte olduğu sigarayı kendi kazancıyla alır olmuştu.Boş kaldıkları günlere denk gelen, radyodan Halit Kıvanç’ın türlü benzetme ve esprilerle süsleyerek anlattığı maçları büyük bir heyecanla dinlemesine bile karışmaz olmuştu babası.
İnşaat sezonu kapanınca; bazen geziyor aylak, aylak bazen de tezgahtarlık ve benzeri geçici işlerle yine harçlığını çıkarıyordu.Askerliğine kadar bu minval üzere olan yaşantısı, askerlik bitiminde,boş gezdiği bir günde, okuldan devresi olan Haşmet’e rastladığı güne kadar, idealsiz ve kurgusuz geçmişti.
O gün bayramdı sanki.Polis olacaktı Haşmet gibi. İki de bir “Kesin kararım, polis olacağım” diyordu kendi kendine. Hatta “Hayatımda hiç bu kadar kararlı olmadım” diyordu.Oysa “Hayatım” diye abarttığı,topu, topu 22 adet seneden ibaretti. O dönem Ortaokul mezunu olması yeterli idi polis memuru olmaya. İmam Hatip Okulunda okumuş olması ise bulunmaz avantajdı.Netice olarak, ” Asiltürk” kontenjanından kavuşmuştu,özendiği,imrendiği mesleğine.

İlk görev yeri Akdeniz kıyısında küçük bir ilçe karakolu idi. Önceleri sırtındaki elbiseyi, belindeki silahı yadırgasa da,ortama ayak uydurmasına bir haftalık bir süre yetmişte artmıştı bile.
Artık, amirlerinin olmadığı yerlerde, kesin hükümler içeren cümleler kurmaktan tutun, sesini yer, yer oldukça kalınlaştırmaya çalışarak garsona, ocakçıya emir kipi ile çay söylemeler, işçi,ırgat ve maraba taifesine tepeden bakmalar.. Eskiden ne kadar hatır, gönül sayıyordu ise, bir o kadar kabalaşmalar,sanki maziden intikam alırmış gibi.
Allah’tan, Kemalettin Tuğcu , Oğuz Özdeş v.s. ile sınırlı olan birikimi, daha sonra okuduğu kitap sayısı ile doğru orantılı olarak biraz olsun gelişme göstermiş de; kendini kasma tavrı bir kaç yıl ile sınırlı kalmıştı. Sonraları bu tavrı aklına düştükçe; ” Yahu,nihayeti bir polis memuruyum, amirlerinden emir alan, onlara tekmil veren, nedir ki yani ;on binlerce memurdan biri” diye söylenir olmuştu kendi kendine,rahatladığını, ruhen dinginleştiğini hissederek.

Çayını tazeledi,yeni bir sigara yaktı.Parkta bir grup köpek dolaşmaya başlamıştı.Mecalsiz tavırlarla,kuyrukları bacak aralarında, yerde donmuş karları deşeleyerek, yiyecek bir şeyler aranıyorlardı.
Çocukluğunun geçtiği gecekondu mahallesinde park yoktu,elektriğin ve suyun olmadığı gibi. Ayrıca çocuk zihinlerinde parka dair her hangi bir özlem de yoktu.Bilmediği, tanımadığı bir şeyi çocuk nasıl özler ki, Dolayısı ile parkta oturma, dinlenme gibi alışkanlıklar edinmemişti.

Ancak mesleğe başlamasının yaklaşık 10. yılında,mesai arkadaşı ile şehrin en büyük parkında, tam da zemheri ayında bir gece devriye gezerken,yıpranmış paltosu mevsimlik kalitesiz bir kumaştan, sakalları uzamış, saçları dağınık,ayakkabıları ıslak 80 yaşlarında gösteren bir ihtiyar amcayı, donmak üzereyken bulmuş, kollarına girerek ekip otosuna güçlükle taşımışlardı.

Karakola ulaştıklarında, nöbetçi baş komiser koridoru adımlamaktan yorulmuş, giriş kapısının önünde,ayakları üzerinde yaylanarak sigara içmekte idi.
– Hayrola çocuklar ?
– Şey baş komiserim, donmak üzereydi, parkta bulduk ta..
– Yavrum hastahaneye niye götürmediniz, biz Dar-ül aceze miyiz?karakol burası karakol, işimiz asayiş bizim.
– Baş komserim tamam da hasta olmadığını söyledi, gidecek yeri yokmuş biz de..
– Tamam, tamam geçin

Donmaktan şans eseri kurtulan ihtiyar paltosunu çıkarmıştı.Ayağında eski bir iskarpin üzerinde ise yıpranmış, tüylenmiş ancak terzi elinden çıktığı her halinden belli olan takım elbise olduğu halde, sobanın yanında iliştiği ahşa
sandalyede ellerini ovuşturarak bir şeyler mırıldanıyordu. Üç adım ilerisinde, üzerinde daktilo bulunan masanın başında oturan memur Nusret
– Bir şey mi dedin amca, anlamadım?
-Yok evladım, öylesine..
Kapının açılmasıyla , nusret in ayağa kalkması ,nerdeyse aynı anda oldu. Tekrar yerine oturması da amirinin akabinde.

Masasına kurulan baş komiser, elindeki tesbihi şakırdatarak;
– İsmin ne amca senin? diye sorunca, ihtiyarın ağzından;
– Cüneyt Gökçer. cevabı çıkıverdi.
Yalnız baş komiser değil, Nusret te afallamıştı.
Baş komiser memuru Nusrete dönerek;
-Oğlum Cüneyt Gökçer , artist değil mi?
– Ben tiyatrocu diye biliyorum.
– E neyse,işgüzarlık yapma,ikisi de aynı şey ha tiyatrocu , ha artist.
– Öyle baş komserim.
– İyi, bak bakalım,kimliği filan yok mu?
Ayağa kalkan Nusret’e ihtiyar, donuk gözlerle bakarak uzattı nüfus cüzdanını.
– Halil Titiz yazıyor burda.
Hiddetlenen baş komiser,önce bir kalkmaya niyetlendi, bir anlık duraksamanın peşinden, ağzının dolusu küfreder gibi;
– Dalga mı geçiyorsun be adam! Yaşından da utanmıyorsun, bizdeki de merhamet, al buyur işte nusret görüyorsun.. Atarım nezarete,itin kopuğun arasına, görürsün anayın bayramlık fotoğrafını.
– Yok, komser evladım,
– Baş komser ! baş komser !
– Anladım baş komser evladım. Cüneyt Gökçer in bir filmi vardı, Yıldız Kenterle, ben üzerinize afiyet sinemayla alakalıyım, fırsat buldukça okurum da.
– E ne olmuş yani okuduysan, okuyanlar senin gibi mi oluyor sonunda,evsiz , barksız, üstelik ukala?
– Ne bileyim, parkta çaresiz kalınca, bu havada,o film geldi birden aklıma.. Orada Cüneyt Gökçer çaresiz yersiz yurtsuz kalıyordu parkta, hanımıyla yalnız, kimse ilgilenmiyordu. Ordan dilime takılmış demin siz de sorunca telaşla onun adı çıkıverdi ağzımdan.
Baş komiserin, hiddetini şiddete çevirmeden,ruh halini normale avdet ettirmeye ihtiyarın bu izahı kifayet etmiş olmalı ki, daha munis ,sevecen bir yüz ifadesi ile yöneltti yeni sorusunu;
– Kimin kimsen yok mu amca?
– Bir oğlum vardı, iki yıl önce vefat etti, kamyon çarptı.
– Torun filan?
– Var iki torunum, gelinim. Oğlum el arabasıyla sebze meyve satardı,arada inşaatlarda çalışırdı. Sigortası az çıktı,1800 gün dolmuyor diye maaş bağlamadılar çocuklara, geline.
– Sen ne iş yapardın sağlı…pardon çalışırken?
– Müstahdem idim bir okulda, Devlet memurluğu derlerdi ama, temizlikçi idik işte,”Adı büyük Kozanoğlu” hesabı. Ben boş zamanlarımda okul kütüphanesinden kitap alıp okurdum.
– Hayda ! geldik yine okumaya, taktın be babalık.
– Yok o değil de, Abbas Sayar’ın “Can şenliği” kitabını okumuş mu idiniz?
– Yok ben kitap okumam,Zihnimi bulandırmanın ne alemi var? Gazete mecmua filan karıştırırım öylesine.
– Demem o ki; o kitapta da iki oğlunun yanına sığmıyordu Hüseyin ağa ,hanımının vefatı sonunda.
– Peki senin hikayen nedir?
– Benim emekli maaşıyla geçinip gidiyorduk. Geline rahat battı herhalde ” Ev alalım” diye tutturdu, İnat ki, düşman başına.Sonunda torunlara kalır düşüncesi ile razı oldum. Yüklü bir kredi çektik mi? Orta halli bir daire alıp yerleştik mi? Şirretlikle tapuyu kendi adına aldı mı? Elimde kalan üç kuruşu da çekip alıyor mu zorbalıkla….
– Tamam da parkta ne işin vardı gece vakti, çat ayazda?
– Bıktım artık , donar kurtulurum diye düşündüm, yine her gün ki gibi tartışmanın sonunda kapı dışarı etti beni, gürültüye gelen komşulardan utandım, bir şey diyemeden , kendime kahrederek..
– Sen açsındır, bir şey yedin mi?
Yüzü kızaran ihtiyar, fısıltı halinde;
– Açım diyebildi.
Devriye süreleri dolup karakola döndüklerinde, bir kaç saat önce zar, zor taşıdıkları ihtiyarı, sobanın yanına yanaştırılmış üç sandalye üzerinde,paltosunu başına yastık yapmış ,yüzünde tatlı bir penbelikle uyuyor bulmuşlardı.Lavaboya çıkan ekip arkadaşının ardından bu sıcak odada uyuyan ihtiyarla, masaya yerleştirdiği kolları üzerinde şekerleme yapan Nusret ve benzeri pozisyondaki baş komser ile baş başa kalmıştı.Bir müddet sonra,başını kaldıran amirinin gözlerindeki yaşı fark edince, telaşlanarak;
– Hayrola baş komserim, Bir şey mi oldu?
– Yok evladım, benim bir yakınım da yıllar önce, bunun gibi parkta…
– Öldü mü yoksa?
– Evet ölmüştü.
– Başınız sağ olsun.
– Sağol , sağol, neyse git bir şeyler hazırlayın, çay filan, ağzım zehir gibi sigaradan,vakit geçmek bilmedi bu gece neyse.
Daha sonra merakla araştırıp öğrendiğine göre; o gece baş komiserin ” bir yakınım” diye bahsettiği kişi, yıllar önce iki küçük çocukla ailesini yalnız bırakıp,aykırı sevdalara yelken açmış olan, kendi öz babasından başkası değildi.

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA