ENDONEZYALI ÖĞRENCİLERDEN KUR’AN ZİYAFETİ

ENDONEZYALI ÖĞRENCİLERDEN KUR’AN ZİYAFETİ

PTT’NİN 177’NCİ YIL DÖNÜMÜ ETKİNLİKLERİ KUTLANDI

PTT’NİN 177’NCİ YIL DÖNÜMÜ ETKİNLİKLERİ KUTLANDI

İL VE İLÇE NÜFUS MÜDÜRLÜKLERİNE YENİ PERSONEL

İL VE İLÇE NÜFUS MÜDÜRLÜKLERİNE YENİ PERSONEL

KÜLTÜR ŞEHRİNE YAKIŞIR REKOR

KÜLTÜR ŞEHRİNE YAKIŞIR REKOR

KAYSERİ TİCARET ODASI AB BİLGİ MERKEZİ İKLİM HAFTASINI KUTLUYOR

KAYSERİ TİCARET ODASI AB BİLGİ MERKEZİ İKLİM HAFTASINI KUTLUYOR

PROF. DR. HALİL İNALCIK (ANISINA YAZILAR-VI)
  • BEYHANASMA
    • BEYHAN ASMA
    • BEYHANASMA@kayserihakimiyet2000.com
    • 7 Ağustos 2016 - 15:53:26

Sözleri:
“Kanunî Süleyman ile ulemadan şâir Bâkî arasında da buna benzer bir yakınlık kurulmuştur. Hayatının ilk döneminde güçlük çeken Bâkî, Sultan Süleyman’ın iltifatına eriştikten sonra onun musâhibi olmuş, en yüksek makamlara getirilmiştir. Süleyman, iltifat ve iltimasta ölçüyü aşıp onu şeyhülislâmlığa getirince, ulema dayanamamış, karşı çıkmışlardır. Onu kıskananlar, nihayet III. Murad tahta çıktığında, medrese hiyerarşisinde en yüksek derece olan Süleymaniye müderrisliğinden azlettirdiler.”
“Anadolu da bir kültür birliği ve devamlılığı var. Biz Türkler orta Asyadan büyük kütleler halinde geldik evet ama buradaki yerli toplumlarla kaynaştık. Mesela orta anadoluda sof yapan kumaş yapan Ermeniler batı anadoluda denizli leodikea ( ki bütün roma imparatorluğuna kumaş üretimi yapan bir yer ) Aşıkpaşazade Denizli’nin kumaşlarında överek bahsediyor 15. Asırda. Bakın 2000 sene aynı gelenek devam ediyor alenen.”
“Anadolu da etnik birlik ve beraberlik sayesinde kaynaşarak bir dünya imparatorluğu kurabildik. Eğer bu gün etnik ayrılıklara düşersek parçalanarak mahvoluruz. Osmanlıyı büyük yapan da aynı! Aynı tesanütte birlikte olmalıyız. Eğer öyle olursa yeni bir imparatorluk kurarız. İşte tarihçinin büyük vazifesi bunu göstermek.”

“Osman’ın faaliyet döneminde Karacahisar fethinden sonra ikinci aşama, 699/1299 yılında Eskişehir batısında Bilecik, Yarhisar, Yenişehir ve İnegöl tekvurlarının hisarlarını fethettiği zaman gerçekleşmiştir. Rivâyete göre, o zaman Osman kendi adına hutbe okutmuş, bağımsızlık iddiasında bulunmuştur. Öyle görünüyor ki, Menâkibnâme, bu aşamada Osman’ı, öbür Türkmen beyleri gibi bağımsızlığa hak kazanmış bir İslâm hükümdarı gibi göstermeye çalışmaktadır. Menâkibnâme, Osman’ın 699/1299 yılında Karacahisar’da kendi adına hutbe okuttuğunu, bağımsızlık iddiasında bulunduğunu, kendi töre/kanûnunu ilân ettiğini (15. Bab), kadı tâ’yin ettiğini, özetle bağımsız beyliğini bir Türk-İslâm saltanatı gibi teşkilâtlandırma işine giriştiğini anlatmaktadır. Başka deyimle, Menâkibnâme’yi yazan (Yahşi Fakîh) veya anlatan (Orhan’ın imamı İshak Fakîh) bağımsız Osmanlı Devleti’nin bu tarihte doğduğu bilincindedir. Şimdiye kadar tarihçiler onu izleyerek bu tarihi, devletin gerçekten ve hukuken kuruluş tarihi olarak kabul etmişlerdir.”
“Her şeyi Orta Asya’ya bağlayamayız şiir oradan geliyor edebiyat oradan geliyor yaşantı oradan geliyor diyemeyiz. Evet, orada da geliyor ama burada bir sentez var. Burada kaynaştık yeni bir kültür olduk. Türk’ün önemi nedir burada Türk devlet kurdu bütün halkları topladı birleştirdi imparatorluk yaptı. Türkün dehası burada devlet kuruculuğudur. Otoritesidir. Bunu işte Türk orta Asya’dan getirdi.”
“15. yy. yüksek kültür merkezleri, Timur soyundan gelen hükümdarların payitahtları idi. Osmanlı ve Hint padişahları, bu hükümdarların saraylarını örnek tutuyor, orada yetişen veya “intisâb” eden bilgin ve sanatkârları kendi saraylarına çekebilmek için her türlü fedakârlığı göze alıyorlardı. Rönesans İtalya’sında şehirler arasında, daha sonra Avrupa sarayları arasında gördüğümüz rekabet, İslâm dünyasında da benzeri bir rol oynamıştır, ve incelmiş yüksek sanatın gelişimi ve niteliği üzerinde en güçlü etkiyi yapmıştır.”
“Bayezid daha savaşa girmeden savaşı kaybetmişti. Bayezid için Neşri tiznef der. Öyledir.”
“Timur’un iki ideolojisi vardı. Birincisi, Cengiz ideolojisini ihya etmek ikincisi gaza. Bunu ispat için Anadolu’ya gelince İzmir’i aldı. Osmanlı yedi senedir gaza ediyordu Timur onbeş günde aldı.”

“Divan sahibi şâir hükümdarlar olmasa idi, Türk edebiyatının büyük dehâları belki ortaya çıkmazdı. O dönemde, şaheserlerin çoğu, önemli ölçüde, seçkin sınıfın iltifatı, yüksek kültür ve duygu inceliği, sanatkârı korumaktaki ilgi ve heyecan ile açıklanabilir.”
“Sümer’den beri bu gün yaşattığımız birçok adetler sosyal hadiseler kurumlar 5.000 sene önceden geliyor. Farkında değiliz. Medeniyet hurafeler inanışlar her şey her şey bir tekip halinde geliyor. Onun için tarihi bilmek lazım! Niçin hafta yedi gün? Gün neden yirmidört saat mesela? Sümer’de öyleydi.”
“Osmanlıdaki çift-hane sistemi Hamurabi kanunlarına kadar gidiyor.”

“Osmanlı’da, kimse padişahın sarayından yahut camiinden daha büyük ve şa’şaalı bir yapı yaptıramazdı. Sultânu’ş Şu’arâ seçilmek, “in’âm” almak için şâirin, ilkin şu’arâ meclisine çağrılması, sultana bir kasîde sunması, takdir edilip bağışa lâyık görülmesi gerekli idi. Öte yandan, yüksek mevkilere çıkan şâirler (meselâ Necâtî) kendileri patron durumuna gelip birçok seçkin şâiri yanlarında bulundurmuşlardır.”
KAYNAKÇA
Halil İnalcık, Rönesans Avrupası, İş Bankası Kültür Yayınları, 2011.

Halil İnalcık, Şair ve Patron, Doğu Batı Yayınları, 2003.

Halil İnalcık, Devlet-i Aliye, İş Bankası Kültür Yayınları, 2009.

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz