KEMAL TEKDEN: “GENÇLİK BİZİM GELECEĞİMİZDİR”

KEMAL TEKDEN: “GENÇLİK BİZİM GELECEĞİMİZDİR”

PTT’DEN ÖĞRETMENLERE ÖZEL KAMPANYA

PTT’DEN ÖĞRETMENLERE ÖZEL KAMPANYA

AHMET KAPLAN BAĞLAMA KURSU PÜR NEŞE İÇİNDE  DEVAM EDİYOR

AHMET KAPLAN BAĞLAMA KURSU PÜR NEŞE İÇİNDE DEVAM EDİYOR

OKULLARARASI HENTBOL GENÇ ERKEKLER MÜSABAKALARI SONA ERDİ

OKULLARARASI HENTBOL GENÇ ERKEKLER MÜSABAKALARI SONA ERDİ

MELİKGAZİ BELEDİYESPOR  KONYA DEPLASMANINA 3 PUAN İÇİN GİDİYOR

MELİKGAZİ BELEDİYESPOR KONYA DEPLASMANINA 3 PUAN İÇİN GİDİYOR

SELÇUKLU DÖNEMİNDE ŞİİR VE MEVLÂNA’NIN ŞİİR ÜSLUBU
  • BEYHANASMA
    • BEYHAN ASMA
    • BEYHANASMA@kayserihakimiyet2000.com
    • 26 Temmuz 2015 - 15:38:18

Mevlâna’nın şiiri ve şairlik yönü özellikle edebiyat ve sanat açısından değerlendirmeler yapıldığında hatıra gelmektedir. Ancak Mevlâna’nın şair kimliği belki çoğu zaman, özellikle Türkiye’de göz ardı edilse de onun söze ve sözcüklere kazandırdığı anlamlar açısından önemlidir. Sözcüklerin yeni anlamlar kazanması ve anlatımın somuttan soyuta doğru uzanması doğudaki şiir geleneğinde belirli gelişmelerin sonucudur. Mevlâna bu gelişmenin önemli şahsiyetlerindendir. Gerçekte bu gelişmeler sadece Farsça şiirle ilgili değildir. Doğudaki edebî geleneği daha üst bir çerçeveden ele almak zorunludur. Bir yandan Arapça, Farsça ve Türkçe yazılan şiirlerdeki gelişmeler, diğer yandan XI-XII. asırlara kadar şairlerin siyasi güç merkezlerinin etrafında birikmesi sebebiyle devletlerin ve sarayların tercihleri dikkate alınmalıdır. Mevlâna’ya kadar uzanan süreçte Farsça şiir açısından bakıldığında İslâmiyetten sonra IX ile XI. asırlardaki şiir dış dünyaya ve zevklerine bağımlı, saray merkezli bir özellik taşımaktaydı. Bu ilk döneme ait şiirin özellikleri Türkistan Üslubu adıyla isimlendirilmiştir. Sonraları daha çok Horasan Üslubu adıyla anılan bu üslubun örneklerinin Batı Türkistan ve Horasan bölgelerinde ortaya çıkmış olması, bu isimlendirmeye neden olmuştur. Horasan bölgesi bilindiği gibi Mevlâna ailesinin kültür kaynağıdır. XI. asırda Gazneli ve Selçuklu devletlerinin etkinliği altındaki bu coğrafyada Farsça şiirde önemli gelişmeler olmuştur. Asrın ilk yarısında Firdevsî eserleriyle bir anlamda Şuûbî geleneği temsil ederken, Gazneli ve Selçuklu saray şairleri Türk sultanlarının çevresinde farklı bir tavra sahiptiler. Hatta bazılarınca Firdevsî ayıplanmakta ve dışlanmaktaydı. Şairler aynı edebî üslup içerisinde birbirine benzer, doğal bir anlatımla bezm/eğlence meclisi ve rezm/savaş şiirleri söylerken kültür ve kimlik açısından farklı özellikler taşımışlardır. Her nedense öncelikle batı kaynaklı ve E.J.W. Gibb’le başlayan edebiyat tarihi değerlendirmelerinde bu dönemin bütünüyle İran şiirinin millî destânî safhası görülmesi en azından yanıltıcıdır, hatalıdır. XI. asrın ikinci yarısında Selçuklu devletinin tercihleriyle dinî bilimlerin ve hissiyatın toplumda yaygınlaşması şiirde önemli gelişmelere neden olmuştur. Horasan bölgesinin siyasî olarak İran’ın güneyine ve Irak’a uzanması da şiirde fikrî derinliğe, anlam ve mazmun zenginliğine imkân sağlamıştır. Bu dönem şiirinin özelliklerinin Selçuklu üslubu veya Irak üslubu isimlendirmesi altında açıklanması bu nedenledir. Ünlü bilgin Gazzâlî’nin İhyâu ulûmi’d-dîn ve Kimyâyı sa’âdet adlı eserlerinde aşk ve şarap şiirlerinin yeni anlamlarına dikkat çekerek düşüncelerini açıklaması bu gelişmenin çok açık delilidir. Onun bu açıklamaları o dönemde şiirin önünde engel oluşturabilecek bazı endişeleri bertaraf etmiştir. Mevlâna siyasî gelenek açısından Gazneli ve Selçuklu’yu, dinî gelenek açısından ise Gazzâlî’yi önde tutan bir bakışa sahiptir. Bu iki noktayı, Mevlâna’nın Mesnevî’sindeki ve diğer eserlerindeki muhtevayla tatmin edici şekilde delillendirmek, izah etmek mümkündür. Genel isimlendirmeyle Doğu şiiri Büyük Selçuklular döneminde, büyük bir ana fikir değişimine ve gelişmeye sahne olmuştur. Bu Arapça, Farsça ve Türkçe şiir için aynı derecede etkin olan bir değişim ve gelişme dönemidir. Şiirde üslup farklılığı gerçekleşmiş, düşünce ve hayal öne çıkmış, maddî hislerin, beşerî zevklerin ve dış dünyaya yönelik gözlemlerin yerini manevî hisler ve iç dünya zevkleri almaya başlamıştır. Diğer taraftan nazım şekilleri çeşitlenmiş ve özellikle Fars ve Türk şiirinde bağımsız gazel daha çok alaka görmüştür. Şiirde dinî, ahlâkî ve tasavvufî diye nitelendirilen bir bakış ve algılayış, diğer bir ifadeyle dinî hissiyat öne çıkmıştır. Selçuklu sultan ve idarecilerinin ilim adamlarıyla sufîlere gösterdiği alaka ve himaye bu gelişmelerde önemli bir yere sahiptir. Daha önce Arap ça şiirde ve kısmen Farsça şiirde bazen çok ölçüsüzce mevcut olan maddî zevkleri terennüm etme alışkanlığının azalmasında Mâverâünnehir ve Horasan’dan daha aşağıdaki İslâm dünyasına egemen olan başta Türk asıllı Sünnî ve çoğunlukla Hanefî unsurların varlığı önemlidir. Gazneliler dö neminde de saray şairleri Sultan Mahmud’u ve oğullarını överken din ve adalet adına mücadeleden söz etmekteydiler. Şiirin konuları arasında yerini almaya başlayan ve şiirde yeni sayılabilecek dinî ve insanî değerler şairler için ana tema olma yönünde ağırlık kazanmıştır.

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz