KAYSERİSPOR: 2 – ATİKER KONYASPOR: 1

KAYSERİSPOR: 2 – ATİKER KONYASPOR: 1

KAYSERİ’DE İSTİKLAL YÜRÜYÜŞÜ RÜZGARI

KAYSERİ’DE İSTİKLAL YÜRÜYÜŞÜ RÜZGARI

DEPLASMAN FATİHİ MELİKGAZİ BELEDİYESPOR

DEPLASMAN FATİHİ MELİKGAZİ BELEDİYESPOR

TURGUTLUSPOR- ERCİYESSPOR :2-0

TURGUTLUSPOR- ERCİYESSPOR :2-0

MAZOT HIRSIZLARI ‘TIKAMA’ İLE YAKALANDI

MAZOT HIRSIZLARI ‘TIKAMA’ İLE YAKALANDI

SORULARLA BİLİNMEYEN MASONLUK-11
  • SÜLEYMANKOCABAŞ
    • SÜLEYMAN KOCABAŞ
    • suleymankocabas@kayserihakimiyet2000.com
    • 11 Şubat 2016 - 16:58:40

Soru: Masonlar ve masonluk Osmanlı Devletinin  reform süreci,   darbeler ve ihtilallerinde nasıl bir rol oynamışlardır?

      Cevap: Osmanlı Devleti, ömrünü “Batı tipi reformlar ve rejim değişiklikleri süreci” denilen bir süreçte  tamamlamıştır. “Eğer bu süreç, devlet, ülke ve milletimizin lehine olsa idi Osmanlı batmazdı” görüşlerine de yer verilir ki bu doğrudur.

Adı geçen süreç, Osmanlı’da 19. asrın ortalarında kendisini göstermiş bir süreçtir. Osmanlının gerilemesi ve devasa problemlerine çözümler aranmasının kendisini iyice gösterdiği bir sırada, bir kısım Osmanlı aydınları ve bürokratları nezdinde “Batı medeniyetinin topyekun üstünlüğü” düşüncesi ortaya çıkınca, “kurtuluş uğrunda” denilerek, Batı’nın yalnızca askerlik hayatını taklit değil, kültürel, siyasi, iktisadi ve hukuki her alanından taklitçilik kendisini göstermiş, bütün bunlar nihai tahlilde “Doğu Medeniyetinden Batı Medeniyetine geçiş” olarak değerlendirilmiştir.

Modern Batı Medeniyetini masonlar kendilerini tanımlarlarken  “Masonluk =  Batı medeniyeti” şablonu içinde  gördükleri için, Türkiye’nin fikri ve siyasi hayatında kendisini gösteren iki ana cereyandan birisi (diğeri İslamlaşmak)  olarak “Batılılaşma cereyanı” ortaya çıkınca, masonlar bütün güçleri ile bu cereyanı desteklemeye başlamışlar, giderek etkinliğini artıran bu cereyan,  Cumhuriyet Dönemi yıllarına damgasını iyice vurmuş, “Atatürk ilke ve inkılapları” denilen vetirenin esası, “Ne pahasına olursa olsun Batılılaşmak, kan dökmek pahasına da Batılılaşmak” olurca, 19. asrın ortalarında ortaya çıkan “masonikaksiyornerlik”  böylece zirve yapmış oluyordu.

Bizde “Batı Medeniyetine geçişin ilk kilometre taşı” olarak 3 Kasım 1839’da ilan edilen “Tanzimat Fermanı” gösterilir. Bütün masonik kaynaklarda kendisinden “Tanzimat-ı Hayriye” diye övgü ila bahsedilen bu fermanın iki mucidi, Osmanlı Dışişleri Bakanı  ve Sadrazamı Mustafa Reşit Paşa ile İngiltere’nin Osmanlı büyükelçisi Stanford Cannıng masondular. Tanzimat’ı “Hayriye” yapan masonlar, Mustafa Reşit Paşa’yı da “Büyük Mustafa Reşit Paşa” yaparak anarlar. Mason  şair Şinasi Mustafa Reşit Paşa’yı öven şiirinde “Sultana haddini bildirir senin kanunun” demesinden, adı gecen fermanın Osmanlı’nın geleneksel rejimini değiştirmeye yönelik aksiyonun başlangıcı olduğu anlaşılır.

Masonların Tanzimat Fermanını bir değerlendirmesi şöyledir: “Tanzimat’la birlikte Osmanlı, İslam kültür çevresinden kopup Avrupa kültür çevresine girmeye başlamıştır. Tanzimat, Avrupa toplum örneğine doğru eksik, çekingen, silik bir adımdır.  Bu akıma, ümmetten kopmanın  başlangıcı diyebiliriz. Kesim adımı Atatürk atacaktır. Tanzimat’la birlikte Osmanlı toplumu çağdaşlaşma , ulus olma yolunda küçük de olsa bir kımıldama göstermiştir.” (Baha Çalt, Osmanlı Dili, Mason Dergisi, Ocak –Nisan 1984, Sayı: 50 – 51, s. 56)

Özü itibariyle, “Tebaanın mal ve can güvenliğini sağlamak, bütün tebaanın (din, dil ve ırk ayrımı gözetmeksizin) kanun önünde eşitliği” ni esas alan Tanzimat ve reformları, Şeriat ve örfi hukuk esaslarına bağlı geleneksel Osmanlı rejiminin giderek tasfiyesine yol açmış, bu alanda bunu takviye eden 18 Şubat 1856’da “Kırım Harbi’nin diyeti” sonucu  ilan edilen ”Islahat Fermanı” olmuş,  İstanbul’daki Büyük Devletlerin mason büyükelçileri ve yönetime bu sefer de  masonlar Âli ve Fuat Paşaların damgalarının vurulduğu  bir ortamda gelen bu fermanla, daha ileri derecede bir Batılılaşma kendisini gösteriyordu. Bu fermanla, esası İslamiyet’in “Zımmiler Statüsü’” nden gelen Osmanlı’nın geleneksel “Ümmet” veya “Millet Sisteme”  tamamen çöküyor, her alanda Müslümanlarla gayri  Müslimlerini eşitliği sağlanıyor ve hatta bazı alanlarda    gayri Müslimlere daha büyük imtiyazlar veriliyordu.

Tanzimat Fermanı, Cannıng – Mustafa Reşit Paşa ikilisi tarafından Londra’da yazılıp, “daha çocuk yaşta” denilen,   yurt ve dünya işlerinden tam anlamıyla haberdar olmayan Sultan Abdülmecit’e tasdik ettirilerek yayınlanmıştı. Islahat Fermanı da yine yurt dışında Avusturya’nın başkenti Viyana’da her biri mason olan İstanbul’daki “İngiliz Büyükelçisi  StratfortCannıng, Fransız Büyükelçisi  EduartThouvanel ve Avusturya Büyükelçisi  Baron  Prokesh – Osten’in katıldığı gizli görüşmelerde hazırlanmıştı.” (Mehmet Yıldız, Modernleşme Dönemi Osmanlı Siyasi Metinleri, Ankara, 2015, s. 40) 12 Mart 1856’da imzalanacak Paris Antlaşmasının arifesinde alel –acele Viyana’dan İstanbul’a getirilen ıslahat metni, 2 Şubat 1856’da Bâbıali’de yapılan “vükela toplantısı” ndan hazırda bulunan Osmanlı ricaline, virgülüne bile dokunmadan kabul ettirilmişti. Bu cümleden olarak, Ahmet Cevdet, hazırlanan metni vukelanın “olduğu gibi” kabul ettiğine dair şunları yazar: “Vükalay- ı hazıra, Avrupalılara cemile olmak üzere, onlara hoş görünmek için  tedricenvakt –i zaman (zaman içinde kademe kademe) yapılacak şeyleri defaten (bir defada) ilan ettiler… Hiçbir itirazda bulunmadılar.” (Ahmet Cevdet Paşa, Tezakir 1 – 24, Ankara, 1986, s.74) Ferman 1 21 Şubat 1856’da ilan edildi.

Islahat Fermanı’nın özü, Osmanlı Devleti vatandaşlarının “hukukta eşitliği” olunca, “Şeriat esaslarına  dayalı Osmanlı geleneksel hukuku buna cevap vermeyeceği için” denilerek, bu ihtiyacı karşılamaya yönelik olarak, “seküler – laik temele dayalı” denilen , Fransız kanunlarının 1860 – 1876 zaman diliminde Osmanlıcaya tercüme edilerek uygulanmasına başlanılıyordu. Böylece, ülkemizde daha o yıllarda “adı konulmamış laiklik” denilen bir statünün varlığı kendisini gösteriyordu.

Âli ve Fuat Paşa’lar, bütün Fransız kanunlarına almanın  yanında, Fransa’nın “Medeni Kanunu” da alarak “laikleşme” yi tamamlamak istemişlerse de buna gerek Padişah’ın ve gerekse Ahmet Cevdet Paşa gibi zamanın ünlü hukukçularının  karşı çıkmaları sonucu, “Osmanlı Medeni Kanunu” denilen “Mecelle” adı geçen paşanın başkanlığında hazırlanarak 1876’de yürürlüğe girmiştir.

Fransız Medeni Kanununa  Sultan Abdülaziz’in itirazı, “Ülkeme böyle bir kanun gelirse ben artık  Müslümanların halifesi olamam” gerekçesiyle ortaya çıkarken, Ahmet  Cevdet Paşa’nın da itiraz gerekçesi , “Bir milletin kavaniniesasiyesini (medeni kanununu) böyle kalp ve tahvil etmek, ol milleti imha hükmünde olacağından bu yola gitmek caiz değildir” olmuştur.  “Medeni Kanun “ demek, bir milletin kendi milli kültürü, örf ve âdetlerinin kanunlaştırılmış bir mecmuu olduğu için aynı zamanda “milli kimlik” in yaşatılması anlamına da gelir.

Masonluğun ana tarifinde geçen “insanların din, dil, ırkı farkı gözetmeksizin kardeşler gibi bir arada yaşamasını temin eden” denilen “ana düstüru”nun etkisinde akalan Osmanlı mason sadrazamları (başbakanları) Mustafa Reşit, Ali ve Fuat Paşalar, bu sebepten de masonluğun cazibesine kapıldıkları için mason büyükelçiler tarafından kendilerine dikte edilen Tanzimat ve Islahat fermanlarını biraz da bu “masonik aksiyon” un etkisinde kabul etmişler, bunların yanında bir kısım Osmanlı aydın ve bürokratları da  aynı düşünceye kendilerini kaptırmışlardır. Fakat tatbikatta beklenen hiç de ümit edildiği gibi olmamış, “Balkanlarda alevlenen milliyetçilik hareketleri bu fermanlarla sönecek” denilirken, gelişmeler tamamen bunun tersini göstermiştir.

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz