AGÜSPOR AVRUPA’DA “DALYA” DEDİĞİ MAÇTA KAYBETTİ…

AGÜSPOR AVRUPA’DA “DALYA” DEDİĞİ MAÇTA KAYBETTİ…

KAYMOK’TAN VALİ KAMÇI’YA ZİYARET

KAYMOK’TAN VALİ KAMÇI’YA ZİYARET

KAYSERİ VE ZHENGZHOU’DAN İYİ NİYET

KAYSERİ VE ZHENGZHOU’DAN İYİ NİYET

MELİKGAZİ İLDEM BÖLGESİNE BİR PARK DAHA KAZANDIRDI

MELİKGAZİ İLDEM BÖLGESİNE BİR PARK DAHA KAZANDIRDI

PAŞAYEVA:MUSUL VE KERKÜK BİZİMDİ.SENARYOLARLA ELİMİZDEN ALDILAR

PAŞAYEVA:MUSUL VE KERKÜK BİZİMDİ.SENARYOLARLA ELİMİZDEN ALDILAR

SORULARLA BİLİNMEYEN MASONLUK-24
  • SÜLEYMANKOCABAŞ
    • SÜLEYMAN KOCABAŞ
    • suleymankocabas@kayserihakimiyet2000.com
    • 26 Şubat 2016 - 16:15:13

Tek Partili yönetim organı CHP’de “siyasi farklılıklar” yukarıdaki şekilde “tasfiye” edilirken sıra  “sicil farklılıklar” ın “tasfiyesi” ne gelmişti. CHP’de “siyasi teklik” in yanında “sivil teklik” i de  “dünya hakim siyasi konjonktür” nün varlığı “teşvik, taklit ve tahrik” ediyordu.   .

Rusya’da “toplum mühendisliği” statüsünde “tek ve inhisarcı ideoloji” Komünizmi kendisine yol olarak seçmiş tek parti yönetimi Sovyet Komünist Partisi vardı. Bunun tek “sivil teşkilatı” kendisine bağılı “Komsomol” idi. Parti lideri “Şeflik statüsünde” adına “Yoldaş” denilen Lenin idi.

İtalya’da “Faşizm” ideolojisine bağlı “Faşist Parti” ve  şeflik adı  “Duce” olan Musssolini ülke yönetimine hakimdi.

Almanya’da “Nazizm” ideolojisine bağlı “Nazi Partisi”   ve şeflik adı “Führer” olan Adolf Hitiler yönetimin başında idi.

İspanya’da “Falanjizm” ideolojisini bağlı “Falanjist Parti” iktidarda idi. Şefi, “Cadillo” lakaplı General Franko idi.

Bu konjonktürle çağdaş Türkiye’de ise , Batılıların adını “Kemalizm” dediği, ideolojiye bağlı CHP iktidarda idi. Otoriter yönetimin başı olarak Yoldaş, Duce, Führer ve Cadillo’nun karşılığı Türkiye’de “Şef” olmuştu. O da partinin lideri ve Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa idi.

Bütün bu ideolojiler, partiler ve şefler, “Harp sonrası” denilen I. Dünya Harbi sonrası ortaya çıkan ideolojiler ve gelişmelerin ürünü olmuşlar, “Harp sonrası buhranlarında ” denilerek ülkelerine yeni bir “şekil” vermek için kendilerini  inhisarcı veya tekçi ideolojik kalıplar içinde toplumlarını “toplum mühendisliği” statüsü içinde yeniden yapılandırmaya sokmuş ideolojiler ve aksiyonlardı. Bunların “yönetim yapıları” da inhisarcı ve tekelci olmuş, bu sebepten ülke ve toplumları üzerine kurdukları “baskı yönetimleri” sebebiyle bunlara “Jakoben”, “Militarist”, “Bonapartist” veya daha gelen anlamıyla, “baskı yönetimi” anlamında “Faşist Yönetimler” denilmiştir.

Bu yönetimlerin, kendilerinden farklı ne “siyasi” ve ne de “sivil” farklılıklara tahammülleri olmamış, her iki farklılığı da ortadan kaldırarak ülke yönetimine tek başlarına kendileri hakim olmuşlardır.

“Siyasi” olarak varlık gösteren Faşist Partilerin , “sivil alan” ı da ihmal etmeyerek, bu alanda, kendi ideoloji ve programlarını  topluma daha rahat ve kolay anlatmak, toplumdan kendilerine kadro elamanları devşirmek ve yetiştirmek için de kendilerine bağlı “sivil toplum örgütlenmesi” ne gitmişlerdir ki, Komünist Rusya’da buna “Komsomollar”, Faşist İtalya’da “Kara Gömlekliler”, Nazi Almanyasında  “SS” ler denilirken, Kemalist Türkiye’de “Halkevleri” denilmiştir.

Türkiye’de Cumhuriyetin ilanı yıllarında “siyasi çoğulculuk” yanında “sivil çoğulculuk” da kendisini gösterince, spor birlikleri, kadın birlikleri, çeşitli meslek birlikleri  yanında Türk Ocaklarına da yeniden canlılık kazanırken mason locaları da aynı canlılığı kazanmışlar ve hatta masonluğun büyümesine bakılarak, localar 1935’de kapatılana  kadar “Masonlar altın devrini yaşadı” değerlendirmesi  yapılmıştır.

Özellikle, söz konumuz masonluk olunca, Masonluk, Mütareke Dönemi ve Milli Mücadele Dönemi dediğimiz dönemlerde her alanda ülke geneline yaygın  buhranlara bağlı olarak iyice zayıflama göstermiş, işin iyice “siyaset çekişmeler” de karışmıştı. Ülke yönetimine 1908 – 1918 zaman diliminde hakim olan ve “masonik karakterli” olmasıyla tanının İttihat ve Terakki Partisi ve hükümetleri, ülkeyi I. Dünya Harbi yangını içine atmışlar, “kötü ve tecrübesiz yönetimleri” sonucu, Sultan II. Abdülhamid’in 24 Temmuz 1908’de Meşrutiyeti ilanı ile birlikte “Yükseliş Devri” sınırlarında teslim ettiği imparatorluğu , harp sonunda yaptıkları 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesiyle neredeyse “Kuruluş Devri” sınırlarına çekmişler, ardından İttihatçı başları, 2 Kasım 1918’de  gece vakti bir Alman gemisine binerek Almanya’ya kaçmışlardı.

İttihat ve Terakki Partisi ve hükümeti, ülke ve devleti tam bir iflasa sürükleyince, meydan bu sefer bunlara muhalif partisi Hürriyet ve İtilaf Partisine açılmış, yurt dışında dönen bunların liderleri partilerini yeniden dirilterek ülkenin yönetimi ve geleceğinde kendilerini “söz sahibi” olacak statüde görmeye başlamışlardı. Bu arada İ. ve T. Partisini kapatan yurtta kalan ılımlı  İttihatçılar da “Tecedddüt Fırkası” nı kurmuşlardı.

Ülkede İtilafçılar “hakim” görüntüsü verince, mason locaları da bundan nasibini aldı. Masonların Üstat- ı Azamlığına  İttihatçı şair ve yazar Rıza Tevfik (Bölükbaşı) getirildi. Rıza Tevfik, masonluğu siyaseti karıştırarak İttihatçı masonları localarda kapı dışarı etti. Masonluk, Mütareke ve  Milli Mücadele dönemlerinde zayıflama gösterdi.  Hatta, bazı İtilafçı masonların  Milli Mücadele aleyhine tavırları sebebiyle, -kişisel zaaflardan da kaynaklansa – masonların bu mücadeledeki rollerine “iyi göz” le bakılmadı. Nitekim, üstat-ı azamları Rıza Tevfik Böyükbaşı, Cumhuriyet döneminde  yurt dışına sürülen”150’likler” içinde yer aldı.

1930’lu yılların başında, ülke yönetiminde “sivil alanda” da “inhisarlaştırma veya tekelleşme” gündeme gelip, “Halkevleri” nin kurulması isteği kendisini gösterince, bütün sivil toplum örgütlerinin kapatılmasına yol göründü.

Tek Parti CHP, kendisi siyasi alanda faal olurken, sivil alanda faal olacak kolu Halkevleri kurulurken bunular bir “İnkılap Mabedi” olarak nitelendirilmiş (Necip Ali, Halkevleri, Ülkü Dergisi, Sayı: 8, Ekim 1933, s. 237),  Başbakan İnönü de bunların ifa edecekleri görevler için, “Halkevleri, Halk Fırkasının kültür sahasında başlıca vasıtalarıdır” demişti. (İsmet Paşa’nın Siyasi ve İçtimai Nutukları 1923 – 1933, 1933, s. 191).  Bunlardan anlaşılan, Halkevleri, CHP’nin “Devrimlere ideolojisi ve pratiği” ni topluma kabul ettirmek için her alanda çalışırken, aynı zamanda partinin yönetimine yeni ve taze kadrolar yetiştirecekti.

Halkevlerinin geliştirilmesine o derece büyük önem verildi ki, bütün iller, ilçeler yanında nahiyeler ve büyük köylere varıncaya kadar görkemli halkevleri binaları yaptırıldı. “Görkemli” diyoruz, zira , resmi devlet birimlerine hizmet binaları yaptırılmazken ve onlar şurada, burada kiralık binalarda otururlarken devletin bütçesinin “en zayıf” olduğu yıllarda, halk da bunlara rağbet edip yardımcı olmadığı için  büyük paralar harcanarak halkevleri, halk odaları binaları yaptırıldı.

Halkevlerinin kuruluş safhasında, sivil toplum örgütlerinden olarak “topun ağzında” olan ilk örgüt Türk Ocakları oldu. Özellikle, “hızlı Devrimler süreci” dediğimiz, 1923 – 1930 zaman diliminde “Devrimleri halka kabul ettirecek sivil kuruluşlar” denilerek Mütareke Dönemi ve Milli Mücadele döneminde zayıflayan Türk Ocakları yeniden diriltilmiş ve ülke geneline yaygınlaştırılmış ve genel başkanlığına “Atatürk’ün  ve Devrimlerin mutisi” denilen Hamdullah Suphi Tanrıöver getirilmişti.

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz