709377.T.C. KAYSERİ 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ.25.11.2017

709377.T.C. KAYSERİ 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ.25.11.2017

BÜYÜKŞEHİR SON 3 YILDA 343 OYUN PARKI YAPTI

BÜYÜKŞEHİR SON 3 YILDA 343 OYUN PARKI YAPTI

SADECE CİNSEL ŞİDDETE MARUZ KALAN KADINLARIN ORANI YÜZDE 15,3

SADECE CİNSEL ŞİDDETE MARUZ KALAN KADINLARIN ORANI YÜZDE 15,3

İL MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRÜ OSMAN ELMALI: ÖĞRETMENLİK BİLGELİKTİR

İL MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRÜ OSMAN ELMALI: ÖĞRETMENLİK BİLGELİKTİR

YENİ İL SAĞLIK MÜDÜRÜ BENLİ, GÖREVİ KILIÇ’TAN DEVRALDI

YENİ İL SAĞLIK MÜDÜRÜ BENLİ, GÖREVİ KILIÇ’TAN DEVRALDI

SORULARLA BİLİNMEYEN MASONLUK-27
  • SÜLEYMANKOCABAŞ
    • SÜLEYMAN KOCABAŞ
    • suleymankocabas@kayserihakimiyet2000.com
    • 1 Mart 2016 - 14:42:27

Soru: Mason locaları Türkiye’de yeniden ne zaman açıldı?

     Cevap: Masonlar, “Masonluk ancak “hürriyet rejimi ortamlarında faaliyet gösterebilir” derler ki, bu, “Hürriyet rejimi” deniler Demokratik yönetimlerin “masonluğun mümbit yatağı” olduğundan bahsedilir. Türkiye’de 1945’de “Demokrasiye geçiş” ile birlikte, gelen hürriyet ortamından faydalanarak bütün sivil toplum kuruluşlarının yeninden açılması yanında masonluğundan yeniden faaliyete başlamasına yol göründü. Atatürk’e sempatik ve onun yerine cumhurbaşkanı olan İnönü’ye anti patik mason aleyhtarları, Atatürk’ü savunmak ve İnönü’yü yerin dibine batırmak için “Atatürk’ün 1935’de kapattığı mason localarını İnönü 1948’de tekrar açtı” derler. Bununla verilmek istenilen anlam yanlıştır. Demokrasiyle gelen hürriyet havası içinde İnönü istese de istemese de mason locaları zaten açılacaktı. Onun muadili sayılabilecek Türk Ocakları da zaten eski başkanı Hamdullah Suphi Tanrıöver’in başkanlığından 10 Mayıs 1949’da yeniden açılmıştı. Mason locaları da 8 Şubat 1948’de yeniden faaliyete başlamıştı.

Bu arada, CHP’nin tek partili döneminin “inhisarcı sivil kuruluşu”  denilen Halkevleri de giderek kapatılma sürecine girdi. Başbakan Adnan Menderes Hükümetinin, 8 Ağustos 1952’de çıkardığı  5830nolu CHP’nin mal varlığına el koyma  kanunu ile birlikte, Halkevlerinin de mallarına el konulması sonucu kapatıldı. Yeniden açılan Türk Ocağı ve Mason locası, kapatılmaları sırasında Halkevlerine giden mal varlıklarını  geri aldılar. Bu cümleden olarak, Ankara –Opera’daki Halkevleri Genel Merkezi binası  Türk Ocaklarına devredilerek, burası onun yeniden “Genel Merkezi” haline getirildi.

 

Soru: 1950 – 1960 zaman dilimini kapsayan Menderes Döneminde masonluğun gelişimi nasıl oldu ve masonlar 27 Mayıs 1960 Darbesinde nasıl bir rol oynadılar?

Cevap: Masonlar, “Türk Yükseltme Cemiyeti” adı altında başvurarak 8 Şubat 1948’de faaliyetlerine yeniden başlamışlardır ama, masonluğunu “asıl açılışı ve atak yapışı” nın Menderes Dönemi’nde olduğu üzerinde durulur.

İlk Menderes Hükümetinde Ticaret Bakanı 33 dereceli mason Zühtü Velibeşe’nin yazdıklarına göre, Türkiye’de masonluk hakiki anlamda,  Cumhurbaşkanı  İsmet  İnönü zamanında  8 Şubat 1948’de değil, 16 Aralık  1956’da “Hür ve Kabul Edilmiş Mason Locası” nın açılması ile birlikte yeniden kurulmuş, 1948’de kurulan “Acayip teşkilat bir masonluk oyunu” olmuştur (Zühtü Velibeşe Türkiye’de  Franmasonluk, İstanbul, 1956, s. 57 – 58). 1956’da kurulan locanın üstat –ı azâmlığına  1950’den beri Başbakan Menderes’in müsteşarlığını yapan Ahmet Salih Korur getirilmişti.

Bütün bu olup bitenler sonucu, Türkiye’de masonluk tarihinde, Menderes dönemi “Mason hakimiyetinin zirve yaptığı” bir dönem olarak nitelendirilmiş, bu cümleden olarak bir ”sonuç değerlendirmesi” olarak Türkiye masonluğunu anlatan bir kaynakta (kanaatimizce, bir mason tarafından yazıldığı anlaşılan ve başka isimler tarafından yayınlanan) şunlardan bahsedilmiştir:    “Türkiye’de masonluğun, nüfuzunu artırışı ve bütün devlet kadrolarında ve hükümet mekanizmasında söz sahibi oluşu bu devreye (1950-1960) rastlar. Masonlara bu imkan, DP iktidarı ileri gelenleri tarafından verilmiş değildir. O günlerin hür ve demokratik havası, iş başına geçenlerin bir şeyler yapmak, memlekette refah ve terakkiyi artırmakta gösterdikleri heyecan, samimiyet ve aşırı tolerans havası, bilhassa masonların gayretlerini gerçekleştirmelerine yaramıştır. Demokratik hava, söz, fikir ve basın hürriyeti, halkın politikaya bir unsur olarak  ve fiilen katılışı masonların arayıp da bulamadıkları bir ortamdır. Merkezi, tek partili ve güdümlü idareler masonların en korktuğu şeylerdir. Onlar dikkati çekmeden, gizlilik içinde ve demokratik idareler altında çalışmayı severler. Bu, demokrasiye ve fikir hürriyetine âşık oldukları için değildir. Devleti, halkı ve müesseseleri ancak böyle bir ortamda kontrol edebilirler. Kendi taraftarlarının yükselmesi, derneklerinin rahat çalışması, iktisadi ve sosyal imkanları aralarında taksim etmeleri bu rejimle mümkündür. Homojen olmayan, kitleye hitap eden, doktrinsiz çoğunluk partileri ve onların iktidarları masonlar için en ideal hükümetlerdir.

Demokrat Parti  hükümetleri, tâ 1960’a kadar birinci derecedeki isimlerinin mason olmamasına rağmen (Cumhurbaşkanı Bayar ve Başbakan Menderes’in mason olmayışı) büyük mevkileri masonlar tarafından işgal edilmiş, CHP hükümetlerinden daha fazla masonluğa imkanlar tanımış, gayelerinin tahakkukuna bilmeyerek yardımcı olmuştur. Belki birinci adamları mason değildi. Fakat ikinciler veya  birincilerin mahremi esrarı olan ve halk için isimleri hiçbir şey ifade etmeyen bazı kimseler mason localarının sâdık (sadakatli, içten) bendeleri (bağlı) idiler. Türkiye’de, masonlardan gizli veya onların zımni (isteği) ve  muvafakatı (olur, uygunluk) olmadan  hiçbir şey yapılamıyordu. Her müesseseyi, her köşeyi ve mevkii kontrollerine almışlardı. Daha az göze batıyor, fakat daha müessir (tesirli, etkili) oluyorlardı. 1935-1948 tecrübesi onlara çok şey kazandırmıştı. ‘Sessiz ve derinden’ gidiyorlardı. Türkiye masonlarının maşrıkıâzamı olan ve aynı zamanda Başbakanlık müsteşarlığı yapan bir adam (Ahmet Salih Korur) Eyüp Sultan Camii avlusunda devlet ve hükümet büyüklerine iftar ziyafeti verecek kadar iki yüzlü görünebiliyor veya herkesi kandırdığını zannediyordu.

1950-1960 arasında Türk masonluğunun oynadığı beynelmilel rol ve Türk devletinin uğradığı musibetlerdeki (belâ, felaket) faaliyeti 1909-1917 günlerindekini hatırlatacak dereceye varmıştır.”(İzzet Gün – Yalçın Çeliker, Masonluk ve Masonlar, İstanbul, 1968, s. 45 – 46)

Masonların  27 Mayıs 1960 Darbesindeki rollerine gelince: Bu rol,   “Amerika’nın rolü meselesi”ne benzetilerek,  “Başbakan Menderes döneminde (1950 – 1960) Türkiye üzerindeki nüfuz ve hakimiyeti en üst düzeyde bulunan Amerika’nın darbeye aktif destek vermediği” üzerinde durulurken, aynı şekilde, “Menderes döneminde Türkiye’deki hakimiyetleri zirve yapan” denilen Masonların  da darbeye aktif destek vermedikleri üzerinde durulmuştur.

Bir diğer bakış açısından ise, 27 Mayıs darbesinin  Ana Muhalefet Partisi CHP + Basın +Üniversite +Cunta = Darbe ortaklığı sonucu ortaya çıkışı dikkate alınarak, CHP’deki masonik kadroların darbe için tahrikçi ve zemin hazırlayıcı rol almaları yanında, basına  büyük ölçüde masonlar hakim oldukları için  gazete haberleri ve başyazıları ile tahrikçilik yapmalarına ilaveten, Ankara  ve İstanbul üniversitelerinde “tahrikçi okestra” ya dahil olan profesörler arasında masonların da bulunmasına bakılarak, bunların bağlı bulundukları localar adına veya kendi şahsi fikir ve emelleri sebebiyle darbenin yapılmasına sebepler hazırladıklarının dikkate alınması sonucu,   “ Darbede Masonların da  rolü var” gibi bir tablo  da karşımıza çıkmaktadır.

Amerika ve Masonlar için de artık, “Popülaritesi ve güvenirliğini artık iyice yitiren” denilen ve darbenin, zaten bunların da ana emel  argümanlarından olarak görülen ve “Diktatörleşme  yolunda” olarak gösterilen  Başbakan Menderes’in  bu sebepten “Hak  ve hürriyetlerin, demokrasinin korunması” ana argümanı  ve gerekçesi etrafında yapılan darbeye,  “Türkiye’deki kaos ve bilirsizliğin giderilmesi” için denilerek emelleri doğrultusunda “Türkiye’nin yeniden dizaynı”    nı gündeme gelince, Amerika ve Masonların darbeye  genelde “pasif” belki de “aktif”  destek verdikleri kanaatindeyiz.

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz