Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
wezEo.png
wezEo.png

SON DAKİKA


googleplay
Kayseri Hakimiyet Gazetesi / www.kayserihakimiyet2000.com
wem8j.png
ALİ RIZA NAVRUZ

SÖYLEŞİ-2

Bu haber 21 Mart 2019 - 10:52 'de eklendi ve 15 kez görüntülendi.
SÖYLEŞİ-2

(18.03.2019 TARİHLİ SÖYLEŞİNİN DEVAMIDIR!!!)

*Hayat, sanat, sanatçı üçgenine bir parantez açmanızı rica etsem ve buna bağlı olarak, gerek şiirlerinizde gerekse yazılarınızda hangi konuları ele alıyorsunuz desek! 

**Hayat; yaşanan bir zaman süreci… Sanatçı; bu süreç içerisinde yaşadıklarından ve algıladıklarından, çoğu kez de içgüdülerinden elde ettiği doneleri toplumun ruhuna üfleyen kişidir. Sanatsa; kişiyi, dolayısıyla da toplumu gümüş kanatlarına alıp Kafdağı’nı aşıran Anka kuşu… Artık “sağım solum ebe- sobe” deseniz de bulamazsınız kendinizi düş ormanlarında…

Özellikle şiir bardağı taşıran son damla duygu yoğunluğundan oluşmaktadır. Bu duygu yoğunluğunu insana verecek o kadar çok şeyler var ki; bunlar kişiye özgü bireysel hasletler olabileceği gibi çevrede gelişen olaylar da olabilir. Yeter ki şair, duyarlı olabilsin ve bu duyguları teknik alt yapıyla da birleştirerek işlesin. 

*Yazmaya ayırdığınız zaman, çevrenizle ilişkinizi etkiliyor mu?

**Gerek şair ve gerekse yazar özellikle sakin bir zaman dilimi arar çalışma konusunda. Gerekli konsantreye ulaştıktan sonra ister ki bu hal dış etkenlerle bozulmasın. Bunu bildiği için kendisini her fırsatta toplum dışına atar. Tabi ki toplum onun bu ruh halini anlayamadığı için yazarı/şairi asosyal olarak görür öyle değerlendirir. Bu mesele pek çetrefil, keselim isterseniz…

*Ailenizin geçimi için kitap satışları yeterli bir miktarı sağlıyor mu? Yoksa başka meslekle de uğraşıyor musunuz bunun dışında?

**Özellikle ülkemizde şairlikle/yazarlıkla geçimini sağlayan sanatçı parmakla sayılabilecek kadar azdır bana göre. Onların aldıkları telif hakkı da göstermelik diyebiliriz. Sanat ne yazık ki meslek haline gelmemiştir ülkemizde. Meslek birlikleri var ama sanatı meslek olarak kabul ettirememiş bu kurumlar/dernekler/birlikler. Hal böyle olunca elbette ki yazıp çizmenin dışında başka işlerimiz oluyor. Ben şahsen bir devlet kurumunda çalıştım 30 yıl kadar. Şimdi ise emekliyim şükür. Kitap satışlarımız basım ücretini bile zor çıkarıyor. Aslında pek çok şair, yazar bu kapıdan gelir de beklemiyor…

*Şairlik/yazarlık ülkemizde yeterli ilgiyi görüyor mu sizce?

**Okuma oranı oldukça düşük bir ülkede, yazara kim kıymet verecek ki? Ben verildiğini sanmıyorum. Toplum vermiyor ama hükümetlerimiz de vermiyor. Verseydi herhalde kitap basım işçiliğinin KDV’si %18 olmazdı… Peki şehrimiz veriyor mu o değeri, o değerli insanlarımıza? Hiç sanmıyorum. Hilmi Ziya Ülken Aşk Ahlakı isimli kitabında ne diyor bakın;”Kayseri’de sanat, tüccarın sermayesidir…” Buyurun buradan yakın!

*Bir eserinizi çıkardıktan sonra bir süre ara vermeyi düşündüğünüz oluyor mu?

**Sait Faik bir hikayesinin bir bölümünde şöyle der; “… yazmasam deli olacaktım.” Deli olacak kadar seviyorsanız işinizi öyle keyfi dinlenmelere, ara vermelere geçemezsiniz. zaman durmadan geçiyor, önümüze çeşitli olaylar sererek. Onlardan tabi ki bu ruh etkilenecek. Yazmasan olmayacak!.. Bu iş bir bakıma hamile kalıp, sonra da doğum yapmaya benzer diyorum!

*Sizi “mor rengin şairi” olarak tanıyor dostlarınız ve sanat çevresi. Bu mor renkle alıp veremediğiniz ne ola ki?

**Mor renk sizin de bildiğiniz gibi tutkunun sembolüdür diyebilirim. Bir miktar mavi ile bir miktar kırmızının karışımından ibarettir mor. Mavi; yaratıcı, sükûnet… Kırmızı; tansiyon arttırıcı, şiddet! İkisi arasında bir med-cezir mor. İkisi arasında hangisine yakınsanız o halin tesirindesiniz demektir. Bütün bunların dışında ben moru, morarmışlığın, kırılmışlığın, ezilmişliğin, ihanetin sembolü olarak gördüm hep. Ve şiirlerimde genelde bu anlamları çağrıştıracak şekilde kullandım. “Morardım bak bir kez daha ömrümde/ Gözlerim yollarda kaldı bu Pazar” Dememiş miydim?

Eğitimci yazar Nurkal Kumsuz Hocanın bu durum dikkatini çekmiş olmalı ki, “Ali Rıza Navruz’un şiirlerinde mor yansımalar” isimli uzunca bir yazı hazırlamış. Hatta bu yazıda adımı da “mor rengin şairi” koymuş. Çok hoş bir tespitti doğrusu. Hoşuma da gitti üstelik. Ben de bu şekilde kabullenmiş oldum bu ismi…

*Son olarak şair olmak isteyen gençlere neler önerirsiniz?

**Şiir hayatımızın her safhasında bizimledir. Doğarız; anamızın dilinde bizi uyutmak amaçlı ninni olur şiir. Askere gideriz marş olarak karşımıza çıkar. Müziğin her türünde güfte olarak baş köşededir. Ruhlarımızın gıdası olarak bildiğimiz şiire gençlerimiz yeterli özeni göstermeli. Özenti ile değil de şiiri özenle yazmalılar derim. Hiç bir sanat ilimsiz, bilimsiz olmaz. Konuyla ilgili alt yapı bilgilerinin edinilmesi gerekiyor ki ortaya güzel ve kalıcı eserler çıksın. Çünkü şiir güzelliğin sembolüdür. Şiirli günlere hep beraberce!..

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA