PROF. DR. KARATAY: “EN SAĞLIKLI YİYECEK PASTIRMA”

PROF. DR. KARATAY: “EN SAĞLIKLI YİYECEK PASTIRMA”

DİREKSİYON HAKİMİYETİNİ KAYBETTİ…ÇOCUKLARI EZDİ

DİREKSİYON HAKİMİYETİNİ KAYBETTİ…ÇOCUKLARI EZDİ

SURİYELİ SAĞIR KARDEŞLER GÜVERCİNLERİNİN SESİNİ DUYMAK İSTİYOR

SURİYELİ SAĞIR KARDEŞLER GÜVERCİNLERİNİN SESİNİ DUYMAK İSTİYOR

ASDEP DARA DÜŞENİN AİLESİ OLUYOR

ASDEP DARA DÜŞENİN AİLESİ OLUYOR

YILDIZ: MÜFTÜLERE NİKAH YETKİSİ LAİKLİKLE ALAKALI DEĞİL

YILDIZ: MÜFTÜLERE NİKAH YETKİSİ LAİKLİKLE ALAKALI DEĞİL

SÜLEYMAN DEMİREL’İN MASONLUĞU MESELESİ MASONLAR ARASI KAVGA – BÖLÜNME-14
  • SÜLEYMANKOCABAŞ
    • SÜLEYMAN KOCABAŞ
    • suleymankocabas@kayserihakimiyet2000.com
    • 7 Ocak 2016 - 16:37:21

Büyük Kongre’nin Toplanması ve Mason Olmak ve Olmamak Propagandaları
AP’nin II. Büyük Kongresi 27- 29 Kasım 1964’de Ankara’da Büyük Sinemada 1900 delegenin katılımıyla yapıldı. Kongreye genel başkan adayları olarak üç aday katıldı: Süleyman Demire, Saadettin Bilgiç ve Tekin Arıburnu.
Kongre, daha arifesi günlerde iki güçlü aday Demirel –Bilgiç arasında kıyasıya bir mücadeleye sahne olmuştu. Delegeler arasında nabız yoklamalarda kazanma ibresinin Demirel’den yana olduğu görülüyordu. Bu durum karşısında Bilgiç taraftarları onun seçilemeyeceği endişesine kapılarak, Demirel’i seçtirmemek için çareler aramaya başlarlarken Demirel’in mason olduğuna dair bir belgeye çoğaltarak delegelere dağıttıkları görüldü.
Halkımızın masonluk ve masonlara bakış açısı iyi değildi. Masonluğun Avrupa’dan ülkemize, Sultan III. Ahmet’in Paris’e elçi olarak gönderdiği 28 Mehmet Çelebioğlu Said Çelebi tarafından 1728’de getirildiği günden beri, masonluk ve masonlar, “dinsiz, Allahsız, Yahudiliğe hizmet eden” olarak bilinmenin yanında, Osmanlı üzerinde sömürgecilik ve yayılmacılık emelleri olan emperyalist büyük devletlerin ve Osmanlı’dan ayrılmak isteyen Türk olmayan unsurların Osmanlı Devleti’ni yıkmada bir “aleti” olarak görülüyordu.
Demirel’in masonluğu ile ilgili olarak delegelere dağıtılan içinde onun resminin de bulunduğu belge şöyle idi:
Türkiye Mason Cemiyetine Mahsus Kayıt Fişi Aslının Fotokopisidir
Sıra No: 43 Mat.. No: 48
Süleyman DEMİREL, Isparta 1924
Evli, (Ref. Bn Nazmiye)
İnşaat Yüksek Mühendisi
İstanbul Teknik Üniversitesi
Nafia Vekaleti Devlet Şu İşleri Umum Müdürü – Ankara
Kavaklıdere Buğday Sokak No: 10/3
Ankara, Tlf. 28 447
Bilgiç taraftarlarının dağıttığı bu belgenin özellikle kongreye Anadolu’dan gelecek muhafazakar delegeleri Demirel’in aleyhine etkileyeceği kesindi. Bu durum karşısında Demirel ve taraftarlarının buna bir çare bulması gerekiyordu. Başvurdukları yol, mason locasından Demirel’in “mason olmadığı” na dair bir belge alarak dağıtılan belgeyi çürütmek oldu.
Belge, Demirel tarafından alındı. Türk Yükseltme Cemiyeti (Mason Derneği) Ankara şubesine bir dilekçe yazarak, adı geçen cemiyete üye olup olmadığına dair kendisine bir belgenin verilmesini istedi. (Sabahattin Arıç, Masonların Dünyası, İstanbul, 1996, s. 122) Mektupta istenilen “daha doğrusu” “mason olmadığına dair” bir belgenin verilmesi idi.
Demirel, mektubunu, Devlet Su İşleri Genel Müdürü (DSİ) iken, kendisinin Genel Müdür Yardımcılığı’nı yapan ve “mason” olmasına vesile olan Hikmet Turat’la göndermişti.
Demirel’in dilekçesi, “kayıtlı olduğu loca” denilen Bilgi locasına gitmişti. Locanın Üstadı Âzamı Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Dr. Ekrem Tok, İkinci Başkanı Mobil Şirketi’nin Türkiye temsilcisi Jeolog Yüksek Mühendis Enver Necdet Egeran’dı. Hikmet Turat da bu locaya kayıtlı idi.
Turat, Demirel’in mektubunu Egeran’a vermişti. Bununla ilgili olarak Egeran şunları söylemişti: “ Bir gün Ankara’daki evimde otururken Hikmet Turat birader gelerek bana bir mektup okudu. Bu mektupta bir biraderin cemiyete kaydının bulunup bulunmadığının bildirilmesi isteniyordu. Ben de Hikmet Turat biradere, ‘Tetkik ediniz, eğer kaydı yoksa bir vesika verin, bu dul kadının çocuğuna yardımdır’ (masonların birbirlerine yardımcı olmaları sloganı) dedim, belge böyle verildi.” (İlhami Soysal, Türkiye’de ve Dünya’da Masonluk ve Masonlar, İstanbul, 1978, s. 347)
14.11.1964 tarihini taşıyan belge şöyle idi: “Sayın Süleyman Demirel, İsteğinize uyularak yapılan incelemelere göre derneğimizde kaydınızın bulunmadığı anlaşılmıştır. Saygılarımla. (Necdet Egeran), II. Başkan, İmza.” (Sabahattin Arıç, Masonların Dünyası, s. 122)
Bu belge de kongre öncesi delegelere, “İşte Vesika: Müfteriler Utanın! Adalet Partisi Genel Başkanı Süleyman Demirel Mason Değildir” başlığı altında dağıtıldı. Demirel de, kongre konuşması sırasında elindeki belgeyi sallayarak okudu. (Saadettin Bilgiç, Anılar, s. 134) Andından şunları söyledi: “Ama, herkesin merak ettiği bir hususu, izniniz olursa açıklayayım.
Ben mason değilim. Ben vazifeden kaçmış da değilim. Masonluk propagandasını yayan bir dergi (Bu dergi, Necip Fazıl Kısakürek’in çıakardığı Büyük Doğu dergisi idi) 6 Ocak 1948 nüshalı sayısında bakınız ne diyor:
‘Tanzimatçılar masondu! Birçok Tanzimat sonrası fikir ve siyaset büyüğü masondu! Abdülhamid’in selefi Sultan Murat Masondu! İttihatçılar masondu! Meşrutiyet hareketi masondur! Hülasa memleketimizde körü körüne Avrupa taklitçiliğini ortaya atan ve herhangi bir dünya görüşüne malik olmadan ruh ve anane deviren her hareket masondu! Masonların gizli telkin ve tertipleri ile meydana gelmiştir.’
Aynı tezvirat (yalan karıştırma) Demokrat Parti ileri gelenleri için senelerce yapılmıştır. Aynı fotoğraflar ve kitaplar onlar için de dağıtılmıştır.
İstifa müessesesini bir korkaklık müessesi addetmek yanlıştır. Ben istifa etmiş olmakla, Merkez İdare Kuruluna daha rahat çalışma imkanı verdiğime kaniyim. Partinin her türlü çalışmalarına da devam ettim. Tek bir kelime konuşmadım. Bugün de huzurunuzdayım. Bugünkü şartlar o günkü şartlardan daha çetindir. Ben gerek o günkü şartlar ve gerekse bugünkü şartlardan daha çetin şartlar içinde vefasını ve cesaretini ispat etmiş bir kimseyim.
İstifa müessesini moral baskılarla kapatırsanız büyük mahzurlar doğar.
Zamanında istifa etmeyen kimselerin ve heyetlerin başına ve temsil ettikleri davaya büyük zararlar gelir.
İstifa edenlerin tekrar hizmete alınmaması ise, davalarımızın safhalarını bozar.
Nitekim benimle beraber ve benden sonra bu kuruldan birçok kimse istifa etti.
Buna rağmen beni hizmetinize layık bulamayabilirsiniz.
Hangi hizmete layık görürseniz orada size, hizmet ederim. Ben, Türk Milletinin refah davası hallonuluncaya kadar hizmetinizdeyim.” (AP Genel Başkan Adayı Süleyman Demirel’in Büyük Kongrede Yaptığı Konuşma, Ankara, 1964, s. 5 -6)
Demirel, masonlarla olan konuşmasında demek istiyordu ki, “Yalnız bana değil, tarihimizde daha birçok kimse ve teşkilata mason olmak isnadı yapılmıştır. Bana yapılan da bunlara yapılanlar gibi haksızdır”.
Demirel’in “İstifa meselesi” ile ilgili konuşmasından alıntı yapmamızın sebebi ise, yukarıda bahsettiğimiz 27 Mart 1963’de AP Genel Merkezinin basılması sırasında, “Bu memlekette 50 sene daha demokrasi olmaz” diyerek ‘Şapkası alıp kaçması” olayının ardından gelen teşkilattan sorumlu genel başkan yardımcılığı görevi yanında Genel İdare Kurulu üyeliğinden de istifa ile parti çalışmalarında kendisini pasifise almasından ileri geliyordu. Demirel’in bu hareketi tâ o günlerden beri beğenilmiyor, “Demirel partimizin en zor günlerinde şapkasını alıp kaçtı, partiyi zor durumda bıraktı” denilerek aleyhine propaganda yapılıyordu.
Bilgiç ve taraftarlarının kongre günlerinde Demirel’in seçtirmemek için onun mason olduğu propagandası yanında sarıldıkları ikinci önemli propaganda olayı, “Şapkasını alıp kaçması” olayı olmuştu. Bu, delegelere yeniden anlatıldı. “Partimizi en zor zamanından terk edip kaçan birisinden hayır gelmez, aynı zorluklar karşısında yarın yine kaçar” propagandası yapıldı. Demirel, yukarıdaki konuşmasıyla bu propagandayı da etkisiz hale getirmek istemişti.
AP II. Büyük Kongresinde, “ayak oyunları oynamakta mahir” Demirel taraftarları, genel başkanlık seçiminin oylanacağı günün gecesi delegelerin bulunduğu otelleri dolaşarak, Bilgiç aleyhine “yalan” uydurup ona oy verilmemesini istediler. Bu cümleden olan Bilgiç’in yazdıkları: “Kongre’de secim yapılacağı pazar gecesi, 158 DP’li bakan ve milletvekili, 15’er kişilik gruplar halinde, otel otel dolaşarak ‘Sayın Bayar’dan selam getirdik. Saadettin Bilgiç’e oy verirseniz, seçimi kazansa da, asker AP’ye iktidar vermeyecek. Bizim siyasi ve şahsi geleceğimizle oynamayın’ telkinini yaptılar.” (Saadettin Bilgiç, Hatıralar, s. 132)
Bilgiç, Demirel’in seçilebilmesi için, konuşmasında daha başka şeyler söylediğinden de bahseder: “ Demirel, masonlukla ilgisi olmadığına dair yukarıdaki belgeyi okuduktan sonra, köy evinde, Kur’an okunmadan sabah kahvaltısına oturulmayan bir ailenin çocuğu olduğunu anlattı. Bu, ifratla tefrit arasında bocalamaktı. Müslümanlar sabah namaz kılarlar ve ‘kuşluk’ denilen sabah 9.30-10.00 arasında sabah yemeği yerler. Yemeğe otururken de Kur’an okumak sünnet veya âdet değildir, sadece ‘Besmele’ çekilir.” (İlhami Soysal, Türkiye’de ve Dünya’da Masonluk ve Masonlar, s. 340)
“Bu olup bitenler, özellikle Demirel’in mason olmadığına dair ‘karşıt belgesi’ Dr. Sadettin Bilgiç’i yalancı durumuna düşürmüş ve (Demirel’in) genel başkanlığa seçilmesini başarmıştı.” (Soysal, s. 340)
Yapılan oylamada Demirel, 1669 delegeden 1072’sinin oyunu alarak genel başkan seçilmişti. Bilgiç 552, Tekin Arıburnu 39 oy aldı.

II.BÖLÜM

MASONLAR ARASI KAVGA VE BÖLÜNME
Masonların Demirel’e Verilen Belgeye Tepkileri
Demirel’in seçilmesi ile birlikte “Dul Kadının oğluna yardım” la “masonik görev” başarılmıştı ama, masonlar arasında giderek bölünmeye kadar yol açacak şiddetli kavgalar başlamıştı. Özde, “Demirel’in seçilmesinden bütün masonların memnun olduğu” yorumları yapılıyorsa da, işin bir de “memnun olunmayan yön” vardı ki, bu, masonları birbirine düşürmüştü. Buna, “Demirel mason olduğu halde, mason olmadığına dair sahte belgenin verilmesi” yol açmış, bununla, masonların kamuoyuna vermek istedikleri, hatta “ilkeleri” arasında bulunduğu söylenen “doğruluk, dürüstlük” imajının sarsıldığı, “yalancı, sahtekâr” damgasını yemelerine sebebiyet verildiği üzerinde duruluyordu..
İşi, biraz da “Marksist solcu” denilen çevreler kaşıyordu. “Genel Başkan seçimlerinin arifesinde Demirel’i göklere çıkaran solcu kalemler, şimdi de Demirel’in mason olduğunu ispatlamak için birbirileriyle yarışa giriyorlar, bunu muhalifleri olarak gördükleri Başbakan Demirel ve AP’yi zayıflatmanın bir “propaganda taktiği” olarak yerine getiriyorlardı.
Kaşıyanların başında Akşam gazetesinin solcu yazarı İlhami Soysal ile solcu dergi Yön dergisi geliyordu. İlhami Soysal, Demirel’in mason olduğuna dair Demirel’in kayıtlı olduğu Bilgi locasının masonlarını tanıtım albümünden Demirel’in bilgilerinin yer aldığı sayfasının tümünü ilk defa köşesinde yayınlamıştı. Yön Dergisi ise, Kasım 1965 tarihli sayısında Demirel’in masonluğunu kapağına taşıyarak vermişti.
Soysal, bu belgeyi nereden elde etmişti? Vahdet gazetesine hatıralarını anlatan Hasan Aksay, 27 Mayıs Darbesini yapan Milli Birlik Komitesi’nin genç üyeleri masonluğa duydukları alerji sebebiyle İstanbul’da mason locasını basmışlar, bütün evraklarına alıp götürmüşler, daha sonra bunları Türk Ocağı’nın Ankara Opera’daki Genel Merkezinin kütüphanesini bırakmışlardı. Burada muhafaza edilen belgeler, kendisinin Türk Ocakları Genel Sekreterliği sırasında ocağın kütüphane müdürü tarafından Demirel’in mason olduğuna dair belgi basına sızdırılmıştı. (Vahdet Gazetesi, 3 Aralık 2014)
Soysal’ın tam sayfa olarak yayınladığı Demirel’in masonluğunu ispatlayan belgede Demirel’in dışında daha başka ilginç isimler de yer alıyordu. Bunlardan birisi, Demirel’in resmi ve bilgileri altın yer alan o günlerde Akşam gazetesinin hızlı solcu yazarı Çetin Altan’dı. Bununla, hem Demirel’in ve hem de Altan’ın “Bilgi Locası” isimli locaya kayıtlı masonlar arasında bulunduğunu kamuoyu öğrenmişti. Bununla, dışarıda birbirileriyle kıyasıya mücadele eden “Sağcı bir başbakan” ile “Solcu bir yazar” ın gizli mahfillerde nasıl bir araya geldikleri, “kardeş oldukları” gerçeği de kendisini gösteriyordu.
Demirel’e belgenin verilmesine karşı olanlar ve bunu masonluğa indirilmiş bir darbe gibi görenler, belgede Egeran’ın imzası bulunduğundan başta o olmak üzere buna vesile olan bütün arkadaşlarının masonluktan ihracını istemeye başladılar. Bu arada Demirel’in de cezalandırılması isteniliyor, fakat siyasi nüfuzu ve istikbali bakımından buna kimse yanaşmıyordu. (İzzet Gün –Yalçın Çeliker, Masonluk ve Masonlar, İstanbul, 1968, s. 59)
“Sahte Belge” sebebiyle masonlar çok rahatsızdı. Bunu gidermek için Bilgi Locası da dahil olduğu halde birçok locanın bağlı bulunduğu Türkiye Büyük Locası’nın (MaşrıkıÂzamlık-Obediyans) Büyük Kâtibi Nafiz Ekemen’in imzasıyla 28.12.1964 tarih ve 1473 sayılı bir “tamim” yayınlandı. Tamimde şunlar yer alıyordu: “ Konuya el koyan Büyük Daimi Heyetimiz, ismi geçen zatın (Demirel’in) güya mensup bulunduğu iddia edilen Bilgi muhterem locasının bir numaradan halen baliğ olduğu 109 numaraya kadar olan azâ (üye) defterini incelemiş, bu zatın merkuz (adı geçen) muhterem locanın matrikülünde kaydına rastlanmamıştır.” Tamimde ayrıca, “Harici Müracaat Listesi” ile “ Gayri Muntazam Listesi” nin incelendiğinden de bahisle, bu listelerde de “adının rastlanmadığı” ndan bahsediliyor, şu görüşlere yer veriliyordu: “Adı geçen zata, Büyük Üstat ve Büyük Daimi Heyet’in bilgisi altında hiçbir belge verilmemiştir. Hatta böyle bir belgenin verilip verilmediği de kesin olarak tayin edilmemekle beraber, verilmiş ise, yetki dışında itâ (verme) edilmiş olduğundan şüphe yoktur.” (İlhami Soysal, Türkiye’de ve Dünya’da Masonluk, s. 341)
Büyük Loca tarafından yayınlanan bu tamime kimse inanmadı. “Sahte bir belgeyi yine sahte bir belge” ile geçiştirip konuyu kısa yoldan kapatma kanısı uyandı.
Bu olup bitenlerin ardından basında Demirel’in “mason” olduğuna dair Bilgi locasının matrikülünden Demirel’e ait olan yukarıda bahsettiğimiz sayfanın fotokopisi yayınlandı. Demirel, sıra no 43, matrikülno 48’de yer alıyordu. Bu belge, Demirel’in “mason” oluşunu iyice ortaya çıkarmış, işler daha da karışmıştı.
Demirel’in aldığı belge yanında tenkit edilen bir yönü de “Bizim evde her sabah Kur’an okunur” sözü oldu. Masonlardan Suha T . Aksoy, Demirel’in bu ifadesinin de “Masonluğu suçlamak” a yönelik olarak şöyle değerlendirir: “Belgeyi kullanan zat (Demirel) mason olduğu yolundaki ifadelere karşı, bu belgiyi (masonluğa kayıtlı olmadığı belgesi) kullandığı sırada belgenin doğru olduğunu desteklemek için ‘ben evimde her sabah Kur’an okunur’ gibi bazı sözler söylediğinden, sanki masonların evinde Kur’an okunmazmış gibi bir anlayışa da imkan vermiş ve kamuoyunda masonluğun yanlış bir yorumuna yüklenmesine yol açmıştır.” (Suha T. Aksoy, 1965 – 1966 Olayları, 2003, s. 82)
Aksoy, Demirel’e verilen belgenin “sahte olduğu”, “yetkili kimseler tarafından verilmediği” ve “Masonluğa zarar verdiği” hakkında şunları yazmaya devam eder: “Belge sahtedir. Çünkü belge verilirken, belgeyi imzalayan kardeşimiz, belgeyi isteyen zatın mason olduğunu biliyordu. Aksinin doğru olduğunu bildiği bir belgeyi vermekle yanıltıcı bir hareket yapmıştır…
Belgeyi veren Necdet Egeran olay sırasında Büyük Üstat Kaymakamıdır… Büyük Üstat, Büyük Görevliler Kurulunu haberdar etmeden böyle bir belgeyi vermesi yanlıştır. Yetkisini aşmıştır…
Bir kimseye ‘sabıkası yoktur’ der gibi ,’Mason değildir’ diye belge verilmesi, masonluğun olumsuz bir şekilde mütalaa edilmesine yol açabilir.” (Aksoy,s. 82 ve 89)

Masonların Kendi Belgelerinde “Sahte Belge” Olayı

Adı geçen belge sebebiyle, masonlar arasında yaşanan kavga, Büyük Mason Mahfili Derneği tarafından yayınlanan “Türk Masonluğu İçinde Bir Olayın Tahlili” isimli kitapta bütün tafsilatıyla anlatılmıştır. Kitapta, olayın “özü” şöyle veriliyordu: “Bu vesikanın hakikate aykırı olduğu sabittir. Zira matrikül kayıtları neşredildikleri gibi biraderlerde mevcut Bilgi locası albümlerinde fotoğraflı olarak bahis konusu zatın 43 sıra, 48 no’da kayıtlı olduğu görülmektedir.
Bu vesika politik maksatla verilmiştir. Zira, vesikayı isteyen zat, politikada kendisine atfedilen masonluk vasfını ret ve inkar etmek ve bu suretle ümit ettiği neticeyi elde etmek gayretiyle bu vesikayı almıştır.” (Büyük Mason Mahfili Derneği, Türk Masonluğu İçinde Bir Olay ve Tahlili, İstanbul, 1965 , s. 41) “Suç” böyle işlenmiş, masonluğa aykırı oluşu şunlara bağlanmıştı:
1-Masonluğun “ahlâk ve doğruluk müessesi” olmasına aykırılık,
2-Masonluğun ana prensiplerinden olan “siyasetle uğraşmamak” prensibine muhalefet edilmesi. “Suçu sabitse, haysiyet divanına verip cezalandırılır. Masonluktan ihraç edilir.” ( Türk Masonluğu İçinde Bir Olayın Tahlili, s. 40 -41)
Olayın üzerine en çok gidenler İstanbul localarına kayıtlı masonlardı. Ankara localarına kayıtlı olanlar olayın kapatılmasını istiyorlardı. Buna yönelik olarak Türkiye Büyük Locası, “O zat derneğimize kayıtlı değildir, vesika da verilmemiştir” yönlü rapor hazırlayıp olayı daha baştan kapatmak istemişti. Bununla istenilen elde edilemeyince, bu sefer de Bilgi locasının Büyük Üstadı Dr. Ekrem Tok devreye girmiş, 29 Mayıs 1965’de kendisini ve verilen belgeyi şöyle savunmuştu: “Filhakika (gerçekten) o eski birader (Demirel), 1954 senesinde Anakara (Ünite) Büyük Locasının faaliyette bulunduğu sırada, mesleğimize girmeye talip olmuş ve kendisi, Mesut Gün üstadımızla diğer iki üstat tarafından teklif edilmiştir. Ünite Büyük Locasının ilgasından sonra, bu kayıtlar, Büyük Locaya intikal ettirilmemiştir. Ankara lokalinin bir köşesinde kalmıştır. Ne Ankara bölge Mahfilinde ne Bilgi Muh. Lo. ‘sında buna dair hiçbir kayıt bulunmadığı gibi, Bü. Lo.mızmatrikülünde de, ne teklifname, ne tasvipname, ne terkis, ne istifa ve saireye ait hiçbir kayıt bulunmadığından, ilk neşrettiğimiz bir tamim ile bütün Muh. Lo’lara bunu bildirmiştik. Ankara’dan gelen bir muhterem B.imizini, bu eski B.in (Demirel’in) terkisinde (locaya alınması için yapılan merasim) bulunduğunu bildirmesi üzerine, Bü. Lomız tarafından Daimi Heyet üyelerinden Avukat Hulusi Selek, Halit Arpaç ve Saffet Rona Üs.’larımız Ankara’ya gönderilmiş ve orada yapılan tetkikler sonunda, yukarıda arz ettiğim gibi, bu Ünite Bü. Lo’sı evrakı bulunup, hakiki durum gün ışığına çıkarılmıştır. Büyük Kalfa olarak, Türkiye’den ayrılıp Amerika’ya giden Süleyman B., aradan geçen 9 sene içinde hiç aranılmadığından kendisinin kaydının silinmiş olacağını tahmin etmiş olacak ki, mesleğimiz hakkında da fazla bir bilgisi olmadığından böyle bir vesika istemiş olduğunu tahmin ediyorum.” (Celil Layiktez, Türkiye’de Masonluk Tarihi Yapılanma 1957 – 1970, C. 2, İstanbul, 2000, s. 250)
Ekrem Tok’un yatıştırma girişimleri hiç birsi fayda vermemiş, bu sebepten bir toplantıda iyice patlayan Tok, yaptığı konuşmada şunları söylemişti: “Sevgili kardeşlerim, yanaklarınızdan, ellerinizden öperim. Size yalvarırım, bu hususta konuşmayınız, konuşursanız ben ölürüm, buradan ölüm çıkar. Kimseye söz vermiyorum, oturumu kapatıyorum, yarın 10’da gelirsiniz.” (Türk Masonluğu İçinde Bir Olayın Tahlil, s. 48) “Ölürüm, ölüm çıksın” demenin masonlukta anlamı, “uyulması gereken büyük ant” dı.
Olay kapanacağa benzemiyordu. Deniliyordu ki, “İşlenen suç, eğer mahiyeti ve tesiri itibariyle yalnız bir biraderin kendini alâkadar eden durumda olsaydı, bu husus elbette ki, masonluğun gerektirdiği toleransı göstermek belki de vazife olurdu. Fakat suç, memleketin politik havası içinde masonluğu türlü şaibe altına sokan bir karakter taşıdığı için bilhassa gayet açık ve kat’i tedbirlerin alınması bir icap halinde bulunmaktadır.” (Adı geçen eser, s. 43) Hatta, olayın bütün dünya masonluğunu “şaibe” altına soktuğundan bahsediliyordu. (Adı geçen eser, s. 52)
Tok’tan sonra, verilen “sahte belge” de imzasının bulunması sebebiyle bütün şimşekleri üzerine çeken Necdet Egeran da, ilkin belge vermediğini söyledi. Durumu incelemek için İstanbul’dan “Büyük Müfettişler” gönderildi. Hazırlanan raporda Egeran’ın suçlu olduğu belirtiliyordu. Bunun üzerine Egeran, belgeyi kendisinin verdiğini itiraf ediyor, böyle bir şeyi bir daha yapmayacağını söylüyor, affını istiyordu. Verilen cevapta, “Hakikate uymayan bir vesikayı vermeyi de affetmek kimsenin yetkisi altında olamaz” deniliyordu. (Adı geçen eser, s. 42 -44)
“Sahta Belge” sebebiyle masonları çileden çıkaran olaylardan birisi de Necdet Egeran’ın Türkiye Büyük Locası Büyük Üstatlığı’na seçilmesi olmuştu. (Sabahattin Arıç, Masonların Dünyası, s. 127) “Suçu sabit” denilen Egeran, önceden aday olmayacağını açıklamış, seçim günü aday gösterilince, “Kardeşler isterse bunu kabul ederim” diyerek önceki kararından vazgeçmişti. 5 Mayıs 1965’de seçilince kıyamet kopmuş, Türkiye Yüksek Şûrası seçimin geçerli olmadığını ilan etmişti. Ekrem Tok, adı geçen şurayı “tarafgirlik” le itham ederek olayın kapatılmasını istedi. Egeran da 7 Haziran 1965’de bir mesaj yayınlayarak kendisine muhalifleri “kışkırtıcılık yapmak ve Türk masonluğunun birlik ve beraberliğini yıkmak” la suçladı.
Bu olup bitenlerin ardından Türkiye Yüksek Şûrası Haysiyet Divanı Yüksek Mahkemesi kuruldu. Ekrem Tok 1 yıl süre ile, Egeran da sürekli olarak masonluktan uzaklaştırıldı. (İlhami Soysal, Türkiye’de ve Dücnya’daMasoınluk ve Masonlar, s. 349). 5 Temmuz 1965’de Egeran’ın istifası istendi. Egeran direndi ise de 14 Kasım 1965’de istifa etmek zorunda kaldı. 5 Aralık 1965’de yapılan seçimlerde yerine Topkapı Sarayı Müzesi Müdürü Hayrullah Örs seçildi.
“Sahte Belge” olayının doğurduğu gelişmeler, Türkiye masonları arasına artık giderilmesi mümkün olmayan bir soğukluk sokmuştu. “Türkiye Büyük Locası masonik bir suç işlemiştir” deniliyordu. Bu sebepten, 4 Haziran 1966’da İstanbul’dan 5, İzmir’den 2 locanın katılımıyla “Türkiye Büyük Mason Mahfili” adıyla anılan yeni bir mason teşkilatı kuruldu. Büyük Üstatlığı’na Orhan Hançerlioğlu getirildi. Kuruluş gerekçesinde, “Türk masonluğunu kurtarmak için bir araya geldik” deniliyordu. (Türk Masonluğu İçinde Bir Olayın Tahlili, s. 39 ve 47)
Bütün bu olup bitenlerin ardından mesele, giderek “uluslararası masonik boyut” a taşınmış, Türk masonları kendilerini uluslararası zeminde kabul ettirmek için (Buna masonlar arasında ‘Düzenli Loca’ haline gelmek deniliyordu) (Suha T. Aksoy, 1965 – 1966 Olayları, s. 90) bağlanmak istedikleri “Dünya Masonluğunun merkezi” denilen İskoç Masonluk Merkezi müfettişlerinden de Demirel’e belge verilmemesi doğrultusunda rapor gelince, bununla kendilerini iyice emniyete alan “Sahte Belge” ye karşı çıkan masonların yeni kurduğu mason teşkilatı, bunun kuruluş gerekçesinin haklı yeni bir sebebi olarak değerlendirdi.
Mason Aksoy’un yazdıklarına göre, 1957’den beri İskoç Mason Merkezi tarafından “Düzenli kabul edilmiş loca” haline gelmek için sürekli başvuru ve tamasın içinde bulunmuşlar, “Sahte Belge” olayını getirdiği gelişmeler bu işi iyice olgunlaştırmış, 1967’de bu istek yerine getirilmişti. (Aksoy, s. 90 -91) Aksoy’un bu yazdıklarından, halkımız arasında masonlar hakkında “Dışı bağımlılık” ve “Uluslararası olma” söylemlerinin haklılığı da ortaya çıkmıştır.
Belgeler Savaşını özetlersek, olaylar masonları ikiye ayırmış, olayların odağındaki fail Necdet Egeran daima, “Benim hareketlerimde herhangi bir suç yok. Ben bir masonu korudum. Kendisine sadece yardım ettim” demeye devam etmiştir.” (İzzet Gün- Yalçın Çeliker, Masonluk ve Masonlar, s. 60)
“Süleyman Demirel’in, hiç beklemediğimiz politika alanına atılışının masonik bir vazife olduğunu bugün artık açıkça anlamış bulunuyoruz.” (Masonluğun İçyüzü, İstanbul, 1968, s. 323)

Olup Bitenler Hakkında Daha Sonraki Yıllarda Söylenip Yazılanlar

Demirel’in mason olup olmadığı meselesi, “gizemli ve meraklı” bir mesele olduğu için bu sebepten dikkatleri sürekli üzerine çeken bir mesele olmuştur. Müteakip yıllarda Demirel’in kendisinin olayı nasıl değerlendirdiğine dair, kitaplar ve basında zaman zaman bilgi ve haberler yer almıştır.
Sadi Koçaş hatıra kitabında, Masonların Demirel’in mason olduğunu bile bile ve Demirel’in de kendisi mason olduğu halde “Sahte Belge” yi ona, genel başkanlık yolunu açmak için açmak için “hile” ye başvurularak verildiği ve hatta bu uğurda, Demirel’in şunları söylediğinden bahseder: “Yararlı olabilecek, memlekete hizmet edebilecek makama gelebilmek için bunu yapmaya mecburdum. Karşımdaki adamın başvurduğu yolları görüyorsunuz.” (Sadi Kocaş, Atatürk’ten 12 Mart’a , C. IIı, Ankara, s. 158)
Necat Egeran’ın da “Belgeyi Dul Kadının oğluna yardım için verdim” demesi de Masonların Demirel’in mason olduğunu bile bile verdiklerinin itirafı olarak değerlendirilmiştir.
Demirel’e “mason olup olmadığı” sorulduğunda devamlı, “ne olumlu, ne de olumsuz yanıt verdi. Görmemezlikten geldi.” (Cüneyt Arcayürek, Demirel Dönemi ve 12 Mart Darbesi, Ankara, 1984, s. 57)
Benim bir gazete haberinden gördüğüm, üniversite öğrencilerinin 1983’de Demirel’e “Siz mason musunuz?” sorusunu sorduklarında verdiği cevap “Böyle basit şeylerle uğraşmayın” olmuştu.
Gazi Üniversite öğrencilerinin Demirel’in bir konferansı sırasında “Mason locasına üye oldunuz mu? Evet yada hayır diye cevap verir misiniz?” sorusuna cevabı şu olmuştu: “Hem soruyu soruyor, hem de nasıl cevap vereceğimi tayin ediyorsunuz. Uygar ilişkilerin icabı olarak karşı karşıya tartışıyoruz. Birbirimizin amiri de değiliz. En sizin zihniyetinizdeki şeyi arıyorum. Bu bana lazım ve beni için fevkalade önemli. 25 senedir bu soru bana sorulur. Ben de: ‘Sizi niye alakadar ediyor’ diye sormuşumdur. Bu Türkiye’nin hangi meselesini çözer?” (Tercüman, 9 Haziran 1989)
Demirel’in mason olup olmadığı. Mason üstatlarına da sorulmuş, verdikleri cevap ne olumlu ne de olumsuz olmuş, hatta, bir masonun masonluğundan zarar görebileceği durumu ortaya çıkarsa “mason değilim” diyebileceği üzerinde durulmuştur.
Bu cümleden olarak, Hürriyet gazetesi yazarlarından Emin Çölaşan “Türkiye Masonlarının Büyük Üstadı” denilen Orhan Alsaç’la olan röportajında Demirel’in masonluğu ile ilgili olarak şu konuşma geçmiştir:
“Soru :İnönü mason muydu?
Cevap: Hayır
Soru: Demirel Mason muydu?
Cevap: Bizim bir ilkemiz var Emin Bey… Biz kendimizden başka bir kimsenin mason olduğunu söyleyemeyiz. Bir kardeşimiz mason olduğun söyleyebilir ama, bir mason, bir başkasının mason olduğunu asla söyleyemez.
Niçin söyleyemez?: Çünkü mason olduğu ortaya çıkarsa, bulunduğu muhit ve çevre kendisine zarar verebilir. Bu durum, çok başımıza gelmiştir. Başarılı birinin mason olduğunu anladıkları zaman, onu bir tarafta bırakmışlar ve layık olduğu imkanları sağlamamışlardır. Dışlamışlardır…
Soru: Yani bir insan mason olduğunu Türkiye’de duyurursa onan zarar geliyor mu?
Cevap: Eh bazen!… Onun için biz açıklamıyoruz… Ama isteyen kendisinin mason olduğunu söyleyebilir.” (Hürriyet , 24 Aralık 1998)
Yine Orhan Alsaç, mason localarının tanıtımı ile ilgili olarak Hürriyet’te çıkan bir haberde, bir masonun masonluğunu açıklamasından zarar göreceği “endişesi varsa ‘hayır değilim’ diyebilir” demiştir. (Hürriyet, 24 Aralık, 1998)
Masonların kendilerinden Demirel’in mason olduğuna ve hatta bir mason kardeşlerinin mason olduğunun öğrenilmesinden zarar göreceğini görmesi durumunda ona mason olmadığına dair “sahte belge” verebileceğinden masonlukta üstadı azamlığına kadar yükselen ve 31 yaşında İstanbul Büyük Locasının başkanı olarak 1800 masonu idare ettiğinden hatıralarında bahseden Erol Simavi şunları yazar: “Demirel resmen masondur. Buna benzer bir belge olayı (Demirel’e mason olmadığına dair verilen ‘sahte belge’), benim de başıma geldi… Ben kendi locamın üstat –ı muhteremi idim. Locamda bir üstat vardı. Şimdi ismini hatırlamayacağım bir Musevi arkadaş. Bir Rum kızıyla evlenmeye kalkışmıştı. Kızın ailesi de, ‘Biz masona kız vermeyiz’ diye diretiyordu. Geldi çocuk, benden rica etti, bir mektup istedi. Ben de kendisine mason olmadığı yolunda belge yazdım, altına da bastım imzayı. Sonra bunlar evlendiler: Bana da gelip mason nikahı kıydırdılar.” (Hürriyet, 4 Mayıs 1988)
Masonlardan Dündar Soyer, yazdığı hatıra kitabında Ankara’da Bilgi locasına Demirel’le birlikte kayıtlı olduklarını ve onunla birlikte bu locanın toplantılarına katıldıklarından bahisle ve üstelik de Demirel’in masonluğu “yükselmek” için nasıl kullanıldığına ve bu uğurda ona “sahte belge” bile verilmekten çekinilmediği ve bunun masonlukta bir hata olduğuna dair şunları yazar: “Ben de bu uzun deneylerden (masonluğa ehil olup olmayacağının soruşturulması) geçerek 1960’lı yılların başında masonlar arasına katıldım. Ankara’da mason localarını merak ediyordum. Bir gün çiçeği burnunda bir mason olarak bir biraderle birlikte Bilgi locasına girmeye karar verdik.
Hatırlayabildiğim kadarıyla katıldığın birinci ve ikinci toplantıların birinde Süleyman Demirel ile tanıştım. Demirel de masondu…
Demirel’in grafiği hep yükseliyordu. Denilebilir ki eğitimindeki parlak yıllar ve iş hayatında mühendislik mesleğinde yükselişi, masonluğa geçişi ile baş döndürücü bir hız kazanmıştı.
1954 yılında mason oluşu ile önüne birden Amerikan kapısı açılmıştı. Eisenhower’in (O yıllarda Amerikan Başkanı) ‘Exchange Fellwship’ bursundan faydalanmış ve Amerika’da bir süre eğitim görmüştü. O tarihte 36 yaşında idi ve henüz askerliğini yapmamıştı. Onun hayatını takip ettikçe daha sonra gelişen siyasi hayatında masonluğu çevresini genişleterek ve kendisini iktidara götürecek kapının anahtarı olarak kullandığını gördüm.” (Dündar Soyer, Cumhuriyet’le Adım adım Olaylar Anılar, İstanbul, 2000, s. 176 – 177)
Soyer, hatıralarında, AP’ye genel başkanlık seçimi söz konusu olunca, Bilgiç taraftarlarının Demirel’i seçtirmemek için Ankara Bilgi Locası tarafından bastırılan ve masonları birbirlerine tanıtan gizli albümde Demirel’in bulunduğu sayfayı çoğaltıp delegelere dağıtarak onun mason olduğunu belgelemeleri karşısında, Demirel’in de bunu çürütmek için mason olduğu halde Necdet Egeran’den “sahte belge” alarak bunu dağıtması sonucu ”yalan söylediği” ni yazdıktan sonra şöyle devam eder: “Böylece 1965’den sonra sayın Demirel ile birlikte devlete ve politikaya yalan girdi… Siyasette makyavelist bir düşüncenin bugün dahi geçerli ve başarılı unsurlardan biri olduğuna da ister istemez inanmak zorunda kaldım…
Böyle bir düzmece vesikanın hazırlanması ve masonluğun en üst mertebesinde bulunan kişiler tarafından imzalanması, Türkiye’deki mason dünyası için ciddi bir zaaf oldu.
Ben de bu hareketi benimsemeyen çirkin bulan bir grupla beraber oldum. O tarihten sonra bir daha masonluğa devam etmedim.” (Adı geçen eser, s. 178)
“Sahte Belge” olayı ile ortaya çıkan masonların parçalanması yanında bir kısım masonlarını ise buna kızarak masonluk faaliyetlerinde kendilerini “pasife aldıkları” anlaşılmaktadır. Soyer’in bu yazdıkları yanında Erol Simavi de hatıralarında “Demirel Meselesi” sebebiyle masonluktan soğuduğunu yazar: “Beni masonluktan soğutan olaylardan biri, Demirel Meselesi olmuştur. Süleyman Demirel masondu. Hem de üstatlığa kadar çıkmış bir masondu.” Simavi, “Sahte Belge” sebebiyle masonların parçalanmasının “esasına bakmak ve şifrelerini çözmek” cümlesinden olarak da “Egeran bu belgeyi Demirel’e verince, bizim masonlar ikiye ayrıldı. Çünkü her yerde olduğu gibi orada da CHP ve AP taraftarları vardı. Ben de maalesef AP tarafında kaldım” (Hürriyet, 4 Mayıs 1988) şeklinde yazmasından, masonların parçalanmasında, içlerinde CHP ve AP’den yana olmak ve olmamak çekişmelerinin de etkili olduğu anlaşılmaktadrı. Yeni locayı kuranlar simaların genelde CHP yanlısı ve sol tandaslı olduklarına bakılırsa bunun doğruluğu hükmüne varılabilir.
Egeran “Sahte Belge” yi vermekten pişmanlık mı duydu? “Sahte Belge” nin yıllar sonra değerlendirmelerinden olarak Mehmet Turgut ve Saadettin Bilgiç, hatıralarında, Egeran’ın kendilerinden “özür dilediği” ni yazarlar. Mehmet Turgut’un yazdıkları: “Aradan yıllar geçti. Birçok şey unutuldu ve birçok şey yeniden dile getirildi ve Demirel, Adalet Partisi’nde tek adam olup tek şef haline geldi. Tasfiyeler başladı arka arkaya, bütün kurucular kendilerini dışarıda buldu. Acımadan ve vicdan azabı duymadan ve gelecek ne olacak diye düşünülmeden partinin en değerli, en sadık ve en çok hizmeti geçmiş üyeleri, hepsi milletvekili ve senato üyeleri olmak üzere, kol koparılır, diş sökülür gibi partiden ihraç edildi.
İşte bu ihraç edilenlerden bir grup arkadaşla Çankaya’da Hülya lokantasında yemek yemekteyiz. Hepimiz olanlardan üzgün ve yapılanlardan dolayı öfkeliyiz.
Lokantanın başka bir köşesinde Necdet Egeran, iki Amerikalı ile yemek yemektedir. Bizden önce başladıkları için yemeklerini bitirip kalktılar ve giderken Necdet Egeran Amerikalılardan ayrılarak bizim masaya yaklaşıp selam verdikten sonra, ‘Arkadaşlar bir kısmınızı tanıyor, bir kısmınızı tanımıyorum. Siz de öyle, bir kısmınız beni tanıyor, bir kısmınız tanımıyorsunuz. Tanıyanlar tanımayanlara anlatsın benim kim olduğumu, Hepinizden özür dilemek için masanıza geldim, bu benim için vicdani bir borçtur, bu borcu kısmen olsun ödemek üzere hepinizden özür diliyorum. Allah beni affetsin’ diye geçip gitti.
Bu şekilde bir özür dilemekle Necdet Egeran, hem bize kötülük ettiğinin idraki içinde bulunduğunu, hem de kendisinin de aldatılmış olduğunu açıkça itiraf ediyordu.
Neylesin ki, birçok zaman ve birçok konuda insanlar durmadan inanıyor, kanıyor, aldanıyor ve iş işten geçtikten sonra kandırıldığını ve aldatıldığını anlıyor. Bu arada atı alan da Üsküdar’ı geçmiş oluyor.” (Mehmet Turgut, Hatıra Nev’inden Notlar, s. 183)
Hülya lokantasında Mehmet Turgut’un bahsettiği yemekte Saadettin Bilgiç de bulunmuş, Egeran’ın yukarıdaki aynı sözleri söylediğine dair kendisi de hatıralarında şunları yazmıştı: “Ekim 1970’di. Çankaya’daki Hülya lokantasında öğle yemeği yiyorduk. Necdet Egeran iki Amerikalı ile birlikte lokantaya geldi ve bize yakın bir masada yemeklerini yediler. Kalkarken, masamıza kadar geldi ve özür dilediğini söyledi. Yanımdaki arkadaşların bir kısmı Necdet Egeran’ı tanımadıkları için birbirlerinin yüzüne baktılar. Egeran, o sırada, ‘Bu özrün ne anlama geldiğini Sayın Bilgiç bilirler’ dedi ve ayrıldı.” (Saadettin Bilgiç, Hatırlar, s. 135)

Adalet Partisinde Mason Hakimiyeti

Demirel, AP’ye genel başkan seçildikten sonra, “Demirel Masondur –değildir” konusunda parti içinde dalgalanma yaşanmaya devam etmedi. Her şey sineye çekilerek, hiçbir şey olmamış havasına girildi. Bu, masonluk konusu kaşınmaya devam edilirse partiye zarar vermeğe yorumlandı. Çünkü genel seçim yakın olup 15 Ekim 1965’de yapılacaktı. Bu zamana kadar, partideki birçok görüş ayrılıklarını bir kenara itilerek birlik ve beraberlik tablosu sergilemek gerekiyordu. Başta Bilgiç, bu görüşte olduğu için Demirel seçildikten sonra ona bir güçlük çıkarmayıp, birçok yerde kendisi ile birlikte bulunarak “birlik –beraberlik tablosu” sergilediler.
Genel başkan seçilen Demirel’in kendisi de, Bilgiç ve taraftarlarını AP’nin ağır toplarından olduğunu biliyor, kendi genel başkanlığı döneminde bile onlarsız partisini şaha kaldıramayacağını düşünerek, bütün dargınlık ve kırgınlıkları unutup onlarla bir sorun çıkardan yoluna devam etmek istiyordu. Genel başkanlık seçimlerinde, başta Bilgiç olmak üzere birçok Bilgiç destekçisini 1965 seçim listelerinin önlerinde yer alarak bunların Meclis’e ve Demirel’in hükümetine girmişlerdi. Bilgiç’in yazdıklarına göre, Demirel, kendisinin mason olduğunu ispatlayan belgenin dağıtılmasının ön saflarda yer alan Vedat Ali Özkan’ı bile bakan yapmış, onu Sağlık Bakanlığına getirmişti. Sadettin Bilgiç de ilk Demirel hükümetinde bakandı.
Özellikle yine Marksist sol, genel başkanlık seçiminden sonraki günlerde de AP’yi yıpratmak ve parçalamak için, AP’nin genel başkanlık seçimi sırasında yaşanan olaylar sebebiyle taraflara “çengel atmak” a devam etmiş, bu cümleden olarak Bilgiç, İlhami Soysal –Doğan Avcıoğlu ikilisinin kendisini nasıl dolduruşa getirmek istedikleri ve bunu fark edip onlara fırsat vermediği hakkında hatıralarında şunları yazmıştır:
“Suat Hayri Ürgüplü Hükümetinin güvenoyu almasının üzerinden henüz bir ay geçmemişti. 1965 Martının son haftasında Nihat Karaveli, talepleri üzerine Doğan Avcıoğlu ve İlhami Soysal’ı bana, eve getirdi.
Oturur oturmaz İlhami Soysal, ‘Sizin gibi memleketi karış karış bilen, vatansever bir insan dururken AP’nin başına Morrison Şirketinin temsilcisi, Amerikan uşağı, mason bir insan genel başkan oldu. Başbakan da olacak ve memlekete yazık olacak. Bize yardım edin, söz verin, siz doküman verin, biz yazalım ve Demirel’in Başbakan olmasını önleyelim’ diyerek söze başladı. Bunun üzerine ben, ‘Anadolu’da ‘burası benim keçemin üzeridir’ diye bir söz vardır, bilir misiniz? Kahve gelsin, içelim ve dağılalım’ dedim.
Kahvemiz gelinceye kadar da şunları söyledim:
‘Ben genel başkan olsaydım, siz Demirel’in yanında olacaktınız. Sizin gibi medeni, lisan bilir, Atatürkçü, Amerikan dostları olan bir adam dururken; geriçi, ırkçı, turancı, yobaz, takunyalı, bir adam genel başkan oldu, şimdi de başbakan olacak, bize yardım edin, bunu önleyelim, diyecektiniz. Sizin hedefiniz ne benim ne de Demirel’dir. Siz kendi ideolojinize hizmet etmek için bizi kullanmak istiyorsunuz. Yanlış kapı çaldınız.’
Bu sözlerimden sonra kalktık dağıldık.” (Saadettin Bilgiç, Hatıralar, s. 144 – 145)
Adalet Partisinde masonların etkinliklerini göstermeleri ve hele bu yönde partiden “Milliyetçi –Muhafazakar” denilen kesimlerin tasfiyeleri 1965 seçimleri kazanılarak iktidar olunduktan sonraki yıllarda yaşanacaktır.
DP ve DP iktidarlarındaki “mason hâkimiyeti” AP ve AP iktidarlarında da yaşandı. Demirel hükümetlerindeki bakanların yarısı veya en azından üçte biri masondu. Önemli üst düzey görevlerin çoğuna masonlardan atamalar yapıldı.
AP’de ilk “Milliyetçi-Muhafazakâr tasfiyesi” 1967’de itibaren başladı. 10-15 kişilik milletvekilinden ibaret grupta ortaya çıktı. Bunların ünlüleri, “milliyetçi-muhafazakâr dava adamları” olarak tanınan milletvekilleri Prof. Dr. Osman Turan, Osman Yüksel Serdengeçti, Süleyman Arif Emre, Hasan Aksay, Arif Hikmet Güner, senatörlerden Ord. Prof. DR. Ali Fuat Başgil, Ahmet TevfitPaksu idi. Bunların statüsüne, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Eski Başkanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan da dahil edilebilir. Erbakan, 1969 Genel Seçimleri için AP’den adaylık başvurusunda bulunmuş, Genel Başkan Demirel tarafından veto edildiği için AP seçim listesine girememiş, bunun üzerine bağımsız olarak adaylığını koyan Erbakan kazanarak Meclis’e girmişti. Erbakan’ın partiye kabul edilmemesi ile ilgili olarak Demirel hükümetlerinde sürekli Dışişleri Bakanlığı yapmış mason İhsan Sabri Çağlayangil şunları söylemişti: “Din, Erbakan çıktı. Biz (AP) irticaya gebe idik. Bizim bünyemizde, bizim kabul etmeyeceğimiz zihniyette bir aşırı sağ vardı. Doğdu. Piç mi doğdu, meşru mu doğdu, bilmiyorum. Nasıl ki Halk Partisi aşırı sola gebedir ve doğuramamanın sancıları içindedir. Aynı şeydir. Biz temizlendik, pügatif anlayışla temizlendik, ama onlar nasıl temizlenecekler belli değil.” (İsmail Cem, Tarih Açısından 12 Mart, C.II, İstanbul, 1977, s. 61 – 62).AP’deki “milliyetçi –muhafazakarlar” ın çoğu partiden ihraç edildi. Bir kısmı da istifa etti.
AP’den tasfiye edilen bunların bir kısmı Milli Nizam Partisi’ni kurdular. Genel Başkanı Necmettin Erbakan oldu. Demirel ve “Yeminliler Grubu” denilen masonlardan kaynaklandığı üzere, AP’nin tarihinde birinci defa “zayıflatılıp parçalanması” bu şekilde ortaya çıktı.
AP’den yine büyük ölçüde “milliyetçilik-muhafazakârlar” a yönelik ikinci bir tasfiye daha yaşadı. Partiden ihraç edilen veya baskılarla istifa ettirilen 46 milletvekilinden ibaret bunlar da TBMM eski başkanı Ferruh Bozbeyli’nin başkanlığında Demokratik Parti’yi kurdular.
AP, de “milliyetçi –muhafazakar” tasfiyesinin yaşanması, adı geçen partide “Yeminliler Grubu” olarak tanınan “masonik kadro” ya inhisar etmiş, “Mason olması sebebiyle” denilerek, Parti Genel Başkanı ve Başbakan Demirel’in de giderek “Otoriterleşen idaresi” ile adı geçen gruba oynaması, AP’nin iki defa bölünmesini yol açması sonucu, 1969 genel seçiminden sonraki seçimlerde AP’nin oylarının bölünmesi, bir daha tek başına iktidara gelememesine sebep olmuş, bu, hem partiye ve hem de Türkiye’yi yeniden koalisyon hükümetleriyle idare etmeye mahkum ettiği ve bu hükümetlerin çok başarısız oluşları dikkate alınırsa ülkeye büyük zarar vermiş, bütün bunlar, Demirel ve masonların AP’deki “otoriterliği ve inhisarcılığı” na bağlanmıştır.

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz