MİDİ VOLEYBOLCULAR TÜRKİYE FİNALLERİNDE

MİDİ VOLEYBOLCULAR TÜRKİYE FİNALLERİNDE

ŞEHİR HASTANESİ’NE TAŞINMA İŞLEMİ 29 MAYIS’TA TAMAMLANACAK

ŞEHİR HASTANESİ’NE TAŞINMA İŞLEMİ 29 MAYIS’TA TAMAMLANACAK

BAŞKAN CABBAR HASTA VE YAŞLI ZİYARETLERİNE DEVAM EDİYOR

BAŞKAN CABBAR HASTA VE YAŞLI ZİYARETLERİNE DEVAM EDİYOR

BAŞKAN ÇELİK’İN ÖNEM VERDİĞİ YOL

BAŞKAN ÇELİK’İN ÖNEM VERDİĞİ YOL

MHP MİLLETVEKİLİ ADAYLARI VATANDAŞLA KUCAKLAŞMAYA DEVAM EDİYOR

MHP MİLLETVEKİLİ ADAYLARI VATANDAŞLA KUCAKLAŞMAYA DEVAM EDİYOR

TARİHİ ROMANCILIK VE YAZIM-V
  • BEYHANASMA
    • BEYHAN ASMA
    • BEYHANASMA@kayserihakimiyet2000.com
    • 8 Mart 2018 - 12:39:29

Günümüzde tarihî roman, belgesel hatıra ya da ne denirse densin, bu tür eserlerde bir rağbet var. Dönem olarak da Osmanlı’nın, hususen de Osmanlı’nın son döneminin ele alındığı gözleniyor.
Yıllarca dokunulmadan bırakılan, biraz karalanmış ve unutturulmaya çalışılmış olan Osmanlı’nın aniden romanlar şeklinde tezahür edişi ilk bakışta biraz garip gelebilir. Ne de olsa tarih niyetine şaibeli zaferler, büyük komutanlar ya da talihsiz yenilgiler okumaya alışmış bir okuyucu topluluğuyuz. Yıllarca aynı tekerlemeleri okumaktan sıkılıp da -daha iyisi olmasa da- değişiklik arayan heveskârlar mıyız sadece? Yoksa ortadaki bu yayın kalabalığı gerçekten kabaran ve doyurulmayı bekleyen samimi bir merakı mı hedef alıyor? Her şeyden önce bunlar tarihi gerçekliklerle uyuşmalı. Ancak çoğu vakit bunlar, Batılı oryantalistlerin ve onların Türkiye temsilcilerinin şark fantezilerini yansıtmaktadır.
Orhan Pamuk’un eserleri ise çarpıcı bir konumdadır. Orhan Pamuk’un yirmi üç yaşındayken Stendhal’ın İtalya Hikâyeleri’nden etkilenerek kaleme aldığı “Cevdet Bey ve Oğulları” ile başlayan ve “Benim Adım Kırmızı” ile devam eden tarihî romancılığı, tarihî anlamda genelde yüzeysel ve şarkiyatçı penceresinden ele alınmıştır. Zira onun bakışında tarih; -kendi ifadesi ile- “sadece saf bir imge deposu”dur.Tarihî romanda bir iki örnek dışında Türk edebiyatı çok parlak örnekler vermedi. Hâlihazırdaki başarılı örnekler de çok az. Tarihî drama da elli yıldır bir iki yazardan oluşan dağarcıkla idare ediyor. Gerçi, okuyucunun bu ihtiyacına cevap vermeye hazırlanan yeni edebiyatçılara rastlanmaktadır. Bu bir avuç idealist; çarpıtma örneklerine cevap niteliğinde çalışmalar ortaya koymaya çalışılmaktadır. Bunlar, yabancı meslektaşları kadar tirajlı olabilecek mi, bilinmez ama kalıcı olmalarıdır.
Tarihsel Roman, tarih ve roman ilişkisini eski metinlerden incelemenin yazıldığı tarihe kadar aşama aşama inceleyen dört bölümden oluşuyor; I. Tarihsel Romanının Klasik Biçimi, II. Tarihsel Roman ve Tarihsel Drama, III. Tarihsel Roman ve Burjuva Gerçekçiliğinin Buhranı, IV. Demokratik Hümanizmin Tarihsel Romanı. Lukács’ın üzerinde durduğu meseleler bir tanıtım yazısının boyutlarını aşıyor. Bir fikir vermesi açısından bazı önemli bölümleri özetliyorum; Roman sanatının gelişimi içerisinde ‘tarihi roman’ diye adlandırılan özgül tür XIX. yüzyılın başlarında, W. Scott’un Waverley’i (1814) ile doğmuştur. Ancak destan, mitos ve masallarda, Klasik Yunan edebiyatlarından başlayarak Orta Çağ’da ve Rönesans’ta da anlatılarla tarih arasında bir ilişki vardır. Ancak eski edebiyat zaman dışı bir evrensellikle uğraşmıştı. Ilk roman örneklerinde tarihin değişebilirliği hiç gözetilmediği gibi, bugünü önceleyen ve hazırlayan şeylere de, özünde bugünden farklı şeyler olarak bakılmamıştı; geçmişi konu edinen sanat ve edebiyatta zaman boyutunu ortadan kaldırma eğilimi vardı. Hiç şüphe yoktur ki bu yapılan iş, tarihtir. O devre o konuya ait tarihi yazmaktır.Gerçekten cereyan eden hadiselerin ve sarf edilen sözlerin roman tekniğine uygun olarak yazılması suretiyle ortaya bir tarihi roman çıkarılabilir diyenlerin fikrini kabul etmek imkanı yoktur. Tarih, psikolojik bir cazibe taşımak ve estetik ve insani değerleri bünyesinde barındırmakla beraber romanın tekniğine adapte edilebilecek bir disiplin sayılamaz. Tarih, ana hatları ve detayları itibariyle sabittir, kurudur, katı ve değişmezdir. İskeletine ve parçalarına ne uydurma, ne yakıştırma cümleler ekleyebilirsiniz ne de romanda bulunması gereken edebi sanat ve mübalâğa gibi hissî tezahürlere ve yorumlara yer verebilirsiniz. İlim olarak tarihle, bir edebi tür olan roman arasında bir mahiyet farkı bulunduğuna şüphe yoktur.O halde bir takım kalemlerin yazdığı tarihi romanların edebi değeri nedir, tarih bilgisi bakımından değeri nedir; şimdi bu noktayı iyi aydınlatmak icap ediyor.Roman tekniğiyle yazılmış, roman diye yazılmış hiçbir tarihi hikâye, hiçbir kalın hacimli kitap, tarih değildir, tarihi eser değildir. İçinde dile getirdiği vakalara tarihi hakikatler gözüyle bakılamaz. Tarihin belli bir devrinde geçtiği ileri sürülen vakalar icat ederek, bu vakaları romanlaştıran yazarların vücuda getirdiği bu kitaplara ne ad verebileceğimizi nasıl tayin edeceğiz! Hiç şüphesiz ki roman tekniğiyle yazılmış bu kitaplara şimdiye kadar söylendiği gibi yine tarihi roman demeye devam edeceğiz. Çünkü onlar tarih değildir, ama birer romandır.

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz