KEMAL TEKDEN: “GENÇLİK BİZİM GELECEĞİMİZDİR”

KEMAL TEKDEN: “GENÇLİK BİZİM GELECEĞİMİZDİR”

PTT’DEN ÖĞRETMENLERE ÖZEL KAMPANYA

PTT’DEN ÖĞRETMENLERE ÖZEL KAMPANYA

AHMET KAPLAN BAĞLAMA KURSU PÜR NEŞE İÇİNDE  DEVAM EDİYOR

AHMET KAPLAN BAĞLAMA KURSU PÜR NEŞE İÇİNDE DEVAM EDİYOR

OKULLARARASI HENTBOL GENÇ ERKEKLER MÜSABAKALARI SONA ERDİ

OKULLARARASI HENTBOL GENÇ ERKEKLER MÜSABAKALARI SONA ERDİ

MELİKGAZİ BELEDİYESPOR  KONYA DEPLASMANINA 3 PUAN İÇİN GİDİYOR

MELİKGAZİ BELEDİYESPOR KONYA DEPLASMANINA 3 PUAN İÇİN GİDİYOR

TARİHTE AŞKIN TANIMI
  • BEYHANASMA
    • BEYHAN ASMA
    • BEYHANASMA@kayserihakimiyet2000.com
    • 27 Temmuz 2015 - 16:17:47

Pek çok kavram insanlık kavramı kadar eskidir, ama aşkın tarihi insanın tarihinden de eskidir. Birçok filozof ve mutasavvıf, sistemlerinde aşka önemli bir yer ayırmışlar ve varlığın sebebini de aşk olarak göstermişlerdir. Nitekim “sebep sonuçtan daima öncedir” ilkesine göre aşk evrenden de eskidir. Empedokles, dört unsurun(toprak-su-hava-ateş) birleşmesini aşkla açıklar. Ayrılmaları nefretledir. Ona göre, Tabiatta aşk ve nefret çatışma halindedir. Platon’a göre Aşk, cismanî ve ilahî olarak ikiye ayrılır. Geçici güzelliklere olan aşk cismanî, salt güzelliğe duyulan aşk da ilahîdir. Salt güzellik ve iyilik ise ancak tanrı’dır. Bedenler birbirine benzediğinden tek bir bireye duyulan aşk gittikçe azalır, aşk kendinin asıl kaynağını aramaya koyulur. Böylece asıl aşkı hak eden varlığa yükselir. Aşkı yücelten Platon bu görüşleriyle, kendisinden sonra pek çok filozof ve mutasavvıfa zemin hazırlamıştır.
Platonun, aşkın delilik getirdiği yani eski tabirlerle mecnunluk ve meczupluk getirdiğini belirtmesi, düşünce tarihinde çok eleştiri almıştır. Gerçekten ona izafe edilen ve bugün bizim de kullandığımız “platonik aşk” dediğimiz husus, tek taraflı aşkları tanımlamak için ifade edilir. Buna göre platonik aşk kişinin, kendi iç dünyasında, bütün sevgi ve dikkatini tek bir objeye yoğunlaştırarak ideal sevgiyi ve aşkı bulmaya yönelik bir arayışıdır.
Platon, aşkı üç aşamada ele alır. Birincisinde kişi bir objenin güzelliğine kapılır, ona âşık olur. İkincisinde bu objenin (diyelim ki insanın) güzelliğinden sıyrılarak güzelliği bütün beşerîyette gören istidadı kazanır ve sevgisi bütün insanlığa yayılır. Üçüncüsünde ise kişi, ruhî derinlikte “ideler alemi”nin “Güzel idesi”ni hatırlamaya başlar. İşte bugün, her ne kadar basite indirgense de gerçek anlamda “platonik aşk” budur. Aristo “aşk, sevende sevdiğinin kusurlarını algılama yeteneğinin körelmesidir” demektedir. Bu bizim bugün “aşkın gözü kördür” diye ifade ettiğimiz husustur.
Tıp tarihine göz attığımızda bazı tabiplere göre aşk, melankoliyi andıran bir hastalık halidir. Kişinin kendini bir objeye saplantı halinde kaptırması ve sürekli ona ilgi duyması ve onu düşünmesidir. Bu hal zamanla, bünyede kötü bir buharın oluşmasına ve dimağa yükselmesine sebep olur ve böylece bedenî arızalar meydana getirir. Aşk konusunda müstakil bir risale yazan İbn Sina, aşkın ilahî kaynaklı olduğunu ve Tanrı’ya ulaşma arzusu taşıdığını belirtir. Beşerî aşkı ise araz olarak görür, eğer bu arazlar hayvanî gayelere götürürse, insanı alçaltır. Fakat neslin devamı gibi bir iyiliği de vardır.
En yüce aşk, insanı faziletlere ve ilahî nimetlere ve mutlak iyiye götüren ve O’na benzeme çabası sağlayan aşktır. Bazı filozoflar gibi, sufiler de aşkı ikiye ayırır: Gerçek ve geçici aşk. Geçici aşk, her hangi birine duyulan aşktır. Bu da makbuldür. Çünkü seven kişi, mahbûbuna karşı sevgisi nispetinde kayıtlı olduğu şeylerden vaz ge- çer. Böylece hürriyete doğru yol alır. Aslında geçici aşk, gerçek aşka bir köprüdür. Gerçek aşk ise Tanrı’ya olan aşktır. İnsandaki cezbeyi, Tanrı’nın kulunu çekişini meydana getirir. Cezbe de sâlikin varlığını eritir. (Gölpınarlı, M. Celâleddin, 164)

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz