KAYSERİSPOR: 2 – ATİKER KONYASPOR: 1

KAYSERİSPOR: 2 – ATİKER KONYASPOR: 1

KAYSERİ’DE İSTİKLAL YÜRÜYÜŞÜ RÜZGARI

KAYSERİ’DE İSTİKLAL YÜRÜYÜŞÜ RÜZGARI

DEPLASMAN FATİHİ MELİKGAZİ BELEDİYESPOR

DEPLASMAN FATİHİ MELİKGAZİ BELEDİYESPOR

TURGUTLUSPOR- ERCİYESSPOR :2-0

TURGUTLUSPOR- ERCİYESSPOR :2-0

MAZOT HIRSIZLARI ‘TIKAMA’ İLE YAKALANDI

MAZOT HIRSIZLARI ‘TIKAMA’ İLE YAKALANDI

TELEVİZYON VE ÇOCUK
  • BEYHANASMA
    • BEYHAN ASMA
    • BEYHANASMA@kayserihakimiyet2000.com
    • 25 Mart 2016 - 15:25:27

Çocuk gelişimi açısından “kişilik gelişiminde ve toplumsal rollerin öğrenilmesinde anne-babanın ve çocuğun çevresinde model alabileceği diğer olumlu ya da olumsuz özdeşim karakterlerinin önemi” klasik psikolojinin temel tartışmalarından biridir. Günümüzde televizyon ve çizgi film kahramanlarının da özdeşim kurması yönünde çocuk dünyasında birer aktör olarak yer aldığını, belki de anne-babalardan daha etkili modeller teşkil ettiğini iddia etmek bir abartı olmayacaktır. Çünkü tv’nin açık kalma süresinin 1 ile 18 saat arasında değiştiği ülkemizde çocuğun zihinsel dünyasının ve kültürünün inşasında tv etkisi küçümsenmeyecek öneme sahiptir.

Televizyon çocuğun duygularına, heyecanlarına ve hayallerine hitap ederek onu etki altına almaktadır. Televizyon hissettirmeden yavaş yavaş çocuğun hayatına nüfuz etmekte ve ona belli anlayışlar, belli değerler, belli tutumlar kazandırarak onu yönlendirmektedir. Televizyon çocuk karşısında etkin ve hâkim durumda, çocuk ise edilgen ve mahkûm durumdadır.

Ülkemizde yapılan çalışmalar televizyon aracılığıyla, çocukların edilgin bir şekilde popüler tüketim kültürünün hedefi haline geldiğini işaret etmektedir. Bu araştırmaların sonucunda çocukların tv izleme oranıyla, dilde yaşadığı kültürel yabancılaşma arasında doğru orantılı bir ilişki olduğu görülmüş ve bu doğrultuda yapılan değerlendirmelerde çocukların kitle iletişim aracı olarak tv’den aldıkları iletileri farkındalıktan yoksun olarak içselleştirdikleri yorumu yapılmıştır.

İlk çocukluk dönemlerinden itibaren çocuklar, kendilerine model olarak seçtikleri, televizyondaki dizi kahramanlarının özelliklerini günlük yaşamlarına ve oyunlarına yansıtmaya başlarlar. Televizyon dizi kahramanı, çeşitli davranış ve hareketleriyle, çocuktaki saldırganlık dürtülerini harekete geçirebilir ve onu saldırgan yapabilir. Çünkü çocukta dürtülerini dizginleme yeteneği çok zayıftır. Amerika’da Christan Science Monitor tarafından yapılan bir araştırmada, 2–7 yaşları arasında 26 milyon çocuğun izleyeceği saatlerde yayınlanan programlarda, her 16,3 dakikada bir şiddet olayı yer almaktadır.

Gözlemler, şiddet ve adam öldürme sahnelerini izleyen çocuklarda çeşitli gerginlik ve endişe belirtilerinin görüldüğüne dikkat çekmektedir. Aynı görüntüler, bazı çocuklarda uyuma zorluklarına ya da uykularında korkulu rüyalarla, kabusların görülmesine de neden olabilmektedir. Nitekim Japonya’da 700 çocuk titreme ve nöbet geçirerek hastaneye kaldırılmış ve çocukların %91’inin o anda tv deki Pokemon isimli çizgi filmi seyrettiği saptanmıştır. Hastaların yarısı hemen çizgi film esnasında, diğer yarısı ise izleyen saatler içinde belirti vermeye başlamıştır.
Bunların ötesinde çizgi filmlerde de şiddet öğelerinin çok fazla olduğu görülmekte ve çocuklarda, şiddetle şaka arasındaki ilişki düzeyinin büyük oranda arttığı dikkat çekmektedir. Çizgi film kahramanları çoğunlukla vuran, kıran, rakibini kılıçla parçalara ayıran, buldozerle üzerinden geçen ne olduğu belli olmayan korkunç yaratıklar ve cadılardır. Bu tür programları seyreden çocukların zamanla bunları olağan bir olay gibi kabul edip benimsemelerine ya da bu film kahramanlarının yaşantılarını ve özelliklerini özümseyerek bunları kendi oyunlarına ve yaşantılarına yansıtmalarına neden olabilmektedir. Bu durum, çizgi filmler üzerinden değerler aktarımının çocuğun karakterini şekillendirmede ne denli güçlü olduğunu göstermesi açısından önemli bir örnektir.
Televizyonun çocuklar üzerindeki bir başka olumsuz etkisi ise televizyonun, çocukların yetişkinlerin dünyasına psikolojik ve fizyolojik olarak hazır olmadan girmelerine sebep olmasıdır. Bunun sonucunda da çocuklar, çocukluklarını kaybedip yetişkin de olamadan gelişimsel açıdan verimsiz ve yaşam zevki açısından da tatsız bir dönem geçirmektedirler. Bu konuyla ilgili Çocukluğun Yokoluşu isimli kitabında Neil Postman; televizyon aracılığı ile çocukların, yetişkin dünyasına ait parasal, toplumsal ve cinsel ilişkilere, kavga, çatışma ve şiddet olaylarına, hastalık ve ölümle ilgili sırlara maruz kaldığına, bunun ise çocukluğun yok oluşu anlamına geldiğine işaret etmektedir. Nitekim çocukların kendi dünyalarından çıkıp yetişkinlerin dünyalarına hazırlıksız girmek zorunda kalmalarına neden olan en büyük etkenlerden cinsel içerikli yayınlar bazı çocukları aşırı uyarmakta, bazılarında nefret ya da suçluluk duygusu oluşturmakta, bazılarında ise cinsel suçun işlenmesine ya da normalden sapan bir davranışa neden olabilmektedir. Ayrıca bu tür yayınlar, çocukların gençlik ve yetişkinlik dönemlerinde çeşitli uyumsuzlukların ortaya çıkmasına ve cinsel sorunlara neden olabilmektedir.

Modern topluma geçişle birlikte yükselen yaşam standartları, insanı doğadan kopararak, beton mezarlara dönüşen kentlere hapsetmiştir. Dört duvar arasında doğup büyüyen, çalışan anne-babaların çocuklarını sağlıklı olarak büyütmesi, onlarla sosyallik içinde bütünleşmesi giderek büyük bir zorluğa dönüşmektedir. Bu zorluğu ortadan kaldırmanın yolu ise, dört duvar içinde hapsedilen çocuğu güvende tutmanın yolu olarak, bir kurtarıcı, bakıcı, oyalayıcı, zaman geçiştirici olarak televizyona düşmektedir. Elbette, görünürde yaşamı kolaylaştırıcı bir araç olarak televizyon, gelecekte ortaya çıkabilecek ekran bağımlısı, anti sosyal, reel yaşam ve doğadan uzak, okumaktan hoşlanmayan bireylerin yetişmesinin ana faktörü olarak, başlangıçta oldukça masum bir araç olarak evlerimizde ve sürekli açık olarak durmaktadır. Bu noktada anne-babalar, yetersizlikten, değersizlikten, güvensizlikten, yalnızlıkan ve anlamsılıktan kurtulmuş, benliğini ve kişiliğini sağlıklı bir şekilde oturtmuş çocuklara sahip olmak için çocuklarına televizyon seyrettirmeleri ile ilgili aşağıda dikkat çekilen noktalara gereken hassasiyeti göstermelidirler.
1– 0–2 yaş arası çocuklara televizyon izlettirilmemeli, bunun yerine kişilerle karşılıklı etkileşim ve sosyal ilişkilere dayalı faaliyetler yaptırılmalıdır.
2- 2–10 yaş arası çocuklara günde 1–2 saati geçmeyecek şekilde algılama seviyelerine uygun ve olumlu karakterlerin ağırlıkta olduğu programlar seçilerek izletilebilir.
3- Çocukların gelişimlerine uygun programları televizyonda bulmak zor oluyorsa uygun olarak hazırlanmış kaset ve CD gibi imkânlardan yararlanılmalıdır.
4- 12 yaşından önce çocuklara stres yapıcı ya da yanlış bilgiler öğretici haber programlarının seyrettirilmesi uygun değildir.
5- Şiddet, kavga, cinsellik ve ölüm olaylarının olmadığı dizi, klip, programlar seçilerek çocuklara seyrettirilmelidir.
6– Anne-babanın izlediği programlar çocuklardan farklı olmalıdır.

Birlikte zaman geçirilmesi gerekir.

 

 

 

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz