googleplay
Kayseri Hakimiyet Gazetesi / www.kayserihakimiyet2000.com
SEHER KURKUT

TESLİMİYET 

Bu haber 12 Mayıs 2019 - 16:08 'de eklendi ve kez görüntülendi.
TESLİMİYET 

Hayat insanı bulunduğu yerden alır ansızın ve o an nerede olması gerekiyorsa oraya bırakır bazen ve der ki;

Buradan devam et.

Ya nerede olduğunu, nereye gittiğini bilmeyenler? Yürüyüp geçtiğimiz ağaçlı yollar, ayağımıza takılan taşlar hep geride kalmış gibi. Öyle bir yalnızlık hissi… Yalnızlık yanlış mı anlaşılıyor yoksa, nedir yalnızlık? Biz neredeyiz ve kimiz? Ne için yaşıyoruz? İçimizde büyüttüklerimiz, içimizde öldürdüklerimiz neden bu kadar fani?

Bu sorular kafamızdaki karmaşaya az daha duman kata dursun, bugün insanın içinin cızz etmesini biir kez daha yaşadım. Yürüdüm. Sevdiklerimle, hayatımdan uçup gidenlerle yürüdüğüm yollarda yürüdüm. Yıllar geçse de üstünden akıp giden zamana inat acı geldi çok acı. Sanki boğazınıza takılan bir şey varmış da yutsanız ölecekmişsiniz yutmasanız da boğulacakmışsınız gibi… İşin garibi aynı mekan sadece yalnızken acı veriyor. Eğer yanımda bir kıymetlim dahi olsa bu acıyı duymayacaktım oysa. Özlem mi pişmanlık mı bu bilmiyorum ama aşırısı sevdiklerime, yanımda olanlara bir ayıp, onlara bir küstahlıktı biliyorum çünkü geçmişin acılarını daima sırtımda taşımam onlara ve kendime yaptığım en büyük en haksız davranıştı belki de. Şunu unutarak aldığım nefesler için de çok pişmanım. İnsan olarak yürürüz ve hayatımızın sonuna geldiğimizde bizimle o en sona kadar  devam edecek sandığımız kimseleri bulamama ihtimali hep vardır ve daima olacaktır. Beşere bunca takılarak yangınlar içine seve seve atlamalarımızın sonucu da elbetteki can yanması olacaktır. Bizler isterken dilerken hep beşeri baz alıyoruz. Ellerimizi gökyüzüne kaldırmalarımızın sebebi de hep “El ne der.” kaygısı. Üstelik Rabbimizden beşeri yine beşer için istiyoruz ne kadar beşer koktuğumuzu bilemeden. Korkuyoruz daha bizim olmayanı kaybetmekten Rıza-i ilahiyi hoşnut eder miyiz diye düşünmeden. O’nun yarattığını O’nun için değil de kendimiz için pervasızca istiyoruz. Ne O’nu ne de kendi istediğimizi elde edemezken elimizdekileri de farkında olmadan kaybediyoruz. Kimi O’ndan daha fazla sever ve istersek kendi sebeplerimizle ellerimizin arasından kayıp gitmesini sadece izliyoruz çaresizce.

Peki sizce çare ne ? Teslimiyet… Bizi olduğumuz yerden alıp olmamız gereken yere bırakan eşsiz Kuvvet? Bu Güzellik’in gücünü tam idrak edemeden kendi acziyetimizle savrulmamızın sebebi tefekkürsüz tevekkül etmeniz mi yoksa sadece kader diyip geçmemiz mi ?

Çok sevdiğim bir yazar olan Serdar Tuncer’in  kitabının bir tanesinde şöyle anlatıyordu. Serdar Tuncer’e de çok sevdiği biri şöylemiş.  ” Sen kader yazamazsın.” Çok düşünmüş bu sözü Serdar Tuncer ve hatta uykularını kaçırmış. Yazının devamında ise şöyle diyordu: Aslında biz farkında olmadan hep kader yazıyoruz. Gerçekten de öyle değil mi? Bize bir şey danışıldığında, danışan kişiye söz konusu olayla alakalı yapması ya da yapmaması gerekenleri sebepleriyle sıraladığımızda hep yazmaya çalışmıyor muyuz kaderi, kaderini. Peki ya kendi kaderimize ne yapıyoruz? Her şeyi kadere bağlamak ne derece doğru? Biz önümüze sunulan tercihlerle bize gelen en doğru ile ilerleme lüksüne sahipken yaşanan her kötü olayda işimize geldiği gibi neden “Kader utansın!” diyoruz. Utanması gereken kader mi, bizim yüzümüzün kızarmaması kaderi mi suçlu yapar? Biz hep sütten çıkma ak kaşığız öyle değil mi, pardon… Teslim olamamaktan hiç bu kadar utanç ve korku duymamıştım insanlık adına.  Ne denir ki… Ne mutlu her şeyi Sevgili’den bilene, hamd edebilene, teslim olabilene… Yazının her köşesinde olan Serdar Tuncer’e sonsuz teşekkürler.

 

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER