681197.2’NCİ ANA BKM. FB.MD.LÜĞÜ MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞI.18.10.2017

681197.2’NCİ ANA BKM. FB.MD.LÜĞÜ MİLLİ SAVUNMA BAKANLIĞI.18.10.2017

ERÜ’DE GELENEKSEL EL SANATLARI SERGİSİ İLGİ GÖRÜYOR

ERÜ’DE GELENEKSEL EL SANATLARI SERGİSİ İLGİ GÖRÜYOR

AMATÖR SPOR HAFTASI HENTBOL MÜSABAKALARI SONA ERDİ

AMATÖR SPOR HAFTASI HENTBOL MÜSABAKALARI SONA ERDİ

KOCASİNAN’DA ULUSLARARASI FUTBOL TURNUVASI

KOCASİNAN’DA ULUSLARARASI FUTBOL TURNUVASI

KAYSERİSPOR, KONYA MAÇI İLE YARALARINI SARACAK

KAYSERİSPOR, KONYA MAÇI İLE YARALARINI SARACAK

ÜÇ MÜRİT HİKAYESİ-6
  • YÜKSELKALKAN
    • YÜKSEL KALKAN
    • YuKSELKALKAN@kayserihakimiyet2000.com
    • 12 Haziran 2016 - 15:22:59

Güneyden esen rüzgâr yaylayı biraz serinletse de öğle vaktinin kavurucu sıcağı her tarafı yakıyordu…
Müritlerden biri ilerdeki söğüt ağacının altında yayılan binek hayvanını su içmesi için dere kenarına getirip örkledi. Obabaşı Adil Ağa ve birkaç kişinin çadır gölgesinde sohbet ettiğini gören müritlerden biri yaylacıların çadırlarına doğru gitti, selâm verip yanlarına oturdu.
Hâl hatır sormasının ardından yaşlı çadırcılardan birisi:
-Size gezginci derviş diyorlar?
Mürit:
-Biz derviş değil, Allah’ın kullarıyız, deyip dînî konulardan sohbet etmeye başladı. Konargöçer çadırcılar yaylada ilk kez müritlere rast gelmişlerdi. Dağ başında cami-mescit yoktu. Kışları Çukurova’da köyde, yazları dağlarda konaklayan yaylacıların dînî bilgisi yok denecek kadar azdı.
Derviş dînî konularda konuştukça cehaletlerini belli etmek istemeyen konargöçerler kafalarını tasdik anlamında sallıyorlardı.
Çadırcıların, kendisine karşı ayıp olur deyip öylesine dinlediklerini anlayan derviş onların anlayabileceği dilden bir müddet daha konuşmasını sürdürdü. Sözü uzatmadan bitirip “Sohbet için sağ olun, Allah razı olsun…” diyerek çadıra arkadaşlarının yanına döndü.
Güneş yüzünü batıya doğru döndermiş, yaz ayının serin yeli ovada hissedilir olmuştu. Sakin bir hava hâkimdi yaylada… Birden bire hava değişip pervasızlaştı. Yaylanın her tarafından rüzgâr uğultusuna benzer sesler gelmeye başladı. Tabiat ani değişiklikler yaşıyordu. Âdetâ rüzgâr haricinde her şey donup kalmıştı.
Sert esen rüzgâr yüksek dağlara ve yaylalara hâkim olmuştu. Rüzgâr fırtınaya dönmüş, su kenarındaki söğüt dalları yürek yakan ağıt sesleri çıkartıyor, ince dallardan tutam tutam yapraklar dökülüyordu. Vadide ürperten, korku veren, düşündürücü bir çığlık vardı. Havada pike yapıp daireler çizen kuşların tedirginlik yaşadığı görülüyordu. Kuşlar, tarla fareleri, sürüngenler, karıncalar yuvasına girdi. Sarıpapatya, Dağ lalesi, kır çiçekleri yapraklarını içe kapatıp boyun büktüler. Gökyüzünde oluşan bulutlar hallaç pamuğu gibi bir birine karışıp kavga ederken yamaçtaki dağ zirvesinde yığılan küçük bulutlar büyüyerek iri karabulutlara dönüştü.
Çadırcıların bölgesi zifiri karanlığa bürünmüştü. Hayret edilecek olaylar yaşanıyordu yaylada. Vadi tarafından cılız inleme sesleri gelmeye başladı. Çadırdaki üç mürit tehlikeli bazı şeylerin olacağını yüreklerinde hissetmişlerdi. Uğultulu kalın sesleri duyan dervişler kıbleye doğru diz çöküp sonsuz kudret sahibi Yüce Allah’tan merhamet ve yardımı için duaya durdular.
Birbirlerini kovalarcasına ovaya doğru inen kavgalı kara bulutlar batıdaki Güneş ışığının önünü kapattı. Rüzgâr hızını düşürdü. Gökyüzü koyu kâbus karanlığına gömüldü. İniltiler yerini yavaş yavaş sinsi bir sessiz ve yalnızlığa bıraktı. Obada bulunan kıl çadırların üzerine karabulutların dev gölgeleri düştü. Gökyüzünde asılı duran yağmur yüklü bulutların birbirleri ile kavga etmesi devam ediyor bir türlü ovanın üzerinden gitmiyordu.
Yerinde duramayan kara bulutlar yeniden, kartopu gibi yuvarlanarak dağ yamaçlarından inip aşağı ovanın üzerinde dolaşmaya başladı.
Çadır önündeki yaylacıların bu tabiat olayından korktukları belli oluyordu. “Bu mevsimde dağın zirvesinde dev kara bulutlar olmazdı böyle uğultulu ses, sıkıcı tedirgin edici havayı ilk kez görüyoruz” dediler.
Bulanık sinsi havadan korkan obabaşı Adil Ağa dışarıdaki aile bireylerine seslendi. “Kuzuların ağıl kapısını kapatın, çocukları çağırın, çadırlara girin! Çabuk olun.” Dedi.
Yaylacılar korkarak çadırlara girmiş yaşlısı-genci, erkeği-kadını kızı-kızanı akıbetlerini beklemeye başladılar.
Birbirleriyle kavga eden karabulutlar sanki bir ejderha gibi ağızlarında alevler çakmaya başladı. Şimşek sesi kulakları sağır edercesine dağ yamaçlarına, kayalara çarpıp uçsuz bucaksız ovada dalga dalga yayıldı.
Şiddetli sesten yaylacı ihtiyar kadın, kız ve çocuklar parmaklarını kulaklarına tıkayıp başlarını dizlerinin arasına aldılar, “Bismillah, Ya Allah, Allah’u Ekber” diyerek tekbir getirmeye başladılar. Ateş donar, su yanar, gençler bunar olmuştu. Yeni yetişen kuzular melemeye, köpekler ağızlarını havaya doğru açarak acı acı ulumaya başladı.
**
Yaylacılar; Yaylıma giden yakınlarının iki çobanını düşündüler…
Ardından ikinci kez gök öyle bir gürledi ki, sanki yer kayması oluyordu. Kara bulutlar yere çöktü, göz gözü görmez oldu, yağmur toprağa sarılmış hasret suyunu boşaltıyordu.
Gündüz vakti acı veren korkunun karanlığı, gözün görebildiği her tarafı sarıp sarmaladı. Şimşek ve yağmur altında korku ile ağlamalara kurtlar ve kuzularda ortak olmuştu… Bu hâl yaylacıların bacağında ne don, kalplerinde ne de iman bırakmıştı. Sicim gibi yağan yağmur, ovada akan coşkun sele dönerken, uzaktaki dağlarda şimşek gürültüsü ve alev rengi ışıklar görülüyordu.
Dağların yamacından ovaya akan sellerin önündeki kayalar top gibi havaya fırlıyor yuvarlanan kayaların yere düşmesi, toprağın sinesini çatlatıyordu. Gök gürleyip sicim gibi yağan yağmur karşı dağlarda akşama kadar devam etmişti. Tabiat kızgın olsa da bereketini topraklara bırakmış yağmur bulutlarının kızgınlığı gitmiş, gök yükselmiş, kasvetli bulanık hava yavaş yavaş kaybolmuştu.
Yayladakilere bir şey olmamıştı, ne insan ne de hayvan kayıpları vardı. Koyun arkasına giden iki çoban yağmurdan korunmak için sürüleriyle dağ kovuğundaki mağaraya sığınsalar da yaylada kalan eşlerinin çocuklarının hayatından endişe ediyorlardı. Çaresizlik içinde gece mağarada kalıp sabahı beklediler.
Çobanlar, kır çiçeklerinde geceden kalan yağmur damlalarının izlerini seyrederek, sabah erkenden koyun sürülerini önlerine katarak merakla yaylaya doğru yola çıktılar.
Bulutların arasından süzülen güneş, gizemli beyaz ışığını saçarak toprağı kurutma çabasında idi.
Yeni bir güne uyanan kaya kartalları ve kızıl şahinler havada gözükür olmuştu. Kör vadi geçidindeki akan çayın içinde dere kuşları yıkanıyor, bir taştan diğer taşa sıçrıyorlardı. Yol boyunca serçe, tepeli guguk, çalı bülbülü, ak sırtlı kuşları seyrederek vadiden yukarı çıktılar.
İki çoban eşeklerin üzerinde önlerindeki koyun sürüsünü yönlendirerek aşağı bozkır yayla yoluna düştüler. Kıvrık dere yolu kenarında dizili söğüt ağaçlarının dibinden akan cılız suların yağan yağmurdan çağlayarak coştuğu görülüyordu.
Çobanlar, “Eyvah! Yaylada bu yağmurda ne çadır kalmıştır ne de insan. Allah vere de çoluğa-çocuğa bir şey olmasa” deyip bir an evvel önlerindeki sürüyü yaylaya doğru hızlandırdılar. Harami dereden geçip uzaktan oba çadırlarını görünce büyük bir mutluluk yaşadılar.
Çadır önünde oynayan çocuklar iki çobanın koyun sürüleriyle geldiklerini görünce sevinçle koşarak ailelerini haberdar ettiler. Çamur deryası yolları aşıp gelen çobanlar çadırlara yaklaşınca çadırlarının, hayvan ağıllarının etrafına yağmurun serpiştirip geçtiğini gördüler. Gördükleri manzara karışında hayret edip şaşkınlık içinde kaldılar. Çadırlardan çıkan aile bireyleri yaylaya giden çobanlara bir şey olmadığına sevinip Allaha şükür ettiler.
Sürüleri kuzuların emmesi için ağıla koyan çobanlar obabaşı Adil Ağa ve yakınları ile kucaklaşıp bir birlerine geçmiş olsun dileklerinde bulundular. Çadırların bölgesine yağmur yağmadığına şaşıran çobanlar merak ederek “Buraya yağmur yağmadı mı?” dediler
“Yağan yağmur karşı dağları yıkıp geçti buraya öylesine serpiştirdi bizi Allah korudu” diyerek mukabelede bulundular.
Yeri göğü inleten şimşeğin, sicim gibi yağan yağmurun, ovada akan selin verdiği izler açıkça görülüyordu. İki çoban merakla çevreye bakmak için müritlerin kaldığı çadırlara doğru yürüdü.
“Dua, Mü’minin silâhı, dînî ibadetlerin ayrılmaz bir unsuru, günlük hayatımızın bize destek olan manevi bir kuvveti idi.”
Tehlikenin geleceğini sezen müritler Allah’a dua edip dilek ve niyazda bulunmuşlardı. Allah, müritlerin dualarını kabul etmiş, insanların kaldığı yaylayı sel afetinden saklamıştı. Üç müridin kaldıkları çadırın etrafına da yağmur serpiştirip geçmişti. Yağmur sonrası Allah’a şükredip çadırlarından çıkan üç mürit, sağa, sola yaylacıların çadırlarına örkte bağlı olan hayvana bakmışlar can ve mal kaybının olmadığını görmüşlerdi…
Çadıra yaklaşan iki çobanın kulağına ilahi sesler geliyordu. Gündüz vakti müritler yağmur âfâtından kurtuldukları için çadırda Allah deyip, şükrederek zikir çekiyorlardı. Çobanlar birbirine bakıp çadırdan gelen sesleri dinlemeye başladı. Derinden gelen etkileyici ses sanki lahutî bir âlemden geliyordu.
Kapısı açık çadırın önüne gelen çobanlar, içerideki müritlerin başları yere eğik cezbe halinde zikir çektiklerini müşahede ettiler.
İki çoban gördükleri olayın etkisinde kalıp çadırın gerisinde diz kırıp oturdular. Çadırdan gelen ilahî sesleri dinlemeye başladılar. Çobanların içine Allah korkusu düşmüş, koyun, kuzu, mal, mülk, servet, sâman, evlat, kadın gönüllerinden çıkmıştı. Müritlerin zikir sesleriyle beraber, kalp atışları hızlanmış dilleri-damakları kurumuştu.
Gözle görülmeyen, elle tutulmayan ilahi güç, oldukları yerde çakılıp kalan çobanların geçmişlerini adeta hafızalarından siliyordu. Diğer taraftan yaşanan felaketten korunmak için müritlerin duasının kabul olduğu, Oba halkını büyük afattan Hafız olan Allah’ın sakladığını düşünüyorlardı.
Zikri bitiren üç mürit destur çekip duanın ardından çadırda sohbet etmeye başladılar. Diz kırıp yerde kıpırdamadan duran çobanlar müritlerin sohbetini dinlemeye koyuldular. Sohbeti dinlerken bedenleri küçüldü, gözleri mahmurlaştı, ağırlaşan göz kapakları uykuya dalmak istiyordu. Çobanlardan biri, birden cezbeye gelerek içten “Allah’u Ekber deyip kıbleye döndü ellerini kaldırdı. Diğer çoban Allah’u Ekber sesine uyku mahmurluğundan uyanır gibi kendine gelerek arkadaşı gibi yaradan Rabb’ine niyaza durdu. İki çoban boyunlarını büküp bildikleri duaları okudular. Çadır içindeki müritlerin söyledikleri Allah kelamını tekrar ettiler.
Çadırlarına dönen çobanlar duadan sonra şükredip iki besili koyun keserek parçalara ayırdılar. Obabaşı Adil Ağa, Allah rızası için kesilen kurbanın etlerini komşu üç müridin çadırına götürüp verdi. Ardından iki çoban binek hayvanları ile köy yollarının birleştiği yol çatına kadar giderek parçalara ayırdıkları etleri gelen geçen yolculara sadaka olarak dağıttılar…
Yaz gününün akşamı dervişler çadır dışında sohbet ediyorlardı. Din konusunda bir şeyler öğrenmek isteyen iki çoban dervişlerin yanlarına vardı. Selâm verip diz kırıp oturdular.
Dervişler iki çobanın niçin geldiğini biliyorlardı. Dünya hayatından biraz sohbet ettikten sonra dînî sohbete geçildi. Dervişlerden biri kısa bir dua edip ardından, “Bizlerin işi zikir çekmek, Allah’ı hatırlamak zihinde tutmak yâd etmektir. Kuranda zikir çok geçer. Kılınan namazda bir zikirdir. Zikir Allah’ı şiddetli bir şekilde hatırlamaktır.
Diğer bir mürit, “Allah diyor ki, Azim ve Hakîm olan Allah, beni zikredin ki, bende sizi zikredeyim. Bana şükredin, nankörlük etmeyin. Ey inanlar! Sabır ve namaz ile (Allahtan) yardım dileyin şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.” diyerek konuşmasını bitirip, zikir konusunu iki çobana anlayacakları dilde izah etti. Sohbetin ardından güzel sesli müritten biri Kuran-ı Kerim’den Bakara suresini okudu. Çobanlar sohbette Allah’a dua etmeleri neticesinde tufanın kendi çadırlarına ve ailelerine zarar vermediğini duanın önemini anlamışlardı. Birlikte âmin diyerek iki çoban çadırlarına çekildi.
Tekke Şeyhi Fettah Efendi’nin gördüğü rüya yaylaya yağacak yağmur âfâtı idi. Üç müridin yollarını yaylaya döndüreceklerini biliyordu.
Görevleri yaylada biten üç mürit bir başka beldeye gitmek için karar verdiler. Bu sefer şeyhlerinin yakınından ayrılacaklardı. Sabah çadırları söküp yüklerini hayvanın üzerine attılar. Obabaşı ve diğer yaylacılarla vedalaşıp helallik alarak bozkırın yaban çiçeklerinin kokusu eşliğinde yol aldılar.

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz