Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

SON DAKİKA


googleplay
Kayseri Hakimiyet Gazetesi / www.kayserihakimiyet2000.com
GÜNER KARABULUT

ÜLKÜCÜLERİN DEĞİŞİM MESELESİ (1-2)

Bu haber 11 Ağustos 2018 - 12:43 'de eklendi ve 37 kez görüntülendi.
ÜLKÜCÜLERİN DEĞİŞİM MESELESİ (1-2)

ÜLKÜCÜLERİN DEĞİŞİM MESELESİ (1)

Ergenlik dönemime denk gelir ülkücüler ve ülkü ocakları ile tanışmam.

Yıl 1975 olsa gerek. Düğün salonu olarak da kiraya verilen geniş bir lokali  vardı. Mahalleden bir ağabey düğününü orada yaptı. Erken gidip resim, dergi, kitap ve ortamı inceledim kalabalık olmadan. Hepsi bana hitap ediyordu ve sonraları daha sık gitmeye başladım. Çay içer ve bilhassa Eğitim Enstitü’sünde okuyan ağabeyler ile sohbet ederdik. Merak ettiklerimizi sorar, genç aklımız ile anlamaya çalışırdık. Kıbrıs savaşı ertesi ve milli duygularımızın yüksek olduğu zamanlar.
Benim gibi genç takımının asıl amacı “Aidiyet” duygusu ile orada olmak gibi görünüyordu. Ben ise anlamak için orada bulunuyordum. Çok soru sorup çok cevap istiyordum. Bulunduğum masa baştan çok tenha, zaman geçtikçe kalabalık olmaya başlardı. Sebebi ise sohbet kalitesinden kaynaklanırdı. Tabi bu arada kitap okumaya da başlamış ve anlamak için daha fazla soru sorar olmuştum. Rozet takip, yollarda slogan atmak gibi şeyler benim işim değildi. Çünkü ne sebeple slogan attığımı bilmem gerekir diye düşünüp, fikir sahibi bir insan olma gayreti içindeydim.
Benimle çok ilgilenen Haluk ağabey ile sohbet ediyorum bir gün. Sordum kendisine. “Ülkü ocakları neyi hedefliyor,  hangi parti güdümünde ve inanca bakışı nedir” diye. Önce tebrik etti bu soru için. Sonra o inanılmaz güven veren asil tebessümü ile anlatmaya başladı. “Ülkü ocakları, milli siyaset üzerine kurulu bir birliği sağlayıp onun iktidar olmasını sağlamak ilk hedefidir. Bu iktidarın yaptığı bilinçli ve emperyal devletlerin güdümünde olmayan, tam bağımsız bir kalkınma ile iç refahı artırıp güçlenmektir. Bu güç sayesinde Azerbaycan, Musul, Kerkük başta olmak üzere diğer Türk devletlerinin önce bağımsız olması, sonra bir birlik ile küresel güç haline gelinmesidir. Yani hedef Turan dır” dedi.
Ben ilgi ile dinliyorum kendisini. Devam etti Haluk ağabey. “Hangi parti güdümünde olduğumuzu sordun. Biz aslında hiçbir parti ile organik bağımız yok. Bu gün Alparslan Türkeş liderliğindeki MHP’yi destekler  görünüyoruz ve öyleyiz. Ama genel başkan vefat eder ve MHP bu günkü çizgisinden uzaklaşırsa, bizim  felsefemize hitap eden başka bir partiye elbette destek veririz. Biz politikacı değiliz. Biz bu ülkenin her yönü ile kalkınmış ve tam bağımsız olması için çalışan gönüllü insanlarız. Bir hayalimiz var Turan gibi. Bunun için mücadele veriyoruz” dedi. Ufkum açılıyordu.
“Üçüncü sorum inanç üzerine” diye hatırlattım. Devam etti Haluk ağabey. “Altay dağlarından Tuna Nehrine, Kırım’dan Kerkük’e kadar değişik ülkelerde  milyonlarca Türk yaşamakta. Hepsi aynı din veya mezhep ehli olacak diye bir kaide yok. Nasıl Osmanlı hiçbir milletin inancına karışmadıysa, nasıl Cumhuriyet insanları vatandaşlık paydasında buluşturdu ise bizde Türklük paydasında buluşturmak istiyoruz” dedi.
“Türklüğün ölçütü nedir ağabey, neye göre Türk olmalı?” diye sordum. Cevabı “Türklüğü özümsemiş, Türk gibi düşünen ve Türklüğün bekası için, bir Türk kadar gayretli olan her insan bizim için Türk’tür. Barbaros bir Sırp idi. Onun Türklüğe yaptığı hizmeti kim inkar eder veya Türk olmamıştır diyebilir? Biz asla şovenist değiliz. Kan veya ari ırk gibi bir anlayışı asla kabul edemeyiz. Çünkü Osmanlı döneminde olsun veya Kurtuluş savaşı sırasında olsun fark etmez Çerkes, Laz, Abaza, Boşnak ve Araplar ile omuz omuza savaştık. Elbette bunlar içinden hain de çıktı. Ama bizimle kader birliği yapmak isteyenlere, Türk ana babadan olmadı diye sırtımızı dönemeyiz. Siz Türk değilsiniz diyemeyiz”
İşte bu konuşma benim ülkücülük anayasam oldu. İskelet olarak bu konuşma beynimde yer etti. Üzerine elbet çok şey koydum ama iskelet aynı kaldı.
Bu konuyu ele almamın sebebi, günümüzde ülkücüler  Dokuz ışık doktrini uzmanları tarafından güncellenmedi. Okuma alışkanlığı olmadığı için Tvl’er ne pazarladı ise onu aldılar. Tam bir kavram kargaşası içine düştüler.
Kaldığımız yerden haftaya devam edeceğiz efendim.
 

 

ÜLKÜCÜLERİN DEĞİŞİM MESELESİ  (2)

Geçen haftaki yazım da ülkücülük ve ülkü ocakları ile nasıl tanıştığım konusunda sohbet edip, bu düşünceye nasıl gönül verdiğim üzerine bilgi vermiştim. Bahsettiğim yıllar seksen öncesi ve şöyle bir anayasa belirlemiştim kendimce.

Ülkü ocakları hiçbir siyasi parti ile organik bağı olmamakla birlikte, fikir birliği içinde olduğu herhangi bir siyasi partiye destek verebilir. Amacı, ülkücülük düşüncesine hakim bu partinin, Türkiye içinde seçimle iktidara gelmesi ve diğer Türk Cumhuriyetleri ile siyasi, ekonomik işbirliğine gitmesidir. Bu işbirliği sırasında din, mezhep gibi konular tamamen bireyin kendine kalan konulardır ve tesir edilmesi söz konusu değildir, yani laiklik. Amaç Türk’lük paydasında buluşmaktır, ancak kastedilen kafatası milliyetçiliği asla değildir. Kendini Türk kabul eden herkes Türk’dür.
Ben bu siyasi fikri böyle öğrendim. İster anayasa deyin, ister yol haritası deyin, ne derseniz deyin, bu şekilde  öğrendim. Ama daha sonra olan gelişmeler, yukarıda saydığım niyetlerin bir şekilde suistimal edildiği veya yön değiştirdiği şekilde cereyan etti. Mezhep farkları olan iller de ciddi çatışmalar ve ayrışmalar yaşandı. Mezhebi farklı diye insanlar birbirine düşman hale geldi. Bir gün önce ocakta sohbet edilen insanların evlerine saldırı yapıldı.  Bir iddia var şu şekilde, neymiş provokatör ajanlar o duruma getirmiş. Sevgili ülkücü ağabeylerim nasıl böyle bir tuzağa düşülür? Biz Anadolu içinde ülkü birliğini  sağlama becerisini göstermezsek, Turan birliğinin kurulma ihtimali var mıdır? O günlerin binlerce cevapsız sorusundan bir kaçı idi bunlar ama kazın ayağı öyle değilmiş maalesef .
ABD’nin “Bizim çocuklar” diye isim verdiği gladyo, düdük çalıp maçı bitirdi. Bütün şartlar olgunlaşmış ve Türkiye’nin eksen kayması için bir engel kalmamıştı. Tatlı bir kavis ile yetmişlerin başında başlayan islami siyaset ve saz arkadaşı neo liberal ekonomi projesi uygulamaya konmuştu. Bu arada olan, hem sağdan hem soldan binlerce gencin istikbaline oldu. Kardeş kavgası ile Cumhuriyet tarihin en elit kadrosu heba olup gitti. O günlere ait en gerçekçi yorumu yaptı daha sonra rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu. “Seksen öncesi devletimiz tarafından kullanıldığımızı düşünüyoruz. Ama devlete küslük olmaz” dedi.
Olmadı da. Ülkücü camia her zaman devletinin yanında oldu. Ama ellerinde, ne destek alabilecekleri bir ideoloji kaldı nede onları yönlendirecek bir lider. Yirmi senedir bir o yana savruluyorlar bir bu yana. Sohbet  ettiğimizde “Ben ülkücüyüm” dışında edecek tek lafı olmayan bir insan topluluğu haline geldi ülkücülük. Bu durum ciddi bir fikri boşluk yarattı. Bölücülüğe  karşı   bir güç gibi görünse de, fikri temelden yoksun olduğu için çare olmak bir yana, devletin milis gücü gibi bir algı oluşmasına sebep verdi. Ama bir gerçek var ki PKK terörü ile milliyetçi düşünceyi karşı karşıya getirip bir kaos ortamı yaratmak isteyen emperyal devletlerin tuzağına düşmedi ülkücüler.
Bu tuzak işlemedi. Ama fikrî zeminde kavram kargaşasına da engel olamadı. Yükselen İslami siyaset etkisi ile milliyetçilikten ümmetçiliğe bir kayma yaşandı. Ülkü ocaklarının olmazsa olmazı olan milli siyaset, yerini ümmi siyasete bırakır oldu. Bu değişimi  kabul etmeyenler tepki vererek, ırk esasına dayalı bir ülkücü hareket doğmasına sebep verdi. Bilhassa Suriye’den gelenlerin “Nereye gidiyoruz” sorusunun sorulmasına etkisi büyük oldu.
Fikri boşluğun üzerine gelen idari boşluk ve çok hızlı değişen siyasal gelişmeler, ülkücü hareketin bir bayrak altında toplanma zorluğuna sebep veriyor. Kabaca üç gruba ayrılmış durumda ülkücüler. Ümmetçi olanlar, ırka dayalı sovenistler ve milli siyaset, milli ekonomi tezini savunanlar.
Bu üç grup kendi aralarında kıyasıya bir kavga içinde sosyal medya üzerinden. Siyasal islamcıların destek verdiği Efendi, Seyh ve hoca lakaplı kişilerin, ya ajan veya sapık ruhlu insanlar olduğu ortaya çıktıkça ümmetçi ülkücülerin şansı azalıyor.

Haftaya bu üç grubun düşünce yapılarını inceleyip, haklı veya haksız yönlerini bulmaya gayret edeceğim.

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA