GEÇEN SEZON 5’TE 5 YAPAN DENİZ TÜRÜÇ İLK PENALTISINI KAÇIRDI

GEÇEN SEZON 5’TE 5 YAPAN DENİZ TÜRÜÇ İLK PENALTISINI KAÇIRDI

YILANIN ISIRDIĞI İŞÇİ AMBULANSLA HASTANEYE KALDIRILDI

YILANIN ISIRDIĞI İŞÇİ AMBULANSLA HASTANEYE KALDIRILDI

ZÜMRÜT CAMİİNDE YAZ KURSİYERLERİ İLAHİYLE COŞTURUP, TİYATROYLA NOKTALADI

ZÜMRÜT CAMİİNDE YAZ KURSİYERLERİ İLAHİYLE COŞTURUP, TİYATROYLA NOKTALADI

AV. YAKUP UÇAR MUHTEŞEM DÜĞÜNLE DÜNYA EVİNE GİRDİ

AV. YAKUP UÇAR MUHTEŞEM DÜĞÜNLE DÜNYA EVİNE GİRDİ

YÜZME KURSUNA KATILAN 324 ÖĞRENCİ ARASINDA YÜZME YARIŞMASI YAPILDI

YÜZME KURSUNA KATILAN 324 ÖĞRENCİ ARASINDA YÜZME YARIŞMASI YAPILDI

“USTAM VE BEN”-YAZAR ELİF ŞAFAK
  • BEYHANASMA
    • BEYHAN ASMA
    • BEYHANASMA@kayserihakimiyet2000.com
    • 1 Ekim 2015 - 17:40:23

Tarihimizin en önemli ve çalkantılı dönemlerinden biri olan 16. yüzyılda İstanbul… Hindistan’dan gelen beyaz bir fil ve onun sırlarla dolu bakıcısı: Çota ile Cihan. Filbaz aynı zamanda bir üstadın çırağı. Ustası ise Sinan. Bu toprakların yetiştirdiği en büyük, nadide mimar; “Koca Sinan”. Elif Şafak’ın muazzam hayal gücü ve zengin diliyle Osmanlı tarihinin derinliklerine doğru şaşırtıcı bir yolculuğa çıkıyoruz. Karşılıksız bir aşk, iktidar kavgaları, yobazlığın ortasında yeşeren sanat ve beklenmedik bir ihanet. Bir tarafta bilime ve öğrenmeye inananlar, bir tarafta gelişmeyi durduranlar.Ustam ve Ben, tarihi kişiliklerin, camilerin, kütüphanelerin, türbelerin, köprülerin resmigeçit yaptığı, rengârenk, canlı, sürprizlerle dolu bir dönem hikâyesi.Öyle bir hayal dünyası ki içindeki konular ve tartışmalar günümüze dair de çok şey söylüyor. Uzun süre hafızalardan silinmeyecek, zaman geçsede çok konuşulacak bir roman. Çocukluğumdan beri okuduğum Osmanlı Tarihi üzerine kurgulanmış romanlara düşkünlüğüm müydü beni bu kitaba yakınlaştıran? Yoksa eserlerine hayran olduğum Koca Sinan’ın hayatına dokunması mıydı? Cevap belki az biraz hepsi, belki hiç biri.Şahsına özgü bir roman bu. Ana karakter Cihan gibi gözükse de aslında değil, kitap Cihan’ın ağzından dökülmüş olsa bile hatta Cihan’ın perspektifinden anlatılmış olsa bile yine de baş kahraman değil Cihan.
Öyle olsa ne Çota’nın kalbine konabilirdik, ne Üstad Sinan’ın.Oya gibi işlenmiş bir roman bu. Nakış nakış işlenmiş. Her bir sayfasında başka bir hikâye, her bir karakteri ayrı bir dünya. Hele bir de Çota yok mu. Ah o tatlı beyaz fil, Çota. Hissiyatlı, bir o kadar da espirili. Kıskandığı filin örtüsünü çekip alıp üzerinde tepinecek kadar zeki, sahibinin aslında gerçek bir filbaz olmadığını açık etmeyecek kadar uyanık, hakikatte bir savaş fili olmasa da Cihan’ı mahcup etmeyecek kadar sadık. Nice Sultanları taşımış sırtında, şantiyelerde çalışmış, Sermimar’ın, kalfaların yoldaşı olmuş. Ama en çokta Cihan’ın. Şah’ın hediyesi olarak Sultan Süleyman’a hediye gönderildiğinde, o çetrefilli deniz yolculuğundan sağ salim çıkmışlar beraber. Tabiki herkes gibi bende en çok bu beyaz filin gerçek olup olmadığını merak etmiştim kitabı okurken. Evet, Osmanlıda birçok çeşitli hayvan, Zürafa, Tavus kuşu, fil vardı, ama Çota kurguydu.En çok Çota’nın sonunu yakıştırdım romana. Enfes bir bitişti, şanına yakıştı. Romanı okurken hep içimden ‘inşallah yazar fili öldürmez, yoksa çok üzüleceğim.’ diyordum. Ama öyle tatlı bitirdi ki, üzülmedim Çota için, aksine yüzüme bir gülümseme yerleşti. Cihan’a gelince.. yalnız.. çok yalnız aslında. Kalabalık içinde bir yalnızlık onunkisi.
Diğer kalfalar Yusuf, Nikola ve Davud var, Ustası var, Çota var, Mihrimah var.Ama o hakkı yenen, zindanlara atılan, aşkına ulaşamayan, aşkından dolayı hiç evlenmemiş bir mecnun profili çiziyor. Marquez’in Yüzyıllık Yalnızlığının ta kendisi gibi 100 küsur yılı deviriyor yalnızlığı ile. Cihan’ın ilk başlarda Kaptan Garreth’a boyun eğip onun için hırsızlık yapıyor olması hiç hoşuma gitmemişti, çünkü Cihan saf ve zavallı bir karakter olarak tanıştırılmıştı ama hırsızlıktan hiç gocunmuyordu. Kaptan’ın çenesini kapatabilmek için ufak tefek çalıp çırptığı şeylerden asla pişmanlık duymuyordu. Daha sonra Kaptan’ın ölümü ile iyilik ve kötülük dengelendi sandık ama bu kez de hakkı yenen bir Cihan çıktı karşımıza. Ve Mimar Sinan.. Hey gidi Koca Sinan.. İlginçtir.. Sinan üzerine yazılan romanların yarısı eserleri üzerineyse, diğer yarısı da Mihrimah’a olan aşkının derinliklerini anlatır.
Oysa Elif Şafak hiç değinmiyor bu konuya, kenarından bile geçmiyor. Aksine aşığımız Cihan var burada. Mihrimah Sultan, Rüstem Paşa, Hürrem Sultan, Hesna Hatun, Sokollu, Ayas Paşa, Lütfi paşa… Neredeyse dönemin tüm önemli karakterleri itina ile anlatılmış, ama daha çok kurgulanmış. Hatta yetmemiş yazar Roma’ya uzanmış ve Saint Pietro’nun kubbesini inşaa etmekte olan Michaelengelo’nun evine bile konuk olmuş. Büyük Üstad’ın evini bir resim gibi çizmiş romanında. Karanfil Kamil Ağa’nın nizamını, disiplinini; zindanların karanlığını, nem ve leş kokusunu; Sahaf Simeonun dükkânının kokusunu nakış nakış işlemiş. Rasathane inşaatı ve yıkımı esnasında dil ağırlaşıyor, biraz zorlandım, ama tarihe dair bilmediğim detaylar o kadar güzeldi ki bir dakika bile sıkılmadım. Hem karakterler ile bir güzel oynamış, hem kronolojiye sadık kalarak hayal ile gerçeği buluşturmuş.
Öyle güzel yoğurup harmanlamış ki neresi gerçek, ne zaman kurguya dönüşüyor anlamıyorsunuz. “Ustam ve Ben” ‘i okurken aklımın bir köşesinde hep bu vardı. Nasıl bir araştırma, nasıl bir emek olsa gerek savaş sahnelerini yazmak, sarayın içine sızıp, Koca Sinan’ın şantiyelerinde gezinmek, Edirne’ye uzanmak, İstanbul’a konmak bir kuş misali….
Elif Şafak tüm alkışları hak ediyor…
Seveni ile sevmeyenine, eleştirenine, intihal diyenine, Türkçesi bozuk diyenine ve daha nicesine rağmen yazarın büyüklüğü ve emeği karşısında saygıyla eğiliyor ve ruhuma dokunan bu roman
” Ustam ve Ben” için kendisine bir teşekkürde bu okurundan yolluyorum….

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz