Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

SON DAKİKA


googleplay
Kayseri Hakimiyet Gazetesi / www.kayserihakimiyet2000.com
KESK Dönem Sözcüsü-SES Şube Başkanı Orhan Karakaya, Eğitim Sen önünde yaptığı basın açıklamasında şu ifadelere yer verdi: İnsanlık tarihinin en acımasız, en kanlı ve en kirli savaşı olan İkinci Büyük Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın başladığı 1 Eylül 1939 tarihinin üzerinden tam 79 yıl geçti. Ardında en az 52 milyon ölü, milyonlarca engelli, moloz yığını haline gelmiş kentler, büyük bir acı ve gözyaşı bırakan bu büyük yıkımın başladığı tarih olan 1 Eylül tüm dünyada Barış Günü olarak kutlanıyor. Ancak aradan geçen 79 yıla rağmen emperyalist ülkeler, savaştan, kan dökmekten, barbarlıktan vazgeçmiyorlar! Dünyayı kana bulamaya devam ediyorlar. Sürüp giden savaşlarda yok olan hayatlar, doğada yaratılan tahribat, açlığa, susuzluğa, sefalete sürüklenen milyonlar, göç yollarında yitip giden yüz binler, her geçen gün derinleşen gelir adaletsizliği umurlarında bile değil…
  1. Yüzyılın dünyasında Ortaçağ gericiliği ve zulmü ile karşı karşıya kalan, katledilen, savaş ganimeti olarak köle pazarlarında satılan kadınlar, cesetleri kıyılara vuran Aylan bebekler umurlarında bile değil…
Sınırlarını demir tellerle çevirirken acıya pasaport soruyorlar. Dünyayı saran savaşlarda yaşanan insanlık dramını timsah gözyaşları ile geçiştiriyorlar. Kendilerine sığınan, yersiz yurtsuz kalmış çaresiz insanları evlatlarından koparacak kadar, karın tokluğuna çalıştırılan köleler olarak sermayenin emrine sunacak kadar alçalıyorlar. Başta yanı başımızdaki Ortadoğu olmak üzere tüm dünyada silahlar konuştukça bütün insanlık ağır bedeller ödüyor. Eşitliğe, özgürlüğe, demokrasiye dair temel kazanımlar her gün biraz daha yok ediliyor. Tüm dünya ülkeleri İsrail devletinin Filistin halklarına yaptığı zülme, alçaklığa seyirci kalıyor. Sadece İsrail i lanetleyerek İsrail zülmüne, katliamına karşı çıkıyorlar, çıkıyor muşş gibi yapıyorlar. İsrail siyonizmi katliamlarına devam ediyor. Emperyalist devletler ve işbirlikçileri kendilerine bağlı kukla yönetimleri ‘vekâlet savaşları’ adı altında maşa olarak kullanırken kardeşi kardeşe kırdırıyor, sınırları yeniden çiziyorlar. Hiç yüzleri kızarmadan binlerce sivilin yaşamına mal olan askeri operasyonlarına bile ‘Barış Harekâtı’ adı veriyorlar… Çünkü onların renk körü gözleri dünyayı saran kanın kırmızısını görmüyor… Çünkü onların gözleri her baktığı yerde sadece doların yeşilini, petrolün siyahını görüyor… SAVAŞI ZENGİNLER ÇIKARIYOR, BEDELİNİ BİZ YOKSULLAR ÖDÜYOR! Her dönem olduğu gibi bugün de savaşa karar verenler, savaş naraları atanlar kendi çocuklarını cephenin uzağında tutuyor. Askere dahi göndermiyor. Yemen’de hayatını kaybedenlerin ardından yakılan ağıttaki gibi ‘zenginimiz bedel verir, askerimiz fakirdendir’ dizeleri aradan geçen yüz yılı aşkın süreye rağmen sanki bugünü anlatıyor. Parası olana 28 günlük bedelli askerliğin kapıları sonuna kadar açılırken, parası olmayana 1 yıllık zorunlu askerlik dayatılıyor. Yıkımın faturası hep aynı adrese; savaşların en ağır bedelini ödeyen, zaten aç ve yoksul olan emekçilere, emekçi çocuklarına kesiliyor. Ölen hep yoksul ve emekçi çocukları garibanlara oluyor. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de savaşların, darbelerin ve ekonomik krizlerin bedelini yoksul halklarımız ve emekçiler ödemeye devam ediyor. Adına ‘yeni’ denilen, tek adamın ağzından çıkan her sözün ‘ferman’ sayıldığı yeni rejimimizde demokrasinin, hukukun, adaletin son kırıntıları tek tek rafa kaldırılıyor. Milliyetçi, şoven, ayrımcı, tekçi, cinsiyetçi, mezhepçi siyasetin hakim siyaset haline getirilmesi hem savaş ve şiddet ortamını sürekli canlı tutuyor; hem de binlerce insanımızın ölümüne, bizim emeğimizin ürünü olan kaynakların onlarca yıldır süren savaşlara ve savaş politikalarına aktarılmasına neden oluyor. Son olarak Tunceli de olduğu gibi doğamızın ve yaşam alanlarımızın yok edilmesine yol açıyor. Tüm bunlara rağmen ülkenin içine sürüklendiği kaos ve çatışma ortamı hükümet tarafından fırsata çevriliyor. Halkları ve emekçileri kutuplaştıran, halkımızı karşıya getiren politikalar, tüm yurttaşlarımızın can ve mal güvencesini, emekçilerin çalışma hakkını ve iş güvencesini yok sayan saldırılara her gün bir yenisinin eklenmesinin kapısını ardına kadar açıyor. Yıllardır ülkeyi dışarıya, emperyalist ülkelere bağımlı hale getiren, halkın emekçilerin alın terinin ürünü kamu iktisadi teşebbüslerini sermayeye yok pahasına satan, halktan topladıkları vergileri yandaşlarını beslemek için üretim yapan fabrikalar açmak yerine betona, inşaata gömenler bugün yaşanan krizi ‘ekonomik savaş’ ve Trump krizi olarak yutturmaya çalışıyor. “Hepimiz aynı gemideyiz, batarsak hepimiz batarız” nakaratını tekrar edenler, yıllardır hayata geçirdikleri emek karşıtı, sermaye yanlısı politikalarla yoksulluk ve sefalete ittikleri biz işçilerden ve emekçilerden daha fazla fedakarlık istiyorlar. Biz emeği ile geçinen yoksullar, emekçiler zaten yeterince fedakârlık yapıyoruz. Haksız gereksiz vergilerin ve yapılan zamların altında eziliyoruz. Nedeni olmadığımız darbelerin, ekonomik krizlerin bedelini işten çıkarılarak, işten atılarak, ücretsiz izinlere gönderilerek zaten hep biz emekçiler, yoksullar ödüyoruz. Daha bizden ne fedakarlığı bekliyorsunuz. Üstelik biz aynı gemide olmadığımıza inanıyoruz. Aynı gemide olsak bile siz lüks kamaralarda, kaptan köşkünde bizler yine geminin alt güvertelerinde olacağız. Gemi battığında siz yine gemiyi ilk terk edenler olacaksınız. Ülke kaynaklarından üretime, istihdama, yatırıma, kamu hizmetlerine ayrılan pay gittikçe kısılırken silahlanmaya, olağan hale getirilen OHAL’e ayrılan pay artırılıyor. Şuan OHAL in sadece adı kalktı. Uygulamaları, sorgusuz, sualsiz, haksız yere işten atmalar, görevden uzaklaştırmalar hala devam ediyor. Siyasi iktidarın kendinden olmayan tüm kesimlere yönelik baskı, şiddet politikası, toplu gözaltı ve tutuklama operasyonları devletin ‘rutin uygulamaları’ haline getiriliyor!.. AB ile müzakerelere tekrar başlayan hükümet ve yetkilileri daha iki gün önce 4 Bakan birlikte TV ler önünde “daha fazla demokrasi ve özgürlükler olacak” demesine rağmen 700 haftadır sessizce sürdürdükleri oturma eylemleri ile kaybedilen çocuklarının, yakınlarının akıbetini soran, faillerinin ve sorumluların bulunmasını ve hesap vermesini isteyen Cumartesi Annelerine yapılan insanlık dışı baskı ve müdahale hükümetin ve yetkililerinin samimi olmadığını ve gerçekleri konuşmadığını bizlere apaçık gösteriyor. Şu soruları sormamız gerekiyor. Yav seçim zamanları bu Cumartesi annelerini çağırıp görüşen kimdi. TBMM grubunda o dönemin Başbakanı şimdi ki Cumhurbaşkanı olan R.Tayyip Erdoğan kürsüde Cumartesi annelerinden olan Ferfo anne ve onun yaşadıkları hakkında konuşurken ağlayan, gözyaşı döken bakanlar kimdi? O zamanlar siz seçimleriniz için bu konuyu gündeme alıp dile getirdiğiniz de Cumartesi anneleri haklı ve güzel bir şey yapıyorlardı. Şimdi ise 700 haftadır aynı şeyi yapmalarına rağmen kötü şey yapıyorlar, terörist bile oluyorlar. Her türlü müdahaleyi hak ediyorlar. Öyle mi? Sözün özü; hem içerde hem dışarıda halkları ve emekçileri kutuplaştırma üzerine kurulu bir siyasette ısrarın sürdürülmesi her seferinde halkları ve emekçileri vurmaya devam ediyor. Hangi milliyetten, dinden, mezhepten olursak olalım hepimiz adaletin, eşitliğin, kardeşliğin, paylaşımın, yardımlaşmanın, dayanışmanın, insanca bir yaşamın kalıcı hale getirildiği bir ülkeye ve dünyaya özlem duyuyoruz. Bu özleme kavuşmanın yolu savaş ve çatışmadan değil, barış ve kardeşlikten geçiyor. Bunun için emperyalist ülkelerin ve işbirlikçilerinin çıkar kavgasının eseri savaşlar yoksul halkların ve biz emekçilerin savaşı değildir. O nedenle Savaşlara hayır demeliyiz. Savaşın kazananı barışın ise kaybedeni olmadığı gerçeğinin unutturulmak istenmesine, Savaşların, savaş politikalarının ve çatışmaların da etkisi ile ülkemizin adım adım sürüklendiği ekonomik krizin faturasının biz yoksul halka ve emekçilere yıkılmasına, Savaş ve çatışma ortamının emekçilerin üzerindeki sömürünün artırılmasının fırsatı haline getirilmesine karşı, Ülkemizin geleceğine sahip çıkmak, demokrasiyi, laikliği, bağımsızlığı, barışı, eşitliği, özgürlüğü, adaleti savunmak ve gerçek kılmak için 1 Eylül’de tüm yurtta alanlardayız, olmaya da devam edeceğiz. Nedeni olmadığımız ekonomik krizlerin faturasını emekçiler yoksullar olarak ödememek için açlık, yoksulluk ve ölüm demek olan emperyalist savaşlara hayır demek için tüm emekçiler, işçiler, yoksullar olarak birlikte mücadele etmeliyiz. İnadına Barış, İnadına Kardeşlik demeliyiz. (Kurum Haber)    
01 Eylül 2018 - 16:29 'de eklendi ve 20 kez görüntülendi.
Etiketler :
İLGİLİ HABERLER

YAŞASIN 1 EYLÜL

POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
SON DAKİKA