GENÇLERBİRLİĞİ SOYUNMA ODASINDA KAVGA ÇIKTI

GENÇLERBİRLİĞİ SOYUNMA ODASINDA KAVGA ÇIKTI

SUMUDİCA: “BUGÜN KAZANMAYI HAK ETTİK”

SUMUDİCA: “BUGÜN KAZANMAYI HAK ETTİK”

MESUT BAKKAL: “BATACAKSAK İKİMİZ DE BATACAĞIZ”

MESUT BAKKAL: “BATACAKSAK İKİMİZ DE BATACAĞIZ”

JULİEN HASTALIĞINA FRANSIZ KALMADI

JULİEN HASTALIĞINA FRANSIZ KALMADI

OKULLARARASI HENTBOL GENÇ KIZLAR MÜSABAKALARI TAMAMLANDI

OKULLARARASI HENTBOL GENÇ KIZLAR MÜSABAKALARI TAMAMLANDI

YAZAR VE DÜŞÜNSEL-ELEŞTİRİ YAZIM SANATI
  • BEYHANASMA
    • BEYHAN ASMA
    • BEYHANASMA@kayserihakimiyet2000.com
    • 5 Ekim 2015 - 18:16:09

Gerçek bir sanat yapıtının, roman olsun, şiir olsun, resim olsun, her zaman anlaşılamayan / açıklanamayan bir yanı vardır. Ola ki, onu sanat yapıtı yapan nitelik de bu yanıdır. O yapıtı anladığımız ölçüde, bu gizeminin ayrımına varırız.
Ayrımına varmak-söylemek gerekli mi-gizi anlamak ya da kavramak değildir. Açıklamak ve çözümlemekse hiç değil. O gizemin varlığını duymaktır. İşlevini en iyi yerine getiren eleştirmen, denemeci, bu gizi açıklamaya kalkmaz; olsa olsa bize o gizin varlığını duyurur. Daha da ileri gideceğim, sanatçının kendisi de o gizi açıklayamaz bize. Çünkü sanat yapıtı, yazarını, şairini, ressamını aşarak gerçekleşir.
Az sayıda sözcükle kurduğu metin yapılarında, yoğun anlamları dar bir alana sığdırarak suskunun içinde çoğalan içsel anlam yankılarına kulak vermesini sağladığı okurunu, gerçek bir anlam yaratıcısına dönüştürmeyi başarmaktır.
Yazarın yapıtlarına, bu derinliğin yanı sıra görselliğin getirdiği yeni biçimsel deneyimlemeler de ayrı bir zenginlik kazandırmaktır.
En gerçeğin içindeki düşü ve düşün içindeki gerçeği aramaktır. Okuyucuya gerçek diye sunulanlar, önünde sonunda yazarın hayal ile gerçek arasında uydurduklarıdır, özellikle romanlarda görsel sanatlardan, sinemadan ve fotoğraftan yararlanmaktır.
Gerçeğin içindeki gerçeğe varmanın tek yolu kanımca “düşten” geçer. Genel olarak sanat ve edebiyat anlayışı içindeki düşsellik ve gerçeklik konusundaki düşüncelerini bu sözlerle dile getiren yazar, düşün içinden geçen gerçeğin ve gerçeğin içinde gizlenen düşün ardına düştüğünü ifade ederek, roman ve öykünün her şeyden önce bir kurmaca ve bu kurmacanın asıl mimarının da yazarın imgelemi olduğunu sezdirendir.
Genelde sadece bir okuyucu olarak gözlemlediğim bir roman örneğinde : Romanın ilk sayfalarında yazarın(anlatıcının) bir “yazan kişi” olarak kaygılarını, sözcüklerle anlam alışverişini, dilin olanakları ve sınırlarını keşfetme çabalarını, yaşadığı sıkıntı ve tereddütleri dile getirdiğine tanık olmaya çalışırım. Yazdıklarını yayımlatma konusundaki çekingenlik ve korkularını bir an düşünmeye başlarım: “İnsan yayımlamadığı sürece düzeltebilir. Düzeltmek demek, özeleştiri demektir. Yayımlandıktan sonra böyle bir olanak yok. Bu durumda, eleştirileri sineye çekmek gerek. Göğüs germek gerek. Ya da aldırmamak gerek. Ama yayımlamak aldırmak demektir de.
Oysa bunca yıl eleştirilere aldırmayan, onlara göğüs geren, sineye çeken hiç kimseyi görmedim. Yazdıklarımı önemseyip değerseyip yayımlarsam, dışarıdan gelen eleştiriler, haklı olsalar da beni yaralar ve ben de yaramı sarmak için kendimi, yani yazdıklarımı savunmak zorunda kalırım diye yayımlamadım.” Anlatıcı birçok yazar, yayımlamadığı sürece yazılarına en ağır eleştirileri kendisinin yaptığını ve bundan hiç yara almadığını belir ve dolayısıyla kendini kimseye; özellikle de okura karşı savunmak durumunda kalmadığını içtenlikle ifade eder. Burada, yazarın yazma ve yayımlatma; yayımlatma sonrasındaki olası eleştirilerle ilgili kaygı ve tereddütlerini okurken, pek çok yazarın yaşadığı bu psikolojinin derinden duyumsatıldığını fark ederiz kendi payımızca…

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz