709377.T.C. KAYSERİ 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ.25.11.2017

709377.T.C. KAYSERİ 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ.25.11.2017

BÜYÜKŞEHİR SON 3 YILDA 343 OYUN PARKI YAPTI

BÜYÜKŞEHİR SON 3 YILDA 343 OYUN PARKI YAPTI

SADECE CİNSEL ŞİDDETE MARUZ KALAN KADINLARIN ORANI YÜZDE 15,3

SADECE CİNSEL ŞİDDETE MARUZ KALAN KADINLARIN ORANI YÜZDE 15,3

İL MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRÜ OSMAN ELMALI: ÖĞRETMENLİK BİLGELİKTİR

İL MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRÜ OSMAN ELMALI: ÖĞRETMENLİK BİLGELİKTİR

YENİ İL SAĞLIK MÜDÜRÜ BENLİ, GÖREVİ KILIÇ’TAN DEVRALDI

YENİ İL SAĞLIK MÜDÜRÜ BENLİ, GÖREVİ KILIÇ’TAN DEVRALDI

YAZIMLARDAKİ DAĞLAR…DAĞLAR…I
  • BEYHANASMA
    • BEYHAN ASMA
    • BEYHANASMA@kayserihakimiyet2000.com
    • 15 Nisan 2016 - 12:13:21

Dağlar; güç ve kuvvetin, heybet ve ihtişamın, yücelik ve azametin, sarplığın, aşılmazlığın, sertliğin timsâlidir. Dağları seviyor musunuz diye sorulsa inanıyorum ki çoğumuz; Evet! diye cevap verecektir. Çünkü onların büyük küçük bütün insanların hayatında önemli yeri var. Daha çocukluğumuzda masallarda Kaf Dağı’nı, efsânelerde Ağrı Dağı’nı, destanlarda Köroğlu ile birlikte Bolu dağlarını, Çamlıbelleri öğrenmiş ve bunlarla hayallerimizi süslemiştik.

Küçük bir çocuk iken aklımızı, gönlümüzü dolduran, ruh dünyamıza giren, rüyalarımızda dolaşan dağları bugün dahi unutabildik mi?

Birçok ülkeleri, bölgeleri, hatta tarihî olayları bunlar sayesinde hâfızamızda yaşatmıyor muyuz?Çeşitli sebeplerle gezip gördüğümüz, oturup kaldığımız şehirlerimizden bugün en çok hatırladığımız da o bölgelerin dağlarıdır.

Erzurum’un Palandöken’i, Ankara’nın Hüseyin Gazi’si, Karadeniz’in Canik, Denizli’nin Babadağları hâlâ gözümün önünden gitmemektedir.
Kayseri deyince Erciyes’i, Akdeniz Bölgesi deyince Torosları hatırlamamak mümkün mü? Şeyh Şâmil’i destanlaştıran onu Kafkas Kartalı yapan ondaki îman ve yiğitliğin yanı sıra bu dağlar değil mi?

Türkistan kahramanı Osman Batur’u Altay ve Tanrı dağlarıyla tanımadık mı? Ferhat’ın sevda imtihanı dağlarda geçmedi mi? Vatan savunmasıyla alâkalı bir konferansta dağların bugün bile ne kadar önemli olduğunu dinlemiş, hayret etmiştim.

Orta Asya bozkırlarından Anadolu’ya gelen atalarımız, dağlar ülkesi diyebileceğimiz bu toprakları sevmiş ve vatan edinmişler. Masallarda, destanlarda, şiirlerde çok sık rastlanan dağlar; şairlerimize, ediplerimize, ressamlarımıza ilham kaynağı olmuş, âşıklarımızın, ozanlarımızın dilinden türkü olarak dökülmüş.

Maddî ve mânevî, kültürel ve dînî, tarihî ve coğrafî açılardan bizim insanımızın hayatında büyük yeri olan dağlar; bilmiyorum diğer milletlerin kültüründe, inancında, hayalinde bu kadar yer tutuyor mu?

Dağların zirvesine doğru çıktıkça hava berraklaşır, manzara derinleşir, duygular depreşir. İnsan göklere doğru yükseldiğini hisseder. Heyecanı artar, hayreti artar.

Zirveye çıkıp ta tepelerden enginlere bakmak da bir başka haz verir insana. Ormanların uğultusu, derelerin şırıltısı, kuşların cıvıltısı, rüzgârın fısıltısı, yaprakların hışırtısı gür ormanlarla kaplı dağların en bariz özellikleridir.Çöller ölüm, deniz hasret ve hareket, ova sükûnet ve bereket, dağlar ise heybet, haşyet ve ihtişam çağrıştırır.

Ağızda dil, ağaçta dal, kovanda bal ne kadar tabiî ise; derede sel, ovada yol, tepede yel o kadar tabiîdir. Yapılarına ve vasıflarına göre dağlar çeşit çeşittir. Görkemli yüce dağlar, heybetli ulu dağlar, başı karlı ala dağlar, uzayıp giden sıra dağlar, bereketli mor dağlar ve kıraç boz dağlar…

Dağlar Türk halkının gelenek ve göreneğine, yaşam biçimine yansıdığı gibi mitoloji,efsane, destan, masal, halk hikayesi gibi anlatı türlerine, manilerine, ninnilerine, türkülerine,bilmecelerine ve halk şiirine girmiş, halk edebiyatı ürünlerinin çoğunda önemli bir motif olarak yer almıştır.

Türkler tarihleri boyunca birçok destan meydana getirmişlerdir. Yaşadıkları yöreler genellikle bozkır ve dağlık alanlar olduğu için dağlar çeşitli yönleriyle Türk destanlarında hep ön planda yer almıştır.

“Başım dağ, saçlarım kardır
Deli rüzgârlarım vardır
Ovalar bana çok dardır
Benim meskenim dağlardır dağlar.”

Yukarıdaki bilinen dörtlük; dağları romanlarında türküleştiren, Türk Edebiyatı’nın muhalif sanatçısı Sabahattin Ali’ye aittir.

Bir aydının duruşu, hayata bakış açısı elbette dönemin sosyal ve siyasal şartlarından bağımsız düşünülemez. 1930’lu dönemlerde yavaş yavaş Anadolu’ya açılan Türk Edebiyatı, Anadolu’yu gerçekçi bir şekilde tanımlamaya çalışır.

Artık Anadolu, yazarların sadece dıştan gördüğü gibi çeşmeleri ve doğal güzellikleriyle değil, halkın yaşayış biçimiyle, üretimiyle ve savaş sonrası sınıf farklarıyla yazılacaktır.
 

 

 

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz