MESLEKTE 35. YIL ANLAMLI BİR ÖDÜLLE TAÇLANDI

MESLEKTE 35. YIL ANLAMLI BİR ÖDÜLLE TAÇLANDI

KAYSERİLİ SANAYİCİ VİZYONUNU TÜRKİYE’NİN ÜRETİM ÜSSÜ OLARAK BELİRLEDİ

KAYSERİLİ SANAYİCİ VİZYONUNU TÜRKİYE’NİN ÜRETİM ÜSSÜ OLARAK BELİRLEDİ

MELİKGAZİ ÇALIŞANLARINA “UYUŞTURUCU İLE MÜCADELE” SEMİNERİ

MELİKGAZİ ÇALIŞANLARINA “UYUŞTURUCU İLE MÜCADELE” SEMİNERİ

VALİ KAMÇI KORUYUCU AİLELERLE BİR ARAYA GELDİ

VALİ KAMÇI KORUYUCU AİLELERLE BİR ARAYA GELDİ

KORUYUCU AİLELERLE EĞLENCELİ BİR AKŞAM

KORUYUCU AİLELERLE EĞLENCELİ BİR AKŞAM

YENİ DÜNYA DÜZENİ VE BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ-7
  • SÜLEYMANKOCABAŞ
    • SÜLEYMAN KOCABAŞ
    • suleymankocabas@kayserihakimiyet2000.com
    • 23 Eylül 2017 - 18:12:33

YENİ DÜNYA DÜZENİ VE BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ-7

Amerika, bu “çevreleme teşkilatları” nı kurmasının yanında, gerekli gördüğü hallerde kendisi askeri müdahalelerde bulunarak Komünizmin güneydoğu Asya’da yayılmacılığını önlemek için 1950’de Kore’ye 1964’de Vietnam’a askeri gönderdi. Kore Harbi’ne Amerika’nın safında Türküye de katıldı.

Amerika’nın askeri müdahalelerinden bir diğeri ise  Sovyet Rusya’nın 1980’de Afganistan’ı işgali sırasında ortaya çıktı. Rusları, Afganistan’dan çıkarmak için Amerika buraya asker göndermedi. Adına, “Vekalet Savaşları” denilen savaşa başvurdu. Afganistan’da “işgali yerli direniş” olarak ortaya  çıkan Taliban ve El – Kaide hareketine yüklü silah yardımıyla destek verdi. Bunun onucu, Afganistan’da tutunamayacaklarını anlayan Ruslar burasını boşattılar.

Soğuk Savaş döneminde Amerika ve Sovyet Rusya’nın direkt kapışmasını, nükleer savaş teknolojisi önledi. Her iki ülke de nükleer silah olarak atom bombasına sahip olduğu  için çıkacak bir “Atom savaşı” nın galibi ve mağlubu olmayacağı ve üstelik “dünyanın sonunu getireceği” endişesiyle, kendi aralarında  savaşmaktan kaçınan iki süper güç, bütün kıtalarda kendileri savaşmaktan ziyade , kendileri adına savaşacak “vekalet savaşçıları” bularak, bu savaşları 1990’da SSCB dağılana kadar sürdürdüler.

İşte, bloklar arasında jeopolitikten kaynaklanan kavga sebepleri kendisini bu şekilde göstermişti.

Truman Doktrini

Amerika’nın, jeopolitik ve ekonomik sebeplerden Ortadoğu’ya ilk girişi, aşağıdaki bölümlerde daha detaylı ele alacağımız üzere  “Büyük Ortadoğu Projesi” nin başlaması, adına “Truman Doktrini” denilen doktrinle kendisini gösterdi.

Adı geçen doktrinin ortaya çıkmasına sebepler, Yunanistan ve Türkiye’de yaşanan olaylar olmuş, Yunanistan’da komünistlerle yaşanan iç harpte, bu ülkenin komünistleşip Sovyet  Rusya bloğuna u kaymasını istemeyen Amerika, Yunan anti –komünistlerine destek vererek savaşın bunlar tarafından kazanılmasını sağlarken, Türkiye’nin ise, Sovyet Devlet Başkanı Josef Stalin’in  1945 martından itibaren İstanbul ve Çanakkale Boğazlarından üs ve Doğu Anadolu’dan toprak istemeye yönelik notaları karşısında, kendisini kendi gücüyle savunamayacak durumda olmayan Türkiye’nin kendisinden yardım istemesine, Türkiye’nin Sovyet nüfuzunu germesi önlemek için “evet” demiş, bütün bu yaşananlar sonucu, Yunanistan ve  Türkiye’ye önce Amerikan askeri yardımları ve arkasından da ekonomik yardımlarının başlamasıyla birlikte bu iki ülke Amerika’nın nüfuzuna girmiştir.

Sovyet  Rusya tehdidine karşı, adı geçen iki ülkeyi askeri yönden kuvvetlendirmek için Amerikan Başkanı Harry Truman, adına “Truman Doktrini” denilen, bir “Askeri Yardım Programı” ile iki ülkeye yadım etmeye başlamıştır.

Truman’ın   12 Mart 1947’de, Kongre’den onay almak için yaptığı iki ülkeye askeri yardım isteğini Kongre’nin onaylayarak yürürlüğe girmesine “Truman Doktrini” denilmiştir. (  Richard M. Freeland,  The  TrumanDocrineandtheOrigins of  McCarthyism,  New York ÜniversityPress,  New York andLondon, 1991, s. 84 – 85)

Truman yaptığı konuşmada, “Rusya’yı ‘elinde dev askeri mekanizmasıyla Batı uygarlığını tehdit eden  canavar bir tiran resmi’ olarak tasvir ediyor,  Rusların dünyaya  egemen olma peşinde olduğuna inanıyor, Sovyet liderlerini, açık konuşmayan, teröre, propagandaya ve komplolara düşkün sinsi tipler olarak görüyordu.”( George McGhee,  The Usa – Turkısh  -NATO  Middle East Connettıon, TheMacmillan P.  Ltd. London, 1990, s. 27)

Amerika’nın askeri yardım programından olarak Yunanistan’a 400  milyon dolar, Türkiye’ye ise,  100 milyon dolar yardım yapılacaktı. Bunun ardından, Avrupa ülkelerine yapılan “Marshall Ekonomik Yardımı” nda Türkiye’nin de yararlanması kararı alındı.

Amerika’nın Türkiye’yi Sovyet tehdidinden korumak için yaptığı bu yardımlar karşılıksız olmayacak, Osmanlı döneminde İngiltere’ye yardımlarının “diyet” i ödetildiği gibi tarihin tekerrür olarak yine “Kuzeyden Gelen tehdit” sebebiyle  Türkiye’ye de ödetilecekti. Truman Doktrininin açıklandığı günlerde Türkiye’nin rejimi Tek Partili Yönetime bağlı “otoriter” bir nevi  “faşist bir yönetim” di. Amerika ise, demokrattı. Amerika, bir kere, Türkiye’ye “Yanıma, rejimini değiştir gel” dedi. Milli Şef ve Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Amerika’nın bu baskısı üzerine “Demokrasiye geçilecek, geç” emrini verdi. Amerika’nın Türkiye’ye hulülü için siyasi yapının liberalleşmesi yeterli değildi. Yürürlükteki “Devletçi ekonomik sistem” in de liberalizasyona tabi tutulması gerekiyordu. Bu da, Başbakan Recep Peker zamanında 1947’de alınan “Ekonomik Tedbirler Paketi” ile yerine getirilerek ekonomide de liberalleşmenin yolu açıldı. Tarihin tekerrür açısından adı geçen paket 1838 İngiltere – Osmanlı Devleti Ticaret antlaşmasına benziyor, demokrasiye geçişin tarihteki karşılığı ise 3 Kasım 1839 ‘da Tanzimat Fermanı’nın ilanı ve 18 Şubat 1856’da Islahat fermanının ilanı ve 29 Mayıs 1876 Meşrutiyetin ilanı  darbesi oluyordu.

Türkiye, 19.Yüzyılın ortalarında “Kuzeyden Gelen tehdit” Ortodoks Çarlık Rusyasınınhakimiyet ve nüfuzuna girmeyeyim derken İngiltere’nin nüfuzuna girmiş, 100 yıl sonra tarihin üzerimizde tekerrür etmesi üzerine 20. Yüzyılın ortalarında ise yine “Kuzeyden Gelen Tehdit” bu sefer de Komünist Rusya’nın nüfuzuna girmeyeyim derken Amerika’nın nüfuzuna girmişti.

İngiltere’de yayınlanan, The  Economist dergisi,    15 Eylül 1946 tarihli sayısında Truman Doktrinini  değerlendirirken “Türkiye Amerika’nın nüfuz alanını girdi” görüşlerine yer veriyordu.

Türkiye’nin  Şubat 1952’de Batı Avrupa’yı Sovyet saldırganlığından korumak için kurulan NATO’ya (North AtlantıcTreatyOrganizatıon – Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı) alınmasıyla birlikte Amerika’nın ve üstelik de buna “Avrupa’nın nüfuzu” da ilave edildiği halde adı geçen devletin nüfuzuna iyice giriyor, Türkiye’nin NATO’ya dahil olmasına birçok siyasal gözlemci, “Türkiye NATO ve Amerika’nın örtülü işgaline uğradı” yorumları yapıyorlardı.

Türkiye, Amerika’ya NATO yükümlülükleri dışında adına “İkili Antlaşmalar” denilen Türk – Amerikan antlaşmalarıyla daha büyük imkanlar tanıdı. Türkiye’nin birçok yerine “Amerikan üsleri” kuruldu. Amerikan istihbarat teşkilatı CIA Türkiye’ye girdi. Türk İstihbarat teşkilatı MAH’ı (Milli Âmâle Hizmet – adı 27 Mayıs 1960 Darbesinden sonra Milli İstihbarat Teşkilatı –MİT olarak değiştirilecektir) CIA kontrol etmeye ve elemanlarının maaşını kendisi vermeye başladı. Üstelik, bütün bakanlıklara  CIA elemanları ayrı bir “büro teşkilatlansa” şeklinde sokularak, bakanlıkların aldıkları kararlar ve yaptıkları programların Amerika –Avrupa emelleri ile çelişkili olup olmadığı bunlar tarafından kontrol edildi. Çelişkili olanlara müdahale edildi. 27 Mayıs 1960 Darbesini yapan cunta üyelerinde Alpaslan Türkeş, bakanlıklardaki  CIA memurlarını darbeyi yapınca keşfettiklerini ve Başbakan Müsteşarı olarak bunları kendisinin “deşifre” edip, bunları bakanlıklardan çıkardığını ve bunun ardından kendisini ziyarete gelen Amerika büyükelçisinin bu yaptığından dolayı kendisini tenkit ettiğinden hatırlarında bahseder.(Hulusi Turgut, Şahinlerin Dansı Türkeş’in Anıları,  ABC  Basın Ajansı Yayınları,  İstanbul, 1995, s. 202 – 206) (Devam Edecek)

 

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz