Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
wezEo.png
wezEo.png

SON DAKİKA


googleplay
Kayseri Hakimiyet Gazetesi / www.kayserihakimiyet2000.com
wem8j.png
MUSTAFA ACAR

YİRMİBEŞ’E SİMİT

Bu haber 09 Nisan 2019 - 11:35 'de eklendi ve 21 kez görüntülendi.
YİRMİBEŞ’E SİMİT

Atatürk evinin güney doğusundaki, surların yaklaşık 10 adım batısında minaresiz olarak inşa edilmiş, tarihi “Cıncıklı Camii” nin batı pencerelerine bakan çay ocağında, arkadaşını bekleyip çayını yudumlarken, (Belki de çayın hamlığından olacak) hissettiği mide burkulması ile açlığı düşmüştü aklına.
Şansından bitişik çay ocağının önünde,büyükçe bir tepsiye , onlarca simit i itina ile dizmiş, en üste ise bir tutam peçete bırakmış, tepsiyi koyduğu masaya, küçük bir tabureye,”belki de müşteri gözüyle görülüp”, çay getirilir diye ürkek,ilişerek oturmakta olan simitçiyi gördü.
Bir liraya aldığı simit i, çay eşliğinde bitirmiş, doymasa bile açlığını yatıştırmıştı.
Birde içinden duyduğu sese kulak verdi.
” Yirmi beşe simit, taze gevrek” diyordu . 10 -11 yaşlarında cılız
görünümlü ,sarı benizli bir çocuk. Yüz vermek istemedi, kovmaya çalıştı zihninden.Olmadı. Başaramadı.

1960 lı senelerin ortaları idi galiba. Kimi gürbüz kimi derisi kemiğine yapışmış görünümü veren atların çektiği faytonların, toprak yollardan , çıkardıkları yoğunlukta olmasa da, kaldırımlardan havalandırdığı toz kümeleri, okulların tatil olduğu, temmuz güneşinin tesiriyle, delikli naylon ayakkabılar içinde doğal olarak terlemiş olan çorapsız ayaklarla buluştuğunda kir e dönüşüyordu. Bu şartlarda önü ince cam ile kaplı,eski kamyon tekerleğinden kesilip,her iki yanına birer çivi marifetiyle tutturulmuş, askılıklı simit sandığı boynunda ilerlerken,terli ayakların ikide bir kayıp, yere kapaklanarak düşmesi işten bile değildi.
Bu düşmelerde; sandığın cam kısmı kırılmamışsa önemli değildi. Diz kapağının yaralanması ise; vukuattan sayılmazdı.

Ham petrol artığından elde edildiğini yıllar sonra öğrendiği asfalt malzemesi ,o yıllarda oldukça değerli idi ki; şehrin ancak ana caddelerine döşeniyordu. Bırakın ilçe yollarının kahir ekseriyetinin ham toprak oluşunu, şehrin varoş dedikleri kenar mahallelerine ulaşılan, henüz cadde hüviyetine kavuşamamış sokakları bile, eğer şanslı ise kaldırım döşeli yoksa kepçe ile alel-usul düzeltilmiş toprak idi. Mevcut İlçe merkezi ve köylerinden, geçim sıkıntısı çeken ,çoğunluğu topraksız, mesleksiz,yoksul kesimden,kimi ” iş bulurum ümidi” ile kimi de iş kaygısı ile birlikte çocuklarını okutabilmek arzusu ile akın, akın geldikleri,sığındıkları bu mahallelere “gecekondu” deniliyordu.
Haksız da sayılmazdı bu ismi verenler.Zira evler gerçekten gece yapılıyordu.Bu tür yapılara “ev” den ziyade ” barınak veya sığınak” ismi daha çok yaraşırdı aslında.

Bu semtlerde bulunan tarlalar, tapu sahiplerinin,mevcut alanı basit bir beyaz kağıt üzerinde, bir kısmını 120 şer, diğer bölümünü 250 şer metrekareler halinde ,basit bir cetvel yardımı ile bölmeleri ile bahsi geçen toprak parçası,müşterisinin hem gözünde,hem de gönlünde , “tarla” olmaktan çıkıveriyor, “arsa” oluveriyordu. Aslında haklarını teslim etmek gerek ki; bu çizim esnasında, gecekondu yapılması düşünülen yerler arasında yol olması düşünülen, 4-5 adımlık boşluklar bırakılıyordu. Böyle olunca “Nazım Planı” diye bir sıkıntı da daha doğmadan çözülmüş oluyordu.
Fiat derseniz; ne rayiç belli, ne de piyasa. Toprak sahibinin keyfine göre veya toprağa yönelik talebin yoğunluğu ile ilgili. Devam Edecek..

MEVLA RAHMET EYLESİN.

O Bir Ozandı “Arif” ti,
Fikrimce Bila Tarifti,
Kaç kuşakta emeği var,
Tek başına maarifti.

**

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA