googleplay
Kayseri Hakimiyet Gazetesi / www.kayserihakimiyet2000.com
ABDULLAH AYATA

YOLCU PARA-3

Bu haber 29 Ocak 2019 - 11:34 'de eklendi ve kez görüntülendi.
YOLCU PARA-3

“Nee. Üniversite mezunu bir hırsız. Tesadüfe bak ki başka bir üniversite öğrencisinin nafakasını çalıyor…”

“Şey… efendim,” diyebildi Rüstem.

“Kes sesini aşağılık mahlukat! Sizin gibileri ne yapmalı bilmem ki!”

Yerinden kalkan Yavuz Bey öfkeyle odasının içinde gezinmeye başladı.

“Kaldır suratını, yüzüme bak! Gözlerime bak!”

Adam, yavaş hareketlerle başını kaldırdı. Suçluydu. Karşısındaki şahısla göz göze gelmek istemiyordu. Ağlamaya başlamıştı. Gözlerinden sicim gibi yaş dökülüyordu. Bu yaşlar içindeki ezikliğin, mahcupluğun, garipliğin dışa vurumuydu. Başını kaldırmasıyla birlikte, yanaklarının ağlamaktan ıslandığını gören Yavuz Bey sert tavrını değiştirdi.

“Ağlama, sil gözyaşlarını.”

Adam, gayriihtiyari hareketlerle gözlerini ceket kollarına sildi. Ama hıçkırması devam ediyordu.

“Mecburdum. Ef… efendim!…”

“Anlaşıldı. Duygu sömürüsü yapma.”

“Çok… çok, zor durumdaydım.”

“Şimdi sana ne yapmamı bekliyorsun?”

“Her… herhalde polise teslim edeceksiniz.”

“Öyle mi düşünüyorsun?”

“Evet.”

“Edeyim mi?”

“Siz bilirsiniz. Suçluyum, her cezayı hak ettim.”

“Hayır, durumu polise bildirmeyeceğim. Hatta kimseye bildirmeyeceğim.”

“Peki, ne yapacaksınız?”

“Burada, bizim bölümde, benim yanımda çalışacaksın. Devamlı gözetim altında bulunacaksın. Seni yola getirip adam edeceğim. Şimdi, hiç kimseye çaktırmadan lavaboya git, elini yüzünü yıka ve işbaşı yap. Aramızda olanları da unut.

Ben şimdiden unuttum. Sen, ben, Allah arasında kalacak tamam mı?”

Bunun üzerine, Rüstem Kaya hayatının en kötü, en onursuz dakikalarını geçirdiği odadan dışarı çıktı. Rüstem’in dışarı çıkmasıyla gündelik işlerine dönen Yavuz Bey, bir taraftan da yeni işe başlayan müstahdemlerin ikisinin lise, ikisinin de üniversite mezunu olmalarına üzülerek, “Yazık, yazık. Keşke ilgi alanlarına göre işlere yerleşebilselerdi. Ekmeğin aslanın midesine inişi gerçek olmuş…” şeklinde hayıflanıyordu.

Saat on olmuştu. Odasından çıkıp Rüstem’i kontrol etmek isteyen Yavuz Bey, bütün bölümleri dolaştı. Hiçbir yerde onu bulamadı. Birkaç kişiye sordu, gören olmamıştı. Öğle yemeği molasında yine araştırdı. Rüstem ortalıkta yoktu.

Akşam olup daire kapandı. Yok, yok… Adam utanıp kimseye görünmeden gitmiş olmalıydı.

Ertesi sabah da yeni elemanını işyerinde bulamadı. Onunla birlikte göreve başlayan arkadaşlarını çağırtıp Rüstem’i sordu. Onlar da nereye gittiğini, nerede olduğunu bilmiyorlardı. Saat on ikiye kadar bekledi. Kaçak elemandan haber  çıkmadı. Adamın gidişinden kendini sorumlu tutmaya, vicdan azabı duymaya başlamıştı. Sonunda dayanamayıp,  Necati isimli uyanık bir memuru odasına çağırdı.

“Necati, sana bugün özel bir görev vermek istiyorum.”

“Emriniz olur efendim.”

“Bak, şimdi beni iyi dinle. Dün burada yeni bir hizmetli göreve başladı. Ama şimdi ortalıkta yok.”

“Duydum, ama ben de görmedim. Sakın başına bir iş gelmiş olmasın?”

“Sanmam. Sen şimdi hemen evrak servisine git. Rüstem Kaya isimli şahsın adresini al, gel.”

“Hemen efendim.”

Çok geçmeden, Necati elinde bir kâğıt parçasıyla içeri girdi.

“Tamam efendim, adresini buldum.”

“Nerede oturuyormuş?”

“Gazi Osman Mahallesi’nde.”

“Oraları bilir misin?”

“Avucumun içi gibi. Çocukluğumun geçtiği yer.”

“Çok güzel. Bugün akşama kadar izinlisin. İşlerini arkadaşlarına devret. Araban burada mı?”

“Burada.”

“Hemen arabana atla, Rüstem’in evini bul. Evinin, ailesinin durumunu kontrol et. İşe gelmeyiş sebebini öğren. Evine girebilirsen buradan geldiğini söylemeyi unutma. Akşama senden konuyla ilgili detaylı bilgi istiyorum tamam mı?”

“Anlaşıldı efendim. Tam bana göre bir iş.”

“Haydi, göreyim seni.”

“Şimdilik allahaısmarladık. Kısa zamanda dönerim.”

Necati, aceleyle odasından çıkıp gitti. Yavuz Bey’e ise görevlendirdiği memurun dönüşünü, getireceği haberi beklemek kalmıştı. İnceleyip onaylaması gereken evrakları önüne alarak oyalanmaya başladı. Aslında aklı başka yerdeydi. Canı çalışmak istemiyordu. Nihayet, üç saat gibi bir zaman sonra Necati gelebildi. Yüz hatlarından üzgün olduğu belliydi.

“Ne oldu?”

“Sormayın efendim. Keşke başka bir arkadaşı gönderseydiniz.”

“Evi, adamı bulabildin mi?”

“Buldum bulmasına da, ne bulsam ne de hallerini görseydim.”

“Çok mu kötü?”

“Hem de nasıl. Yürekler acısı. İçim parçalandı hallerine.”

“Gördüklerini detaylarıyla anlat bakalım.”

“Evi bulmam zor olmadı. Bahçe duvarı yıkık, çatısı çökmüş harap bir gecekondu. Dışarıdan bakılınca içerisinde insan yaşadığı asla düşünülemez. Sokakta adres sorduğum insanlar orayı gösterince çok şaşırdım.

Bir adam, ‘Kalacak bir yerleri olsun diye ev sahibi kirasız verdi gariplere. Daha elektriği suyu yok. Ne yapsınlar mecbur  kalıp içine sığındılar; deyince inandım içinde insan yaşadığına. Evin önüne varıp kapısını birkaç defa tıkırdattım.

İçeriden bir kadın sesi, ‘Kim o!’ diye seslenince ‘Tanrı misafiri; cevabını verdim. Az sonra kapı açıldı. Kapıda, gözleri  çökmüş, genç yaşta çile çektiği belli olan eli yüzü temiz beyaz benizli bir kadın belirdi.”

“Buyurun, kimi aramıştınız?” diyerek karşıladı.

“Rüstem Kaya’yı arıyorum,” dedim. (Devam Edecek)

 

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER