BAŞKAN EKİCİ, “KENTSEL DÖNÜŞÜM PROJESİ HIZ KESMEDEN İLERLİYOR”

BAŞKAN EKİCİ, “KENTSEL DÖNÜŞÜM PROJESİ HIZ KESMEDEN İLERLİYOR”

DEVELİ KAYMAKAMI DURU ÇAY OCAĞINDA VATANDAŞLARLA BULUŞTU

DEVELİ KAYMAKAMI DURU ÇAY OCAĞINDA VATANDAŞLARLA BULUŞTU

KAYSERİSPOR’DA MEDİPOL BAŞAKŞEHİR MESAİSİ DEVAM EDİYOR

KAYSERİSPOR’DA MEDİPOL BAŞAKŞEHİR MESAİSİ DEVAM EDİYOR

708278.İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ SAĞLIK BAKANLIĞI.24.11.2017

708278.İL SAĞLIK MÜDÜRLÜĞÜ SAĞLIK BAKANLIĞI.24.11.2017

MELİKGAZİ İMAM HATİP ORTAOKULU’NDAN MÜFTÜLÜĞE ZİYARET

MELİKGAZİ İMAM HATİP ORTAOKULU’NDAN MÜFTÜLÜĞE ZİYARET

YUNUS EMRE VE DOSTOYEVSKİ İLE SEVGİ KAVRAMI
  • BEYHANASMA
    • BEYHAN ASMA
    • BEYHANASMA@kayserihakimiyet2000.com
    • 9 Aralık 2016 - 11:17:58

KÂİNAT OKUMALARI–24
YUNUS EMRE VE DOSTOYEVSKİ İLE SEVGİ KAVRAMI
Ona göre insan ruhunun bu bölünmüşlüğü, aşk dâhil, sosyal hayatın bütün cephelerinde kendini gösterir. En cani adam, son anda bir ermişe dönüşebilir. Dostoyevski’de sevgi, insan ruhu gibi karmaşık olduğu kadar bir o denli de coşkundur. “Dostoyevski’de kadın, erkekle bir arada olduğu ya da onunla bağlantılı olarak düşünüldüğü sürece vardır. Kadın öğesi apayrı bir alanda algılanır Dostoyevski’de. Kadın bağımsız bir kişilik olarak belirmez. Dostoyevski’de sadece erkeğin yazgısında bir an, onun yolunda bir evre olarak ilgilendirir kadın. Dostoyevski’nin antropolojisi erkekçi bir antropolojidir. Dostoyevski’nin eserlerinde yer alan aşk ilişkilerine baktığımız zaman bu durumu çok daha açık bir şekilde görürüz. Dostoyevski’nin kişiliğinin de etkisi altında, çift kutupluluğuyla aşkı anlattığı en başarılı romanı Budala’da Mişkin de Rogojin de Nataysa Filipovna’ya âşıktırlar. Mişkin, Natasya’yı görmeden önce onun fotoğrafını görür. Bu fotoğraftan Natasya’nın yüzündeki derin acıyı görerek ona acır. Bu acıma sonuçta tutkulu bir aşka dönüşür. Sırf bu acıma yüzünden Natasya ile evlenmeye karar verir. Öte yandan Rogojin şehevi bir aşkla sever Natasya Filipovna’yı. Bu şehvette tutkuya dönüşür ve Rogojin, onun uğruna etrafa birçok para saçarak Natasya’nın vücuduna sahip olur. Ama onun ruhuna asla sahip olamaz. Natasya’yı erkek ruhunun değişik iki görüntüsü olan merhamet ve şehvetin aşka dönüşmesi sürecinde var olması gereken bir unsur olduğu için Mişkin ya da Rogojin ile beraber iken görürüz.”Ruhuyla kadına bağlı olan Dostoyevski, aşkı yalnız kendisi için ister. Coşkun ruhunu dindirecek bir varlık olarak aşkı ve kadınları. Bu yüzden tek bir kadına takılı kalmaz. Dostoyevski’nin yalnız erkek kahramanları değil, kadın kahramanları da bir anda birçok aşklar yaşarlar. Dostoyevski, kadınları anlatırken, onları her türlü halleriyle sizlere sevdirir. Onun kadın kahramanlarına nefret duyamazsınız. “Dostoyevski’de aşkın bir başka önemli özelliği, âşık olan kişinin sevgilisine ulaşmayı amaç edinmiyor olmasıdır. Onu için önemli olan tek şey sevmektir. Sevilip sevilmediği de çok önemli değildir.” Dostoyevski insanı tanrısallaştıracak derecede kutsarken, öncül bilgilerini İncil’den alır. Çünkü sevgi ve erdem üzerinden mesaj veren İncil’in insana bakışıyla Dostoyevski’nin romanlarında ki insana bakışı birbiriyle öylesine örtüşür ki, İncil’de anlatılan sevgi erdemin onun romanlarında kişileştiğini görürsünüz. Dostoyevski “sevgi bütün dünyayı satın alacak değerde bir cevherdir, onunla yalnız kendinin değil, başkalarının da günahını da bağışlatabilirsin” der. Çünkü ona göre insanlığın kurtuluşu, insanı sevmekle başlar. Özellikle kadınlar zayıf varlıklar olduğundan, onlara olan sevgi daha yüce bir sevgidir. Dostoyevski, bütün kahramanlarını sever ama kadınları daha fazla sever. Dostoyevski’nin kahramanlarının sevgisi de diğer roman kahramanlarınkilerinden farklıdır. Öteki yazarlar için sevgi sihirli bir değnek gibi insanı çarpan bir duygudur. Seven insan sevdiğini elde ederse mutlu, elde edemezse mutsuzdur. Karşılıklı sevgi bütün şairler için mutluluğun en yüksek noktasını ifade eder. Onlara göre hayatın en güzel anı, bütün karşıtlıkların bir ahenk içerisinde eriyip gittiği andır ve bu an, ancak iki cinsin birleştiği sırada, ruhun ve ten hazlarının birleşmesi ile gerçekleşir. Dostoyevski’nin kahramanları ise, karşılık gören bir sevgiyle birbirlerini sevdikleri zaman huzur duymazlar; iç çatışmalarının en şiddetli olduğu an, sevgilerinin karşılık gördüğü andır. İtildikleri, alay edildikleri, hor görüldükleri zaman da mutluluktan sarhoş hale gelirler, çünkü artık verenler ve verdikleri şeyin karşılığında hiçbir şey beklemeyenler grubuna girmişlerdir. Dostoyevski’de kin her zaman aşka benzer, aşk da kine. “Yeraltı hayallerimde aşkı mücadeleden başka şekilde göz önüne getiremedim. Aşkı daima nefretle başlayıp manevi zaferle bitiriyor, sonra dize getirdiğim varlığı ne yapacağımı bilemiyordum.” Dostoyevski’nin kahramanlarının mutluluk anlayışları da diğer yazarların kahramanlarından farklıdır. Dickens’ta mutluluk, içinde neşeli çocukların koşup oynadığı bir kır eviyken; Balzac’ta zenginliğin timsali bir şatodur. Dostoyevski’nin kahramanlarının ise böyle dertleri, özlemleri yoktur. Onlar hiçbir yerde durmazlar, kendi kendilerine eziyet eden bir ruhları vardır. Zenginliği, refahı hor görürler, bütün insanlığın arzu ettiği şeyleri istemezler. Yeraltı’nın kahramanının insan ve gayesi üzerine söylediği şu sözler bunu doğrular niteliktedir: İnsan sosyal bir yaratıktır. Belki de satranç oyuncuları gibi gayeyi değil, gayeye giden yolu sever.

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz