ENDONEZYALI ÖĞRENCİLERDEN KUR’AN ZİYAFETİ

ENDONEZYALI ÖĞRENCİLERDEN KUR’AN ZİYAFETİ

PTT’NİN 177’NCİ YIL DÖNÜMÜ ETKİNLİKLERİ KUTLANDI

PTT’NİN 177’NCİ YIL DÖNÜMÜ ETKİNLİKLERİ KUTLANDI

İL VE İLÇE NÜFUS MÜDÜRLÜKLERİNE YENİ PERSONEL

İL VE İLÇE NÜFUS MÜDÜRLÜKLERİNE YENİ PERSONEL

KÜLTÜR ŞEHRİNE YAKIŞIR REKOR

KÜLTÜR ŞEHRİNE YAKIŞIR REKOR

KAYSERİ TİCARET ODASI AB BİLGİ MERKEZİ İKLİM HAFTASINI KUTLUYOR

KAYSERİ TİCARET ODASI AB BİLGİ MERKEZİ İKLİM HAFTASINI KUTLUYOR

27 MAYIS 1960  DARBESİNDE  MASONLARIN ROLÜ MESELESİ
  • SÜLEYMANKOCABAŞ
    • SÜLEYMAN KOCABAŞ
    • suleymankocabas@kayserihakimiyet2000.com
    • 28 Mayıs 2015 - 17:28:27

                                        Menderes Döneminde Mason Hakimiyeti

Bugün 27 Mayıs 2015, 27 Mayıs 1960 Darbesinin 55’inci yıl dönümü. Bu yazımızda, şimdiye kadar hiç ele alınmayan, Masonların bu darbedeki rolleri meselesini ele alacağız.

Türkiye’de, 27 Mayıs 1960 Darbesinden önceki bütün darbeler ve ihtilallerde daima bunların başında bulunan ve âdeta onların   “motor” u  rolü oynayan Masonluğun, adı geçen darbedeki rolü daima tartışma konusu olmuş, bazı görüşlere göre rolünün bulunduğu, bazı görüşlere göre ise bulunmadığı yönünde  görüşler ortaya atılmıştır.

“27 Mayıs’ta Masonların rolü yoktur” tezini savunanların gerekçesi,  10 yıllık (1950 – 1960) zaman dilimine kapsayan iktidar partisi Demokrat Parti (DP)  Genel Başkanı ve Başbakan Adnan Menderes dönemine “Masonik bir zihniyet ve kadrolaşma” nın  sonucu “Masonların hakimiyetinin varlığı” olmuştur.  Her Menderes hükümetinde daima 3-5 mason bakan bulunmuş, DP Meclis Grubunda ise  birçok mason milletvekili yer almıştır.

Devlet yönetiminin başındaki DP’nin kurucularında Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın mason olup olmadığı daima tartışma konusu olmuş, bazı görüşlere göre, İttihat ve Terakki Partisinin “Umumi Katipliği” ni (Genel Sekreteri) yapan  Bayar’ın, neredeyse tüm  İttihatçıların mason olmalarına bakılarak, böyle önemli bir makama  Mason olmadan gelemeyeceği üzerinde durulurken (Prof. Dr. Toktamış Ateş’in görüşleri) , Bayar, kendi hatıra kitabında “Mason Olmadığı” nı yazmıştır( Celal Bayar, Kayseri Cezaevi Günlüğün, İstanbul, 1999, s. 182). Bayar, mason olmasa bile, ömrü masonik fikir ve düşüncelere göre tekmayüz etmiş birisidir.

Başbakan Menderes’in ise  mason olmadığı kamuoyunda yaygın bir kanaat olup kendisi de Yassıada Mahkemesinde yargılanırken Teğmen Teoman Koman’a “Vallahi Celal Bayar’ ın mason olduğunu bilmiyorum, fakat ben mason olmadığıma her zaman yemin edebilirim” demiştir (Tarık Güryay, Bir İktidar Yargılanıyor, İstanbul, 1971, s. 199).

Bayar ve Menderes, bahsettikleri üzere  mason değillerse bile,  etrafları masonlarla daima sarılı olmuştur.  Başbakan Menderes’in 10 yıllık dönemi boyunca “En yüksek devlet memuru”  Başbakanlık Müsteşarı Ahmet Salih Korur, 33 derece mason ve Türkiye Masonlarının Üstat-ı Azamı (başkanı) idi.   Onun şahsında bütün bakanlıkların müsteşarlarının mason oldukları ve bunların da genel müdürleri masonlardan atadıkları üzerinde durulur ki, bu, “Menderes dönemi bürokrasisine masonların hâkim olduğu” görüşünün ortaya atılmasına sebep olmuştur.

DP Tokat Milletvekili Ahmet Gürkan’ın TBMM’ne 1951’de verdiği “Mason localarının kapatılması” kanun teklifi DP Melis Grubunun oylarıyla ret edilmişti.

Sonra, ilk Menderes Hükümetinde Ticaret Bakanı 33 dereceli mason Zühtü Velibeşe’nin yazdıklarına göre, Türkiye’de masonluk hakiki anlamda,  Cumhurbaşkanı  İsmet  İnönü zamanında  3 Şubat 1948’de değil, 16 Aralık  1956’da “Hür ve Kabul Edilmiş Mason Locası” nın açılması ile birlikte yeniden kurulmuş, 1948’de kurulan “Acayip teşkilat bir masonluk oyunu” olmuştur (Zühtü Velibeşe Türkiye’de  Franmasonluk, İstanbul, 1956, s. 57 – 58) 1956’da kurulan locanın üstat –ı azâmlığına Ahmet Salih Korur getirilmişti.

Bütün bu olup bitenler sonucu, Türkiye’de masonluk tarihinde, Menderes dönemi “Mason hakimiyetinin zirve yaptığı” bir dönem olarak nitelendirilmiş, bu cümleden olarak bir ”sonuç değerlendirmesi” olarak Türkiye masonluğunu anlatan bir kaynakta şunlardan bahsedilmiştir:    “Türkiye’de masonluğun, nüfuzunun artırışı ve bütün devlet kadrolarında ve hükümet mekanizmasında söz sahibi oluşu bu devreye (1950-1960) rastlar. Masonlara bu imkan, DP iktidarı ileri gelenleri tarafından verilmiş değildir. O günlerin hür ve demokratik havası, iş başına geçenlerin bir şeyler yapmak, memlekette refah ve terakkiyi artırmakta gösterdikleri heyecan, samimiyet ve aşırı tolerans havası, bilhassa masonların gayretlerini gerçekleştirmelerine yaramıştır. Demokratik hava, söz, fikir ve basın hürriyeti, halkın politikaya bir unsur olarak  ve fiilen katılışı masonların arayıp da bulamadıkları bir ortamdır. Merkezi, tek partili ve güdümlü idareler masonların en korktuğu şeylerdir. Onlar dikkati çekmeden, gizlilik içinde ve demokratik idareler altında çalışmayı severler. Bu, demokrasiye ve fikir hürriyetine âşık oldukları için değildir. Devleti, halkı ve müesseseleri ancak böyle bir ortamda kontrol edebilirler. Kendi taraftarlarının yükselmesi, derneklerinin rahat çalışması, iktisadi ve sosyal imkanları aralarında taksim etmeleri bu rejimle mümkündür. Homojen olmayan, kitleye hitap eden, doktrinsiz çoğunluk partileri ve onların iktidarları masonlar için en ideal hükümetlerdir.

Demokrat Parti  hükümetleri, tâ 1960’a kadar birinci derecedeki isimlerinin mason olmamasına rağmen (Cumhurbaşkanı Bayar ve Başbakan Menderes’in mason olmayışı) büyük mevkileri masonlar tarafından işgal edilmiş, CHP hükümetlerinden daha fazla masonluğa imkanlar tanımış, gayelerinin tahakkukuna bilmeyerek yardımcı olmuştur. Belki birinci adamları mason değildi. Fakat ikinciler veya  birincilerin mahremi esrarı olan ve halk için isimleri hiçbir şey ifade etmeyen bazı kimseler mason localarının sâdık (sadakatli, içten) bendeleri (bağlı) idiler. Türkiye’de, masonlardan gizli veya onların zımni (isteği) ve  muvafakatı (olur, uygunluk) olmadan  hiçbir şey yapılamıyordu. Her müesseseyi, her köşeyi ve mevkii kontrollerine almışlardı. Daha az göze batıyor, fakat daha müessir (tesirli, etkili) oluyorlardı. 1935-1948 tecrübesi onlara çok şey kazandırmıştı. “Sessiz ve derinden” gidiyorlardı. Türkiye masonlarının maşrıkı âzamı olan ve aynı zamanda Başbakanlık müsteşarlığı yapan bir adam (Ahmet Salih Korur) Eyüp Sultan Camii avlusunda devlet ve hükümet büyüklerine iftar ziyafeti verecek kadar iki yüzlü görünebiliyor veya herkesi kandırdığını zannediyordu.

1950-1960 arasında Türk masonluğunun oynadığı beynelmilel rol ve Türk devletinin uğradığı musibetlerdeki (belâ, felaket) faaliyeti 1909-1917 günlerindekini hatırlatacak dereceye varmıştır.”(İzzet Gün – Yalçın Çeliker, Masonluk ve Mavsınlar, İstanbul, 1968, s. 45 – 46)

 

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz