Hayatta bazı dönemler vardır; ne kadar iyi niyetli olursanız olun, ne kadar yardım etmeye çalışırsanız çalışın, yine de yanlış anlaşılır, kullanılır veya haksız yere suçlanırsınız.
İşte insanın en büyük yanılgılarından biri tam burada başlar:
“Acaba sorun bende mi?”
Karşınızdaki insan size kötü davranır.
Sizi küçümser.
İyiliğinizi kullanır.
Sınırlarınızı zorlar.
Sonra bir süre sonra siz kendi davranışınızı sorgulamaya başlarsınız.
“Acaba fazla mı iyi niyetliydim?”
“Acaba yanlış bir şey mi yaptım?”
“Belki de biraz daha farklı davransaydım böyle olmazdı.”
Oysa başkasının size nasıl davrandığı ile sizin değerinizi birbirinden ayırmayı öğrenmek gerekir.
Çünkü bir insanın size kötü davranması, otomatik olarak sizin kötü, yetersiz veya değersiz olduğunuzu göstermez.
Bazen insanlar kendi çıkarları, korkuları, önyargıları veya kişisel sorunları nedeniyle başkalarına haksız davranabilir.
Bu, yapılan davranışı haklı çıkarmaz.
Ama önemli bir gerçeği gösterir:
Her davranışın açıklaması sizde değildir.
Günümüz toplumunda özellikle iyi niyetli insanların yaşadığı önemli bir problem var.
İyilik ile sınır arasındaki dengeyi kuramamak.
Yardımsever bir insan düşünün.
İş yerinde herkesin işine koşuyor.
Birisi yardım istediğinde kendi işini bırakıp destek oluyor.
Birinin problemi olduğunda dinliyor.
Kimsenin işini zorlaştırmak istemiyor.
Zamanla ne oluyor?
Herkes ondan bir şey istemeye başlıyor.
Çünkü insanlar onun yardım edeceğini biliyor.
Daha da kötüsü, bir süre sonra bu yardımseverlik bir görev gibi görülmeye başlanıyor.
Bir gün “Hayır” dediğinde ise şaşkınlık ortaya çıkıyor:
“Ne oldu buna?”
İşte burada önemli bir ayrım var.
İyilik yapmak başka, kendini kullandırmak başkadır.
İyi insan olmak, herkese her koşulda “evet” demek değildir.
Merhametli olmak, sınırlarının olmaması anlamına gelmez.
Empati kurmak, kendinden vazgeçmek değildir.
Aksine, sağlıklı iyilik çoğu zaman sınırla birlikte anlam kazanır.
Çünkü sınırı olmayan iyilik, bir süre sonra başkalarının beklentisine dönüşebilir.
Ve siz sınır koymaya başladığınızda bazı insanların size bakışı değişebilir.
Daha önce her istediğini yapan insan artık yapmıyordur.
Her çağrıldığında koşan insan artık kendi zamanını da düşünüyordur.
Her haksızlığı açıklamaya çalışan insan artık bazı tartışmalara girmiyordur.
İşte o zaman bazı insanlar sizi “değişmiş” olmakla suçlayabilir.
Aslında değişen çoğu zaman karakteriniz değil, kendinize verdiğiniz değerdir.
İnsanın hayatında öğrenmesi gereken en önemli şeylerden biri budur:
Herkesin sizi doğru anlamasını sağlayamazsınız.
Ne kadar iyi niyetli olursanız olun, birileri sizi yanlış anlayabilir.
Ne kadar dürüst olursanız olun, birileri davranışınıza kendi çıkarı doğrultusunda anlam yükleyebilir.
Ne kadar yardımsever olursanız olun, birileri bunu zayıflık olarak görebilir.
Bu nedenle sürekli kendinizi açıklamak zorunda değilsiniz.
Elbette yanlış yaptığınızda sorumluluğunuzu almak gerekir.
Birini kırdıysanız özür dilemek gerekir.
Hatanız varsa kabul etmek gerekir.
Fakat ortada sizin yaptığınız bir yanlış yokken, sırf karşı taraf sizi yanlış yorumladı diye sürekli kendinizi savunmak da sağlıklı değildir.
Çünkü insanın bütün hayatını başkalarının zihnindeki imajını düzeltmeye harcaması mümkün değildir.
Bu durum özellikle sosyal ilişkilerde insanı ciddi biçimde tüketebilir.
Bir arkadaş grubunda iyi niyetli olduğunuz için yanlış anlaşılabilirsiniz.
Bir iş yerinde sessiz ve çalışkan olduğunuz için hakkınızda farklı yorumlar yapılabilir.
Bir ilişkide anlayışlı olduğunuz için bazı insanlar sınırlarınızı zorlayabilir.
Bir süre sonra insan kendisine şu soruyu sorar:
“Ben neden böyle davranılmayı hak ediyorum?”
Belki de sorunun ilk kısmını değiştirmek gerekir.
“Ben neden böyle davranılmayı hak ediyorum?” yerine:
“Ben bundan sonra kendimi nasıl koruyabilirim?”
Çünkü geçmişte yaşananları değiştiremeyiz.
Ama bundan sonra neye izin vereceğimizi belirleyebiliriz.
Burada üç temel şey önem kazanıyor:
1. Kendi değerini bilmek
Başkalarının sana verdiği değer, senin gerçek değerinin ölçüsü değildir.
Birinin seni küçümsemesi seni küçültmez.
Birinin seni görmezden gelmesi seni görünmez yapmaz.
Birinin seni yanlış anlaması seni yanlış bir insan yapmaz.
İnsan kendi değerini başkalarının davranışlarına teslim ettiğinde, hayatının kontrolünü de başkalarına bırakmış olur.
2. Sınır koymak
İyilik yapmaya devam edebilirsin.
Yardım edebilirsin.
İnsanları dinleyebilirsin.
Empati kurabilirsin.
Ama bunların hiçbirisi “her şeye katlanmak” anlamına gelmez.
Gerektiğinde “hayır” diyebilmek, insanın kendisine duyduğu saygının önemli göstergelerinden biridir.
Bazen bir ilişkiyi korumanın yolu daha fazla vermek değil, nerede duracağını bilmektir.
3. Her şeye tepki vermemek
Hayatımız boyunca karşımıza çıkan her insanı düzeltmeye, her yanlış anlaşılmayı açıklamaya ve her haksızlığa cevap vermeye çalışırsak kendi hayatımızı yaşamaya zaman kalmaz.
Bazı durumlarda konuşmak gerekir.
Bazı durumlarda mücadele etmek gerekir.
Ama bazı durumlarda da geri çekilip gözlemlemek en doğru davranıştır.
Sessizlik her zaman güç değildir.
Fakat ne zaman konuşup ne zaman susacağını bilmek, önemli bir güç göstergesidir.
İnsanın olgunlaşması biraz da burada başlar.
Başkasının davranışını kontrol edemeyeceğini kabul ettiğinde…
Kendisini sürekli açıklamak zorunda olmadığını anladığında…
Herkes tarafından sevilmesinin mümkün olmadığını kabul ettiğinde…
Ve en önemlisi, kendi değerini başkalarının onayından bağımsız kurabildiğinde…
İnsan daha özgür hale gelir.
Bugünün hızlı ve rekabetçi dünyasında insanlar zaman zaman birbirlerini çıkarları üzerinden değerlendirebiliyor. Bu nedenle iyi niyetin yanında sağlıklı sınırlar da gerekiyor.
İyilikten vazgeçmek değil mesele.
İyiliği bilinçsizce dağıtmamak.
Merhametten vazgeçmek değil.
Merhameti kendini yok edecek noktaya taşımamak.
İnsanlara güvenmemek değil.
Güveni hak eden insanı seçebilmek.
Çünkü hayatta kalmak, herkese karşı sertleşmek değildir.
Asıl mesele, dünyanın sertliği karşısında kendi karakterini kaybetmeden kendini koruyabilmektir.
Bazen insanlar size kötü davranabilir.
Bazen sizi yanlış anlayabilir.
Bazen iyiliğinizi kullanabilir.
Bazen hakkınızda konuşabilir.
Bütün bunlar canınızı yakabilir.
Ama onların davranışlarını kendi değerinize dönüştürmek zorunda değilsiniz.
Kendinize şu cümleyi hatırlatmak yeterli olabilir:
“Başkalarının bana nasıl davrandığı, benim kim olduğumu tek başına belirlemez.”
Kendi değerinizi bilin.
Sınırlarınızı koruyun.
Gereksiz savaşlara girmeyin.
İyi insan olmaktan vazgeçmeyin.
Ama iyi insan olmakla kendinizi kullandırmak arasındaki farkı öğrenin.
Çünkü gerçek güç, herkese karşı sertleşmekte değil;
Kime ne kadar yaklaşacağını, neye izin vereceğini ve nerede duracağını bilmektir.
Ve belki de hayatın en önemli derslerinden biri şudur:
Kendini korumak için kötü bir insana dönüşmek zorunda değilsin. Sadece sınırları olan iyi bir insan olman yeterli.