Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
wezEo.png
wezEo.png

SON DAKİKA


googleplay
Kayseri Hakimiyet Gazetesi / www.kayserihakimiyet2000.com
wem8j.png
ABDULLAH AYATA

ATPAZARI   DELİKANLISI

Bu haber 15 Aralık 2018 - 16:59 'de eklendi ve 93 kez görüntülendi.
ATPAZARI   DELİKANLISI

Atpazarı Kayseri’nin bıçkın delikanlılarının yetişmiş olduğu eski, önemli mahallelerinden birisidir.

Arkadaşım İsmail’in babası Hamdi Emmi halen bu mahallede ikamet etmekte olan, o dönemleri doyasıya yaşayan yerel bir tarihçi adeta. Sekseni geçen yaşıyla sıhhati ve şuuru yerinde bir büyüğümüz. Gelişen, değişen şehir ortamına ruhunu ve bedenini uyduramamış, hep eskilerde kalmayı yeğlemiş, ne mahallesinden, ne de alışkanlıklarından vazgeçebilmiştir. İş güç sahibi yaptığı çocuklarının hiç birine yük olmayı istemeyip, eşinin vefatından sonra da evinde yaşamayı tercih etmiştir. Sadece Temmuz ve Ağustos aylarında Hisarcık’taki bağ evinde kalmayı kabullenip, tüm ısrarlara rağmen evlatlarının birinin yanında yaşamayı düşünmemiştir.

İsmail ile birlikte ayda en az bir defa ziyaretine gidip onunla sohbet etmeyi alışkanlık haline getirdim.  Zaten ikimizden birisi olmadığı zaman mutlaka gönüllenip kırılıyor. Ben mi iyice yaşlanıp olgunlaştım, o mu gençleşti bilemiyorum. Gayet iyi anlaşıp müşterek sohbet konuları bulmakta zorlanmıyoruz. Yanına her varışımızda kapıda karşılıyor bizi. İkimize de ayrı ayrı şefkatle sarıldıktan sonra, ‘geciktiniz hayırsızlar, dünya meşakkati bitmez, kendinizi çok yıpratıyorsunuz. Beni de ihmal ediyorsunuz…’gibilerden sitem ediyor. Gönlünü alıp kendimizi affettiriyoruz. Kahve ikramını bize bırakmıyor. Daha sonra çay ve sair işlere biz el atıyoruz. Sohbet başlıyor. Gelmişten geçmişten, olandan bitenden yaşanılan olumlu, olumsuz olaylardan bahis geçtikten sonra söz en sevdiğimiz yere, Kayseri’nin eski mahalle yaşantısına geliyor. Artık söz tamamen Hamdi Emmi’nin.

Başlıyor anlatmaya, gençlik günlerini, adetleri, gelenekleri, saygıyı, sevgiyi, racon kesmeyi, mahalle namusunu… Anlatmıyor, adeta yaşıyor o günleri. ‘ Mahallemizde itin, kopuğun dolaşması bize ar sayılırdı. Komşu kızlarımıza yan gözle bakmak ne haddimize. Evlenecek yaşa geldik mi, gelin adayını seçmek analarımızın işiydi. İşte o sebepten sesimi çıkaramadım. Bu İsmail’in anası Zübeyde’yle evlenmek mecburiyetinde kaldım. Lakin sonunda sevdim be oğul, çoluğa çocuğa karıştık. Birbirimize saygıda sevgide kusur etmedik rahmetliyle…’ lafın arasına girip, ‘ ya ötekiyle, Nesibe’yle neden evlenemedin, onu çok mu sevmiştin?’ diyorum. Derin bir of çekişten sonra, onu anlatmıştım değil mi? Diye soruyor.Başımı eğerek, evet işareti yapıyorum. Dalıp gidiyor o günlere. Belki de dünyanın en görkemli, buralarınen güzel kızıydı. Yahut da bana öyle görünüyordu. Boy, pos, endam yerinde, evlerinin önünden geçerken perdeyi aralar, sarı saçlarını omzuna doğru sallayıp gülümsemesi bende hal, mecal bırakmazdı. Defalarca anama yalvardım. İkna edemedim. Rahmetli inat kadındı. Pasaklı Raziye’nin kızını evime gelin getirmem, oooo, sana ne kızlar bulurum. Edepli, oturaklı, temiz, işçiman, güpdiyin… Zaten onun Hacı Kasım Mahallesine gelin gitmesiyle buralara sığmaz oldum. Başımı alıp çekip gitmek istedimse de olmadı. Anamın bin bir intizarından birisinin tutacağından korktum…’

O anlatmaya devam ediyor. Bense dalıp gidiyorum onunla beraber eski Mahallenin sokakları arasına. Başımda kasket, beyaz mintanım üzerindeki kara yeleğim, aynı renkteki şalvarım, ökçesine bastığım iskarpinim ve elimdeki kehribar tespihimle yürüyorum Atpazarı sokakları üzerindeki kaldırım taşları üzerinde. Ayağımın altında ezilen taşlar ezilip gıcırtılı sesler çıkararak feryat ediyorlar adeta. Tam Nesibelerin evinin önünden geçerken tespihimi birkaç kez çeviriyorum sağ el avuçlarımın arsında. Gözaltından anlamlı bir bakış atıyorum pencerelerine doğru. Camdaki perdenin gıvıştadığını hissediyorum. Belli ki o da beni takip ediyor. Ciddiyetimi bozmadan yan tarafıma sarkan ceketimi beden hareketiyle omzuma yerleştiriyorum. Ritmik ayak hareketleriyle kahveci Nuri’nin kahvehanesine doğru yürüyorum. Duruşum bana, Nesibe’ye, mahalleye güven veriyor…

Tam ben eskilerdeki hayal dünyama dalmışken, ‘evlat, daldın mı ne?’ Soru cümlesiyle kendime geliyorum. İsmail’in demlemiş olduğu çayı alıp evin sekisine çıkıyoruz.  Etrafın görüntüsü pek de iç açıcı değil. Eski meydandan, onun etrafındaki bakkal ve kahvehanelerden eser kalmamış. Parke taşlar sökülmüş, geniş boşluklar arasındaki eski evler teknolojiye, yüksek modern beton binalara inatla direnmekten usanıp yıpranmaya, dökülmeye başlamışlar. Bazı virane yapılar içerisini depo haline getiren atık kâğıt, plastik toplayıcıları görüntüyü tamamen kirletir olmuşlar. Ev sahipler tarafından genellikle kira ücreti alınmadan, sadece mülklerine sahip olmak şartıyla harabe evlere yerleştirilen düşük gelirli, çok çocuklu ailelerin kadın ve çocuklarının görünümleri perişan. Kimleri kapı eşiklerinde, pencere camlarında umutsuz, yorgun bakışlarıyla vakit öldürmeye çalışıyorlar. Ortalık sessiz, ne bir sokak satıcısı, ne neşeyle oyun oynayan çocukların şamataları, ne de bir kabadayı narası duyuluyor etrafta. Ortalıkta bezginliğin, umutsuzluğun, kırgınlığın, kadere boyun eğmenin hâkimiyeti var. Atpazarı adeta can çekişiyor.

Hamdi Emmi de mahallesiyle aynı durumda, korkuyor etrafına saran yüksek katlı binalardan, nefes alamamaktan, gökyüzünü rahatça izleyememekten, Erciyes’in dumanlı zirvesini görememekten, başını kapatabilecek gri bulut yığınlarından korkuyor…’ Keşke, keşke numunelik de olsa mahallemizi olduğu gibi bıraksalardı. Bizler, eski halimizle bu günlerde yaşamaya devam edebilseydik. Veya yanı başımızdaki Tavukçu mahallesinde olduğu gibi çekidüzen verip milletin beğenisine sunabilselerdi. Şunun şurasında ne kadar ömrüm kaldı bilemiyorum ama yine de bir defa daha tekrar ediyorum. Son nefesimi verene dek buradan ayrılmayacağım. Vasiyetimdir, cenazem buradaki camide kıldırılsın. Çocuklarım hayrıma yemek yedirirlerse bu mahallede olsun. Taziyeye gelen dostlarımı bu evde kabul etsinler. Eğer zorunlu yıkım kararı çıkmazsa evimi müteahhide vermesinler. Arada bir gelip hem benim, hem de analarının anılarını burada yaşamaya çalışsınlar…’

Onun bu sözleri bizi duygulandırıyor. Bir an, memleket sevgisi evden başlayıp, mahalle ve şehirden yayılır sözü geliyor aklımıza. Yılanlı Dağ taraflarında güneşin solgun ışıklarının kaybolduğunu gördüğümüzde akşam vaktinin yaklaşmış olduğunu fark ediyoruz. Artık vedalaşma vakti. En kısa zamanda buluşma dilekleriyle Hamdi Emmi’nin ellerini öpüp, onun duygulu bakışlarını ve yorgun Atpazarı Mahallesini geride bırakarak ayrılıyoruz.

 

 

 

 

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA