Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

SON DAKİKA


googleplay
Kayseri Hakimiyet Gazetesi / www.kayserihakimiyet2000.com
RECEP ÇALKANER

BAĞCILIK

Bu haber 12 Eylül 2018 - 12:35 'de eklendi ve 16 kez görüntülendi.
BAĞCILIK

Bağcılık denilince bağcılıkla ilgili bir emaneti de burada kitaba almak istiyorum.

Bir imza günümde adını vermek istemeyen bir hanım, hatıra defterine yazmış olduğu duygularını benimle paylaşmak istedi ve bloknotunu  bana verdi bende sizlerle payşabilmek için buraya aynen alıyorum.

O hanımın kaleminden; “Ben 50-60 yılları Kayserisinin bağ yaşantısından bahsetmek istiyorum” diyerek söze başlıyor.

– O yıllarda yazın şehir çok sıcak ve sinekli olurdu.

Herkesin iyiden kötüden bir bağı vardı. Bu bağların kötü tabir edilenin evleri yığma şekilde taşlarla kabaca örülmüş ötme, tokana ve odadan ibâretti. Altta tokana büyükçe, üste oda (yatak odası gibi) yanda ötme olanı olduğu gibi üçü yan yana olanı ve başka örnekleri de vardı. Ama bütün bağlarda muhakkak ötme, tokana vardı; Ötme önü açık üç duvarlı döşeli bir oda idi.

Tokanada; her tarafı kapalı küçük, camsız,  penceresi olan genellikle kapısız kilerimsi  bir yerdi. Burada erzak bulunurdu. Kapalı oda ise evin gelininin yatak  odası idi. O zamanlar gelinler kaynana, kaynata hatta kayınlarla bir ev de otururlardı.

Hemen hemen hiç problemleri olmazdı. Çünkü herkes konumunu, işini, büyüğünü, küçüğünü bilirdi. Her evde biyana (bey ana) bulunurdu. Bu babanın annesi olduğu gibi, babanın annesinin annesi de olabilirdi. Bu ihtiyarlar çok sayılır, sevilirlerdi. Ellerinde tesbihleri, dillerinde duaları ve ceplerindede çocukları sevindirmek için sakladıkları kuru kayısı, şeker bulundururlardı. Gelinlerine yardım ederlerdi.

Tokananın yanında ocaklık bulunurdu üzüm çubuklarından budanmış gilamadalar, ot yığınları, çalı, çirpi ve ağaç dalları bulunurdu. Derme çatma kurulan ocaklarda yemek pişerdi. Ötmenin önü veya yanında seki tabir edilen bir yer vardı.

Seki; ya tokana duvarı ve ötme önünde yada ötmenin yan duvarının önünde olurdu. Yakınlarda olan bir dere yatağından getirilen ince çakıl taşlar ile düzenlenirdi.

Duvara, bir semerciye yaptırılmış ot yastıklar dayanırdı. Bu yastıklar ve önüne serilen mitil ve minderler eski çabıt ve çullardan yapılır, parçacı denilen esnaftan alınan defolu bez parçalarından olurdu…

“Seki; 9-10 metre kare olduğu gibi daha büyük olabilirdi. Duruma göre ön, yan taraflarına fesleğen (reyhan) sarıpat, yıldız ve mor-pembe sarmaşıklar dikilirdi. Baharda seki önü cıvıl cıvıl ve güzel olurdu. Burada yemek yenirdi. Sabahları tek bir bakır tastan tahta kaşıklarla  kesme çorba içilir. Yanında bazlama yenirdi. Çorbada mutlaka nâne olurdu.

O zamanlar evin erkekleri (herifler) Hanımları da (avratlat) diye tabir edilirdi.

Herifler eşeklerine heybelerini atıp şehre işlerinin başına giderlerdi. Akşamada heybeler kavun, karpuz vesaire ile dolu dönerlerdi. Öğleye herifler olmadığı için ne olsa yenir, aranmazdı. Akşama ise en iyi yemekler yapılırdı. Sekiye  temiz bir sofra bezi serilir, sini altlığı konur üstüne bakır  büyük sini konur ve  üzerine büyükçe bir tepsiye aktarılmış yemek gelirdi.

Yemek sağ elin üç parmağı ve ekmek eşliğinde   yenilirdi. O zamanlar çatal yoktu. Sulu yemekler tahta kaşıklarla tek tencereden toplu halde yenilirdi. Su arışmadan bakır maşrafa ile içilirdi. Kuyulara konulan temiz karlar su ihtiyacını karşılar, güze kadar bu su idareli olarak yemeğe, işmeye ve abdeste kullanılırdı. Banyo içinse en az haftada, onbeşte mahalle hamamlarına gidilirdi.

Yemeklerin üzerine meyve olarak bağdan yeni kesilmiş üzüm, kayısı,  karpuz yada kavun yenirdi. Bir de bazı bağlarda buzluk denilen yerler vardı. Bu buzluklar dağ eteklerinde ki kayaların araları ve aşağıya doğru açılmış olan ufak mağaracıklardı.

Buz dolabı yoktu Buzluklarda kavun, karpuz tere yağ, peynir, süzme yoğurt v.s saklanırdı. Etler kavurma yapılır. Eğer kıyma olarak bekletilecekse kütüklerde satırla iyice dövülüğrdü.

Bağlarda kayısı, üzüm dışında dut, elma ayva, ve badem ağaçları olurdu.yemekten sonra hemen namazlar kılınır kuyu başına yataklar sıralanır erkenden yatılırdı elektrik yoktu. Gaz lambası ile fener ve sonradan bazı evler de olan löküs (lüx) ler kullanılırdı.

Evin tuvaleti epeyce ileride olurdu, çoğu zaman tavansız ve kapısız  hela tabir edilen yere yalnız gidemez kardeşlerimizden yardım beklerdik. Helada idare lambası yanardı. Bazı bağlarda kuyu olurdu, olanlar kuyunun çevresini düzenler yatılır hâle getirilirdi.

Kuyu başında yatmak çok hoş bir şeydi. Kopkoyu bir gecede yıldızların belirginliğine bakarak hayaller aleminde uyunurdu. Bazılarıda evlerinin damlarında yatarlardı.Yalnız bir sorun vardı oda zehirli böcekler. Akrep, büyü…

  Kayserili olupda akrebi, büyüyü, tosbağayı, eşek arısını bilmeyen bir çocuk tanımıyorum. Akrepten korkmayan yoktu. Onun içinde her gece duası okunurdu. Yataklar yerlere yapılır çocuklar, genç kızlar yan yana dizilir yatılırdı.

 

 

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA