GENÇLERBİRLİĞİ SOYUNMA ODASINDA KAVGA ÇIKTI

GENÇLERBİRLİĞİ SOYUNMA ODASINDA KAVGA ÇIKTI

SUMUDİCA: “BUGÜN KAZANMAYI HAK ETTİK”

SUMUDİCA: “BUGÜN KAZANMAYI HAK ETTİK”

MESUT BAKKAL: “BATACAKSAK İKİMİZ DE BATACAĞIZ”

MESUT BAKKAL: “BATACAKSAK İKİMİZ DE BATACAĞIZ”

JULİEN HASTALIĞINA FRANSIZ KALMADI

JULİEN HASTALIĞINA FRANSIZ KALMADI

OKULLARARASI HENTBOL GENÇ KIZLAR MÜSABAKALARI TAMAMLANDI

OKULLARARASI HENTBOL GENÇ KIZLAR MÜSABAKALARI TAMAMLANDI

BASIN SENDROMLARI-19-20
  • SÜLEYMANKOCABAŞ
    • SÜLEYMAN KOCABAŞ
    • suleymankocabas@kayserihakimiyet2000.com
    • 5 Kasım 2015 - 18:18:46

“Şuralıyım, buralıyım” düellosunda, işin daha da ilginci, Doğan’ın “Sen Kaşımpaşalıysan ben de Kelkitliyim” demesi siyasete “pirim” yapmaya başlamış olacak ki, bu modaya uymak ve pirimden “pay” almak için, siyasi hayatında her zaman çok yanlış olarak “Erdoğan’ın kuyruğuna takılarak politika yapan” denilen Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yi de etkisine aldı. O günlerde sessizce, “Sizler Kasımpaşalı, Kelkitliyseniz ben de Karagümrüklüyüm (İstanbul’da Kasımpaşa gibi bir semt adı)” imasıyla ve hatta bunu göstermek için başında şapka, sırtında kolsuz giyinilmiş paltosu ve iki eliyle teşbih çeken “külhan beyi” kıyafetiyle medyaya poz verdi. Tabii ki bu haliyle kamuoyunda hoş karşılanmadı. Özellikle “Havuz Medyası” gazeteleri bunun haberini verirlerken Bahçeli’nin Karagümrüklü portresinin yanına haber başlığı olarak, “Gülünç Duruma Düştü” başlığını atarak onu “alay” a aldılar. İşini ilginci, Bahçeli’nin ortaya “pat” diye çıkan bu tavrı MHP’lileri de şaşırttı ve onun bu durumunu doğru dürüst izah edemediler. Bahçeli herhalde, bu eksantrik davranışı ile “Hatalar” hanesine yeni“bir madde” daha eklemiş oldu.
“Siyasi patronlarımız” ve “medya patronlarımız”ın kendilerine “pirim” sağlayan yukarıdaki “Nerelisin, nereli değilsin, şuralıyım, buralıyım” polemiğinden bu satırların yazarı olarak ben de etkilendim doğrusu. Bu “pirim” den ben de nasıl “pay” kaparım diye düşündüm. “Siyasi” bir kişi olmadığıma göre, siyasi bir prim kazanmam mümkün değil. “Yazar” bir kişi olarak, “yazar primi” babımdan şöyle bir kazancım olacağı düşüncesi ile hareket ettim: “Ben de yiğitlerin harman olduğu Develiliyim”. Bu primimi, daha başka söyle süsleyebiliriz: “Araştırmacı yazar olarak kitaplarımı İstanbul’un Beyoğlu ‘Bataklığı” nda değilde Kayseri ilinin Develi kazasının “Bozkırı” da yazdım.” Yazar dostlarım, bu primimi kendi değerlendirmelerinden olarak da şöyle süsleyebilirler: “Araştırmacı Yazar Süleyman Kocabaş, kitaplarını İstanbul’un ‘Bizans’ın hâlâ süren entrikacı kokuşmuş havası’ için de değilde Develi’nin bozkırının “temiz” havasında yazdığı için ‘temiz’ kaldı, kendisi de eserleri de bu sebepten ‘temiz’dir.”
Erdoğan –Doğan düellosunu Doğan yanlılarının değerlendirmesine devam edecek olursak,Doğan’a “en büyük destek” gazetesi Hürriyet’in “amiralyazar” ı Ertuğrul Özkök’den geldi. 3 Ekim 2015 tarihli “Aydın Bey, Rahmetli Ecevit’in Tanıklığını Unutmuşsunuz” başlıklı yazısında , Erdoğan’ın “iddia ettiği gibi” denilerek, Doğan’ın ne Demirel, ne Özal ne de Çiller hükümetlerini yıkmada görev almadığı ihsas edilerek, onun “liderlere desteği”nden olarak “Ecevit Örneği” den bahsetti. CHP Genel BaşkanıEcevit , 12 Eylül 1980 Darbesi günlerinde “Demokrasiyi askıya alacak” denilen “Darbeye tepki” için “Sahibi : Bülent Ecevit” kayıtlı “Arayış” dergisini çıkarmaya başlamış ama, bu sebepten “büyük para sıkıntısı” çekiyormuş.Yine Özkök’ün yazdıklarına göre, “imdat” ına bugünkü patronu Aydın Doğan yetişmiş ve ona para vererek derginin çıkmaya devam etmesini sağlamış ve ardından Ecevit yıllar sonra 4 Mart 2000’de Boğaziçi Üniversitesi İletişim Enstitüsü tanıtım töreninde, Doğan’a bu yardımı sebebiyle yaptığı konuşmada “teşekkür” etmiş.
Özkök’ün bu yazdıklarının “şifreleri”ni de çözmek gerekir. Aydın Doğan, “Aydın Doğan Tarihi” boyunca genelde hep siyasilerin iktidar olması için CHP’ye oynamıştır. “Cumhuriyetle yaşıt zengin” denilen “Vehbi Koç Tarihi” nde de zaten bu gelenek vardı. Koç için hep “Katıksız CHP”li” denir. Doğan’a da “Katıksız CHP”li olmak” huyu herhalde Koç’tan ona “miras” olarak geçse gerektir.
Bu “geleneksellik” ten anlaşılan, Koç – Doğan ikilisinin, Türkiye’de siyaseti kendi emellerine göre “dizayn” uğruda istinat edecekleri bir “siyasi kadro” ile ilgili olarak karşımıza “CHP’li kadro” çıkmaktadır. CHP’li Koç, 1965 – 1980 zaman dilimini kapsayan kesintisiz –kesintili Demirel iktidarları döneminde ,ülke büyük buhranlar içine sürüklendiğinde, buna bir “çözüm” için istediği, CHP tek başına iktidar olamayacağına göre, daima “Adalet Partisi –CHP koalisyon hükümetleri” istemek olmuştur.
Vehbi Koç’un, 28 Şubat Darbesi arifesinde, kendisinden sonra “Türkiye’nin neredeyse Cumhuriyet’le yaşıt ikinci zengini” denilen Sabancı Holding Grubu Başkanı Sakıp Sabancı ile bir olup, Refahyol hükümeti için “Ülkeyi çok gerdi, bu hükümet gitmelidir” dediklerini de biliyoruz.
28 Şubat Darbesi ile Refahyol Hükümeti yıkılınca, ardından kurulan iki koalisyon hükümetleri olan Anasol- D hükümetinde Demokratik Sol Parti Genel Başkanı Ecevit’in Başbakan Yardımcısı ı ve Anasol –M hükümetinde Başbakan olarak görev alması, yukarıda yazdığımız olup bitenlere de bakılırsa, hep “Medya Patronları” ve bu arada “Doğan Metro Patronluğu” na yaramış, Doğan için hep, “Bu iki hükümet zamanında zenginliğine zenginlik kattı” denilmiştir. Herhalde Ecevit, bu hükümetlerdeki büyük etkinliği sayesinde, Doğan’ın 1980’li yılların başına dergisiArayış’a yaptığı “para yardımları” nın “borcu” nu ödemiştir.
Bu anlattıklarımız, “Medya Patronları”nın Sayın Ecevit’i de hangi statülerde “kullandıkları” nın da bir göstergesi olmaktadır. Yani, “al gülümü, ver gülünü.” Olan millete olmuş veya olmamış hiç kimsenin umurunda değil…
Erdoğan ve AK Partisi yanlısı gazetelerin, Doğan’a yüklemesi yanında, Doğan Grubu yanlılarının da işin esasına bakılırsa çözülmesi gereken “şifreler”le dolu ona desteğe yönelik olarak benzer örnekleri çok sayıda sıralamak mümkündür.
Erdoğan –Doğan düellosuna yönelik olarak, Aydın Doğan’dan, kendisini muhtarlar toplantısında yaptığı konuşmasıyla “tekzip” eden Erdoğan’a yeniden cevap vermek ihtiyacını duymuş olacak ki, 1 Ekim 2015’de gazeteleri Hürriyet ve Posta’da “Kamuoyuna” başlıklı yeni bir açıklaması yayınlandı. Şu görüşlere yer verdi: “Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayip Erdoğan’ın önceki gün muhtarlara hitaben yaptığı bir konuşmada yine doğrudan şahsımı hedef alan sözleri üzerine Türk kamuoyuna son bir açıklama yapmam zorunluluğu doğmuştur…
Sayın Cumhurbaşkanı, benimle ilgili suçlamaların önceki günde sürdürdü. Kendisinin dile getirdiği suçlamaları kabul edebilmem söz konusu değildir. Bu suçlamaları ret ediyorum…
Ben siyasetçi değilim. Dolayısıyla kimsenin siyasi rakibi veya hasmı da olamam. Ülkemin cumhurbaşkanı ile polemik yapmak ne görevimdir ne de böyle bir şeye tevessül ederim. Verdiğim cevap, onurumu korumak amacıyla yaptığım bir nefisi müdafaadır.
Ayrıca, seçime bir ay kısa bir süre kalmışken, üstelik her gün şehit cenazelerinin geldiği, hepimizin yüreğine ateşlerin düştüğü acılı bir dönemden geçerken, ülke gündeminin böyle bir tartışmayla sürekli meşgul edilmesini doğru da bulmuyorum.
Hayıtım boyunca şeffaf bir insan olarak yaşadım. Vergilerimi verdim, vatandaşlık görevlerimin hepsini yerine getirdim. Hepsinden anlımın akıyla çıktım, vicdanım rahat.
Yaptığım iş yayıncılık ve bunu da uluslararası standartlarda azami gayret sarfediyorum. Okuyucularımıza verdiğim bağımsız yayıncılık taahhüdüne sonuna kadar bağlı kalacağımı bir kere daha ifade etmek isterim.
Bu günlerde şahsıma ve grubuma karşı saldırıların takdirini de okurlarımıza ve kamuoyuna bırakıyorum. Saygılarımla.”
Doğan – Erdoğan düellosundan olarak ikisi arasında, arasında, “kim az, kim çok yerli ve mili” rekabeti Doğan’ın şahsında devam etti. Doğan, “Milliyetçilik” i Erdoğan’a bırakmamak için ona yazdığı açık mektubunda “Ben gerçek bir Türk milliyetçisiyim” demişti.
Doğan, gazetesi Hürriyet’in köşe yazarı Ahmet Hakan Coşkun’a 2 Ekim’de saldırı olduktan sonra 4 Ekim’de evine ziyaretine gittiğinde olup bitenleri değerlendiren bir konuşma yaptı. Hürriyet bunu, Doğan’ın sarfettiği “Milli Benim Ben” büyük punto haber başlığı ile vererek, “Erdoğan – Doğan Düellosu” nun büyük boyutlarını sergiledi.
Yazımızı “sonuç değerlendirmesi” ne götürürken şuradan başlayalım:
Erdoğan – Doğan arasında başlayan düellolar, Doğan yanlıları tarafından, Erdoğan’ın veya genel olarak Ak Parti’nin “Muhalifi” olarak gördüğü, “Doğan Grubu” nu, onun “Hükümet yıkıcısı ve kurucusu” olduğu yanında, “Ak Parti’nin mücadele ettiği” denilen “Paralel Yapılanma” ve “PKK terörü” ne de destek verdiği propagandası ile adı geçen grubu, “itibarsızlaştırma” ve giderek “tasfiyeetmek” e yorumlanırken, Erdoğan – Ak Parti yanlıları ise, Doğan’ın “zaten geleneğinde var” denilerek “muhalifi hükümetleri yıkmaya destek vermek” yanında, hatta bunun birer “argümanları” olarak kullanıldığından bahisle aynı grubun, “Paralel Yapılanma” ve “PKK Terörü” nü kendilerini “yakım araçları” olarak kullanmak istediği üzerinde duruldu.
Herhalde, taraflar birbirlerini, “tasfiye”için sürekli kavga edeceğe benzemektedirler .Hele, 1 Kasım seçimlerine az bir zamanın kaldığı şu günlerde, “tasfiye” için birbirlerine karşı karşılıklı “kumpaslar” kuracakları, “algı operasyonları” nın yapılmasının sıklaştırılacağı üzerinde de durulmaktadır ki, bu yazımızı noktaladığımız 7 Ekim günü bu kombinezonlara yönelik bir olay olarak Hürriyet’in “Minik Kuş yazarı” denilen köşe yazarı Ahmet Hakan Coşkun’a İstanbul’da evinin önünde bir saldırı düzenlendiği görüldü. Saldırıyı düzenleyenlerden 4 kişiden 2’sinin Ak Partiye kayıtlı kimseler olması, Doğan yanlıları tarafından olayın “Doğan Grubunu sindirmeye yönelik bir olay” olarak değerlendirilirken, Ak Parti ve yanlıları ise, , bu olayla asıl “kumpas”ın kendilerine kurulduğundan bahisle, buldan böyle seçimlere kadar kendilerini zayıflatıp seçimleri kazanamamalarına sebep olabilecek daha birçok “kumpas” ın kurulabileceğinden bahsettiler.
İşin esasına bakılırsa, Erdoğan ve partisi Ak Parti’yi “tasfiye” için 7 Haziran 2015 seçimlerinde de muhalifleri tarafından bir sürü “kumpas” lar kurulmuş, “algı operasyonları” yapılmış, Ak Parti büyük ölçüde bunların sayesinde tek başına iktidar olacak kadar oyu alamamıştı. Bu seçimin arifesinde “HDP’ye yapıldı” denilen 105 saldırı neyin nesi idi? Bunlara hangi gözle bakmak lazımdır? Hele, seçimlere bir gün kala, adı geçen partinin Genel Başkanı SelahatttinDemirtaş’nın Diyarbakır’da son mitingini yaparken, miting alanında bombaların patlatılması nasıl izah edilebilir? “Bu bombalar patlatılmasaydı, HDP Kürtlerin oyunu alamaz, barajı aşamazdı” yorumları yapıldı. Demek ki, 7 Haziran seçimlerinde ”Kumpas Makinası” iyi çalışmış.

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz