GENÇLERBİRLİĞİ SOYUNMA ODASINDA KAVGA ÇIKTI

GENÇLERBİRLİĞİ SOYUNMA ODASINDA KAVGA ÇIKTI

SUMUDİCA: “BUGÜN KAZANMAYI HAK ETTİK”

SUMUDİCA: “BUGÜN KAZANMAYI HAK ETTİK”

MESUT BAKKAL: “BATACAKSAK İKİMİZ DE BATACAĞIZ”

MESUT BAKKAL: “BATACAKSAK İKİMİZ DE BATACAĞIZ”

JULİEN HASTALIĞINA FRANSIZ KALMADI

JULİEN HASTALIĞINA FRANSIZ KALMADI

OKULLARARASI HENTBOL GENÇ KIZLAR MÜSABAKALARI TAMAMLANDI

OKULLARARASI HENTBOL GENÇ KIZLAR MÜSABAKALARI TAMAMLANDI

BASIN SENDROMLARI-22
  • SÜLEYMANKOCABAŞ
    • SÜLEYMAN KOCABAŞ
    • suleymankocabas@kayserihakimiyet2000.com
    • 8 Kasım 2015 - 18:11:29

Türkiye’de basın, medya, gerçek anlamda hür ve bağımsız olmadıkça, millet, devlet ve ülke de hür ve bağımsız olamaz.
“Hür ve bağımsız basın” derken “hürriyetler” nereye kadar kullanılacaktır? Bu hem demokrasinin işlevi ve hem de basının işlevini ortaya koyarken başlı başına bir “sorun” dur. Herkesin “hürriyetleri sınırsız kullanma hakkı” var mıdır? Mesela birisi kalkıp, sabahtan gazetesinde “benim canım bu akşam bir adam öldürmemi işitiyor, şu adamı öldüreceğim” şeklinde haber yazıp, o adamı akşama öldürebilme hakkı var mıdır ? Tabii ki yoktur.
Demokrasilerde ve basında “hürriyetlerin kullanım sınırları” çizilirken hep şu denilir: “Başkalarının haklarına tecavüz etmemek benim hürriyetimin sınırıdır” Bu haklar nelerdir? Herkes tarafından kabul gören “Can, mal, ırz ve aklın korunması, insanlar ve cemiyete insanca yaşama düzeninin kurulması” “beşlisi”dir. Allah nezdinde bile bunlar, insanların gözetecekleri haklarıdır. İnsanlar olarak, bir “toplum” halinde herkes “huzur” içinde yaşayacaksa bunlara riayet etmek lazımdır. Bu “beşli” yanında, “dinin, dilin, genel ahlakın, insan haysiyet ve şerefinin korunması” da vazgeçilmez “tali haklar” dır. Basın veya medyanın da kullanımı ve ana işlevi de bunların kollanması ve korunması olmalıdır.
Ama bizde gelin görün ki, neredeyse “Cumhuriyetle yaşıt” denilerek, basımız 92 yıl (1923 – 2015) içinde hep “Sendromlar” içinde yüzmüştür. Zaten, “Tek Parti dönemi” denilen 23 yıllık (1923 – 1946) bir zaman diliminde ülke yönetimine “Otokratik” yapı hakim olduğu için, basından normal işlevlerini yerine getirmesi beklenemezdi.
Basının “normal işlevi” konusunda bizim asıl üzerinde durmak istediğimiz dönem, “Demokrasi Dönemi” denilen 69 yıllık (1946 – 2015) zaman dilimini kapsayan dönemdir.
Bu dönemde, “Demokrasilerin ve demokrat olmanın iki ana unsuru siyasi partiler ve seçimler” denilen bu ortamda, bunların adı üzerinde halkın serbest iradesine baş vurulmasını adı olan serbest ve dürüst seçimlerle, hangi parti seçimleri kazandı ise onun iktidara gelmesi vetiresi kendisini gösterecek demektir.
Böyle, seçimle gelip seçimle gitmesi gereken hükümet veya iktidarların varlığı ortamında, ülke içi ve dışından çeşitli “güç odakları” tarafından, bunların “çirkin çıkarlarının gözetilmesine” yönelik olarak, işlerine gelmeyen hükümetler için, “hayır ben seçimlerle de gelse ben böyle hükümetleri tanımıyorum, bunlar benim çıkarlarıma hizmet etmezlerse alaşağı ederim” demek ve demektende öte işi fiiliyata dökmek için onlar hakkında, “kumpaslar” kurmak, “algı operasyonları” yapmak, “yalan, yanlış haberler” uydurarak onları yıkmanın hiçbir “etik” ve “demokratik güzelliği” yoktur.
Üstelik, “çirkin çıkar çevreleri” nin “hükümetleri yıkmak” yanında kendileri için “tehlikeli ve rakipleri” olarak gördükleri sivil kişi ve kurumları da aynı operasyonlarla itibarsızlaştırıp tavsiyeye çalışmaları medyanın “hata” hanesini yazılacak daha büyük sendromları olarak karışımıza çıkmaktadır.
Yazımızın sonuç değerlendirmesini fazla uzatmayalım. İşin esasına bakılırsa, basınımızın “Sendromları” yazımızın içinde gayri – muntazam olarak maddeler haline getirilmeden ortaya konulmuştur. Bunları “tersine” çevirerek izah ettiniz mi ”tedavi yolları” da kendiliğinden çıkacaktır. Bunları, yaşanmış olaylar ve örneklerden hareketle birkaç madde ile “basit”e indirgeyerek sıralayalım:
1-“Benim gazetem var, hür ve bağımsızım” diyerek, bu milletin “inanç esası”nın temeli Kelime-i Şahadet’i karikatürünüzde “çöp” e benzeterek, bu milleti i millet yapan önemli kültür unsurlarında birisi olan İslam dinini itibarsızlaştıramazsınız. Bu bir kere, kanunlarımız tarafından “teminat altına alınmış”, “kutsal değerle” denilen “Dinin tecavüzden masum” olmasına yönelik kanun maddeleriyle olduğu kadar, anayasamızın teminatı altında olan “Din ve vicdan hürriyetine” da aykırıdır.
Herkes, birbirinin din ve inançlarına saygılı olmak zorundadır. Sen benim Kelime –i Şahadet’imi“çöp” e benzetemezsin. Bende senin inancına karışmam. İstersen evinde beslediğin köpeğine tap…
2-Bilmem, “ses sanatkarı mıdır”, yoksa “sağlam Türk ailesini yıkma sanatkarı mıdır?”, bilmem nedir, bir “sanatkar bozuntusu”nun (iyi ses sanatkarlarına saygımız vardır)gazetenin manşetine “anadan üryan” poz verip, “Ben evliliğe inanmıyorum, bir değil birkaç erkeğim olmalı” demek, “basın hak ve hürriyetleri” demek değildir. Sen, kendi aklınca hayatında bir dizine erkekle yatıp kalkabilirsin ama, bu milletin “temiz kızları ve temiz kadınları” nı da kendine benzetmek hakkına sahip değilsin. Üstelik de “medya yoluyla” onları “kendine benzetme” propagandası yapamazsın.
Sonra, yukarıdaki haberi yapan o gazetenin patronuna soruyorum, manşetten vererek yaptığın bu haber,“haber olma ve haber yazma kriterleri” ne uyuyor mu?, “Güncellik” olarak bir özelliği var mı? Sanırım, bunların hiçbirisi olmadığına göre, bu manşet ve haber,i “maksatlı” yapılmış demektir. O zaman sormazlar mı, “Bunun karşılığı, arkandaki Yahudi Odakları ve Vatikan’dan kaç lira aldın?”
3- Yine, sanki “imtiyazmış” gibi, “Ben gazete sahibiyim, benim medyam var” havası içine girerek, bu milletin serbest iradesiyle iktidara gelmiş “meşru hükümetler” i, “çirkin çıkarlar” ın uğrunda, “İstediğim, kredi, teşvik, hibe ve ihaleleri vb. bu hükümetten alamıyorum” dilerek onun hakkında bir sürü “iftira ve yalan” üretmek suretiyle “algı operasyonları” yaparak onu yıkamaz, onun yerine kendi “tıynet” ine uygun hükümetler getirmeye çalışamazsın. Çalışır ve bunları gerçekleştirirsen, o ülkede “Diktatörlük”, başında da bir “Medya diktatör” vardır demektir. İşte o zaman herkese , “istiklalini kazanmak” için yeniden bir “İstiklal Savaşı” vermek kaçınılmaz görev olur.

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz