KAYSERİSPOR: 2 – ATİKER KONYASPOR: 1

KAYSERİSPOR: 2 – ATİKER KONYASPOR: 1

KAYSERİ’DE İSTİKLAL YÜRÜYÜŞÜ RÜZGARI

KAYSERİ’DE İSTİKLAL YÜRÜYÜŞÜ RÜZGARI

DEPLASMAN FATİHİ MELİKGAZİ BELEDİYESPOR

DEPLASMAN FATİHİ MELİKGAZİ BELEDİYESPOR

TURGUTLUSPOR- ERCİYESSPOR :2-0

TURGUTLUSPOR- ERCİYESSPOR :2-0

MAZOT HIRSIZLARI ‘TIKAMA’ İLE YAKALANDI

MAZOT HIRSIZLARI ‘TIKAMA’ İLE YAKALANDI

BASININ ÖNEMİ….7
  • SÜLEYMANKOCABAŞ
    • SÜLEYMAN KOCABAŞ
    • suleymankocabas@kayserihakimiyet2000.com
    • 20 Ekim 2015 - 18:56:27

Bu hükümet kurulunca, Bilgin ve Doğan Medya grupları, alarm derecelerini daha da artırarak “kırmızı alarm” a geçtiler. Hepimizin bildiği sonuç malum. 28 Şubat 1977 Darbesi ile Refahyol yıkıldı. Üstelik Refah Partisi, “Laikliğe aykırı fikir ve eylemlerin odağı olmaktan” denilerek Anayasa Mahkemesi tarafından 16 Ocak 1998’de kapatıldı. Bunun ardından, ortada kalan RP milletvekilleri 17 Aralık 1977’de kurulan Fazilet Partisi’ne geçtiler. Onun da 22 Haziran 2001’de kapatılması üzerine 22 Temmuz 2001’de kurulan Saadet Partisi’ne girdiler.
Milli Görüş misyonunun 28 Şubat Darbesinden yediği darbelerin ardından, partileri RR, FP’nin üst üste kapatılması ve Saadet Partisinde yaşanan “buhranlar dizisi” Milli Görüş misyonunda “yenilenme ihtiyacı” denilen bir süreci doğurdu. Saadet Partisinin kongresinde, “Yenilikçiler” in genel başkan adayı Kayseri Milletvekili Abdullah Gül, “Gelenekçiler” denilen Erbakan ve çevresinin adayı ise Recai Kutan’dı. Erbakan ve çevresinin Kutan’a aktif destek vermesi sonucu seçimleri Kutan kazandı. Bunun üzerine Saadet’ten ayrılan 124 milletvekili kurucu üyeleri tarafından Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP-şimdilerde AK Parti) 14 Ağustos 2001’de Recep Tayyip Erdoğan – Abdullah Gül ikilisinin ağırlığında kuruldu.
Doğan Grubunun, Milli Görüş misyonunun diğer partileri gibi AKP’yle de “barışık” olmayacağı ve yukarıda adı geçen ikiliyle de şanslarının yaver gitmeyeceği, Milliyet’in 15 Ağustos 2001’de attığı şu manşetten belli oldu: “Bir Elmanın Yarısı”. Haberinde, Saadet Partisinden kopan milletvekillerinin AKP isimli bir parti kuruduklarından bahisle, iki ayrı isimde olmalarına rağmen bu partilerin “Milli Görüş Misyonunun birer parçası” olduğu üzerinde duruluyordu. AKP’yi kuranlar, bu propagandayı etkisiz hale getirmek için, özellikle Recep Tayyip Erdoğan’ın söylemleriyle, “Biz Milli Görüş gömleğini çıkardık, yepyeni bir partiyiz” demelerine rağmen, AKP’ye muhalefet edenlerce “inandırıcı” bulunmadılar. “Takiye yapıyorlar”, “ A ve B Planları var” denildi.
AKP, 3 Kasım 2002 seçimlerini kazanarak 357 milletvekili sayısı ile tek başına iktidar oldu. Erdoğan, şiir okumasından dolayımahkumiyet alıp “siyasi yasaklı” olduğu için milletvekili seçilemediğinden Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Kayseri Milletvekili ve AKP Genel Başkanı Abdullah Gül’ü başbakan olarak atadı. Siyasi yasağı kalkan Erdoğan’ı Meclis’e sokmak için bir “formül” aranırken, Siirt’te yapılan seçimlerde “hata var” denilerek iptaline gidilerek, burada yapılan yeni seçimle Erdoğan Meclis’e girdi. Ardından 12 Ekim 2003’de AKP Olağanüstü Kongresi yapılarak, Erdoğan 1358 delegenin tümünün oyunu alarak genel başkan seçildi ve ardından Gül, başbakanlıktan istifa edince, Cumhurbaşkanı onun yerine başbakan olarak Erdoğan’ı atadı. Abdullah Gül, Dışişleri Bakanlığına getirildi. Böylece, tarihimizde adına “Erdoğan dönemi” denilen dönem 2003 güzünde başlamış oluyordu.
Başbakan Erdoğan döneminin ilk yıllarında da Bilgin ve Doğan Gurupları ile ilişkilerinin yaver gitmeyeceği kendisini göstermeye devam etti. Bilgin Grubunun giderek zayıflaması üzerine ekonomiden ve medyadan el çekmesi sonucu ortada yalnızca “muhalif” olarak Doğan Grubu kalmıştı.
Doğan Grubu, Erdoğan döneminin ilk yıllarında yeni bir döneme girilmesi sebebiyle “Ne olur, ne olmaz” düşüncesinden hareketle bir müddet “bekleme dönemi” ne girdi. Hatta onun bu dönemi ile ilgili, adı geçen grup için “Doğan Grubu pusuya yattı, bekliyor” yorumları yapıldı.
Erdoğan – Doğan ilişkilerinin bozulmasında, 2007 seçimleri ve ardından gelen 2O11 seçimleri tam bir “kırılma noktası” oldu. 2011 seçimlerine gelindiğinde Başbakan Erdoğan’ın İsrail ve ABD olan ilişkileri arasına “kara kedi” girmişti. Erdoğan’ın 2009’da Davos’ta İsrail Cumhurbaşkanını Filistin’deki İsrail katliamları sebebiyle “Onemunite” diyerek azarlaması, Türk –İsrail ilişkilerinin bozulmasının “milat başı” olmuştu. “İsrail, Erdoğan’ı affetmez, intikamını alır?” denildi. İşin ilginci, bunu diyenlerden arasında eski cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in de yer almasıydı. Amerika, d zaten “Yahudi Lobisi” nin etkisi altındaydı.
İşte, “uluslararası uygun vasat!” denilen böyle bir ortamda, “pusuda yatan” denilen Doğan Grubunun “hafif yoğunluklu” olarak Erdoğan ve partisi üzerine “ateş açmak” a başladığı görüldü. Başbakan Erdoğan’ın buna “sessiz” denilebilecek ilk tepkisi, Doğan Şirketlerine “vergi denetim memurları göndermek” oldu. Memurlar, bir hesaba göre Doğan Grubuna 5 milyar, bir hesaba göre 30 milyar “vergi cezası” kestikleri haberleri medyada yer aldı. Adı geçen grup, bu durum karşısında iyice sıkışmıştı. “Aydın Doğan’ın bunalımı atlatmak için” denilerek, Başbakan Erdoğan’la görüştüğüne yönelik spekülatif haberler çıktı. Bu görüşmelerde, “vergi borçlarının ertelendiği veya silindiği” den bahsedildi. Hatta borcunu ödemek için Doğan’ın “POAŞ’ı sattığı” dan bahsedildi. Bir spekülatif haber de “pazarlık konusu” oldu. Bu haberde, “Erdoğan’ın Doğan Medya Grubunda AKP’nin ve kendisinin aleyhine yazı yazan köşe yazarlarının köşelerinden atılmasına yönelik pazarlıklar yapıldığı ve bunun sonucu bir çok gazetecinin “işinden edildiği” üzerinde duruldu. Bunlardan bir örnek, Hürriyet’ten Emin Çölaşan’ ın atılması oldu. Bunun detaylarını Çölaşan, yazdığı “Ey Halkım Kovulduk” isimli kitabında anlattı.
Erdoğan –Doğan ilişkilerinde asıl “kırılma noktası” nı, etkileri günümüzde artarakdevam eden, “17 – 25 Aralık 2013 Yolsuzluk Olayları” ve diğer bir adıyla “17 – 27 Aralık 2013 Darbesi” oldu. Bu olaylar, aynı zamanda, 12 yıldan beri Erdoğan ve AKP ile ilişkileri çok iyi olan “Fethullah Gülen Cemaati” nin Erdoğan’la kavgasının başlamasının da “kırılma noktası” olmuştu.
“Büyük Sendromlar Sarmalı” nda Dört Medya Grubu Varlığının Ortala Çıkışı
Başbakan Erdoğan ve AK Partiyi destekleyenlerin tezlerine göre, 17- 25 Aralık olayları bir “Yolsuzluk Olayı” olmayıp, Türkiye’nin bölgesinde güçlü ve söz sahibi olmasını istemeyen “Uluslararası güçler”in Gülen Cemaati ve onun Pensilvanya’daki lideri Fethullah Gülen’i kullanarak, “Yolsuzluklar iddiaları” ile Erdoğan’ı ve giderek AK Partiyi “tasfiye” ye yönelik “Darbe girişimi” olarak nitelendirildi. Başbakan Erdoğan’ın, “bu bir istiklal harbidir” diyerek atak davranmak suretiyle, kendi tabiriyle, kendisi ve partisine yönelik “komplo, kumpas” olaylarının üzerine süratle gitmesi, muhaliflerini köşeye sıkıştırdı. Erdoğan, ardından “Paralel Devlet Yapılanması” diyerek, Cemaatin bütün kurumlarıyla “Devleti ele geçirmek” istediğinden bahisle olup bitenlere “yargı yolunu” nu açması, mücadelenin daha da kızışmasına yol açtı. Adına, Erdoğan ve Ak Parti muhalifleri tarafından “Havuz Medyası” denilen, medya organları gazeteler ve televizyonların her günkü manşetleri ve haberlerinde artık hep “Paralel Yapıyla Mücadele” vardır. Neredeyse hep, topluma “gına” getirtecek derecede hep bu haberlerle yatar- kalkar olduk. Çoğu “spekülatif” sayılabilecek bu haberlere artık bir son vermek, eğer suçları varsa gerçek anlamda ortaya çıkarıp üzerlerine gitmek gerekir. İki taraf birbirleriyle “yerli- yersiz” dalaşırken, toplumu bunlarla sürekli germeye kimsenin hakkı yoktur ki, medyamızın sendromlarından olan bu hale bir an evvel son vermelidir.

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz