ILN00707901-KAYSERİ 6. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNDEN ESAS NO : 2017/502KARAR NO : 2017/486

ILN00707901-KAYSERİ 6. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNDEN ESAS NO : 2017/502KARAR NO : 2017/486

BAŞKAN ÇOLAKBAYRAKDAR, “KOCASİNAN, KENTSEL  DÖNÜŞÜMLE PARLAYACAK”

BAŞKAN ÇOLAKBAYRAKDAR, “KOCASİNAN, KENTSEL DÖNÜŞÜMLE PARLAYACAK”

ASAMOAH GYAN 32. YAŞ GÜNÜNÜ TAKIM ARKADAŞLARI İLE KUTLADI

ASAMOAH GYAN 32. YAŞ GÜNÜNÜ TAKIM ARKADAŞLARI İLE KUTLADI

KAYSERİSPOR, MEDİPOL BAŞAKŞEHİR’E BİLENİYOR

KAYSERİSPOR, MEDİPOL BAŞAKŞEHİR’E BİLENİYOR

YORGAN DİKİMİ NESİLDEN NESİLE MELİKGAZİ’DE DEVAM EDECEK

YORGAN DİKİMİ NESİLDEN NESİLE MELİKGAZİ’DE DEVAM EDECEK

BİLGE ÇALICI’NIN KALEMİNDEN KÜÇÜK MÜCAHİT-4
BİLGE ÇALICI’NIN KALEMİNDEN KÜÇÜK  MÜCAHİT-4

Eve  ulaştığında  en  önde  dedesi  olmak  üzere  bütün  aile  sokağın  başında  İsa’yı  bekliyorlardı.  Hayvanın  üzerinden  iner inmez  sarıp öptükleri gibi, merakla yolda neler  olduğunu  anlatmasını beklediler. Her birine  yüzeysel  cevaplar  veren İsa’nın gözü  dedesindeydi  zira  en  önemli  haberi  ona  vermesi  gerekiyordu. Birlikte  içeri girdiler. Annesinin,  avluda   bakır bakraçta  ısıttığı suyla hamam olarak  kullandıkları  toprak  odada    […]

Eve  ulaştığında  en  önde  dedesi  olmak  üzere  bütün  aile  sokağın  başında  İsa’yı  bekliyorlardı.  Hayvanın  üzerinden  iner inmez  sarıp öptükleri gibi, merakla yolda neler  olduğunu  anlatmasını beklediler. Her birine  yüzeysel  cevaplar  veren İsa’nın gözü  dedesindeydi  zira  en  önemli  haberi  ona  vermesi  gerekiyordu. Birlikte  içeri girdiler. Annesinin,  avluda   bakır bakraçta  ısıttığı suyla hamam olarak  kullandıkları  toprak  odada    başından  aşağı  yıkandı.

Bayağı  rahatlamıştı İsa. Dedesine getirdiği haberleri aktarmak  için  çevresindekilerin evlerine  çekilmelerini  beklemesi  gerekiyordu. Ailesiyle yemeklerini  yedikten  sonra üzerine  aldığı  kalın  bir  örtüyle sedirin  üzerine  uzandı. Çok  yorulmuş  ve  uykusuz  olduğundan derin  uykuya  dalmıştı. Uykusunda  gündüz  karşılaştığı  korkmasına  neden  olan  olayların  kâbusa  dönerek  çevresini  sarması  sık sık  çığlık  atarak  uyanmasına  sebep  oluyordu. Sabahın  erken  saatinde uyandığında  başucunda annesini  ve  ablalarını  görünce:

“ Ne oldu anne neden  başucumdasınız?”

“ Gece  sık sık çığlık  atarak  uyandın. Biz de  korktuk. Ne  oldu, yolda  neler  yaşadın?”

“ Hiç anne. Biliyorsunuz  her  yeri  düşman  sarmış. Onların  arasından bağlara  gitmek  kolay mı sanıyorsunuz. Giderken beni çok  sorguya  çektiler  ama dönüşte  sepetlerin  içinde  üzümleri  görünce bakışları  değişti. Onlar  üzümleri  aldıkça ben  rahatladım.”  Annesi ve  ablaları  bir  ağızdan:

“ Yaaa, demek sepetlerin  eksik  olması  ondan mıydı?

“ Evet ama olsun,  alsınlar. Bundan  sonra  daha  rahat gider  gelirim.” deyince annesi sinirli bir  şekilde:

“ Hayır oğlum artık  bağa  gitmeyeceksin. Vazgeçtik  getireceğin  üzümlerden.  Senin  bu  durumlara  düşmene  değer mi?”  Annesinin isyan  dolu  konuşmaları  bitmeden  büyük  ablası da  gitmemesi  için  dil  dökmeğe  başladı.

“ Annem doğru  söylüyor  İsa’m.  Allah  korusun  sana  bir şey olursa  biz  ne  yaparız? Bin bir  adaklarla dünyaya geldin. Düşmanın  arasında ne  işin  var?  Bu yıl da  üzüm  yenmesin kıyamet mi kopar?  Gitmekten  vazgeç  kendi  kıyametini  gösterme bize.”  Başucunda büyüklerinin  isyan  dolu  konuşmalarını  bir  sabırla  sessizce dinledikten  sonra:

“ Öyle  konuşmayın  anne.  Ben  severek gittim  geldim.  Hem beni  tanırlar  artık. Kendilerine  üzüm  getireceğim  için  sevinirler.” derken düşmana  karşı içinde kabaran  kin  ve  öfkeyi  belli  etmemeğe  çalışıyordu. Gidişinin  gerçek  sebebini bilselerdi, üzerine  kapıyı  kilitler bir  daha  göndermezlerdi. Fakat  hiç  bilmeyeceklerdi çünkü annesi  dahi olsa  kimseye  söylememeye   yemin  etmişti.

O gün okuluna erken  gitmeyi  düşündü.  Zira bir  gün  ara  verdiği için ödevlerinin  ne  olduğunu  arkadaşlarından öğrenecekti. Dedesiyle bağlar  hakkında hiçbir şey konuşmamıştı ama önemli  değil diyordu. Nasıl  olsa gitmek  üzere  tekrar  hazırlanacağı  için kimseyi  şüphelendirmeden konuşabileceklerdi. Bu düşüncelerle  kahvaltısını acele yaparak  soluğu  okulda  aldı. Sınıfta  başarılı  olduğu  için  öğretmeninin ve  arkadaşlarının sevgisini  kazanmıştı. Bağlara  gitmese de gelemediği günlerin eksikliğini  arkadaşlarından tamamlamaya alışmışlardı.

Okul  dönüşü  hem  o  günün hem de  geri  kaldığı  günün ödevlerini  yapmak  üzere eve  kapandı. Avluda  oynamakta  olan kuzenleri  ve arkadaşları  ne kadar  çağırdılarsa da yanlarına inmedi. “İnemem, inmemem  lâzım. Hem  derslerim geri  kalır  hem de oyundan  çok  daha  önemli görevim  var.” diyordu  içinden.

Akşam olduğunda  kimse  görmeden  dedesinin yanına  gitti. Elini öptükten  sonra:

“ Dede özür dilerim. Seninle o konuyu konuşamadım, şüphelenirler  diye korktum. Babam  erken  gidiyor,  geç  geliyor  işin farkında değil ama annemle ablalarım  gitmemem için baskı  yaptılar. Fakat ben  onları, gerçeği söylemeden  ikna  ettim. Bir daha ne zaman  gideceğim  dede?”  Mustafa Efendi  torununu   alnından öptü, başını  okşadı. Cebinden  çıkardığı içinde  akide şekerleri olan kese  kâğıdını  İsa’nın eline verirken gözyaşlarını tutamadı. Torununa  sarılmış  hüngür  hüngür  ağlıyordu.

“ Affet beni oğlum mecburum seni  görevlendirmeğe, başka  çaremiz  yok. Bütün  Çukurova seferber  olmuş.  Halk, en kısa  zamanda düşmanı kovmak için  elinden  ne  gelirse  yapıyor.  Birlikten  kuvvet  doğar.  Allah’ın izniyle kurtaracağız  memleketimizi  bu gâvurlardan.”

Dedesinin  gözyaşları  daha çok  tetiklemişti  İsa’yı.

– Üzülme  dede ben  her  zaman emrindeyim. Bir daha  ne zaman gideceğim?

Mustafa  Efendi gözünün  yaşını  silerken:

– İki gün  sonra oğlum, iki gün sonra göndereceğim  seni. Çünkü her gün  gidecek  olursan dikkat  çeker. Haftada bir veya iki defa gidersen yeter. Zaten götürdüklerini ancak  bitirirler.

Bu arada İsa sordukları soruyu hatırladı:

– Dede,  Mehmet Çavuş  bana düşmanın cephaneliğinin nerede  olduğunu   sordu. Yerini  bilirlerse  topları  oraya atıp imha  edeceklerini söyledi. Ben de değirmene giderken Hanım Köprüsü’nün orada gördüğüm cephaneliği  anlattım.

Mustafa Efendi duyduklarına inanamamıştı. Zira İsa’nın bağdan dönmeden kısa  bir  süre  önce tarif  ettiği  cephanelik mücahitlerin arka arkaya attıkları  toplarla imha  edilmişti. Çevreden  gelen  bu  habere sevinirken  torununun  başına  bir  şey  gelmiş  olabilir  korkusu  içten  içe  yıkmıştı  Mustafa  Efendi’yi.

Torununun  sağ   salim  eve  gelmesinden dolayı çok    rahatlamıştı. İsa’ya, şehir  içinde  kulaktan  kulağa  dolaşan haberleri  anlattı ki bağlara  gittiğinde  mücahitlerin  her şeyden  haberleri  olsun. Göndermek  istediği  haberleri  verdikten  sonra  İsa’yı takdir  ettiğini ifade  eden  sözleriyle  devam  etti:

-Çok  önemli  bir  görevi  yerine  getirmişsin  oğlum.  Hem ihtiyaçlarını ulaştırdın  hem de düşmanın kanatlarının  kırılmasına  yardım  ettin. Bravo, aferin  sana. Ömrüm  oldukça  seninle  gurur  duyacağım.

Torununu  taltif  ederken bir  yandan da saçlarını  okşuyordu. İsa, duyduğu  bu  güzel  sözler  karşısında  kendini  reşit,  korkusuz bir  mücahit  olarak  görmeğe  başladı. Korkusunu  içinden  attığı  gibi baştan  aşağı  cesaret  yüklenmişti.(Devam Edecek)

 

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz