ENDONEZYALI ÖĞRENCİLERDEN KUR’AN ZİYAFETİ

ENDONEZYALI ÖĞRENCİLERDEN KUR’AN ZİYAFETİ

PTT’NİN 177’NCİ YIL DÖNÜMÜ ETKİNLİKLERİ KUTLANDI

PTT’NİN 177’NCİ YIL DÖNÜMÜ ETKİNLİKLERİ KUTLANDI

İL VE İLÇE NÜFUS MÜDÜRLÜKLERİNE YENİ PERSONEL

İL VE İLÇE NÜFUS MÜDÜRLÜKLERİNE YENİ PERSONEL

KÜLTÜR ŞEHRİNE YAKIŞIR REKOR

KÜLTÜR ŞEHRİNE YAKIŞIR REKOR

KAYSERİ TİCARET ODASI AB BİLGİ MERKEZİ İKLİM HAFTASINI KUTLUYOR

KAYSERİ TİCARET ODASI AB BİLGİ MERKEZİ İKLİM HAFTASINI KUTLUYOR

BİLİNMEYEN YAKIN TARİH ve ATATÜRK (13)
  • MUSTAFA METEİSLAMOĞLU
    • MUSTAFA METE İSLAMOĞLU
    • m-meteislamoglu@hotmail.com
    • 6 Aralık 2015 - 17:48:22

Yazı Mustafa Kemal Atatürk’e gösterildiğinde: “1881 yılının bir bahar günü Selanik’te, üç katlı pembe bir evde dünyaya geldim. Doğum günümü hatırlamıyorsam da annem bana baharda bir Mayıs günü dünyaya geldiğimi söylerdi. Benim doğum günüm niye 19 Mayıs olmasın? 19 Mayıs diye yazın,” buyruğunu verir.” Bunun üzerine 12 Kasım 1936 günü 898 sayı ile Dışişleri Bakanlığı’na şu yazı yazılır:
“Hariciye Vekaletine
10.11.1936 tarihli ve protokol 21081/177 sayılı yazınıza cevaptır:
Reisicumhur Atatürk’ün 19 Mayıs 1881 tarihinde doğmuş olduklarını arz ederim.”
Umumi Katip
Hasan Rıza Soyak
Prof. Dr. Hamza Eroğlu bu konuda şunları yazar: “Atatürk’ün doğum gününün pek bilinmemesi, 19.yüzyılda, özellikle taşralarda kayıtların pek eksik olmasındandır. Rumi 1296 yılında doğmuş olduğu kayıtlarda ifade edildiğine göre bu tarih 1880 veya 1881’dir. Annesi, oğlu Mustafa’yı bir ilkbahar günü dünyaya getirdiğini söylermiş. Zübeyde Hanım’ın ölümünden sonra, Zübeyde Hanım’ın arkadaşları da yapılan soruşturmalar sonucunda, gerçekten aynı yılın (1881) ilkbaharında ve galiba bir ihtimalle Mayıs ayında doğduğunu ifade etmişler.”
“Bu açıklamaların ışığı altında Atatürk’ün doğum gününü 19 Mayıs 1919 olarak kabul etmek gerekir.”
Mustafa Kemal, 19 Mayıs 1919 Perşembe günü çeşitli kültürlere açık, bir liman kenti olan Selanik’te doğdu. İmparatorluğun gelişmiş kentlerinden birisi olan Selanik, yeni düşünce ve siyaset akımların yankı bulduğu kozmopolit bir merkez olmasının yanı sıra, siyasal karışıklıkların yaşandığı Makedonya’nın en büyük kentiydi.
“Uygarlık, düşünce ve aksiyon adamı Atatürk’ün doğduğu ev bugün Selanik’te Aposto Pavlo Sokağı’nın 71 numaralı evidir. Türklerin karış karış kazandıkları Rumeli’nin sınırlarımız dışındaki topraklarında bir aziz hatıra olarak durur. Sofaya açılan güneşli, geniş odaları, cumbaları ve kafesleriyle süslü, güzel ve tipik bu Türk evinin ikinci katında sağdaki ilk oda Mustafa Kemal’e aitti.
Manastır’daki askeri liseden Selanik’e sılaya geldikçe, ileride de meşrutiyetten sonra İstanbul’da bir göreve gönderileceği güne kadar Selanik’e her gelişinde Mustafa Kemal’in, sevinçlerini ve acılarını içinde yaşadığı, arkadaşlarıyla toplaşıp sabahlara kadar büyük memleket meselelerini tartıştığı bu oda, tavanındaki kabartma şekillerine kadar olduğu gibi durur.
Evin bakım masrafını Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti karşılamaktadır.
Bir gün gelecek, Mustafa Kemal “Yurtta barış, Cihanda barış!..” ülküsünün bayrağını taşıyarak, oldum olası huzursuzluk yuvası olan Balkan’ları bir barış birliği halinde toplayacaktır. Balkan Birliği üyeleri, 4 Ocak 1933 gününde Atina’da yaptıkları Konferans sırasında, Heyetçe Selanik’e de giderek Atatürk’ün doğduğu evi ziyaret edecekler, Yunan Hükümetince restore edilmiş olan evin kapısı önünde yapılan törende hazır bulunacaklar ve Yunan murahhas heyetinin başkanı Mr. Papanastasiou’nun, hazırlanan bir tunç, levhayı evin duvarına astıktan sonra söylediği şu nutku alkışlayacaklardır:
“Balkan Konferansına katılan Yunan grubu adına, Türkiye Cumhuriyetinin onuncu yıldönümü münasebetiyle, Mustafa Kemal’in doğduğu eve Onun hatırasını sonsuzlara devreden levhayı asmaktan şeref duymaktayım.
Mustafa Kemal sade dost bir milletin Şef’i değil, aynı zamanda Balkan Milletlerinin de büyük bir siyaset adamıdır. O vatanını kurtardıktan sonra, Türk milletine yenilikler getirmiş ve onun Balkan milletleriyle anlaşmasına önayak olmuştur. İşte böylece, O, milletimizin beraberlik fikrini hararetle savunmuştur.
Mustafa Kemal’in içinde doğduğu bu mütevazi ev, büyük devlet Adamı’nın hepimizi hayran bırakan büyük eserine başlamak için ne güçlüklere göğüs germek, ne mücadeleler yapmak zorunda kaldığını hatırlatır.
Geçmişi; özgürlük ve sosyal reformlar uğruna yapılmış savaşlarla dolu olan bu tarihi Selanik Şehri, Mustafa Kemal’i öz evlatlarından saymakla şeref duymaktadır.
Mustafa Kemal’in bu şehirde doğmuş olması Onun Ankara’da “birbirimizle öyle sıkı münasebetlerimiz var ki adeta bir tek millet teşkil etmekteyiz” diye söylediği sözlerin ne kadar doğru olduğunu göstermektedir.
Onun için diyebiliriz ki, her balkan milleti, ayrı ayrı, Mustafa Kemal’in ebediyen tarihe intikal eden şanından bir kısmını kendi şan ve şerefi sayabilir.”
Evin çift kanatlı kapısının sağ köşesine yerleştirilen mermer plakada şu yazı okunuyordu:
“Türk Milletinin Islahatçısı ve Balkan Birliğinin savunucusu Mustafa Kemal bu evde doğmuştur. İşbu levha Türkiye Cumhuriyeti’nin onuncu yıl dönümü münasebetiyle konulmuştur. Selanik, 29 Birinciteşrin 1933“ yazılmıştır. 4 Kasım 1933 yılında törenle bu plaka yerine konulmuştur.
Atatürk Evi Gezen Afet İnan’a
Uzun Uzun Anlatıyor
Atatürk, yıllar sonra doğup büyüdüğü evi gezip gören Afet İnan’ı dinlerken çok duygulanmıştır.
Doğduğu evi uzun uzun anlattıran Atatürk’ün nasıl memnun olduğunu anılarında şöyle dile getirir Afet İnan:
“Cumhuriyet on yılını bitirecekti. 1933 yılının yaz aylarını Atatürk Yalova’da geçiriyordu. Bu yıl tarih üzerindeki çalışmaları en çok kendisini meşgul ettiği bir zamandır. Daima okuyor, okuyor anlatıyor ve anlattırıyordu.
Hatıralarında en çok anlatmasını sevdiği Makedonya’da geçen günlere ait idi. Çünkü çocukluğu ve gençliği orada geçmiştir.
Bir gün Yalova Köşkü’nün bahçesinde oturuyorduk. Ruşen Eşref (Ünaydın) Balkan Konferansı’nın Selanik’te toplanacağına dair bilgi veriyordu. Selanik adının geçmesi bende Atatürk’ün hatıralarını canlandırdı. Orasını görmek istedim. Balkan toplantısı olmadı ve heyet gitmeyecekti. Ancak benin Selanik’i görmek isteğimi yerine getirmek için Atatürk, büyük bir gezi planını bana o günlerde uygulattırdı. Yunanistan, Mısır, Filistin, Suriye’de tarihi yerleri, müzeleri gezdim. Cumhuriyet Bayramı’nın onuncu yılında Ankara’da olacaktım.
Konya’dan otomobil yolculuğu yaparak bir gün önce Ankara’ya ulaştım. Atatürk sağlıklı ve neşeli idi. Bana Selanik’i ve doğduğu evi uzun uzun anlattırdı. Memnun oldu. O sıralar Onuncu Yıl Nutku’nu yazmış oluyordu.
Selanik Belediyesi daha sonra aldığı insancıl bir kararla evi sahibinden satın alarak Atatürk’e armağan etmiştir. (12 Şubat 1937) Atatürk de, Selanik’te doğduğu devin sahibinden satın alındığını ve kendi emrine verilmesinin kararlaştırıldığını bildiren Selanik Belediye Başkanı Marçuriu’ya telgrafla teşekkürlerini bildirmiştir.
13 Şubat 1937 günü zamanın Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras da Selanik’te Atatürk’ün doğduğu evi ziyaret ederek yetkililerle görüşüp Türk ulusu adına memnuniyetini ve teşekkürlerini iletmiştir.
O günlerde bununla ilgili haber Ulus Gazetesi’nde şöyle yer almıştır:
DışbakanımızSelanik’te
Atatürk’ün Doğduğu Evde
“Selanik, (A.A.) Anadolu Ajansı’nın hususi muhabiri bildiriyor:
Hariciye Vekilimiz Dr.Tevfik Rüştü Aras buraya muvasalatında beraberinde matbuat heyetiyle birlikte, son günlerde Yunan Belediyesi tarafından istimlak muamelesi bitirilmiş olan Atatürk evine gittiler. Tevfik Rüştü Aras burada umum valiye ve belediye reisine hitaben şu beyanatta bulundular:
“Türklerin büyük şeflerine ne kadar bağlı olduklarını düşünüyorsanız Atatürk’e karşı göstermiş olduğunuz hareketten ne derece mütehassıs olacaklarını takdir buyurursunuz. Bu hareket yalnız bu nesil değil, nesilleri de aynı teşekkür hissiyle sizlere bağlamıştır. Memleketim namına tekrar teşekkür ederim.”
Bu ziyaretten sonra otomobillerle Mediterane Oteli’ne gidilmiştir. Heyet 22.30’da Atina’ya hareket etmiştir.
Dr. Tevfik Rüştü Aras, Selanik’te gazetecilere de beyanatta bulunarak Atatürk’ün doğduğu evin Selanik Belediyesi tarafından Türkiye’ye hediye edilmesinden dolayı Türk milletinin Helen milletine şükran hisleri duymakta olduğunu belirtmiş ve “Bu jest, iki millet ile bu iki milletin müstakbel nesilleri arasındaki dostluk bağlarını bir kat daha takviye edecektir” demiştir.
Zübeyde Hanım’ın bir aralık 1905 yılında Harp Akademisi’ni bitirerek Kurmay Yüzbaşı olan ve kısa bir süre hapse atılan Mustafa Kemal’i görmek için üç beş günlüğüne İstanbul’a gittiğini ve buradan Şam’a gidecek oğlunu Sirkeci’den uğurladığını biliyoruz. Bu olayı sonradan, annesinin mezarı başında 27 Ocak 1923 günü duygulu bir konuşma yapan Mustafa Kemal Paşa anlatacaktır.
Balkan Savaşlarının sonuna kadar Selanik’te ikamet eden Zübeyde Hanım, Mustafa Kemal’in burada 1906 yılında arkadaşları ile birlikte Şam’da kurduğu “Vatan ve Hürriyet Cemiyeti”nin bir şubesini açma girişimlerini yaptığı sıralarda oğluna inanmış ve değerli telkinleri ile ona yardımcı olmuştur.
Balkan Savaşları sonunda Selanik’in sınırlarımız dışında kalması üzerine birçok Türk gibi Zübeyde Hanım ve kızı Makbule Hanım da İstanbul’a gelmişlerdir. Elimizdeki bilgilere göre, “Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Selanik’te öldüğü” söylenen Ragıp Bey’in, bu göç olayından az önce vefat etmiş olması gerekir. Çünkü, yaşıyorsa onun da aileyle birlikte İstanbul’a gelmesi gerekirdi.
Zübeyde Hanım İstanbul’da Beşiktaş semtinde Akaretler’de 76 numaralı evde yerleştiler. Kızı ile birlikte İstanbul’da yeni fakat sıkıntılı bir hayata başladılar. Mustafa Kemal Paşa, Yedinci Ordu Komutanı olarak Filistin’in güneyinde, Sina Cephesi’nde İngilizlere karşı çarpışırken, Müttefik Alman Orduları Komutanı Fakenhayn’la arasında çıkan bir anlaşmazlık sonucu, görevinden istifa etmiş ve Halep’e gitmişti. Burada ciddi bir “sarılık” hastalığı geçiren oğlunu merak eden Zübeyde Hanım, Mustafa Kemal’in üç yaşında iken evlatlık olarak alıp, yetiştirmesi için annesinin yanına bıraktığı Abdürrahim (Tunçok)i de alarak Halep’e gitmiş ve “kör olduğu”ndan korktuğu oğlu Mustafa Kemal’i ziyaret etmiş, tekrar İstanbul’a dönmüştür.
Mustafa Kemal Paşa, 13 Kasım 1918 tarihinde Suriye cephesinden ayrılarak İstanbul’a gelmiştir. Doğruca annesinin evine giden Mustafa Kemal Paşa, onun boynuna sarılarak elini öpmüş ve kız kardeşi ile kucaklaşarak hasret gidermiştir. Hayatları boyunca çok az bir araya gelebilen aile için mutlu buluşmaydı bu.
İstanbul’a gelişinde birkaç gün Pera Palas Oteli’nde kalan Mustafa Kemal, bir süre de yakın arkadaşı Salih Fansa’nın Beyoğlu’ndaki evinde konuk olmuştur. Daha sonra Şişli’de Madam Kasabya’nın üç katlı evini kiralayan Mustafa Kemal, Beşiktaş Akaretler’de oturan annesi ve kız kardeşini yanına almış, üç katlı evin üçüncü katını onlara ayırmıştır. Kendisi orta katta oturuyor, bu katın arka bahçeye bakan odasını da yatak odası olarak kullanılıyordu. Büyük salonu toplantı odası olarak ayırmıştı. Alt katta ise yaveri kalıyordu.
Mustafa Kemal, başkent İstanbul’un en bunalımlı günlerinde bu evde arkadaşlarıyla sık sık toplantılar yapmış, 16 Mayıs 1919 tarihinde Samsun yolculuğuna çıkıncaya kadar bu evde oturmuştur. Şişli’deki bu ev şimdi müze olarak kullanılmaktadır.
Samsun’a çıkışla birlikte başlayan günler Mustafa Kemal için olduğu gibi, annesi ve kardeşi için de sıkıntılı, sancılı günler olacaktır. Bu arada oğlu Mustafa Kemal’in “öldüğü” asılsız haberini duyan ve zaten hasta olan Zübeyde Hanım, iyice hastalanır, kısmen felç olur.
Zübeyde Hanım için bu sıkıntılı günlerde sevindirici bir olay gerçekleşir. Kızı Makbule, askerlikten ayrılarak ticarete atılan Mustafa Mecdi Beyle evlenir. Zübeyde Hanım, tekrar Akaretler’deki eve döner, kızı ve damadı ile burada yaşamaya devam ederler.
Bu acılı, sıkıntılı ama umut dolu günler Milli Mücadele boyunca sürecektir. Zübeyde Hanım’ın hastalığı gün geçtikçe artıyordu. Annesinin kuşatma altındaki İstanbul’da kalması Mustafa Kemal’i üzüyor, annesine ateş hattındayken bile mektuplar yazıyordu. Arkadaşları Zübeyde Hanım’a yardım ediyor, bütün isteklerini yerine getiriyorlardı. Zübeyde Hanım’ın, ölmeden oğlunu görme isteği ile oğlunun da bir an önce annesine kavuşma özlemi çektiği, karşılıklı gönderilen telgraflarda görülmektedir.
Üç yıldır annesinden ayrı kalan Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı’nın sonlarına yaklaşıldığı bir sırada annesini Ankara’yagetirmeye karar verdi. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı ve Başkomutan idi. Yıl 1922, aylardan Hazirandı. Kendisinden görüşme talebinde bulunan Fransız yazarı Claude Farrére ile İzmit’te buluşacak, annesi de İstanbul’dan gelecekti. Atatürk 14 Haziran 1922 tarihinde Adapazarı’na geldi. Kendisinden bir gün önce gelen ve Askerlik Şubesi Reisi Binbaşı Baha Bey’in evinde kalan Zübeyde Hanım ile burada buluştular ve o geceyi bu evde geçirdiler. Anne ve oğul birlikte bir otomobil ile 24 Haziran 1922 tarihinde saat 20’de Ankara’ya dönmüşler, doğruca Çankaya Köşkü’ne gitmişlerdir.
-45-
Tarihsel Gelişim İçinde Ankara
“Ankara, dünyanın en eski yerleşim merkezlerinden biri. Ortalama beş bin yıllık bir geçmişi var.” Ankara Anadolu’nun en eski kentlerinden biridir.
Arkeolojik kazılar sonucu bulunan kalıntılara göre, Taş Devrinde, Bakır Çağında bile yerleşim yeriydi. Bakır Çağı Hititlerle iç içe yaşanmış bir çağdır. Bir ansiklopedi Hititler hakkında şunları yazar: “Hititler, M.Ö. 2. Bin yıl başından M.Ö. 8. yüzyıl sonuna kadar Anadolu’da devlet kuran bir halk topluluğu. Hitit adı Tevra’ta bir çok kere adı geçen Hit Oğulları’na izafeten modern araştırıcılar tarafından verilmiştir. Bu ad Mısır metinlerinde de Heta olarak geçer.”
Hitit Çağında, Ankara merkezinde yerleşme yoktu, ama il sınırları içinde bir çok yerde Hitit uygarlığının izleri vardı. Hitit yerleşmeleri Karaoğlan, Bitik, Asarcık, Polatlı-Karahöyük ve Yassıhöyük kazılarında belirlenmiştir. 13. böl. sonu.

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz