Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

SON DAKİKA


googleplay
Kayseri Hakimiyet Gazetesi / www.kayserihakimiyet2000.com
İBRAHİM PEKBAY

BİZ YAZDIKÇA SİZ İNANMIYORSUNUZ…

Bu haber 10 Ocak 2019 - 13:32 'de eklendi ve 160 kez görüntülendi.
BİZ YAZDIKÇA SİZ İNANMIYORSUNUZ…

Hani bir Temel fıkrası vardır…

Hasta yatağında yatarken, etrafındakilere sürekli “Ben ölüyorum” diyormuş. Ve günün birinde de gerçekten ölmüş ve vasiyeti gereği mezar taşına şunları yazdırmış…

“Ölüyorum dedim dedim, inanmadınız. Haçan ha şimdi inandınız mı?”

Biz de köşemizden sürekli olarak uyarıyoruz ve yazıyoruz. Diyoruz ki gidişat iyi değil, hele tüm yetki “Tek adam” eline verilince, TBMM etkisiz hale getirilince, ekonomideki durum, freni patlamış kamyon gibi yokuş aşağı doğru giderken, geleceğimizden endişeliyiz…

Diyoruz, yazıyoruz ama inanmıyorsunuz. İnandığınız günü bir sabah görünce de iş bitmiş olacak ve daha büyük bir kaosun içine gireceğiz.

Bize inanmıyorsunuz, bakın Gazi Mustafa Kemal Atatürk, TBMM’nin kuruluşundan vefatına kadar bakın anlatmaya gayret ettiğimiz konuda neler söylemiş, okuyun ve öğrenin sonra da kararınızı verin.

Eğer Atatürk’ün sözlerine de itibar etmeyecekseniz, diyeceğimiz bir şey kalmamıştır artık.

“Millet ve memleket adına ve hesabına tek başvurulacak yer burasıdır; yani Yüksek Meclisinizdir. Bu yasal hakkı, bu milli hakkı, bu doğal hakkı hiçbir sebep ve bahane ile ve hiçbir düşünce ile, hiçbir kimseye ve hiçbir kurula terk edemeyiz. (1921)

“Şimdiye kadar milletimizin başına gelen bütün felaketler kendi talih ve geleceklerini başka birisinin eline terk etmesinden kaynaklanmıştır. bu kadar acı tecrübeler geçiren milletin bundan sonra egemenliğini bir kişiye vermesi kesinlikle mümkün olmayacaktır.” (1923) 

“Bu vesile ile şahsıma karşı bir çok iltifatta bulunmak nezaketini gösterdiler. Bu iltifatlar samimi ve kalpten olduğu için şüphesiz çok memnunum, duyguluyum ve teşekkür borçluyum. Yalnız sizden olan bir şahsa sizden fazla önem vermek, her şeyi milletin bir ferdinin kişiliğinde toplamak, geçmişe, bugüne ve geleceğe, bütün bu zamanlara ait bir toplumsal açıklanmasını ve ortaya çıkarılmasını böyle yüksek bir toplumun mütevazi bir şahsiyetinden beklemek elbette ki layık değildir, elbette ki lazım değildir. Memleket ve milletin hayat ve geleceğine olan sevgi ve hürmetimden dolayı huzurlarınızda bir gerçeği açıklamaya mecburum. Vatandaşlar, vatandaşınız olan herhangi bir şahsı istediğiniz gibi sevebilirsiniz. Fakat bu sevgi sizi milli varlığınızı bütün sevgilerinize rağmen herhangi bir şahsa, herhangi bir sevdiğinize vermeye sebep olmamalıdır.” (1924)

 

“Demokrasinin tam anlamıyla ideali, milletin tümünün aynı zamanda idare eden durumda bulunabilmesini, hiç olmazsa devletin son iradesini yalnız milletin ifade etmesini ve göstermesini ister. Bundan dolayı demokrasi prensibinin en modern ve mantıki uygulanmasını sağlayan hükümet şekli Cumhuriyettir. Cumhuriyette son söz millet tarafından seçilmiş meclistedir. Millet adına her türlü kanunları o yapar. Hükümete güven oyu verir veya düşürür. Millet vekillerinden memnun olmazsa belirli zamanlar sonunda başkalarını seçerler.” (1929)

 

“Memleketin alın yazısında biricik yetki ve kudret sahibi olan Büyük Millet Meclisi, bu memleketin düzeni için, iç ve dış güvenliği ve dokunulmazlığı için en büyük kefildir. Büyük milli dertler şimdiye kadar ancak Büyük Millet Meclisi’nde şifa buldu. Gelecekte de yalnız orada kesin önlemlerini bulabilecektir. Türk milletinin sevgi ve bağlılığı daima Büyük Millet Meclisi’ne yöneldi ve daima oraya yönelmiş olacaktır. (1930)

 

“Medeniyetin geri olduğu cehalet devirlerinde, fikir ve vicdan özgürlüğü zorbalık ve baskı altındaydı. İnsanlık bundan çok zarar görmüştür. Özellikle din koruyuculuğu kılığına bürünenlerin, gerçeği düşünebilenler ile söyleyebilenler hakkında uygun gördükleri zulüm ve işkenceler insanlık tarihinde daima kirli facialar olarak kalacaktır.” (1930) 

 

İşte böyle…

 

Düşünün, aklınızı çalıştırın ve sonunda “Uyarılmadık” demeyin. İşte uyarıyoruz. Be sistem, ülkeyi doğru yöne götürmüyor.

 

XXX

 

ORTAYA KARIŞIK BİR KAÇ KONU…

 

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Gezi olayları sırasında camiye sığınanların içki içtiklerini söylemişti…

Doğru çıkmadı…

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Kabataş’ta başörtülü bacıma saldırdılar, üzerine işediler” dedi…

Doğru çıkmadı…

Bir AVM’de başörtülü kızlar, Sanatçı Deniz Çakır’ın kendilerine “Arabistan’a gidin” dediğini söyleyerek şikayette bulundular, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Sanatçı Deniz Çakır’ı hedef gösterdi…

Doğru olmadığı ortaya çıktı ama, konun mahkeme kararı ile pekiştirilmesine kaldı…

Rutkay Aziz, kendisine “Cumhurbaşkanı Erdoğan, Fazıl Say’ın konserine gidecek. Fazıl Sayı’ın daveti bir adım değil mi?” sorusuna; “Tabi canım bir adımdır atılsın yeter ki gitsin Cumhurbaşkanı. Bir Mozart, bir Beethoven dinlesin. Belki iyi gelir” diye cevap vermiş…

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tepkisi, “Cumhurbaşkanı’nı Mozart dinlemeye zorlamak, faşistliğin dik alasıdır” şeklinde olmuş.

Değerli okurlar…

Yazdıklarım, ülkede huzuru tesis etmek yerine girginliği artırıp, insanları ötekileştirerek toplum içinde düşmanlığı körüklemek olarak yorumluyorum.

Siz de istediğiniz gibi yorumlayın, farkı fark ettiğinizde belki de iş işten geçmiş olacak…

Bir de şu var, şimdilik sakin duruyoruz ama sakinliğimizi uysallığımıza vermeyin, uysal atın tekmesi berk olur…

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA