Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
wezEo.png
wezEo.png

SON DAKİKA


googleplay
Kayseri Hakimiyet Gazetesi / www.kayserihakimiyet2000.com
wem8j.png
ALİ RIZA NAVRUZ

CAN CANA MUHABBET

Bu haber 07 Mart 2019 - 11:48 'de eklendi ve 11 kez görüntülendi.
CAN CANA MUHABBET

İstersen eğri otur ama, doğruyu söyle bana; daha hangi bir kör olası vakte kadar gamze gücü taşımalıyım yüreğimin derinliklerinde? Hangi vakte dair; gönlümün o uçsuz bucaksız derin vadilerinde dizginsiz taylar koşuşturmalıyım söyle?

Kör şeytan diyor ki; onu öldürrrrrrrrr!…

Yooo hayır, beni gıcık eden seslerdir bunlar. Kıyamam sana Caaan! Yüreğimin kapakçıklarını açar, özüne doğru seslenirim kendimce. Derim ki şair gibi:

“İstenmediğim yeri sessizce terk ederim,

Hatıra kalsın diye bırakır da rûhumu.

Mahzun bir derviş gibi boyun büker giderim…”

Ve yağmur damlacıklarıyla süslenmiş şebnem kokulu senli bir mâzi, yağmurlu bir sevda matalı olarak anlatılır kuşaklara belki de şöyle: Evvel bir zamanın ulu ortasında yüreğini yağmurlarla arıtan bir şair yaşarmış. Belki de veliymiş, ya da bol gamzeli bir aşkla yanıp tutuşan divâne-deli… Günlerden ‘çok gün’ gözlerinden yağmur yüklü kocaman bulutlar geçmiş, avuçlarından yıldızlar..! Ve gelmemiş beklenen o sevdâ kuşu bu geç kalmışın çağrılarına… Sonra vurmuş kendini dağlara dağlara!..

Sevdâ yükü pek de ağırmış hani, yol dersen o da oldukça uzuuuun! Yağmur yağarmış O’ olmazmış. O’ olmazmış ve yağmur yağarmış… Sonracığıma şu meşhur matalın o kerevetine; hüzünler bağdaş kurarmış durup dururken belki de… Belki de o zaman içerisinde yağmur yağıyormuş, O’ yokmuş…!

Ah vebâliiiiiiiim!..

 

Ben de, Yusuf olsam emînim ki; görenler ellerini keserlerdi mutfaklarında. Demek ki benim Rıza’lığım, onun da benden râzı olmuş olması anlamını hiç taşımıyormuş… Demek ki; O’ artık sandığım yâr-ı vefâdârım değil!.. Demek ki; “ey Caaan” derken ben, “bir başka lügat tekellüm ettim” ya da etmişim. Ve demek oluyor ki; her yağmur yağışında nâgehân yanımda olan Can, aslında başka bir gönül yurdunun kurak ovasına kurulmuş bir tahtın hânı imiş…

Ey serseri şair bozuntusu, ey deliban; otur şimdi sen, hâline hiç kimseciklerin bile ağlamayacağını bile bile; “baştan başa bu cism-i siyahkârım ağlasın /ağyârim ağlasın bana, hem yârim ağlasın” şeklinde Şeyh Galip’ten şiirler savur şu efil rûzigâr önüne…

Vaktinde âh eylememiş miydim söyle Caaan! Bir Hayâlî Bey gibi zülfünle perişân olmamış mıydım evvel emirde söyle.Söylesene sînem üzre oturtmadım mı seni nâr-ı sûzânım bilerek ki? Ve Caaan; her yağmurlu şarkısında şu bizim Ayna’ya eşlik etmemiş miydim: “Gittiğin yağmurla gel” diye diye!.

Şu kalb-i fakîre suretin bile gelmez bilirim şimdi! Keşke birkaç zaman daha…… Hahahahahahahah!.. Hayır, hayır; gelme artık istemeeeeeeem!.. Evet ben bir bülbülüm ama, değil bir gül derdimden habîr! Şimdi rûz-ı mahşere bıraktım bu bekleyişlerin âhını Gayri dolaştırsın beni yağmurlar altında şu felek diyâr diyâr… Ve oturtsun bir sevdâ ovasında kocaman bir kaya başına, yanık bir musammat gazel okutsun o felek bana Caaan:

“Söylersem bu derdi ben sırrım cihâna fâş olur, Sâkin olup oturursam, sığmaz yüreğim baş olur”

 

 

 

 

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA