ENDONEZYALI ÖĞRENCİLERDEN KUR’AN ZİYAFETİ

ENDONEZYALI ÖĞRENCİLERDEN KUR’AN ZİYAFETİ

PTT’NİN 177’NCİ YIL DÖNÜMÜ ETKİNLİKLERİ KUTLANDI

PTT’NİN 177’NCİ YIL DÖNÜMÜ ETKİNLİKLERİ KUTLANDI

İL VE İLÇE NÜFUS MÜDÜRLÜKLERİNE YENİ PERSONEL

İL VE İLÇE NÜFUS MÜDÜRLÜKLERİNE YENİ PERSONEL

KÜLTÜR ŞEHRİNE YAKIŞIR REKOR

KÜLTÜR ŞEHRİNE YAKIŞIR REKOR

KAYSERİ TİCARET ODASI AB BİLGİ MERKEZİ İKLİM HAFTASINI KUTLUYOR

KAYSERİ TİCARET ODASI AB BİLGİ MERKEZİ İKLİM HAFTASINI KUTLUYOR

ÇANAKKALE SAVAŞLARI GERÇEKLER
  • SÜLEYMANKOCABAŞ
    • SÜLEYMAN KOCABAŞ
    • suleymankocabas@kayserihakimiyet2000.com
    • 18 Mart 2015 - 14:20:40

ÇANAKKALE SAVAŞLARININ 100. YIL DÖNÜMÜ MÜNASEBETİYLE ÇANAKKALE SAVAŞLARI GERÇEKLERİ                   VE TÜRK –  DÜNYA TARİHİNE BÜYÜK ETKİLERİ

2015 yılı  Çanakkale Savaşları ve Zaferlerinin 100.  yıldönümü. Bu savaşlar ve zaferleri, “100. yıl esprisi” sebebiyle ayrı bir anlam vererek ve yıl boyu birçok etkinlikler yaparak anacak ve kutlayacağız.

Çanakkale Cephesi, I. Dünya Harbi’nde savaştığımız 9 cepheden birisidir. Bu cepheler içinde Çanakkale  Savaşları ve Zaferlerine ayrı bir anlam ve mana yükleyen ve günümüzde bile  her yıl yıldönümlerinde anmalar düzenlenen bu savaşlar ve zaferler üzerinde ne kadar dursak azdır.

Bu savaşlar ve zaferleri, diğer cephelerdeki savaşlardan  ayırıcı en önemli özellik, devletimizin başkenti İstanbul’un  ve Anavatan Anadolumuzun savunulmasına yönelik olması ve Aralık – Ocak 1914 – 15 Sarıkamış Savaşlarında olduğu gibi  Çanakkale Savaşlarında da neredeyse  her Türk ailesinin bir ferdini şehit verdiği veya gazi olarak çıktığı savaş oluşundan kaynaklanmaktadır. Benim ailemden, baba tarafından dedem Ahmet Efendi Sarıkamış Savaşları maktulü, anne tarafından dedem Mustafa Efendi Çanakkale Savaşları gazisi idi. Kendisi uzun yaşadığı  ve 1954’de vefat ettiği  için bilirim. Bacağının biri diz kapak altından yoktu. Yarım bacaktı.

       Çanakkale’de kazanılan Türk zaferi, 2 yılda bitecek  I. Dünya Harbi’nin 4 yılda bitmesini sebep olmuş, bu farktan faydalanan kendisiyle savaştığımız Rusya’da  Komünistler 17 Ekim 1917’de ihtilal yaparak Çarlık rejimini yıkmışlar ve ardından Rusya’yı “emperyalist harp” dedikleri harpten çekmişlerdir.

      Dizimizde anlatacağımız üzere  Rusya erkenden harpten çekilmese idi, müteakip yıllarda başlayacak olan Türk İstiklal Harbi büyük bir tehlikeye girecek, belki de başarılı olamayacaktı. Bu sebepten Çanakkale Savaşları ve Zaferlerine  “Türk İstiklal Harbinin başlangıcı” da denilmiştir ki, bu savaşlar ve zaferlere ayrı bir anlam kazandıran bir özellik de işte bu olmuştur.

      Konuyu birçok yönleriyle ele alacak olan bu kısa yazı dizimizin siz okuyucularımıza faydalı olması dileğimizdir.

 

 

Giriş

Bugün 18 Mart 2015. Çanakkale deniz ve kara savaşlarının başlamasının 100. yıldönümü. “Yüzüncü yıl esprisi” ile savaşı anmak, gerçeklerini ortaya koymak için   ülkemizde ve hatta ilgili ülkelerde  her yerde büyük etkinlikler düzenleniyor.

Düşmanlar Çanakkale’yi, 18 Mart 1915’de  deniz yolu ile geçemeyeceklerini anlayınca, kara yoluyla  Çanakkale Boğazını ele geçmek için 25 Nisan 1915’de Gelibolu Yarımadasını asker çıkararak “Kara Savaşları” denilen ve Ocak 1915 ortalarına kadar süren savaşları başlatmışlar ve bu savaşlarda da başarılı olamayınca çekip gitmişlerdir.

Bu yazımızda, 100. yıl etkinliklerine  katkıda bulunmak için alışılmış anlatımların dışına çıkarak, savaşın bilinmeyenleri, unutturulanları ve Türk – Dünya tarihine büyük etkileri üzerinde duracağız.

Savaşın Bilinmeyenleri

Savaşın bilinmeyenlerini üç madde halinde sıralamak mümkündür:

1-İtilaf Devletlerinden Rusların İstanbul ve Boğazları ele geçirmeden önce, onun müttefikleri İngiltere ve Fransa’nın ele geçirmek isteği:  Çarlık Rusyasının I. Dünya Harbine girmekten emeli, Orta Avrupa’daki  Cermenlik –   Slavlık mücadelesinde bunu ırkdaşları Slavlar lehine kazanmak ve “Tarihi emele” denilen “Sıçak Denizlere İnmek” milli emelinin son halkasını teşkil edecek olan İstanbul ve Çanakkale Boğazlarını ele geçirerek kendi mülkü yapmaktı.

Rusya, İngiltere ve Fransa ile ittifak pazarlıkları yaparken özellikle, bu tarihi emelinin onlar tarafından tanınarak kabul edilmesini şart koşmuş, bunlar da “Büyük Alman Tehlikesi” karşısında Rusya’yı mutlaka saflarına almak ve onu savaş içinde tutabilmek için bu isteğine evet demişler, aralarında imzaladıkları “İstanbul Antlaşması” ile bunu yazılı taahhüde bağlamışlardı.

Bunun ardından Nisan 1916’da imzalanan Sykes  – Picot Antlaşmasıyla da Rusya’ya “ek kazanç” olarak Doğu Anadolu’dan 6 vilayet   Erzurum, Trabzon, Van, Bitlis, Muş ve Bingöl’ü de harpten sonra imzalanacak sulh antlaşmasıyla ona vereceklerini vaat etmişlerdi.

İngiltere –Fransa ikilisinin, özellikle İstanbul ve Boğazları Rusya’ya vaadi, karşılıksız verilmiş bir poliçeden başka bir şey değildi.Çünkü bu iki devlet kendi “Dünya hâkimiyletleri” nin devamı için  stratejikönemi büyük bu iki  su yolunu, tarihte olduğu gibi I. Dünya Harbi yıllarında da Ruslara vermezlerdi. Nitekim, tarihlerde  sürekli bahsedildiği üzere,  Çanakkale Seferininana sebebi, “Rusya’ya yardım göndermek” değil, İngiltere ve Fransa’nın savaş yıllarında daha erkenden  Ruslar İstanbul’u ele geçirmeden  önce  ona yardım bahanesiyle ele geçirmek olmuştu. E. E. Adamof, “Çarlık Rusyasının  Belgelerinde  Anadolu’nun Paylaşılması” isimli kitabında bunun sebep ve sonuçlarını uzun uzun anlatır. Ruslar, harp devam ederken İstanbul’u ele geçirmek içini birkaç sefer ciddi hazırlık yapmışlardı.

2-Almanların Gelibolu Yarımadasında savaşı uzatarak, Avrupa’da kendi üzerindeki askeri yükü azaltmak istekleri: Bunun senaryosu, kendi askeri bölgesi alanına girdiği için İstanbul’daki 5. Ordu Komutanı Alman Mareşal Liman vonSanders tarafından oynanmış, düşmanların 18 Mart 1915 deniz saldırısı bir gün içinde püskürtülüp kesin sonuç alınırken, Çanakkale’yi deniz yolu ile ele geçiremeyen düşmanın Gelibolu Yarımadasını işgal ile ele geçirmeye yönelik kara savaşlarına girişmesi, bu savaşıneredeyse bir yıla yakın sürdürmüş, bu süre içinde iki taraftan da  250 biner kişilik asker adı geçen dar ve küçük  yarımadada savaşmış on binlerce can telef olmuştur.

Sanders’in ağırlığını koyarak yaptırdığı yaptığı harp planı sonucu, Seddülbahir ve Anafartalar’dan olacak düşman çıkarmaları karşısında buraların sahilleri askersiz bırakmış, buralarda yalnızca birer takımdan ibaret “gözetleme askeri” bulundurulmuş, , buraları asıl savunacak ve düşman çıkmasını  anında önleyecek 5 tümen ve alayları  çok gerilerde tutulunca,  düşmanın sahile çıkması kolaylaşmış, düşman sahilde tutunmaya başladıktan sonra da “siper savaşları” başlayınca onları atmak zorlaştığından savaş uzun sürmüştür.

Gelibolu Yarımadası Genel Komutanı Esat Paşa tarafından Sanders’in yaptığı bu plan, harpten sonra yazdığı hatırlarında “büyük hata” olarak nitelendirilmiş, düşman çıkarması günlerinde ise  9. Tümen Komutanı  Albay Halil Sami Bey, bu plana  karşı çıkınca görevinden alınmıştır. İngilizler ve Fransızlar da Sanders’in  yaptığı planın  Osmanlılar açısından “hatalı” olduğunu dile getirmişlerdir.

3-Cephede yaşanan Enver Paşa – Mustafa Kemal Bey rekabeti: Öteden beri Enver –Mustafa Kemal arasında “Ülkeye baş olma” rekabeti vardı. Bu Çanakkale Savaşlarına da yansıdı. Cephenin Kuzey Cephe Komutanı (Anafartalar) Mustafa Kemal’in kazandığı zaferler sonucu onun İstanbul ve ülkedeki popülaritesi artınca, bu, Harbiye Nazırı ve  Başkumandan Vekili Enver Paşa tarafından kıskanılmış, bunun üzerine cepheye gelen Enver Paşa, 10 bin kişilik birliğin komutasını üzerine alarak, zafer kazanmak uğrunda ona taarruz için emir vermiş,  zamansız ve tam hazırlık olmadan yapıldığı için on bin askerin neredeyse tamam şehit düşmüş, ardından, bölge komutanları tarafından “Enver Paşa, cepheyi biran önce terk ederse daha iyi olur” denilmlştir. Enver Paşa’ya “Gelibolu’ya niye gittin” şeklinde sorulunca, adı gecen rekabeti dile getirircesine  “Benin yerime Mustafa Kemal geçmek istiyordu” cevabını vermiştir.

                                             Savaşın Unutturulanları

Bu satırların yazarı olarak, “1915 Çanakkale Savaşları ve Türk –Dünya Tarihindeki Yeri” isimli kitabımı yazarken, Çanakkale ve Gelibolu Yarımadasını gezmiştim. Bu gezim sırasında dikkatimi özellikle hep şu çekti: Boğazın girişindeki büyük Türk anıtından başlayarak, Seddülbahir ve tâ Anafartalar’a kadar olan gezim sırasında her yerde Mustafa Kemal Paşa’nın heykel ve büstlerine, taşlara kazınmış sözlerine rastladım. Bu manzara, Çanakkale Savaşlarını daha yeni öğrenmeye çalışın birisi nezdinde onda şu fikir ve düşünceleri uyandırırdı: “Savaşların başından sonuna kadar her yerde Mustafa Kemal Paşa vardır; Çanakkale demek  o demektir, savaşı yalnızca o kazanmıştır, onun dışında başarılı bir komutan yoktur.”

Çanakkale Savaşlarında Mustafa Kemal’in ön plan çıkarılması büyük hatadır. Bir “üst akıl” tarafından daima, “Çanakkale  Zaferiyle Mustafa Kemal Atatürk’e büyük bir karizma kazandıralım ve bundan faydalanalım” düşüncesi ve gerekçesiyle onun böyle bir statünün içine sokulması yanlıştır.  O yalnızca Kuzey Cephesinde Anafartalar Zaferini kazanın komutandır. Bu sırada, Mareşal Fevzi Çakmak’ın  savaşın Güney Cephesi Seddülbahir’de bir alayın komutanı olup, büyük zaferler kazandığınıancak ve yalnızca Zekeriiya Sertel’in “Hatırladıklarım” isimli hatıra  kitabını okurken öğrendim. Gelibolu’nun başarılı bir diğer komutanı, yarımadanın genel komutanı olarak  Esat Paşa’dır.Çanakkale  Savaşları anlatılırken bunlardan ve daha başka  komutanlardan da bahsedilerek bunlarında da hakları verilmelidir.

İşin gerçeğine  bakılırsa, Mustafa Kemal Paşa, geniş bir alana yayılmış savaşın yalnızca Kuzey Cephesinde bir alayın komutanı olup, Anafartalar Zaferini kazanmış bir komutandı. Adı geçen kitabımı yazarken, Mustafa Kemal Paşa’nın dışındaki Türk İstiklal Harbi’nin büyük komutanları Fevzi Çakmaklar, İsmet İnönüler, Kazım Karabekirler nerede idi diye hep tarih kitaplarında aradım ve bunların isimlerine Çanakkale Savaşlarında hiç rastlayamadım. Fakat, daha sonra kitabımı yayınladıktan yıllar sonra Fevzi Çakmak’ın ismine ulaştım. Bunu da yalnızca Zekeriya Sertel’in “Hatırladıklarım” isimli hatıra kitabından öğrendim. Mustafa Kemal, Anafartalar’da bir alayın komutanı iken Fevzi Çakmak Güney Cephesi Seddülbahir’de bir alayın komutanı imiş. Düşmanı  bu cepheden durdurmak için çok başarılı savaşlar vermiş ve Sertel’e bir hatırasını anlatmış: “Düşman siperlerine taarruza geçeceğimizin günün gecesi idi. O gece hiç uyumadım. Sabaha kadar namaz kıldım ve  Kur’an okuyarak Allah’a yalvardım: “Allahım, bize zafer nasip et”. Sabaha doğru alaca karanlıktı. Bölgemize bir yağmur düştü.  Yalnızca düşman siperlerine yağmış, sabah taarruza başladığımızda düşman  siperlerinin ağzına kadar su ile dolu olduğunu, bunun sonucu bir kısım düşman askerlerinin siperlerde boğulduğunu bir kısmının ise kaçtığını gördük. Bize yapılacak fazla  bir şey kalmamıştı. Zaferi böyle ilahi bir tecelli ile kazandık.”

Özellikle Cumhuriyet Döneminde bir “Üst akıl”, Mustafa  Kemal Atatürk’e “Büyük karizma” kazandırmak ve bundan kendi hesabınca  faydalanmak için onu hep Çanakkale Savaşları ve zaferlerinde   ön plana çıkarmıştır.

Çanakkale Cephesinin baş komutanıSanders,Gelibolu  Yarımadasının genel komutanı   Esat Paşa’dan da hiç bahsedilmez.  Bu hata  giderilmeli, Mustafa Kemal’in yanında diğer komutanların  da hakları verilmelidir.

ÇanakkaleZaferinin  Türk – Dünya Tarihe Büyük  Etkileri

Çanakkale Savaşları için,  “milletler meydan muharebesi” denilmiştir. Bu sebepten, Türk-Dünya tarihindeki yeri ve sonuçları büyüktür. Maddeler halinde sıralarsak Çanakkale Savaşları’nın sonuçları şunlar olmuştur:

1- Çanakkale Savaşları, I. Dünya Harbi  2 yıl içinde bitecekken 4 yılda bitmesine sebep olmuştur. Çanakkale Boğazı geçilip İstanbul düşse idi, Türkiye harpte saf dışı kalacağından Rusya’ya İtilaf Devletleri’nin gerekli yardım ulaşacak, Almanya Rusya karşısında yenilecek, bu sebepten savaş kısalacaktı. Harp yıllarında Rusya’nın Dışişleri Bakanı Sazanov, hatıralarında müttefiklerinin yardımı olmadan savaşı kazanamayacaklarından bahisle olarınyardımına   duydukları ihtiyacı şöyle ortaya koyar: “Boğazlar’ın ablukası ve Bulgaristan’ın ihaneti, bizi Batı’yla tüm doğrudan iletişimden yoksun bırakıyordu. Bu da savaşın ilk yıllarından itibaren ordularımızın noksanlaşan silah ve cephanelerinin muntazam gelişini engelliyordu. Ağır toplarımız hemen hemen yoktu. Bunlardan sadece kaleler ve donanmada bulunuyordu. Tüfek ve fişeklere gelince, 1915 yılının sonuna kadar gereken miktarın üçte birine sahiptik.” (Sazanof’un Anıları, Derin Yayınları, İstanbul, 2002, s. 247)

2- Harbin 2 yıl uzaması, Rusya’da Komünist İhtilalin çıkmasını kolaylaştırmış, ihtilal harp içinde Ekim 1917’de yapılmıştır. Rus halkı, büyük sefalet içinde idi. Üstelik, Çarlığın otokratik yönetimi ve harp yıllarının getirdiği tedbirlerin ağırlığı, Rusya’da hayatı çekilmez hale getirmiş, bu buhran halini istismar eden Komünistlerin, “hürriyet, barış, iş, ekmek”lesloganize ettiklerini hedefleri işçiler, köylüler, halk için cazip gelmiş, teşkilatlanan bu huzursuz kitleler, 17 Ekim 1917’de  adına “Ekim İhtilali” denilen Komünist İhtilali gerçekleştirerek Çarlık rejimini yıkmışlardır. Komünist düzen kurulduktan sonra, sloganize edildiği şekilde ülkeye hürriyeti getirmemiş, her şeyin devletleştirildiği bir ortamda Rus halkı, karın tokluğuna çalışmış, ülkenin biriken zenginliklerden, “sınıfları kaldıracağız” derken bu sefer de “Komünist Partisi Sınıfı”nın oluşması sonucu, bu sınıf faydalanmıştır.

Harp içinde Almanya, düşmanı Rusya’yı güç durumda bırakmak için Çarlık rejimi ile mücadele eden ve I. Dünya Harbi’ni “emperyalist harp” diye niteleyip Rusya’yı bundan çıkarmak isteyen Komünistlere aktif destek vermiş, Komünist ihtilalin liderlerinden Lenin,  Rusya’ya Almanların yardımlarıyla tren vagonları ile taşınan koyunların içinde saklanarak  sokulmuştur.

Rusya’da Komünist ihtilalin kopmasının Almanya ve Türkiye açısından faydaları şunlar olmuştur:

“a-İktidarı ele alan Komünistler, harbe karşı oldukları için Almanya ile 20 Aralık 1917’de imzaladıkları Brest-Litovisky Ateşkes Anlaşması ile iki ülke arasındaki savaşı sona erdirmişler, Almanya böylece önemli bir cephede serbest kalmıştır. Ardından, Osmanlı Devleti de  Komünist iktidar ile 3 Mart 1918’de ateşkes antlaşması  imzalayarak Rusya ile olan harbini bitirmiştir.

b- Komünistlerin Rusya’da iktidara gelmesi, İtilaf Devletleri arasında Türkiye’yi paylaşmaya yönelik gizli antlaşmaları Rusya açısından hükümsüz bırakmış, denilebilir ki, Türklerin Çanakkale’de kazındıkların zaferin  Türk Milleti ve tarihine en büyük faydası bu olmuş, bununla İstanbul ve Boğazlar kurtarılmakla kalmamış, Doğu Anadolu da kurtarılmıştır. Hatırlanacağı üzere, İstanbul Antlaşması ile İstanbul ve Boğazlar, Sykes-Picott Antlaşması ile Doğu Anadolu’da altı vilayetimiz Ruslara bırakılmıştı. Rusya’da komünist ihtilal olmasa, Çarlık da Dünya Harbi’nin kazançlarından pay alsa idi, yukarıdaki vatan parçaları Rusya’ya verileceğinden Türk Milleti çok güç durumda kalacak, Türk İstiklal Harbi büyük tehlikeye girecekti.

Rusya’da komünist ihtilal yapıldığı sırada Rusya’ya bırakılan Doğu Anadolu’nun büyük bir kısmı zaten onun işgalinde idi. Rusya, sulh masasında daha avantajlı olmak için harp devam ederken  İstanbul Boğazı’na çıkarma yapmaya hazırlanıyordu. Bunun için 9 tümenlik (130 bin kişilik) bir ordu hazırlanmış, bu plan Çar’ın onayına sunulmak için Petersburg’a ulaştırıldığı gün, Komünist İhtilali çıkmış, planın yürürlüğe konulması akim kalmıştı. (Hikmet Bayur, Türk İnkılabı Tarihi, C. I, K.I, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1953, s. 91)

I.Dünya Harbi’nde Rusya’nın emeli, “Ayasofya’ya Haç takmaktı”. 1917’de Komünist ihtilal patlak verince, “Rus halkının bu mukaddes ve büyük ideali akim kalmış, Boğazların kaderinde etkili olmuştur.” (B. H. Sumner,AShortHıstory of Russia, A HervestBook, New York, 1949, s. 276)

c- Komünist ihtilalin çıkması, Doğu Anadolu’nun kaderinde de etkili olmuş, Rusya’nın kazançlarının genişletilerek Sivas’a ve Diyarbakır’a kadar uzanacak  bir arazi ilhaklarının önüne geçilmiştir.

d- Komünist İhtilal, Türk İstiklal Harbi’ni de kolaylaştırmıştır. İstiklal Harbimizde savaşacağımız düşmanlardan birisi saf dışı olunca, düşman sayısı azalmıştır. Üstelik, Rusya’daki komünist iktidar, Türk İstiklal Harbi’ni veren Milli Mücadele Kadrolarını, Batı’nın büyük devletleri ile “kapitalist emperyalizmi ile savaşıyoruz” denilerek onların da savaş verdikleri bu devletler sebebiyle “tabii müttefiki” haline getirmiş, İstiklal Harbimiz,  Sovyet Hükümeti tarafından desteklenmiştir. Sovyet Rusya’dan silah, para ve  diplomatik destek alınmış, bu da İstiklal Harbimizin kazanılmasını kolaylaştırmıştır.

İşte, Çanakkale’de kazandığımız zaferin  bize en büyük faydaları bunlar olmuş, “Türk İstiklal Harbi Çanakkale’de başladı” denilmiştir.

3- Çanakkale Savaşları ve zaferinin Almanya açısından bir diğer faydası, üzerlerindeki askeri yükün hafiflemesi ve bunun sonucu. Ruslara karşı başarılı savaşlar vermeleri ve Sırbistan’ı işgallerine sebep olmuştur. Çanakkale Savaşları olmasa ve İtilaf Devletleri’nin burada kullandıkları 250 bin asker Batı Cephesi’nde kullanılsa idi, Almanya rahatlıkla mağlup edilebilirdi.

4- Ruslar, Çanakkale’nin geçilememesi kendi zararına olmasına rağmen, Çanakkale Savaşları’ndan  hesaplarına fayda payı çıkarmaktan da geri kalmamışlardır. Zaten bu çıkarmayı, üzerlerindeki askeri yükün hafifletilmesi için istiyorlardı. Rusya Dışişleri Bakanı Sazanov, bu konuda hedefe ulaştıklarından bahseder: “Gelibolu Seferi başarısızlıkla sonuçlanmış olmasına rağmen, Türk ordusunun bir bölümü sınırlarımızdan uzaklaştırılarak, Küçük Asya’nın (Anadolu) tüm kuzey doğusunun efendisi kılacak sürekli başarılara katkıda bulundu.” (Sazanof,  s. 278)

5- Çanakkale Savaşları ve zaferinin Balkan Devletleri’ne de etkileri büyük olmuştur. Savaşın ne gibi bir sonuç vereceği önceden tahmin edilemediğinden Yunanistan, Bulgaristan ve Romanya uzun bir süre tarafsız kalmışlardır. Bu tarafsızlığın etkisiyle, Romanya-Bulgaristan üzerinden Türkiye’ye bir müddet Alman silah ve mühimmatı getirilmeye devam edilmiş, Osmanlı Devleti bundan büyük faydalar görmüştür.

Ağustos 1915 Savaşları ile İttifak Devletleri’nin Çanakkale’de zafer kazandıklarını gören Bulgaristan, tarafsızlığına son vererek, İttifak Devletleri ile müttefik olarak savaşa katılmıştır.

Yunanistan ve Romanya ise, İtilaf Devletleri safında savaşa girmiştir.

6- İtalya’nın da savaşa katılması kararında  Çanakkale Savaşları’nın rolü büyük olmuştur. Balkan Devletleri gibi başlangıçta uzun bir süre tarafsız kalan İtalya, İtilaf Devletleri’nin 6-7 Ağustos 1915 çıkarmasının arifesinde, bu çıkarma sonucu zaferin bu devletlerde kalacağı düşüncesiyle onlarla 3 Ağustos’ta  anlaşma yaparak savaşa girmiştir.  “İtalya’yı böyle acele savaşa sürükleyen önemli etkenlerden biri de, daha onlar Osmanlı İmparatorluğu’nun bazı bölgelerinde hak ileri sürmeye fırsat bulamadan Çanakkale Savaşı’na dayanamayan İmparatorluğun çökeceğinden korkmalarıydı. Roma’da herkes, eğer savaşa katılmakta geç kalırlarsa, Osmanlı  İmparatorluğu paylaşılırken kendilerine hak tanınmayacağını düşünüyorlardı.”  (George Cassar, Çanakkale ve Fransızlar,  Milliyet Yayınları, İstanbul, 1974,  s. 271)

7- İngilizler de, Çanakkale’de savaşı kaybetmelerine rağmen kendi hesaplarına kâr payı çıkarmaktan geri kalmamışlardır. Oglander şunları yazar: “Çanakkale Muharebelerinde  sarf edilen gayretler heba (boş)  olmamıştır… Hayatlar boş yere feda edilmemiştir. Asıl hedef (İstanbul’un işgali) temin edilmemiş ise de sağlam ve diğer kuvvetli faydalar elde edilmiştir… Kayıpların büyüklüğüne karşılık Türk ordusunun özü ve güzide kısmı imha edilmiş, Süveyş Kanalı’nın selameti temin olunmuş ve Türkiye’nin nihai mağlubiyetinin temeli atılmıştır… Türk ordusunun önemli kısmı Gelibolu’da zayiata uğramış, bu, General Allenby’in Filistin zaferine zemin hazırlamıştır.” (AspinallOglander, Çanakkale Muharebeleri İngilizlerin Gelibolu Seferinin Resmi Tarihi,  Kanaat Kütüphanesi , İstanbul, 1932, s. 253 )

Osmanlı Devleti, savaşta “Başkent’i kurtarmak” için Çanakkale Savaşları’na ağırlık verdiği için diğer cephelere yeteri kadar kuvvet gönderememiş, İngilizlerle savaştığımız Irak ve Suriye-Sina Cephesi’nde İngilizler savaşı kazanmışlardır. Çanakkale’de kullanılan 250 bin asker bu cephelerde kullanılsa idi, zafer Türklerde kalırdı.

Yine Oglander’in yazdıklarına göre, 1915 İlkbaharında Gelibolu Harekatı olmasa idi, Almanlar Batı Cephesi’nde büyük bir taarruza hazırlanıyorlardı. Bundan vazgeçmişler, adı geçen cephe büyük bir darbe yemekten kurtarılmıştır. (Oglander, s. 252)Oglander, Çanakkale Savaşları’na bakarak İtalya, Yunanistan ve Romanya’nın kendi saflarında harbe girmesini ve Bulgaristan’ın uzun bir süre tarafsız kalmasını  “kâr” hanelerine kaydeder. (Oglander, s. 253)

8- Çanakkale’de kazanılan Türk zaferi, 1916’da İngiltere’de hükümet değişikliğine sebep olmuş, mağlubiyetin sebebi olarak  gösterilen Başbakan Asquit Hükümeti’nin yerini Lloyd George Hükümeti almış, Çanakkale Seferi’nin baş mimarı Churchill Bahriye Nazırlığından alınarak  Fransa’da  bir birliğini komutanlığına atanmıştır.

9- Çanakkale’de kazanılan Türk zaferi, İngiltere ve Fransa’yı sömürgelerinde güç durumda bırakmış, sömürülen ülkelerin halklarına bunlarla mücadele cesareti vermişti. Amerikalı Yüzbaşı GranvilleFortesceu, İngiltere için “Gelibolu Yarımadası’nda başarısızlığa uğrayacak olursa, İngiliz güneşi, Türkiye’de, Mısır’da, Hindistan’da kısaca bütün Doğu’da ışıklarını önceki kadar vuramayacak, aydınlatamayacaktır” şeklinde yazıyordu. ( Burhan Sayılar,  Çanakkale, Ümitler, Yanılgılar, Gerçekler, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2003, s. 23) Nitekim de bu doğrultuda etkileri görülmeye başlamıştı. “İngiltere ve Fransa’nın  geri çekilmeleri, bütün Asya ve İslam dünyasında olumsuz etkiler yarattı. İtilaf Devletleri’nin saygınlığı sanıldığı kadar ciddi olmasa bile yine de biraz olsun sarsılmıştı.” (Cassar, s.349)

Mühlman’ın yazdıklarına göre de İngiltere’nin Çanakkale’deki mağlubiyeti, İslam dünyasındaki prestijini kırmış, bunu telafi için Suriye ve Irak’a  büyük kuvvetler yığarak, büyük zaferler kazanmak peşine düşmüştü. ( Carl Mühlman,  Çanakkale Savaşları Bir Alman Subayının Anıları, Timaş Yayınları, İstanbul, 2003,s. 174)

10- Çanakkale Savaşları’nın Anzaklara(Avusturyalılar ve Yeni Zellandalılar) etkisi de büyük oldu. Daha millet olmanın şuuruna ermemiş, vatan için savaşmanın ne demek olduğunu bilmeyen bunlara “millet olma” süreçlerini tamamlayan önemli bir etken teşkil etmiştir.

Anzaklar  da Türkler gibi Çanakkale’deki cesur ve kahramanca verdikleri mücadeleleri destanlaştırmışlar, efsaneleştirmişlerdi. “Anzak efsanesi, Gelibolu’da ve savaşta yaşananları yüceltir ve onu Avustralya’nın kimlik duygusunun merkezine koyar…Bu (Gelibolu’ya Anzak çıkışı), Avustralya’nın bir ulus olarak dünya sahnesine ilk çıkışıydı. Bu, Avusturalyalıların, bir ulusun doğuşunun ateşle vaftiziydi.” (JennyMacleod, Gelibolu’nun Öteki Yüzü, Güncel Yayıncılık, İstanbul, 2005, s. 12 – 13) İlk çıkarmanın yapıldığı 25 Nisan günü, Avusturalya’da her yıl “Anzak Günü” olarak kutlanır.

Çanakkale Savaşları, birbirlerini yakından tanımaları sebebiyle Anzakları Türklere dost yaptı. İngilizler, Anzakları 1922’de yeniden Anadolu’ya getirip, Türk İstiklal Harbi’ne karşı  kullanmak istediklerinde, kazanılan dostluk sebebiyle Avustralyalılar Anadolu’ya gitmeyi ret ettiler.  (Hasan Mert, Çanakkale Savaşlarının Askeri ve Siyasi Sonuçları, Tarihte Türkler, C. 13, s. 370)

11- Türk Milleti medeni millet, Türk askeri dürüst asker: “Her şey iş başında belli olur” derler. Anzaklar, Çanakkale’de Türk askeri ile savaşmasalardı, Türk Milletinin medeni, Türk askerinin dürüst asker olduğunu hiçbir zaman bilemeyecekler, sözle anlatılanlar onları tatmin etmeyecekti.

Avustralya ve Yeni Zellanda’da, savaşa katılan askerlerden hatıralarını anlatma kampanyası başlatılmış, subayından erine kadar herkes, Türklerin medeni millet, iyi insanlar, dürüst savaşçılar olduklarını ortaya koyan görüşlere yer vermişlerdir. Bunlardan birkaçını sıralayacağız:

Er Frank  E. Rumboll (Avustralya): “ O savaşlarda biz Türkleri sadece çok cesur askerler değil, aynı zamanda soylu insanlar olarak da tanıdık. İki taraf da esirlerine tam bir insanlık ve dostluk içinde muamele etmişlerdir.” (Baha Vefa Karatay, Mehmetçik ve Anzaklar, Ankara, 1987, s. 126)

Çavuş John Balfour (Avustralya): “Gelibolu’da biz Türk askerine ‘Jacko’, ‘Johny Türk’ adını vermiştik. Bu isimler, derin bir sempatinin ifadesiydi. O, bizim düşmanımızdı ama, kısa sürede bu düşmanlık duygusu yerini karşılıklı bir saygı ve sempatiye bırakmıştı. Sanki savaş değil, centilmence bir siper müsabakası yaptık.” (Karatay, s. 115)

Er Tekiri Abramam (Yeni Zellanda):  Açık yüreklilikle belirtmek isterim ki, o savaş sahnesinde Türk askeri bizden daha fazla insani duygulara sahip bulunduğunu da kanıtlamıştır.” (Karatay, s. 113)

Çavuş L. H. Barlette (Avustralya): Gelibolu’dan sonra gittiğim Belçika ve Fransa cephelerinde Türk askerindeki insanlık ve mertlik örneğine benzer bir olaya rastlamadım. Türk askeri birinci sınıf savaşçı olduğu kadar, üstün insan karakterlerine sahip mert ve cesur bir askerdir.” (Karatay, s. 90)

Er Allan Jack (Avustralya): “O sırada bize verilen bilgiler, Türk askerlerinin barbar oldukları, esirlere çok fena muamele ettikleri yolunda idi. Gelibolu’ya çıkıp savaşa girdikten sonra, tanığı olduğumuz gerçekler, bütün bunların ne kadar yalan olduğunu anlamakta geçikmecek-tir.” (Karatay, s. 109)

HaroldCliveNewmann (Avustralya): “O savaşta bizi en fazla etkileyen durumlardan biri de Türk askerlerinin centilmenlikleri olmuştur. Anzak Koyu açıklarında demirlemiş bulunan hastane gemimiz daima Türk topçusu tarafından büyük bir dikkatle korunmuştur. Zaman zaman savaş gemilerimiz hastane gemisine yaklaşınca, Türk topçusu, Kızılhaç işaretini taşıyan gemilere zarar vermemek için hemen ateş kesmekten geri kalmıyordu.

Bunlar ve benzeri olaylar, birliğimizin bütün mensupları üzerinde derin bir saygı ve sempati uyandırmakta gecikmemişti.

Pek çoğumuzun düşünce ve kanaatini de ifade ettiğimden emin olarak belirtmek isterim ki, Türklerin karşısında değil, bizimle aynı safta olmalarını yürekten arzulamıştık…

O dehşet verici savaş içinde bizler, Türk askerlerini Johny Türk olarak tanımış ve hayranlık duymuştuk.” Karatay, s. 100 – 101)

Avustralya Genel Valisi LordCasey’in konuşmasından: “Bir gün yaralılarımızı Türk siperlerine yakın ve açık bir araziden geçirerek taşımak durumundan kalmıştık. Beş altı kişilik bir müfreze bu işe giriştikleri zaman, Türk siperlerinden hiçbir müdahaleye ya da atışa maruz kalmadılar. Türk askerleri başlarını siperlerinden çıkarmış ve tam bir insanlık anlayışı içinde onları izlemişlerdi.

Sonuç olarak belirtmek isterim ki, sizler (Türkler) kahraman olduğu kadar insan ve uygar bir milletin evlatlarısınız.” (Karatay, s. 109)

General Gouraund (Çanakkale’de Fransa kuvvetleri başkomutanı): “Kendileriyle savaştığım sırada yaralandığımda, Türkleri önce yüksek askerlik vasıfları ile tanıdım. Onlar yürekli ve civanmerttirler. Onlar, orada toplarının menzili içine girip yaralıları taşıyan hastane gemileri üzerine ateş etmiyorlardı.” (Hikmet Bayur, Türk İnkılabı Tarihi, C. I, K. I, s. 298)

General Hamilton’un yazdıkları: “Mevzilenme, siper savunma işlerinde Türkler daima mükemmel. Halbuki,  tüm cahil olan bu askerler kendilerine verilen görevleri aynen yerine getirmek hususunda pek mert hareket ediyorlar. Bir yere, tam siper ettiler mi, araziye yapışıyor ve üzerlerine gelen her hedefi vuruyor. Bu tür savaşlarda Türk askeri pek usta.

Hakikaten ben hayatımda bu derece cesur asker görmedim. Bazıları ideal evsaftalar. Hücuma kalkıp, ilerlemeye başladık mı, üzerlerine yağdırdığımız mermi sağanağına aldırmadan, soğukkanlılıkla ayağa kalkıyor, siperlerden fırlıyor ve başlıyor ateş etmeye, el bombası atmaya…” (Ian Hamilton, Gelibolu Günlüğü,  Hürriyet Yayınları, İstanbul, 1972, s. 180)Almanlar, gaz bombaları üretmişler, bunları Batı Cephesi’nde kullanıyorlardı. Çanakkale’de kullanmaları için Türklere vermişler, fakat Türkler dürüst savaşçılar oldukları için bunları kullanmamışlardı. İngiliz istihbarat subayı  AubreyHerbert’in yazdıkları: “Onlara (Çanakkale’deki İtilaf askerlerine) gaz maskeleri hâlâ giydirilemiyor. Çünkü Türkler’in namuslu savaşçılar olduklarını ve gaz kullanmayacaklarını söylüyorlar.”(AubryHerbert – Morgenthau Henry,  Devler Ülkesinde Devler Savaşa Çanakkale, Ataç Yayınları, İstanbul, 2005, s. 120 – 121)

 

 

 

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz