ENDONEZYALI ÖĞRENCİLERDEN KUR’AN ZİYAFETİ

ENDONEZYALI ÖĞRENCİLERDEN KUR’AN ZİYAFETİ

PTT’NİN 177’NCİ YIL DÖNÜMÜ ETKİNLİKLERİ KUTLANDI

PTT’NİN 177’NCİ YIL DÖNÜMÜ ETKİNLİKLERİ KUTLANDI

İL VE İLÇE NÜFUS MÜDÜRLÜKLERİNE YENİ PERSONEL

İL VE İLÇE NÜFUS MÜDÜRLÜKLERİNE YENİ PERSONEL

KÜLTÜR ŞEHRİNE YAKIŞIR REKOR

KÜLTÜR ŞEHRİNE YAKIŞIR REKOR

KAYSERİ TİCARET ODASI AB BİLGİ MERKEZİ İKLİM HAFTASINI KUTLUYOR

KAYSERİ TİCARET ODASI AB BİLGİ MERKEZİ İKLİM HAFTASINI KUTLUYOR

DİLBİLİMİ VE FELSEFE
  • BEYHANASMA
    • BEYHAN ASMA
    • BEYHANASMA@kayserihakimiyet2000.com
    • 12 Kasım 2015 - 16:22:57

Birçok açıdan farklılık gösteren, farklı fenomenler olarak kendilerini ortaya koyan düşünce ve dil, insanı bütün canlılardan ayıran özelliklerdir. Düşüncenin niteliği filozofların “algı perdesi” denen muammalarından başlar. İnsan beyninin fiziksel-biyolojik ve ruhi-manevi özellikleri düşüncenin özünü açmak için ipuçları verse de, o sırrı açmak imkânsızdır.
Algılama süreci insanın en yüksek niteliğidir. İnsan zihni ve onun yapısı, işlevi, bellek tutumu, işlem- analiz- yorum yeteneği binlerce soruya cevap bulmuş, binlerce soruyu cevapsız bırakmıştır. Bilinen ve bilinmeyen yanlarıyla düşüncenin bir anahtarı dil, dilin de tek bir anahtarı düşüncedir. Dilin maddi tarafı düşüncenin maddi tarafından fazladır. İnsanın ses aygıtı ve konuşma sesi, kelime, cümle, metin olguları fiziksel olduğu kadar da aynı zamanda fiziksel değildir. Kelimenin akustik açısı fiziksel olmayan olgulara bağlıdır. Seslerin, hecelerin, kelimelerin, cümle ve metinlerin akustik ve çizgisel niteliği dili yeterince karmaşık bir fenomen olarak ortaya çıkarır. Dilden düşünceye, düşünceden dile ortaklıkta farklılık, farklılıkta ortaklık arayışı demektir.
Gerçeklik- düşünce- dil üçgeninde, fiziksel- ruhsal sürecin çözümlenmesi ayrı ayrı bilim alanlarının farklı yöntemleri ile araştırılır. Bizi daha fazla ilgilendiren dilden felsefeye bakış, dilin sistemini, işlevini, yapısını, birimlerini muhtelif yöntemlerle öğrenmeye temel almakla beraber araştırma alanına giren problemleri, o cümleden dil ve felsefe sorununu da araştırmaya meraklı olmamızdır. Düşünce ile dilin karşılıklı işlevsel ilişkisinin karmaşık olmasını şartlandıran yalnızca düşüncenin çok bileşenli olması değil, hem de dilin kendisinin de çok bileşenli olmasıdır. Mesela çok işlevlilik (algılama, iletişim, pragmatizm, adlandırma) düşünceyi de, dili de geniş ve derin ilişkiler kavşağına sokar.Algılama ve iletişim işlevlerinin sınırlarının olması bu sınırların aşılmaz olduğu anlamına gelmez. Bu ilişkinin genel manzarası, karşılıklı etkilemenin, biyolojik ve sosyolojik boyutlarıyla önem arz etmektedir. Dilin sistemler sistemi olması, düşüncenin formları ve algılamanın çeşitliliği ile ilişkilidir. Dil dışı ve dil üstü bilgileri de kendisinde birleştiren dil sisteminde yapısal dil anlamları önemli rol oynar. Kelimenin çok anlamlılığı, mecazi anlam zenginliği, insan bilincinin soyutlaştırma işlevi, düşüncenin genelliği, insan formatlı olması ile dilin milliliği ve ulusal formatta olması birbirini tamamlar. İnsan kelimelerle değil, kavramlarla düşünür. Kelime ile kavramı birleştiren öğelerin, onları birleştirmeyen öğelerden kat kat fazla olduğu ortadadır.
Bu anlamda “insan kelimelerle düşünür” ifadesi bir metafordan başka bir şey değildir. İnsan düşüncesinde yardımcı kelimelerin olması da doğaldır. Bu anlamda dil düşüncedir veya söylem bilinçtir. Dili düşünce ile birleştirmeyen öğeler de fazladır. Düşünceden farklı işlev taşıyan dilin zenginliği kavram ve önerme ile beraber konuşanın söyledikleri ile söylenenin gerçeklikle ilişkisi, ifade, beyan zenginliği, üslup özellikleri, kelimelerin değişme ve birleşme kuralları, anlam nüansları ve kaymaları, deyim zenginliği, çok varyantlılık ve seçim, norm- normsuzluk, eylem süreçleri… dili düşünceden, söylemi bilinçten ayıran kendine özgülüktür. Bu anlamda dilin sistemliliği, değişme kuralları, betimleme ölçütleri düşünceden daha geniştir. Dil oyunları kavramının da her zaman zeka oyunları olmadığını unutmamamız gerekir. Yunanca “bilgelik sevgisi”, “hikmet aşkı” anlamına gelen “philosophia” kelimesinin Türkçedeki şimdiki şekli, felsefi bilginin (episteme) ve bilgeliğin (sophia) karışımından daha fazla bilgeliğe ve hikmete sevgidir. Bilgi daha ziyade olgudur, somuttur. Felsefe ise daha fazla soyuttur, değer niteliği taşır. Felsefe, insan hayatı dünya ve Tanrı üzerine düşüncelerin toplamıdır. Büyük İslam filozofu İbn-i Rüşd bu hususta, “Kuran evrene bakarak bizi, onun yaratıcısı hakkında düşünmeye davet eder” demektedir. Bu mantıksal kategoriler dilde aşağıdaki kategorilere eşdeğerdir: Genel Gramer veya kelime grupları (İsim, Sıfat, Zarf, Fiiil), nicelik, nitelik mekân kümeleri; hem genel gramer hem de özel gramer (nicelik, zaman), bazıları ise (hal, ilgi, çatı)gramer kümelerine girer. Dilde ve düşüncede bu eşdeğer kümeler tam örtüşmezler. Mesela mantıkta net olarak üç zaman dilimi (gelmiş, şimdi, gelecek) varken, dillerde zaman sayısı farklıdır.

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz