KAYSERİSPOR: 2 – ATİKER KONYASPOR: 1

KAYSERİSPOR: 2 – ATİKER KONYASPOR: 1

KAYSERİ’DE İSTİKLAL YÜRÜYÜŞÜ RÜZGARI

KAYSERİ’DE İSTİKLAL YÜRÜYÜŞÜ RÜZGARI

DEPLASMAN FATİHİ MELİKGAZİ BELEDİYESPOR

DEPLASMAN FATİHİ MELİKGAZİ BELEDİYESPOR

TURGUTLUSPOR- ERCİYESSPOR :2-0

TURGUTLUSPOR- ERCİYESSPOR :2-0

MAZOT HIRSIZLARI ‘TIKAMA’ İLE YAKALANDI

MAZOT HIRSIZLARI ‘TIKAMA’ İLE YAKALANDI

DİLİN TOPLUMSAL VE KÜLTÜREL DEĞERİ
  • BEYHANASMA
    • BEYHAN ASMA
    • BEYHANASMA@kayserihakimiyet2000.com
    • 24 Kasım 2015 - 16:10:13

Dilin Toplumsal ve Kültürel Niteliği Dile ister dışarıdan bir gözlemci olarak, ister onu kullanan biri olarak bakalım, dilin hem düşüncelerimizi anlatmaya yarayan bir araç; hem de diğer insanlarla iletişim kurmamızı sağlayan bir ortam olduğunu gördük. Bu da dilin sadece bireyle değil toplumla da çok sıkı bağları olduğu anlamına geliyor.
Dili içinde yaşadığımız toplumda kazanır, dil ile dünyayı tanır ve anlam vermeye çalışırız. Her gün karşılaştığımız sayısız nesne ve olayı adlandırabildiğimiz ölçüde anlayabilir, belleğimizde tutabilir ve diğer kişilerle paylaşabiliriz. Dilin toplumsal bir iletişim aracı olduğu gerçeğinden hareketle, dil toplum ilişki ve etkileşimlerinin incelenmesi sonucunda toplum dilbilim (sosyal linguistik) ve dil toplumbilimi (dil sosyolojisi) adı altında müstakil çalışma ve araştırma alanları oluşmuştur. Uygulamada her ne kadar bu iki alan aynı amaç için çalışıyorsa da, kuramsal olarak birbirinden farklı alanlar olarak gösterilmektedir. Farkı benimseyenler, dilbilime veya toplumbilime ağırlık vermektedirler. Hangi adla adlandırılırsa adlandırılsın bu dallarda ortaya konan çalışmalarda, dili bir yönüyle ele alan çalışmaların artık yeterli olmadığı, alanlar arası yaklaşımlarla dil-toplum etkileşimlerinin incelenmesi gerektiği noktasında birleşilmiştir. Dil toplum ilişkileri özellikle XX. yüzyılın başlarında üzerinde önemle durulan bir mesele haline gelmiştir. Fransız dilbilimcisi Antoine Meillet ve onun görüşünü paylaşan bilginler, dili, toplumsal yapının oluşturduğu değişik katmanların birleşimi olarak görmüşler, dilde hayat tarzının ve ekonomik şartların etkisine, kelimelerin anlamlarının değişmesinde toplumdaki değişikliklerin Önemine eğilmişlerdir. Claude Levi Strauss da dilin toplumsal bir fenomen olduğunu ve bu bakımdan incelenmesi gerektiğini vurgulamıştır. Emile Durkheim’in dil konusundaki görüşü de dilin toplumsal yönüne dikkat çeker. Durkheim, genelleme yetisi ve kavramların kaynaklarını toplumdan aldığı görüşündedir. Toplum, düşüncelerini iletmek için kelimelere başvurur. Dilin sağladığı genellemeyle öznel İmgeler kişiyi aşan kavramlara dönüşür. Sausser ve Millet gibi birçok dilbilimci Durkheim’in bu görüşünü benimsemiş ve dili başat toplumsal olaylardan saymışlardır. Gördüğümüz nesne, olgu ve olayları dil kurallarına göre adlandırmak, aslında dünyayı yaşadığımız topluma göre oluşturmaktır. Toplumbilimcilerin “gerçeğin toplumsal açıdan oluşturulması” dediği bu düşünce, dilbilim tarihinde Edward Sapir ile neredeyse özdeşleşmiştir. Bu görüşe göre birey dünyayı doğ¬rudan ve tarafsız olarak değil, büyük ölçüde içinde yaşadığı toplumun ona kazandırdığı dil ile tanır. Bu yönüyle dil, sadece dünyada var olan nesneleri ve algılanan olguları adlandırmakla kalmaz, aynı zamanda düşünceyi de aydınlatır. Dil bir toplumun bilgi birikimini yansıtır. Dili öğrenen bir çocuk onun aracılığı ile toplumun değer ve inançlarını da öğrenir. Bu bakımdan dil toplumsal bilginin anahtarıdır ve bireyden bireye bilginin aktarılmasını sağlayan bir ortamdır. Bireyin içinde yaşadığı topluma katılımı anadilini öğrenme ile başlar. Yani anadili öğrenme sosyalleşme sürecinin ilk adımıdır.
Anadilin öğrenilmesi sürecinde dilin işlevi sadece başkalarıyla bir şeyler paylaşma ve kendini ifade etme imkânını sağlamak değildir. Bunların ötesinde, kişinin çevresinin düşünce tarzına katılıp, kavram ve düşünce fonksiyonlarını devralarak dünya görüşünün bunlara göre şekillenmesini sağlayan önemli bir fonksiyonu da vardır. Dilin toplumla ve o toplumun kültürüyle yakın ilişkisini anlatmak için bir dilbilimci şunları söyler: “Bir milletin hayat tarzı, inançları, dünya görüşü, çeşitli nitelikleri hatta tarih boyunca o toplumda meydana gelen çeşitli olaylar üzerinde hiçbir bilgimiz olmasa, yalnızca dilbilim incelemeleriyle, bir dilin söz varlığının, söz hazinesinin derinliğine inerek bütün bu konularda çok değerli bilgiler ve güvenilir ipuçları elde edebiliriz. Dilin toplumla ilişkisi, kültürle ilişkisi demektir. Dil ve kültürü birbirinden bağımsız parçalar olarak ele almak mümkün değildir. Çünkü biri diğeri olmadan var olamaz. Kültürün olduğu yerde dil, dilin olduğu yerde mutlaka kültür vardır. Dildeki her şey kültürden gelir.

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz