PROF. DR. KARATAY: “EN SAĞLIKLI YİYECEK PASTIRMA”

PROF. DR. KARATAY: “EN SAĞLIKLI YİYECEK PASTIRMA”

DİREKSİYON HAKİMİYETİNİ KAYBETTİ…ÇOCUKLARI EZDİ

DİREKSİYON HAKİMİYETİNİ KAYBETTİ…ÇOCUKLARI EZDİ

SURİYELİ SAĞIR KARDEŞLER GÜVERCİNLERİNİN SESİNİ DUYMAK İSTİYOR

SURİYELİ SAĞIR KARDEŞLER GÜVERCİNLERİNİN SESİNİ DUYMAK İSTİYOR

ASDEP DARA DÜŞENİN AİLESİ OLUYOR

ASDEP DARA DÜŞENİN AİLESİ OLUYOR

YILDIZ: MÜFTÜLERE NİKAH YETKİSİ LAİKLİKLE ALAKALI DEĞİL

YILDIZ: MÜFTÜLERE NİKAH YETKİSİ LAİKLİKLE ALAKALI DEĞİL

DÜŞÜNME VE SOSYOLOJİ
  • BEYHANASMA
    • BEYHAN ASMA
    • BEYHANASMA@kayserihakimiyet2000.com
    • 11 Kasım 2015 - 15:46:38

Genel bir kanıya göre insan, kâinatta bilinen varlıklar arasında en mükemmel olanıdır. Kendi zihni yetenekleriyle en küçük ayrıntısına kadar kurduğu muazzam bir sosyal dünyada yaşamaktadır. İnsanın kendi sınırları ötesini idrak edemediği için en mükemmel olduğunun ispatı elbette mümkün değildir. Ancak şu husus kesindir ki, insanda bulunan özelliklerden bir kısmı bilinen diğer varlıklarda ya hiç yoktur ya da çok ilkel seviyelerde mevcuttur.
Bu özelliklerden en önemlisi akıl ve onun insana mahsus olan fonksiyonlarıdır. Düşünebilmesi ve aklına hitap edilebilmesi sayesinde diğer varlıklardan ayrı, özel bir konumda bulunmaktadır. Sahip olduğu düşünme yetkisi ve görevi nedeniyle de davranışlarının sorumluluğunu yüklenmektedir. Bu sorumluluğun ödülü geleceğini istediği gibi yine kendisinin kurmasıdır. İşte insan açısından düşünmenin önemi bu anlamdadır. Başka bir deyişle kendi geleceğini kuran insan için genel anlamıyla düşünme, en önemli özelliktir. Özellikle felsefi bakış açısından, günümüze intikal eden miras çerçevesinde insanın düşünme özelliğini yeterince kullanmadığı da görülmektedir. Halen pek çok sosyal problem çözümsüzlük içinde varlığını sürdürmektedir. Bir kısmının ise çözümü bilindiği halde toplumu yıkıcı etkileri devam etmektedir. Düşünme yeteneğini gereğince kullanmış olsaydı ya da doğru düşünebilmiş olsaydı daha farklı bir durumda olabilirdi. Acaba insan ne tür özelliklere sahiptir ki kendine problem yaratmaya devam etmektedir. Sosyal bilimlerde insanı açıklayan iki genel model bulunmaktadır. Bunlardan ilki biyolojik modeldir.
İnsan davranışlarını şartlı refleksler fikrinden hareketle bir organizmanın reaksiyonları olarak görmektedir. Diğeri ise sosyolojik modeldir ve bu kitabın konusudur. Her iki model de bir davranışın nedenlerini iki ayrı guruba bölerek incelemektedir. Sosyolojik modelde davranışın sosyal nedenleri ele alınmaktadır. Öte yandan düşünce, komple bir kavramdır ve çerçevesi içinde birbirinden çok farklı hususiyetleri de barındırmaktadır. Mesela, hangi düşünce doğrudur? Doğruluk ve yanlışlığın kıstasları nasıl değişmektedir? Bunlar da birer düşünce midirler, yoksa varlık için kurulmuş birer boyut mudurlar? Tüm dünyanın keşifleriyle tanıdığı bir bilim adamının mı düşünceleri iyidir veya doğrudur, yoksa kendini aşmış ve her türlü beşeri zaaf ve ihtiraslardan kurtulmuş bir çobanınkiler mi? Bunların zihni yapılanmaları nasıldır ki, farklı düşünceler üretebilmektedirler? İyi ve kötü, doğru ve yanlış birbirlerinden nasıl ayrılmakta, hatta insanlara göre neden değişmektedir? Bu sorular etik ilmi veya ahlak felsefesinin soruları olmakla birlikte, kültürel antropoloji ve sosyoloji, doğru ve yanlış kavramlarının kültürlere göre değiştiğini kabul etmektedir.
Rölativizm’ e göre, doğrunun tarifi, fert tarafından doğru olduğu kabul edilen şey olarak yapılmaktadır. Ancak, doğru veya yanlış, sadece ferdin düşüncelerine bağlı olan bir kavram değildir. Etik (ahlak) teorilerine göre, doğru ve yanlış düşünceleri, ferdi varlığa, grup varlığına, ya da insanüstü varlığın (külli irade teorisi) değerlerine, düşüncelerine veya tavırlarına bağlıdır. Bunların yanı sıra idraksizlik teorisi doğruluk ve yanlışlığın hiç bilinemeyeceğini söylemektedir. Natüralizm teorisi ise, tam tersi görüşüyle, doğrunun ve yanlışın durumu tasvir eden bilgilere sade bir bakışla bilineceğini söylemektedir. Non-natüralizm teorisi, biliş için mevcut olandan daha fazla bir bilgiye, mesela, sezgi gibi bize doğrunun ne olduğunu söyleyen bilgiye veya ahlak kurallarının gerçeğine ihtiyaç duyulduğunu ifade etmektedir. Fakat çoğu kişinin katılacağı ortak bir yargı, insanın belli bir amacı gerçekleştirmeye yönelik istisnai özelliklerle donatılmış olduğudur. Bu büyük mânânın aslında anlamsız olduğunu iddia etmek, gülünç olmakla birlikte, insana verilmiş olan kapasitenin ve dolayısıyla da mânânın büyüklüğünü teyit eder. Düşünme ve irade birbirinden ayrılamayan, hatta birbirlerini gerektiren kavramlardır. Varlığın hem bir irade eseri ve hem de kendisine has bir iradesinin olduğu temel kabulümüzdür.

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz