ILN00707901-KAYSERİ 6. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNDEN ESAS NO : 2017/502KARAR NO : 2017/486

ILN00707901-KAYSERİ 6. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNDEN ESAS NO : 2017/502KARAR NO : 2017/486

BAŞKAN ÇOLAKBAYRAKDAR, “KOCASİNAN, KENTSEL  DÖNÜŞÜMLE PARLAYACAK”

BAŞKAN ÇOLAKBAYRAKDAR, “KOCASİNAN, KENTSEL DÖNÜŞÜMLE PARLAYACAK”

ASAMOAH GYAN 32. YAŞ GÜNÜNÜ TAKIM ARKADAŞLARI İLE KUTLADI

ASAMOAH GYAN 32. YAŞ GÜNÜNÜ TAKIM ARKADAŞLARI İLE KUTLADI

KAYSERİSPOR, MEDİPOL BAŞAKŞEHİR’E BİLENİYOR

KAYSERİSPOR, MEDİPOL BAŞAKŞEHİR’E BİLENİYOR

YORGAN DİKİMİ NESİLDEN NESİLE MELİKGAZİ’DE DEVAM EDECEK

YORGAN DİKİMİ NESİLDEN NESİLE MELİKGAZİ’DE DEVAM EDECEK

FELSEFİ DÜŞÜNCENİN EDEBİYATA YANSIMASI
  • BEYHANASMA
    • BEYHAN ASMA
    • BEYHANASMA@kayserihakimiyet2000.com
    • 18 Kasım 2015 - 17:38:19

Batı medeniyetinin gelişmesinde felsefi düşüncenin önemli bir rol oynadığı bilinmektedir. Skolastik düşüncenin yerini rasyonel anlayışın almasıyla birlikte Batı toplumunda zihniyet değişimi görülür. Bunun sonucu olarak entelektüel bakış açısı gelişir, farklı ve aykırı fikirler de özgürce dile getirilir. Fransız İhtilâli ile birlikte millî devletlerin doğuşu hızlanır ve modern demokrasinin temelleri atılır. Böylece bireyin etkinliği artmaya başlar.
Descartes ile başlayan yeni felsefi hareket insanların ufkunu genişletir. Batı‟da, özellikle Fransa‟da edebî anlayışla felsefi anlayış birbirine paralel olarak ilerler. Diyebiliriz ki, Fransız medeniyetinin oluşmasında edebiyatın büyük bir rolü vardır. Victor Hugo Edebiyat medeniyetin kendisidir, der. Özellikle “Aydınlanma” devri ile birlikte edebî eserler toplumun gelişiminde etkin güç olur. XIX. yüzyılda Fransız edebiyatının etkisinde kalan Türk aydınları, Batı‟da gelişen felsefi eğilimler konusunda gerekli bilgiden mahrumdu. Entelektüel birikime sahip olan her insan gibi onlar da felsefeye ilgi duydular. Türk toplumundaki değişim süreci XIX. yüzyılda zihniyet değişimi ile ortaya çıkar. Bu değişim, siyasî ve askerî alanda yapılan yeniliklere paralel olarak sosyal ve kültürel alana da yansır. Değişim, Tanzimat devri ile başlar.
Tanzimat, bir geçiş ve buhran devridir. Devlet, kendi yaptığı reformların tabii sonuçlarından ilk önce kendisi rahatsız olur ve bu sonuçları durduramamanın sıkıntısı içinde kendi kendisiyle çelişik bir duruma düşer. Köklü yapısal değişmeyi gerçekleştiremeyen devlet, eski kurumlarla yeni kurumların çatışma alanında bocalayıp durur. Yeni fikirlerle yetişen genç kuşaklar devlet adamlarını zorlar. Eskilerin gözünde genç kuşaklar devleti tehlikeye atan unsurlar olarak görülür. Tanzimat devrinin yeni kurumlarında yetişen gençler, Batı medeniyeti içinde yer almak ve modernleşmek isterler. Türk modernleşmesi diyeceğimiz olgu XIX. yüzyılda aydınların öncülüğünde başlatılan elitist bir proje idi. Bu o kadar kolay değildi. Batı toplumu Rönesans‟tan itibaren “Aydınlanma” devrine kadar önemli bir felsefi değişimden geçer. Bir milletin tefekkür tarihi, o milletin tefekkür hayatını oluşturur. Tefekkür tarihi, medeniyet tarihinin en önemli kısmıdır. O adeta medeniyetin ruhudur. Bir taraftan bilim olmak itibariyle teknik medeniyetin tarihine, bir taraftan da felsefe olmak itibariyle bütün medenî hayata aittir. Fakat o yalnızca bilim ve felsefeden ibaret değildir. Aslında bilim ve felsefe tarihleri, tefekkür tarihinin birer parçasıdır.
Türk tefekkür hayatını sorgulayan Mehmet Emin Erişirgil, “Bizde Filozof Niye Yetişmedi?” sorusunun cevabını arar. Ona göre İslâmiyet‟in ilk yıllarından sonra kuvvetli bir tefekkür ihtiyacı ortaya çıkar, felsefi düşnüş kabiliyeti artar. Yunan kadim eserlerinin Arapçaya tercüme edilmesi zihinleri uyandırır, birden çok mezhep tesis edilir, İslam felsefesi vücuda gelir. Farabi, İbn-i Sina gibi derin mutasavvıfların ve filozofların kâinat hakkındaki görüşleri önem kazanır. O devir eserlerinin Arapça yazılması bu eserlerin Arap malı olduğu anlamına gelmez. Yine o devirde yetişen mütefekkirlerin büyük bir kısmı Türk‟tür. Ne yazık ki, bu mütefekkirlerin eserlerine gerekli önem verilmez. Hegel, İslam‟ın gelişme ve ilerlemesini “Doğu‟nun devrimi” olarak tanımlar. Hegel‟e göre felsefenin ve bilgeliğin kökenleri Doğu‟dadır. Fakat onu geliştiren Batı‟dır. Hegel‟in Doğu‟su ve durağandır . Erişirgil, Batılı filozofların ve entelektüellerin bakış açısını çok iyi analiz eder, onların gerçekleri tam olarak değerlendiremediklerini düşünür. Ona göre, Batılılar her Arapça eseri Şarp dehasının mahsulü zannederler. Bu işi zahiri görenler ise Türklerde felsefi düşünüş kabiliyeti ve nazariyat melekesi olmadığı zehabına dü
şerler. Hatta bu fikirde olanlar bir faraziye de uydururlar. Bazı milletlerde nazari düşünüş kabiliyeti olmazmış, Türk ırkı da aslen böyleymiş. Bu bir hatadır. Türk‟ün mazi-i irfanı vardır. Türkler, İslam medeniyetinde çok önemli düşünceler ortaya koydular. Son asırlarda felsefî düşünüşte hiçbir kabiliyet gösteremeyişimizin sebebi toleransı kaybetmiş olmamızdır. Her fikir cereyanının bir mesnedi vardır. bu da felsefi düşünüşe yol açar.

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz