KAYSERİSPOR 10 KİŞİ KALDIĞI MAÇTA BJK İLE PUANLARI PAYLAŞTI:1-1

KAYSERİSPOR 10 KİŞİ KALDIĞI MAÇTA BJK İLE PUANLARI PAYLAŞTI:1-1

BEŞİKTAŞ ŞEHİTLERİ ANDI

BEŞİKTAŞ ŞEHİTLERİ ANDI

KIZ ARKADAŞLARINI DÖVERKEN KEŞFEDİLDİ, DÜNYA 3.’SÜ OLDU

KIZ ARKADAŞLARINI DÖVERKEN KEŞFEDİLDİ, DÜNYA 3.’SÜ OLDU

GENÇ YEŞİLAY ÜYELERİ MADDE BAĞIMLILIĞI İLE MÜCADELE EDECEK

GENÇ YEŞİLAY ÜYELERİ MADDE BAĞIMLILIĞI İLE MÜCADELE EDECEK

ŞEHİT OSMAN BÖRKLÜOĞLU ANILDI

ŞEHİT OSMAN BÖRKLÜOĞLU ANILDI

GİTTİ “İSTİBDAT”, GELDİ “İSTİBDAT” OSMANLININ “ZÜMRE İSTİBDADI” ELİNDE BATIŞI-2
  • SÜLEYMANKOCABAŞ
    • SÜLEYMAN KOCABAŞ
    • suleymankocabas@kayserihakimiyet2000.com
    • 8 Aralık 2015 - 17:35:49

Jön Türkler: “Meşrutiyet İyi Sonuçlar Vermedi”
Sultan II. Abdülhamit, hatıralarında “Bugün inkılap fikirleriylemest olanlar, yarın yanıldıklarını anlayacaklardır” demişti. Sultan’ın yaptığı projeksiyon tahminin isabetine bakınız ki, tahminleri Jön Türklerin 10 yıllık (1908 – 1918) iktidarları süresinde aynen tecelli etti. Kendi itiraflarından okuyalım:
Tanin gazetesi, iktidardaki İttihat ve Terakki Partisi’nin yayın organı ve bunun yazarı da “İttihatçı kalem erbabından” denilen Hüseyin Cahit (Yalçın) idi. H. Cahit, Cumhuriyet döneminde yazdığı hatıralarında, II. Abdülhamid’in Jön Türkler için “Bunlar, tecrübesiz çocuklardır, yaptıklarından pişmanlık duyacaklardır” şeklinde tasvir ettiği onların bu hallerinin doğruluğunu hatıralarında şöyle itiraf eder:
“İttihat ve Terakki’yi düşünenler ve hayatlarını feda etmek pahasına yaşatmaya ve genişletmeye çalışanlar, birer tecrübeli devlet adamları değillerdi. Onlar hep gençti. Küçük birer memur, birer zâbit, birer kâtip vs. idiler. Büyük birer tahsilleri yoktu. Memleket okullarında, hatta yüksekleri de dahil olmak üzere, bir parça ne öğrenmek kabilse ancak onu biliyorlardı. Hükümetin nasıl idare edilebileceğinden haberleri yoktu. İnhidatın (gerilemenin) son derecesine varmış olan Osmanlı İmparatorluğunu bekleyen tehlikelerin karışıklığından, azametinden (büyüklüğünden) ve katiyetinden (kesinliğinden) haberleri yoktu. Onlar, sadece vatanın ve Türklüğün inkıraz (yıkılma) tehdidi altında bulunduğunu, her günkü tecrübeleriyle biliyorlar, buna karşı içlerinde tahammül edilmez bir acı duyuyorlar, memleketi kurtarmak için padişahların istibdadına son vererek, vatanda hürriyet ilan etmekten başka dertlerine çare olamayacağına inanıyorlar ve bu gaye için İstibdadı (Sultan II. Abdülhamid’in yönetimini) yıkmaya çalışıyorlardı. Osmanlı İmparatorluğunu kurtarmaya sadece hürriyet ilan etmenin yeterli olacağına inanmışlardı…
İttihat ve Terakki’nin bir siyasi programı yoktu. İttihat ve Terakki’yi kuranlar, Avrupa dillerini iyi bilip de Avrupa’nın siyasi hayatını ve teşkilatını kitaplarda incelemiş ve tecrübe etmiş değillerdi. Türkçede ise bu türlü eserler yayınlanmadığından, yerli kitaplardan da bilgi edinmemiş bulunuyorlardı. Ömürlerinde bir siyasi program görmemişlerdi. Meşrutiyet ve parlamento hayatının mekanizmasının zorluklarını hülyalarından bile geçirmiyorlardı. Zaten bu cümleden olarak büyük iddiaları da yoktu…
Zaten göz önündeki ilk gaye, Padişah’ın istibdadını yıkmaktan ibareti. Bu o kadar büyük bir vazifeydi ki, onun yüklendiği ağır çalışmaları bir tarafa bırakıp da geleceğin tanzim ve idaresi hakkında düşüncelere dalmak imkansızdı. İşte İttihat ve Terakki Cemiyeti, 10 Temmuz 1908’de İnkılab’a bu halde girdi.” (Hüseyin Cahit Yalçın, Siyasal Anılar, İstanbul, 1976, s. 13 – 15).
Hüseyin Cahit’in itiraflarından anlaşılan, Jön Türkler devlet ve ülke sorunlarını çözmek uğrunda “yapmak” için değil evvela “yıkmak” için yola çıkmışlardı. Yola çıkarken “gelecek” için hiçbir planları olmamış, sığ ve kıt kültürleri bunun oluşmasına imkan vermemiş, “Yola çıkalım bir hele, kervanı yolda dizeriz” kabilinde bir “Hürriyet” veya “Meşrutiyet” gösterisi ile her şeyin düzeleceği hayaliyle yaşamışlardır ki, Hüseyin Cahit, hatıralarında bu gösterilerin bile devlet ve ülkeye çare olmadığı hakkında şunları yazar:
“Meşrutiyeti gerçekleştiren Türkiye, ayın zamanda yabancı devletlerin baskısından kurtulacak, Rus Çarlığının bilinen emellerine karşı, Fransa ve özellikle İngiltere gibi özgürlükçü ülkelerde güçlü bir savunma bulacaktı. Büyük Batı devletleri, Abdülhamid’i sıkıştırıp yönetimini düzeltmek istemiyorlar mıydı? İşte yönetimi biz kendimiz düzeltecektik. Azınlıklara Millet Meclisi’nin kapılarını açacaktık. Onlara Avrupalıların istediklerinden fazlasını verecektik. İngiltere 1878 Ayastefanos Antlaşmasını yırtmamış mıydı? Zorba bir Türkiye’ye yardım eden İngiltere’nin Meşrutiyetle yönetilen bir Türkiye’yi gözbebeği saymamasına imkan var mıydı? İşte o azman egemen olan bu safça düşünceler ve inançlardı; bu basit tasarımlar ve hayallerdi…
Jön Türkler, niçin böyle düşünüyorlardı? Başka türlü düşünemedikleri için. Dar, sıkı ve karanlık bir çevre içinde kendi kendilerini yetiştirmişlerdi. Batıyı pek uzaktan şöyle böyle seçiyorlar ve karanlıkta görünen bütün bir varlık gibi (köre fil tarifi benzeri) onu gerçek dışında büsbütün hayali ve kendine özgü bir nitelik veriyorlardı…
Özgün bir düzene kavuşmakla, içimizde büyük bir yurt sevgisi ve gururu canlanmıştı. Uzun bir süredir Avrupa’nın sataşma ve hor görücü karışmaları altında yaşamaktansa, bir Meşrutiyet duyurusuyla, kurtulduğumuzu düşünüyorduk. Şimdi bizim de Avrupalı devletten ne ayrılığımız kalmıştı? Oysa Avrupa, Meşrutiyeti kuran Türkiye’nin karşısında, bir kahramana gösterilmesi gereken saygı ve önemsemeyi unutarak, Türkiye topraklarını ele geçirmek insafsızlığına kalkışıyordu…
Açıkçası, görülüyordu ki, ülkeyi kurtaracak biricik yol diye yıllardan beri arkasından çıldırmış olduğumuz Meşrutiyet, memleket için çok önemli bir tehlike doğurmuştu.” (A. g.e., s. 23)
Görülüyor ki, Sultan II. Abdülhamid’in, “İnkılap, Meşrutiyet çılgınlığı ile mest olanlar, bir gün yanıldıklarını anlayacaklardır” tespitinin tecellisinin en güzel örneğini, “çılgınlar” dan birisi olarak böylece Hüseyin Cahit vermiş oluyordu. Benzer örnekleri alt alta sıralarsak küçük bir kitapçık olur.

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz