Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
wezEo.png
wezEo.png

SON DAKİKA


googleplay
Kayseri Hakimiyet Gazetesi / www.kayserihakimiyet2000.com
wem8j.png
ABDULLAH AYATA

GÜZ SEVDASI-3

Bu haber 02 Nisan 2019 - 10:56 'de eklendi ve 18 kez görüntülendi.
GÜZ SEVDASI-3

Nihayet sabırsızlıkla bekledikleri gün gelebilmişti. Kâmil Bey bayramlık elbisesinin pantolonunu kendi elleriyle ütüleyip kravat ve gömlek seçiminde epeyce zorlandıktan sonra giyinip kuşandı. Önceden tıraş olup oğlunun tıraş losyonundan da sürünmüştü. Eski arkadaşlarla buluşacağız bahanesi ile evden çıktı. Neriman Hanım gündelik giyindiği koyu renk elbisesini çıkarıp açık renkli bir elbise yakıştırdı kendine. Yeni eşarp ve mantosunu takındı. Yüzüne hafif allık sürüp gözlerine sürme çekti. O da, ahretliğim Hatice Hanım’a gidiyorum bahanesiyle evden çıktı. Birbirlerine hayran iki kafadar kararlaştırdıkları yerde buluştular. İlk karşılaştıklarında çok heyecanlandılar. Fazla sürmeden kendilerine gelip uygun bir masaya oturdular. Hatırası olsun düşüncesiyle hatır gönül içeceği kahve siparişi verdiler. Kahvelerini içerlerken,  daha önceden düşünüp hazırladıkları iltifat sözcüklerini karşılıklı birbirlerine sundular. Sonra eller dokundu birbirlerine  yavaşça… Usta yapımı duvar tuğlaları misali üst üste konuldular. Soğuk damarlar içerisinde uyuklamaya çalışan kanlar silkinip ayaklandı. Orada burada oyalanarak mektup dağıtım işini mesaisinin son saatine bırakan posta dağıtıcıları gibi hızlandılar. Eller tuttu birbirini, resmi bir törende flama tutan öğrenci ciddiyetinde, sağlamlığında… Eller ısıttı birbirini sevgi sıcaklığında, bedenler yanıp fırınlaştı, içinde yürekler kor ateş… Baygın, yorgun gözlerin bu yangına müdahale etme niyetleri yok. Bir müddet dillerini susturup kalplerini konuşturarak öylece kaldılar.

Bu buluşma ısınma turuydu. O gün konuşup yalnızlıklarından, ilgisizlikten yakınarak karşılıklı duygularını da ifade etmiş oldular. Her hafta aynı yerde, aynı zamanda buluşma kararı alıp ayrıldılar. Kâmil Bey evine döndü. Neriman Hanım ise durumunu açıp olanları anlatmak için sırdaşı, ahretliği Hatice Hanım’m evinin yolunu tuttu.

Kararlaştırdıkları gibi, her hafta aynı mekânda buluşmaya devam ettiler. Üçüncü hafta sonunda birbirlerini iyice tanıyıp, birbirlerine ısınarak anlaşmışlardı. Evlilik kararı da almışlardı almalarına ama, çok büyük bir engelleri vardı. Bu durumu çocuklarına nasıl açıklayıp kabul ettireceklerdi? Tepkilerinin çok sert olacağı belliydi. Diğer taraftan, çevrenin ahlak kuralları baskısı da çıkılması güç bir labirentti. Aşağılanacaklar, horlanıp yıpratılacaklardı: “Şuna bak, adam yaşından başından da utanmıyor, oğlunun arkadaşının anasını ayartmış. Tüüü!… Kalıbına yazık, yaşıtları üçer defa hacca gidip gelmiştir… Vaziyetine bakan da adam sanır. Herif sapık mı ne? Böylelerinin evine kadınla kızla da gidilmez arkadaş.

Manyak bu herif!.. “Veya, “Vay elekçi vay!…” Biz de ağır, oturaklı bir kadın sanırdık. Kim bilir nasıl edalanıp, kaş göz

süzerek yoldan çıkardı elin herifini. Adama acırım adama!… Onun gibi daha çok erkek eskitir arsız karı… Aman karaltısı  gözümüzün önünden gitsin de, hangi cehenneme varırsa varsın kösnük… Ya bizim heriflere musallat olsaydı ne yapacaktık?… Zaten bizim adam acık kırık göz… Tövbe tövbe Yarabbi… On sekizlik kızlar bile yapmıyorlar bu kaltağın  yaptığını anam!… Dünya çok değişti çook!… İyi ki başımıza taş yağmıyor,” şeklinde çok sözler söylenecekti arkalarından.

Nasıl davranacaklarına bir türlü karar veremiyorlardı. Dördüncü hafta sonunda, durumlarına en uygun çözüm yolunu  bulabilmek umuduyla yine aynı mekânda buluştular…

Konfeksiyoncu Yahya o gün tezgâhtarına, “Ali, istersen bugün öğle yemeğini dışardan getirtelim, değişiklik olur, ne  dersin?” dedi.

Çocuk da, “Benim için fark etmez ağabey,” yanıtını verdi.

“Bi koşu gidip Almer’den kumpir falan yaptırsan.”

“Tamam ben de severim.”

“Hadi git, ama çabucak dön. Halislere de yaptır.”

“Hemen dönerim, şunun şurası kaç adımlık yer.”

Yarım saat kadar sonra tezgâhtar Ali elinde yemek paketleriyle döndü. Dükkân komşularını da çağırarak karınlarını  doyurdular. Ötekiler kendi dükkânlarıma dönüp, patronuyla yalnız kalınca, Ali, “Abi, sana bir şey soracağım,” dedi.

“Hayırdır?…”

“Senin baban yeniden evlendi mi?”

“Yoo…”

“Samimi olduğu, bir halan, teyzen falan var mı?”

“Öyle birisi de yok.”

“Allah… Allah…”

“Senin dilinin altında bir şey var.”

“Eğer yanlış görmediysem Kâmil Amca güzel bir kadınla Almer’in kafeteryasına oturmuş, samimi vaziyette sohbet  ediyordu.”

“Olmaz öyle şey, birini benzetmişindir.”

“Gözlerimle gördüm abi…”

“Benim babam oraları bilmez, kadınla kızla da işi olmaz.”

“Sen öyle san… O yaşlarda ne çapkınlıklar yapanları duyuyoruz.”

“Bak Ali, doğru söyle, moralimi bozma…”

“İnanmıyorsan git kendin gör. Yanıldığımı sanmıyorum.”

İçine kurt düşen Yahya hızla bahsedilen yere varıp, kafeterya içinde oturanları gizlice gözetlemeye başladı… O da ne!…

Babası, Neriman Teyze ile köşe masaların birine oturmuş sohbet ediyordu. Üstelik çok da samimi görünüyorlardı.

Şaşırdı, inanamadı ama gerçekti. Oradan sessizce uzaklaşarak işyerine döndü. Gördüklerinin doğru olduğunu teyit  ettirmek isteyen tezgâhtarına, “Tamam babammış. Yanındaki hanım da eşimin teyzesi Meral Hanım, Meral Hanım’ı ve  eşini çok severiz. Sen babamları gördüğünde kadının kocası lavaboya gitmiş, şimdi üçü birlikte oturuyorlar. Sohbeti iyice  koyulaştırmışlar,” şeklinde bir cevap verdi.

Akşam evine vardığında bozulmuş olan morali, yüz hatlarına yansıyarak iyice belli olmaya başladı. Babasının yüzüne  bakmayıp, sorulan sorulara ters karşılıklar verir oldu. Bir şeylere kızgın olduğunu apaçık belli ediyordu. “Ne o, bir derdin  mi var, kötü bir şey mi oldu?” sorusuna “Hayır!” karşılığını verip konuşmak istemedi. Yatma vakti gelip herkes odasına  çekilince, o gün gördüklerini hanımı Aysun’a gizlice anlattı. Eşi olanlara hayret ederek çok şaşırmış, ağzı bir karış açık  kalmıştı.

Aysun, “Çok kötü bir durum. Ne yapacağız şimdi? Konuya, komşuya rezil olacağız. Bu yaşta da olmaz ki… Azmış bunlar  azmış… İş ilerlemeden, duyulup yayılmadan çaresine bakmalıyız.”

“Bak bir fikrim var.”

“Söyle hayatım.”

“Babamın yüzüne karşı konuşamam. Sen, ben yarın işe gidince güzel bir çay demle, otur babamla masa başına… Akşamki

can sıkkınlığımın sebebinin Neriman Hanım’la kendisini gördüğümden kaynaklandığını, bu yaşta genç çocuklar gibi gizli  gizli buluşarak ne yapmayı amaçladıklarını, çevremizde bu durumun abes karşılanıp tepki alacağımızı, şerefimizin,  onurumuzun incineceğini, usulüne göre yumuşak dille anlat. Kadınla alakasını kessin. Baktın ki razı olmuyor, o zaman  Halis’in hanımı Nurgül ile gizlice konuş, olanları duyur. O da kaynanasını ikaz etsin. Babama yüz vermesin. Olanları da

Halis duymasın.”

“Tamam canım, sen moralini bozma, gerekeni yaparım.”

Ertesi gün, Aysun akşamdan kararlaştırdıkları gibi kayınpederi ile baş başa masaya oturdu.

“Babacığım, sana bir şey söylemek istiyorum.”

“Söyle kızım.”

“Akşam, Yahya’nın morali niye bozuktu biliyor musun?”

“Ben de onu soracaktım, neydi o suratının hali?”

“Size kızmış.”

“Bana mı, niye?”

“Şey… Neriman Hamm’la seni başbaşa görmüş.”

“Yaa!… Öyle demek…”

“Doğru mu?”

“Evet kızım doğru… İsabet olmuş. Biz de günlerdir bu durumu nasıl açıklayacağımızı düşünüyorduk… Bak yavrum, biz  Neriman Hanım’la evlenmeyi düşünüyoruz. Aramızda konuşup anlaşarak kararımızı verdik.”

“Ama baba, olacak şey mi?”

“Neden olmasın! Evlilik sadece genç insanlara has bir durum mu?”

“Yok da, el âleme ne der, milletin yüzüne nasıl bakarız?…” (Devam Edecek)

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA