Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!

SON DAKİKA


googleplay
Kayseri Hakimiyet Gazetesi / www.kayserihakimiyet2000.com
ABDULLAH AYATA

HALK FİLOZOFU

Bu haber 13 Ocak 2019 - 13:57 'de eklendi ve 6 kez görüntülendi.
HALK FİLOZOFU

Sekiz katlı, suları yara yara ilerleyen gemi güvertesi gibi yürüyüşüne bakıldığında onu ilk görenler, huyunu karakterini bilmeyenler; tipinden, görünümünden çekinebilirler. Kim olduğunu, mangal gibi yüreğinin tüm hücrelerinde insaf, vicdan, hoşgörü yığınları yüklü bulunduğunu bilebilseler mesele kalmayacak. Zaten, onun en büyük sıkıntılarından birisi de bu ya: Dış görünüşüne göre değerlendirilmek. Yanlış anlaşılmak veya iyi anlaşılmamak. Kendini istenildiği şekilde ifade edememek. Kendi deyimiyle, “Karakter Ayhan Işık, verilen rol Erol Taş.” Ne yapabilir ki hayatın insafsız, acımasız girdabının ortasında yalnız başına…

Bu adamın adı Ömer Çolakoğlu. Namı diğer HALK FİLOZOFU. Yaşlı gibi görünse de ruhu, gönlü genç. Yapılı vücudu, düzgün çam ağacı gövdesi gibi boyu, kumral, düzgün yüz hatları üzerindeki çakır, mavi lazer ışığı keskinliğindeki gözleriyle gayet yakışıklı, kitaplardaki eski Türk kahramanlarından birinin zamanımıza aksetmiş canlı bir örneği adeta. Kim bilir, köyünde geçen delikanlılık yıllarında kaç genç kız çeşme başlarında su doldururken onun önlerinden geçişini izlemeye dalıp helkelerini taşırmışlar, kimlerin evlilik hayallerini süslemiş, düşlerinin kahramanı olmuş, kimleri kıskançlıktan birbirine düşürerek saç baş yoldurtmuştur.

O tarafları ne kendisi anlatır ne de duyup bilenler vardır. Belki de “Melike” adını verdiği eşi Sevim Hanım’dan çekinir.

Melike ise malum olduğu üzere ufak tefek, minyon tipli bir kadındır. Her nedense gidip geldiği her yerde kocasının yanındadır. Filozof, Antepli seyyar halı satıcıları misali adeta sırtında taşır Melike’sini. Melike, kale kulesi görünümlü adamının yanında çoğu zamanlar konu mankeni görevi yapsa da birçok lafa da kadir olur. Her şeyden anlayıp büyük göldeki küçük balık rahatlığında görüş ve yorumlarını bildirir. Bu durum, biraz da eşiyle olan muhabbetlerini ispat çabası gibidir sanki. Filozofun ikinci olmazsa olmazı sürekli olarak sağ koltuğunda taşıdığı kara çantasıdır. Çantasında tavşan bacağı, at kulağı, incik boncuk cinsinden lüzumsuz gereçler bulunmaz. Yükü ilim, bilim ağırlıklıdır. Makale, şiir yazılı kâğıtlar ve gazete kupürlerinden oluşur. Bu makale ve şiirler genellikle kendi eseridir. Okusun okumasın, tanıdığı herkese bu yazılı kâğıtlardan dağıtır. Okuyup irfan sahibi olmak artık onlara kalmıştır. Filozof için önemli olan, toplumda ters giden olaylara, yolsuzluk ve dengesizliklere karşı koymuş olduğu tepkiyi sözlü ve yazılı olarak dile getirebilmesidir. Böylece görevini yapmanın huzur ve mutluluğunu yaşayabilir.

İçinde kendisinin yazılı olmadığı kitabı okumaz. Kendinden kasıt; kendisi gibi olan insanlar ve onların sorunlarıdır. Falanca mankenin haberi, Öteki aktrisin çıkardığı dergi, kıy tırık şovmenin hayatını anlattığı kitabı onu hiç ilgilendirmez. Bu tipler topluma Örnek olmamalıdırlar. Ne yazık ki kötü örnekler olarak hep gündemdedirler. İşte tepki böylelerine, bunların tahrip etmeye çalıştığı aile yapımız, geleneklerimiz, milli ve manevi değerlerimizi korumaya yöneliktir. Burada, halk filozofları devreye girip olaya neşterlerini vurmalıdır.

Bayhan’ın pop star olup olamayacağı, Biri Bizi Gözetliyor yarışmasının sonucu, gerçek hayatla ilişkisi olmayan mafya dizileri, fanatik spor kulübü taraftarlığı, kasıtlı olarak insanlarımızı özünden uzaklaştırmaya yönelik şişirilmiş magazin haberleri  ve olayları milletimizin zihnini işgal etmemelidir. Aslımız ve neslimizin devamı bakımından binlerinin bu lüzumsuzluklara dur diyerek kendi yaşantılarıyla örnek olmaları gerekmektedir.

İşte Ömer Çolakoğlu, sade yaşantısı, olaylara yapıcı yaklaşımları, başından geçen kıssadan hisse anlatımlarıyla gelecek endişesi taşıyan uyarıcılardan biridir. Çoğumuzun gözünden kaçan basit olaylardaki ince ayrıntıları fark edip analizini yaparak sorunları ve bunların çözüm önerilerini sunar. Anlatımlarını akıcı bir üslup, yalın bir dille yaptığından dinleyenlerine de hoşça vakit geçirtir. Ne siyasi, ne de ekonomik bir beklentisi vardır bir yerlerden. Bu sebepten doğru bildiği her şeyi çekinmeden, korkmadan uluorta söyler. Şehrin ileri gelen zenginlerine, bürokratlarına “Kureyş’in Uluları” şeklinde hitap eder. Onlar da, kendilerine yakıştırılan pek de iyi olmayan bu sözlere kızmaz, tepki göstermezler. Aslında tepki gösterilmeyen, saygı duyulan halk filozofunun şahsiyetidir.

Bazen, linç edilmek istenen birinin kurtarıcısıdır, bazen işi bittiği zaman sahibi tarafından içine bindirilmeyen, karda kalmış bir arabanın iticisi. Kimi zaman istemeyerek hata yapıp evine gitmeye korkan bir garibanın yanındaki gönüllü koruması. Teksas’taki yalnız kovboylara da benzetir kendisini. Bir masada sıra hesap ödemeye gelince en hızlı para çekenlerdendir. Ne yazık ki insanlar hayatlarının hep külfetli dönemlerinde bulurlar onu. Nimet paylaşımına gelince filozof, kimsenin aklına gelmez. O sadece eylem adamıdır. Eyleme dönüşmeyen düşünceler laf kalabalığıdır. İnsan kendi yapamayacağı bir iş hakkında tavsiyede bulunursa sahtekârdır, riyakârdır. Sözünü hayata geçiren insan ise kahramandır. Sütçü İmam’ın Maraş’ta yaptığı bir hareket, yüzlerce imamın camilerde verdiği vaazdan daha kıymetlidir. Bir hastaya, “Büyük geçmiş olsun. Duyunca ne kadar üzüldüm,” demek yerine küçük bir ihtiyacını karşılamak gerekir. İnsanın sözleri net, belirgin, oturaklı ve sert köşeli olmalıdır. Yuvarlak, global laflarla işi geçiştirmeye çalışanlardan hayır gelmez.

Ne sosyal güvencesi vardır ne de emekliliği. Bedava sağlık güvencesi kapsamındaki yeşil kart, pembe kart, mavi kart gibi ayrıcalıkları onur kırıcı bularak tenezzül etmemiştir bunlardan yararlanmaya. Eşi ve kendisinin sağlık sorunlarını, kendine has yöntemlerle halletmektedir. Hayatın kendisine gösterdiği kırmızı karta ise tüm benliği ile direnmeye çalışmaktadır. Vakit geçirmek amacıyla esnafların yanında sürterek, olur olmaz laflara karışarak işlerini aksatan bazı emekli tiplerine oldukça kızgındır. Onları sosyal hayatın görgü kapsam alanının dışına çıkarmıştır. Duygularını, özlemlerini, sorunlara çözüm önerilerini mahalli bir gazetede ara sıra yazmış olduğu köşe yazılarıyla dile getirmektedir.

Eskiden boksör olduğu söylenmektedir. Hayatının bu bölümüyle ilgili fazla anısını duyan yoktur. Yoksa, o zamanlarda, Sultan Abdülhamit’in sırtı yerden kalkmayan pehlivanı misali hatırlamak istemediği olaylar mı vardır bilinmez. Olabilir, saygı duymak gerek. Ne de olsa o da etten kemikten yaratılmış bir kul nihayetinde. Elbette zaafları ve mağlubiyetleri de bulunacaktır. Ünlü bir güreşçimizin, “Hazreti Ali değilem ki bükem bükem yatıram!” şeklindeki sözleriyle acizliğini belirttiği gibi, ille de filozoftan benzeri bir cümle beklemek gereksizdir, insanlara daha ilginç gelen tarafı, uzun süre radyo, televizyon tamirciliği yaparak geçimini sağlamış olmasıdır. Bu durumda ister istemez akıllara, “koca koca, vahşi görünümlü ellerle, anadut görünümlü parmaklarıyla bu ince işleri nasıl becerip içinden çıkıyordu acaba, sorusu geliyor. Demek ki oluyormuş, görünüşe aldanmamalı.

Batı hayranlığı, lüks tüketim özentisinden kaynaklanan uyduruk gün ve bayramlara da tepkilidir halk filozofu. Ona göre, milli ve dini bayramların haricindeki bayramlar gereksizdir. Gün ise mahşerdeki hesap günüdür. Bunların haricindekiler uluların kazançlarını artırmak, “Körler sağırlar birbirini ağırlar,” örneğinin zamanımızdaki uygulama bahaneleridir. Ne lüzum var yılda bir defa Anneler Günü, Babalar Günü kutlamaya. Her gün onların günleri olmalıdır. Bu sebepten inadına, yılın belirli bir gününde kendisini kendi evinde, “Yılın Herifi” ilan eder. Seçilmesi için propaganda yapıp aşırı masraflara girmesi de gerekmez. Eşi Melike’nin oyunu alması yeterlidir. Haydi öğretmenler, doktorlar, avukatlar, vb. günleri neyse de, irili ufaklı her yerleşim yeri, her canlı topluluğu için günler ve festivaller düzenlenir olmuştur. Bunların çoğunluğu zaman ve para israfıdır. Milletimizin onca derdi, problemi varken, birçok garibanın evinde beslenme zorluğu çeken fareler koltuk değnekleriyle gezmeye çalışırlarken kaygısızca yiyip içip eğlenmek, tüketim yapmak insafsızlık, vicdansızlıktır.

Gününün büyük bölümünü halkın arasında, onların durumunu izleyerek nabzını ölçerek geçirir. Sonrasında ülkenin gidişatında tespit ettiği eksiklik ve aksaklıkları eş ahbap toplantılarında dile getirir, insanlara yararlı olabilmeyi amaç edinmiştir. Lakin, yine de bazılarına yaranamamıştır. Şehrin tanınmış simaları, meşhurları, ışık tutanları arasında gösterilmez. Adına yer verilmez.

Kendi aldığı bir kararla halk filozofu olduğunu ilan etmiştir. Bu kararını duyanların büyük çoğunluğu ünvanını onaylayarak tasdik etmişlerdir. Şehrin tanınmış sanat mekânlarından Kon Kafe’de kendisine, HALK FİLOZOFU ÖMER ÇOLAKOĞLU’NUN YERİ, adıyla bir köşe ayrılması tek tesellisidir. Köşesine sembol olarak bir de içi boş küp konulmuştur.

Birkaç kez, “Benim adım yazan yere niye küp koydunuz, başka aksesuvar bulamadınız mı?” şeklinde itiraz edecek olsa da zamanla yerine ve küpüne alışmıştır. Filozof bizim filozofumuz olduğundan elbette ki binlerce yıl önce yaşamış olan Sinoplu Filozof Diyojen’i büyük ihtimal tanımamakta, onun o zamanlar bir fıçı içinde yaşadığını da bilmemektedir. Ayağına kadar gelip bir isteği olup olmadığını soran zamanın Roma İmparatoru Büyük İskender’e, “Gölge etme başka ihsan istemem,” diyecek kadar beklentisiz o filozofla bizim halk filozofu arasında pek fazla fark yoktur. Hatta bizimki daha üstündür. Aralarında asalet farkı bulunmaktadır.

Başka ülkelerde olsa heykeli dikilecek durumda olan “HALK FİLOZOFU” nun umarım kadri kıymeti bilinir. Kendisine ve Melike’sine uzun, sağlıklı ömürler dileriz.

 

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA