ERÜ MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİ 4 BÖLÜMDEN 500 ÖĞRENCİ MEZUN OLDU

ERÜ MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİ 4 BÖLÜMDEN 500 ÖĞRENCİ MEZUN OLDU

BAŞARILI ÇALIŞMALARI SÜRÜYOR…EMNİYETTEN MAYIS AYI İSTATİSTİKLERİ

BAŞARILI ÇALIŞMALARI SÜRÜYOR…EMNİYETTEN MAYIS AYI İSTATİSTİKLERİ

YENİ KIŞLA KÖYÜ YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA DERNEĞİNDEN ŞENLİK

YENİ KIŞLA KÖYÜ YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA DERNEĞİNDEN ŞENLİK

MUAMMER YILMAZ’IN KALEMİNDEN DÜNYA SEVGİSİ

MUAMMER YILMAZ’IN KALEMİNDEN DÜNYA SEVGİSİ

BEYDEĞİRMENİ HIZLA İLERLİYOR

BEYDEĞİRMENİ HIZLA İLERLİYOR

HEDEF ÜLKE TÜRKİYE-12
  • SÜLEYMANKOCABAŞ
    • SÜLEYMAN KOCABAŞ
    • suleymankocabas@kayserihakimiyet2000.com
    • 9 Şubat 2018 - 12:07:26

BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ’NİN ORTADOĞU’YA YÖNELİK HEDEFLERİ
“11 Eylül ile gelen yeni Haçlı Seferleri: Eski MİT görevlisi Prof. Mahir Kaynak’ın söyledikleri: “11 Eylül, Amerika dışında bir hareket bir oluş değildir. Amerikan içinden kaynaklıdır. Ve yabancı unsurlar kullanılmış olabilir…
Bush’un daha sonra yanlış anlaşıldığını ifade ettiği, ancak bilinç altını çok iyi yansıtması bakımından önemli olan Haçlı Seferleri çağrısı konusu ciddiyetini göstermektedir. Son zamanlarda bazı köktendinci Protestan din adamlarının çıkışlarıyla Bush’un bu dış politika çizgisi kutsanmaktadır…
11 Eylül, tek başına sadece İslam dünyası değil, tüm insanlık bu projenin hedefidir. Eski Alman başbakanlarından Helmut Schmit, ABD’nin bu şekilde hegemonya kurmasını Avrupa dahil üzerinde hiç kimsenin kabul edemeyeceğini, bir zamanlar Sovyetlerin kendi uydu ülkelerine yaptığını bugün Amerika’nın herkese yaptığını söylüyor. Amerikan projesinin her halükarda bütün insanlığın aleyhine olduğu muhakkaktır.” ( Ömer Lütfü Mete – Mahir Kaynak, Derin Devlet, s. 92 – 95)
“11 Eylül 2001, Bush için aslında zaten mevcut olan bu vizyonu pratiğe geçirmek için uygun bir zemin teşkil etti.” (Mustafa Kayar, Türk –Amerikan İlişkilerinde Irak Sorunu ,s. 298)
Türk yazarlardan Emin Gürses’in görüşleri: “11 Eylül ABD’ye Doğu Hazar bölgesine Pakistan –Afganistan üzerinden uzanmak ve Rusya’nın etkinliğini kırmak için uygun bir fırsat yaratmıştır.” (Cem Küçük, Yeni Ortadoğu Haritası, İstanbul, 2007, s. 42)
Müslümanlara yönelik McCarthıycılık’hn hortlaması ve Amerikan Müslümanlarının maruz kaldığı haksız zülüm ve Amerika’nın dünya rezil olması: Amerika’da 11 Eylül’ün suçluları aranırken, bu dışta Müslümanlara yüklenmeye çalışıldığı gibi, içte de Amerika’da yaşayan Müslümanların da bu olayla “haksız ilişkilendirildikleri” görüldü. Bununla, 1950’lerde Amerika’da, “olmayan tehdit ve tehlike komünizm” e karşı, binlerce suçsuz ve masum Amerikalı, Senatör McCarty’ın kuruntularına âlet olunarak tutuklanmış ve cezalandırılmışlardı. Bununun bir örneği de 11 Eylül ile haksız yere ilişkilendirilen Amerikan Müslümanlarına uygulandı. Haksız ve utanç verici bu uygulamalar hakkında Tırman şunları yazar: “Amerika’da var olmayan İslam tehdidini yok etmek için binlerce kişi gözaltına alındı. Müslüman erkeklere ‘özel kayıtlar” getirildi. Düzmece suçlamalarla 300’den fazla kişi yargılandı. Müslüman dernekleriyle diğer hayır kurumları neredeyse yok edildi. İslam ülkelerinden gelen öğrencilere yasaklamalar getirildi ve diğer yasal göçmenler yüksek yasaklamalara maruz kaldı. Bu antiterörizm kampanyası pek kârlı olmadığı gibi Amerikan toplumunun geniş ve gittikçe genişleyen bir bölümünün kötü kişiler olarak damgalanmasına neden oldu. Gerek İslam’a ve gerek bu dine bağlı olanlara karşı yaklaşımımız konusunda dünyaya çirkin bir mesaj (Bu mesaj, Ortadoğu’daki savaş seçimleriyle çok iyi uyum gösteriyor) gönderdi. 11 Eylül Komisyonu raporu, bu tarihin öncesinde ve sonrasında hiçbir yurtiçi terörizmin varlığının kanıtını bulamadığı gibi tüm tutuklamalar ve yargılamalar, herhangi bir ciddi tehdidi ortaya çıkarmadı.
Giderleri artık trilyonlarca dolara ulaşan bu pahalı savaş, Amerika’nın hem kendisiyle hem de eski müttefiki olan İslam toplumuyla hem de dünyamızı yöneten uluslararası hukukun ilkeleriyle savaşmakta olduğu izlenimini ortaya çıkarıyor. ‘Terörist tehdit’ tamamının siyasi olarak kullanımı herkes için çok açık. Uygar insanlara zarar verecek bazı kişilerin bulunduğu doğrudur ve Avrupalıların şu anda oldukça iyi bir biçimde yaptıkları gibi onlarla baş edilmesi gerekir. Dosttan çok düşman yaratan, hiçbir sonuca ulaşmayan, çok pahalı ve kutuplaşmaya yol açan bir savaşa gerek yoktur… Terörizme karşı savaşın ABD’yi daha ne kadar lekeleyeceğini , masum insanların hapiste tutulacağını ı ya da yurt içinde casusluk için bahaneler üreteceğini bilmiyoruz.” ( John Tırman, Dünyayı Sömüren Amerika Yüzyılın En Büyük Emperyalist Devlet’nin Acımasız Sömürü Metotları, Çev. F. Doruker, Altın Kitaplar Yayınevi, İstanbul, 2007, s. 119 – 121)
El Kaide Bir “Amerikan Projesi” midir?
“Usame Bin Ladin ve El Kaide’nin “Amerikan ve İngiliz ürünü oluşu”: 11 Eylül büyük terör saldırısından sonra, Amerika’nın bir numaralı sorunu “terörizme mücadele” olmuş, bunun odağına, “12 Eylül’ü El Kaide yaptı” oturtularak, “ona destek veren” denilen Afganistan ve Irak gibi ön plan çıkarılan İslam ülkelerini ve BOP’ un dahilinde neredeyse bütün İslam dünyasını cezalandırmak Amerika’nın “savaş stratejisi” nin esası haline gelmişti. Gelmişti ama, “sorgulanmayan veya sorgulanması istenilmeyen” denilen husus, terörizmin odağına oturtulan Usame Bin Ladin ve onun kurduğu El Kaide’yi kim yaratmıştı? Bunlar durup dururken olmazdı.
Yukarıdaki bölümlerde de yer yer bahsettiğimiz üzere, bunları yaratan ABD- Batı’dan başkası değildi. SSCB, 1979’da Afganistan’ı işgal edince, onu buradan çıkarmak için kendisi direkt askeri müdahalede bulunmamış, “Vekalet Savaşçıları” olarak, radikal İslam unsurlarını ve kendi tabirleriyle “cihatçılar”ı kullanmıştı. Sovyet Rusya’yı Afganistan çıkaracak Taliban böyle ortaya çıkmış, bunun içinden ise Usame Bin Ladin’in liderliğinde El Kaide’nin çıkması daha büyük bir olay olmuştu. CIA’nın yanında, Pakistan Haberalma örgütü, Bin Ladin’i Pakistan’da yetiştirip Afganistan’a göndermişti. (Erol Bilbilik, Amerikan Kuşatması, İstanbul, 2003, s. 44) “CIA’nın operasyonlar hücresi, 35 bin Taliban ve El Kaide militanı eğitti. Bayan Margaret Thatcher’in hükümeti Amerikan destekli cihadı büyük destek vermişti. Bu desteğin bizzat Pakistan’da üslenmiş M16 ajanları tarafından verildiği de biliniyordu. Usame Bin Ladin’e ‘tam teşekküllü’ haklar tanınmıştı.” (John Pilger, Dünyanın Yeni Efendileri Küresel Yağmacılığın Gerçek Yüzü, Çev. A. Çimen, Timaş Yayınları, İstanbul, 2003, s. 1) (Devam Edecek)

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz