CANIMIZ VE MALIMIZ SİZE EMANET

CANIMIZ VE MALIMIZ SİZE EMANET

ERCİYESSPOR VE ŞEKERSPOR KAPANDI

ERCİYESSPOR VE ŞEKERSPOR KAPANDI

NURULLAH AYDIN YAZIYOR… KİŞİLİKLER VE YAŞAM ANLAYIŞLARI

NURULLAH AYDIN YAZIYOR… KİŞİLİKLER VE YAŞAM ANLAYIŞLARI

MUAMMER YILMAZ’IN KALEMİNDEN TAHTA AT

MUAMMER YILMAZ’IN KALEMİNDEN TAHTA AT

İŞKUR VE OSB “İŞBAŞI EĞİTİM PROGRAMI İŞBİRLİĞİ PROTOKOLÜ” İMZALADI

İŞKUR VE OSB “İŞBAŞI EĞİTİM PROGRAMI İŞBİRLİĞİ PROTOKOLÜ” İMZALADI

HEDEF ÜLKE TÜRKİYE-15
  • SÜLEYMANKOCABAŞ
    • SÜLEYMAN KOCABAŞ
    • suleymankocabas@kayserihakimiyet2000.com
    • 13 Şubat 2018 - 11:04:22

BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ’NİN ORTADOĞU’YA YÖNELİK HEDEFLERİ
Cihatçı hareket üzerinde çalışan kavrayış gücü yüksek araştırmacılardan biri olan Scott Atran şu hesabı yapıyor. ‘11 Eylül saldırılarının maliyeti 400 bin dolar ila 500 bin dolar arasında, halbuki ABD ve müttefiklerinin askeri ve güvenlikçi cevap bu miktarın yaklaşık 10 milyon katına ulaşıyor. Katı bir maliyet – yarar temelinde bu şiddetli hareket müthiş başarılı olmuştur, hatta Bin Ladin’in tahayyülünün bile ötesindedir ve giderek daha da başarılı olmaktadır. Burada jujutsu usulü asimetrik savaşın tam ölçüsü söz konusu. Sonuç olarak kim öncekinden daha iyi durumda olduğumuzu ve tehlikenin genel anlamda azaldığını iddia edebilir ki?’ Ve eğer örtük bir şekilde cihatçı senaryoyu izleyip balyozu indirmeye devam edecek olursak, onun olası etkisi daha geniş kapsamlı ve şiddetli cihatçılık olacak.” ( Noam Chomsky, Güç Kimin Elinde?, C. Özpınar, İnkılap Kitabevi Yayınları, İstanbul, 2017, s. 87 – 88 ve 338 – 339)
George Frıedman da , SSCB’nin Afganistan’dan çıkartılması konusunda “Sonuç olarak ABD, El Kaide’nin büyütülüp yararlanabileceği konuların yaratılmasında yardımcı oldu” hükmüne vardıktan sonra, Afganistan gelişmelerinin Sovyet Rusya’nın çöküşüne yol açmasının ardından, ABD’nin de çöküşü için, onun Sovyet Rusya’nın “Afganistan çılgınlığı” gibi bir çılgınlığın içine çekilerek yıkılmasına yönelik El Kaide’nin “planlar geliştirdiği” nden bahisle şunları yazar: “Usame bin Ladin, ABD’nin kendisini gözardı edemeyeceği bir eylem yaparak ve kandırarak, ona istediğini yaptırmayı düşünmüştü. Amacı, Amerikalıların artık dayanılmaz göreceği bir saldırı gerçekleştirip, ABD’nin en yeni teknoloji ürünü silahlarla İslam dünyasına saldırmasını sağlamaktı. Bin Ladin, ABD İslam dünyasına saldırırsa, istediği başkaldırının gerçekleşeceğine inanıyordu. Sovyetlere karşı verilen Afgan savaşını dikkatle incelemişti. İlk Amerikan saldırısından nasıl kurtulunacağını ve zamanla onları yeneceğini hissediyordu. Ancak önce ABD’nin saldırısına ihtiyacı vardı….
El Kaide’nin hamlesi ve anlayışı buydu. El Kaide’de ölmeye hazır insanlar vardı. Laik olmaktan çok dinsel bir grup olan El Kaide militanları, uygun bir ölümün ebedi hayata başlamanın yolu olduğu inancına sahiptiler. Buna gerçekten inanan insanlar hayatlarını tehlikeye atmak bir yana, ölmeye hazırdılar. El Kaide bu inançla bir uçağı korkunç bir saldırıya dönüştürebilirdi. Daha önemlisi, El Kaide daha önce yapılmış olan saldırıları çok çok aşacak çok büyük büyülük saldırılar gerçekleştirebilirdi. ABD’yi karşılık vermesi için zorlayabilir ve istediği süreci başlatabilirdi.” ( George Frıedman, Amerikan Gizli Savaşı Amerika ve Düşmanları Arasındaki Küresel Çatışma, Çev. E. Günsel, Pegasus Yayınları, İstanbul, 2014, s. 113 – 116)
Gilles Kepel’in yazdıkları: “Doktor Zevhari (El Kaide’nin Bin Ladin’den sonra ikinci adamı ve o ölünce yeni lideri) Afganistan’da zafere ulaşan cihadın yarattığı umutlara rağmen, 1990’lı seneler hakkında karamsar bir teşhiste bulunmaktadır. Mısır’dan Bosna’ya, Suudi Arabistan’dan Cezayir’e (ve hatta Çeçenistan’a), yanı baştaki düşman olarak nitelenen iktidardaki rejimlerin yıkılması için Müslüman kitlelerin desteğinin alınması hiçbir yerde, cihat militanları tarafından nihai olarak başarılamamıştır. Bu gidişatın tersine çevrilmesi için, ABD’ye büyük bir darbe indirerek stratejide radikal bir değişiklik gerekmektedir. Cüreti ve cesaretiyle bu darbe, Müslüman dünyasının kararsız kitlelerini harekete geçirmeli ve onları cihadın karşı konulmaz gücü hakkında olduğu kadar, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’nun dönek yöneticilerini koruması altında bulunduran muhteşem Amerika’nın zayıflığına da ikna etmelidir. Ancak bu terörist provokasyon, Bin Ladin ve Zevhari’nin gözünde militanları hiçbir şekilde birinci hedeflerinden uzaklaştırmamalıdır: Her şeyden önce ve evvela , İslam Devletinin silahlı mücadeleyle her yerde kurulması gayesiyle, din kardeşlerinin zihinlerinde cihat militanlarının galebe çalmasını sağlayacak İslam’ın kalbinde bir savaşı sürdürmektir…
Böylece 11 Eylül depremi, açıkça ortaya konmamış iki mantığın birbiriyle çakıştığı noktada meydana gelir, her iki mantık da Ortadoğu’yu radikal bir değişime uğratma projesini içermektedir: Bir taraftan cihatçılar (El Kaide vb), diğer taraftan Yeni Muhafazakarlar (ABD’nin Neoconları). Cihatçılar, Başkan Bush (oğul) tarafından başlatılan teröre karşı savaşı, İslam dünyasına bir saldırı olarak tanımlarken, bu dünyanın koruyucuları ve sözcüleri olarak, kendilerine yakınlık duyanların ve kendilerine doğrudan katılanların sayısını artırmak amacıyla girişimlerini bu yönde değişime uğratma cabası içine girerler. Baskıyı beraberinde getiren provokasyonlarının, klasik kısır politik dürtüsünden yararlanmak isterler; sapkın ve amacı aşkın sonuçlar doğuran baskı uygulamalarının sonuçlarından yararlanarak, bunların kurbanlarıyla dayanışma eylemini, sermayelerine ilave etme imkanı yaratırlar. Diğerleriyse (ABD –Neoconlar), 11 Eylül vesilesiyle esas itibarıyla Yeni Muhafazakarların takvimini bölgede uygulayacak, kendisini hazırlıksız yakalayan saldırılardan ve bunların şoku altında ABD’nin geleneksel denge politikalarından vazgeçmeyi kabul eden (Başkan Bill Clinton, 1992 – 2001 zaman dilimini kapsayan iki dönemlik başkanlık döneminde, adına ‘Clinton Doktrini’ denilen ‘çatışma” değil, “uyuşma, denge politikası” takip ediyordu) bir Amerikan hükümetine (Clinton’un yerine gelen oğul Bush’a) , Ortadoğu’da kartların radikal bir şekilde yeniden dağıtılması projelerini satarlar. Bu zaman kadar, petrol ve petrol türevlerinin sevkiyatı ve İsrail devletinin güvenliğinin icapları arasında Washington hep dengeyi muhafaza etmek isterken, teröre karşı savaş İsrail devletine olan desteği ön plana çıkarır… Teröre karşı savaş, üç temel ölçüte sahiptir: E Kaide’nin avlanması, (El Kaide’ye destek veren) Suudi Arabistan üzerine baskılar, (İsrail için tehdit olarak görülen) Saddam Hüseyin’in devrilmesi ve Irak’ın işgali.” (Gills Kepel, Fitne İslam’ın Merkezinde Savaş, Çev. M. Özışık, Doğan kitap, İstanbul, 2004, s. 13 – 16) (Devam Edecek)

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz