GENÇLERBİRLİĞİ SOYUNMA ODASINDA KAVGA ÇIKTI

GENÇLERBİRLİĞİ SOYUNMA ODASINDA KAVGA ÇIKTI

SUMUDİCA: “BUGÜN KAZANMAYI HAK ETTİK”

SUMUDİCA: “BUGÜN KAZANMAYI HAK ETTİK”

MESUT BAKKAL: “BATACAKSAK İKİMİZ DE BATACAĞIZ”

MESUT BAKKAL: “BATACAKSAK İKİMİZ DE BATACAĞIZ”

JULİEN HASTALIĞINA FRANSIZ KALMADI

JULİEN HASTALIĞINA FRANSIZ KALMADI

OKULLARARASI HENTBOL GENÇ KIZLAR MÜSABAKALARI TAMAMLANDI

OKULLARARASI HENTBOL GENÇ KIZLAR MÜSABAKALARI TAMAMLANDI

HÜKÜMETLER YIKAN BASIN-3
  • SÜLEYMANKOCABAŞ
    • SÜLEYMAN KOCABAŞ
    • suleymankocabas@kayserihakimiyet2000.com
    • 14 Ekim 2015 - 17:56:21

Hükümetler Yıkan Basın
Cumhuriyet döneminde, basının en büyük olumsuzluk rolü, bütün darbelere çanak tutarak hükümetlerin devrilmesine sebep olması olmuştur. Başbakan Adnan Menderes Hükümetinin devrilmesine sebep olan 27 Mayıs 1960 Darbesini yapan cunta üyelerinde Orhan Erkanlı, hatıralarında “Biz Akis dergisi ve Ulus gazetesini okuyarak müdahalede bulunduk” görüşlerine yer vermiştir.
12 Mart 1971 Darbesine giderken de basın aynı tahrikçi rolünü oynamış, bir örnek, Cumhuriyet gazetesi “Üniversitelerde sağ-sol çatışması” denilen öğrenci çatışmalarını çoğu kez, “Faşistler Devrimci Gençlere Saldırdı” manşeti ile vermişti. “Faşistler” dediği, “yermek” babından “Milliyetçi –Ülkücü gençler”, “Devrimciler” dediği “övmek” babından “Marksist gençler” di. Toplum, “iki kutuplu” hale getirilerek çatıştırılmış, ardından “Akan kardeş kanını ve ülkenin bölünmesini önlüyoruz” diyerek 12 Mart 1971 Darbesi yapılmış, olup bitenlerin sorumlusu olarak görülen Başbakan Süleyman Demirel Hükümeti alaşağı edilmişti.
12 Eylül 1980 Darbesine giderken basının “tahrikçi” rolü daha büyük olmuş, Marksist gruplar, ülkenin birçok şehir ve yerlerinde “kurtarılmış bölgeler” ilan etmişler, ardından, “Ülkeyi anarşi ve bölünmekten kurtarmak için” denilerek adı geçen darbe yapılmış, darbenin yapıldığı günlerde İzmir Konak Meydanında bir konuşma yapan darbenin lideri Orgeneral Kenan Evren halka hitaben, “Biz müdahalede bulunmasa idik, bu meydanın adı ne olacaktı biliyor musunuz? Kızıl Meydan (Komünist Rusya’da Moskova’da en büyük meydanının adı) olacaktı” sözlerini sarf ile ülkenin Komünistleşmesini önlediklerine yönelik vurgu yapmıştı.
Tümüyle Basının Eseri Darbe: 28 Şubat Postmodern Darbesi
Artık iletişim teknolojisinin gelişmesi ve çeşitlenmesi sebebiyle basının yanında “Medya” nın diğer önemli organı Televizyon’un da devreye girmesiyle, 28 Şubat 1977 Postmodern Darbesiyle Refahyol Hükümetini (Refah Partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan ile Doğruyol Partisi Genel Başkanı Tansu Çiller arasında kurulan koalisyon hükümeti) deviren asıl güç “Medya” olmuştu. Medya, bu darbede yukarıda adı geçen iki darbeye nazaran daha büyük bir itici güç olmuş, bu sebepten genelde “28 Şubat Postmodern Darbesi medyanın eserdir” denilmiştir.
Bu dönemde, medyanın ve özellikle basının geçmiş dönemlere nazaran “ayırıcı” önemli bir özelliği, “Tekelleşme ” veya “Kartelleşme” si olmuştu. Medya yatırımları, artık giderek “daha pahalı” hale gelmiş, işte tam bu sırada para babaları, patronlar ve işadamları devreye girerek gazete ve giderek televizyon kananları sahibi olmaya başlamışlardı.
Yine adı geçen dönemde, bir diğer “ayırıcı” özellik, ekonomide yaşanmaya başlanmış, 1983- 1992 zaman dilimini kapsayan Anavatan Partisi Genel Başkanı ve Başbakan Turgut Özal zamanında, “Özelleştirme, İhracat ve Yatırım Teşvikleri, Hibeler ve Faiz Ekonomisi” ekonomiye damgasını vurmuş, bunların istismarı ve spekülasyonları ortamında para babaları, patronlar ve işadamları “haksız kazançlar” la daha da zengin olmuşlar, bu zenginlik sebebiyle, “eskiler” yanında “yeniler” türemiş, özellikli bu “yeniler” istismar ve spekülasyonlarda daha da “kıvrak” oldukları için şiştikçe şişmişler ve bu uğurda giderek “hükümetleri kendi menfaatleri doğrultusunda dize getirmek için” denilerek “Dördüncü Kuvvet’” e sahip olma ihtiyacı duymuşlar, bunlardan bunun öncülüğünü “Bilgin Grubu” (İşadamı Dinç Bilgin) ve “Doğan Grubu” (İşadamı Aydın Doğan )denilen iki gurubun yaptığına yönelik olarak görüşler ortaya atılmıştır.
28 Şubat Darbesinin arifesine gelindiğinde, “Türk Basını” nın % 75’i Bilgin ve Doğan gruplarının eline geçmiş, bu sebepten buna, basın giderek belirli ellerde toplanmaya başladığı için “Basında Tekelleşme” veya “Kartelleşme” denilmiştir. Bunlar, giderek televizyon kanallarına da sahip olarak bu alanda güçlerini daha da artırmışlar, bütün bunlarla artık hükümetler üzerinde tam bir “baskı unsuru” haline gelmeye başlamışlardır.
İşte “İki Medya Patronu” denilen iki işadamının elindeki medya, hükümetler üzerinde tam bir “yaptırım vasıtası” haline gelince, özellikle kendilerinin “ekonomik çıkarlarını korumak” uğrunda, hükümetlere isteklerini kabul ettiremezlerse onları giderek “ devirmek” statüsünün içine girmişler, 28 Şubat Darbesi bunun sonucu ortaya çıkmıştır. Bununla ilgili olarak Refahyol Hükümetinin Başbakanı Başbakan Necmettin Erbakan “Biz onların yem borularını kestiğimiz için bizi devirdiler” açıklamasını yapmış, ayın doğrultuda DYP Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller de görüş belirtmiş, “Darbe bana karşı yapıldı” demiştir.
“Kartelci Medya”, bir darbe ile hükümeti yıkmak uğrunda kamuoyunu ve özellikle Türk Silahlı Kuvvetlerini “dolduruşa getirip kullanmak” için, “Atatürkçülük ve Laiklik elden gidiyor” propagandasını sürekli yaptı. İşin esasına bakılırsa, bunların ne elden gitmesi ne de elde kalmasına yönelik olarak ortada ciddi hiçbir şey yoktu. Özellikle, “şirket veya şahısların ekonomik çıkarlarının korunması” bununla maskelenmiş, bunlar, Türkiye’de her darbede olduğu gibi hükümetleri yıkmak için bir istismar aracı veya “koç başı” olarak kullanılmış, zaten 28 Şubat 1997’de Milli Güvenlik Kurulu Toplantısında hükümete verilen “18 Maddelik MGK Kararları” da bunun için verilmiş, bunlar, adı geçen darbenin esasını teşkil etmişti. Tabiatıyla, anti – demokratik oldukları için toplumun tepkisini çekeceğinden bunları hiçbir hükümet uygulamaya cesaret edemeyeceği için en sonunda yıkılacaktı. Nitekim de bunun sonucu, Refahyol Hükümeti bir yılını bile doldurmadan 18 Haziran 1997’de yıkıldı. Baskılar karşısında Başbakan Erbakan istifa etmek zorunda kaldı.
Erbakan’ın istifasının ardından, Anavatan Partisi Genel Başkanı Mesut Yılmaz’ın başbakanlığında Anasol –D Koalisyon Hükümeti (Diğer ortakları Bülent Ecevit’in Demokratik Sol Parti ve Hüsamettin Cindoruk’un Demokratik Türkiye Partisi) kuruldu. Bu hükümetin kuruluşunu, Doğan Grubunun büyük gazetelerinden Milliyet “Bu Hükümet İş Yapar” manşeti ile duyurdu. “İş yapar” ın iç yüzü biraz sonra anlaşıldı. Çünkü, Doğan Grubu, Refahyol Hükümeti zamanında alamadığı Özelleştirmeleri Anasol – D hükümeti zamanında almaya başladı. Bunun en bariz göstergesi, “Türkiye’nin en kârlı kuruluşu” denilen POAŞ’ın alınması oldu. Hükümet değişikliği ile birlikte Doğan Grubu yanında, Refahyol’u yıkım ekibinden olan Bilgin Grubu da yeterli payını aldı.
28 Şubat Postmodern Darbesinin basının etkisinde ortaya çıktığına yönelik olarak Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı gazetecileri kabul ederken, : “Makamıma geldiğimde ilk önce sizin gazetelerinizi okuyorum. Ne güzel şeyler yazıyorsunuz. Yazmaya devam ediniz” sözlerini sarf etmiştir. Yine bu cümleden olarak, 28 Şubat 1997 Postmodern Darbesinin 18 Maddelik MGK kararları tamamen gazete küpürleri kullanılarak yazılmış, Refah Partisini kapatmak için Cumhuriyet Başsavcısı Vuran Savaş da “İddianamesi” ni bu küpürleri kullanarak hazırlamıştır.
Adı geçen darbeden sonra, iflasa sürüklenmesi sonucu birçok işyerini kapatan ve giderek Medya’dan da çekilmeye başlayan Dinç Bilgin, yaptığı açıklamalar ve kendisi ile yapılan röportajlarda, darbe ortamını hazırlama ve hükümeti yıkma uğrunda kendi medyasının ne derece önemli roller oynadığının ‘haksız” veya “kullanılma” örnekleri olarak güzel bir “haysiyet ve namusluluk” hali sergileyerek “itiraflar” da bulunmuş, günümüz itibariyle hem ekonomi ve hem de medyadan elini çekmiş, bütün gazetelerini satmış veya kapatmıştır. Durumu bu safhaya geldikten sonra, kaybedecek ve kazanacak artık hiçbir şeyi kalmadığından, gerçekleri dobra dobra itiraf etmiş, bu cümleden olarak şunları söylemişti: “Enerji şirketleri satılacak, biri İhlas’a, biri Erol Aksoy’a, biri Aydın Doğan’a .Böyle bir dönem. Demokrasilerde 4. Kuvvet olması gerekirken 2., 3. güç olmaya başlayan bir basın kurulmuştu. Eski Sovyetlerde (Komünist Rusya’da) troyka diyorlar: KGB (Sovyet İstihbarat Teşkilatı) ,Kızıl Ordu ve Parti (Komünist Partisi), Anayasal demokrasilerde yasama, yürütme, yargı olması gerekirken Türkiye’de rejimin üç ayağı asker ağırlıklı bürokrasi, yargı ve basın olmuştu.O dönemde herkes başkalarının işini yapmaya başlamıştı. Gazeteler hükümetleri kurup indiriyor, askerler nasıl gazete çıkarılacağını tarif ediyor – gerçi hâlâidare ediyorlar ama- yargı kendisini yasamanın yerine koyuyor. O dönemde pek çok yanlış yaptık.”
Sayın Bilgin “İhlas Holding”den bahsetmişken, atlamadan onunla ilgili “medya – çıkar ilişkileri” ile ilgili, o zamanlar İhlas Holding başkanı ve gazetesi “Türkiye”nin“Sahibi : Enver Ören” olan bu “Medya patronu”nun da siyasilerle, “ver gülümü- al gülünü” statüsünde medya gücünü kullanarak nasıl “İhale alma pazarlıkları” yaptığını yıllar sonra, o günlerde Türkiye gazetesinde çalışan ve bu gazetenin Ankara temsilciliğini yapan gazeteci yazar Selahattin Önkibar’ın son yıllarda yazdığı “Firavunlar” isimli hatıra kitabından “kibarca” görgü tanığı olarak olup bitenleri anlatır: “Patronum Ören, Ankara’ya geldi. Başbakan Mesut Yılmaz ile pazarlık yaparak Yalova Elektrik Dağıtım Şirketini satın almak için. Konuyu Yılmaz’a açıp, Yılmaz da ona, ‘Neyin Karşılığı’” diye sorunca Ören: ‘Senin ve partinin lehine propaganda yapacağız ‘ ” demiş. Ören, Yalova işini aldı mı alamadı mı bilemiyorum , ama, ortada olan bir diğer gerçek daha kendisini göstermektedir ki, o günlerde sağcısı, solcusu, cumhuriyetçisi, cumhuriyetsizi, Atatürkçüsü, Atatürksüzü, Laiki, Anti –Laiki vb. hangi para babası olursa olsun siyasilerle aynı “çirkin çıkar ilişkileri” içine girmişlerdi. Enver Ören, biz sağcıların “sapına kadar sağcı” bildiğimiz birisi idi. Hatta ilk sermayesini sağdan “ağlamak” suretiyle “dilenerek” elde etmişti. Biz sağcı gençlerde ona “acıyarak” ve “bizden birisi ” diyerek “Türkiye” gazetesini çıkarmak için, herkesten alınan50 lira hibe yardımı gönlümüz atarak vermiş, üstelik “gazete yaşasın” diyerek sürekli abone olmuştuk.
Gazetesi ile zenginleşmeye başlayan Ören, ardından televizyonu “Türkiye Gazetesi Televizyonu’ nu (TGRT) kurdu. Ören, “dayandığım taban sağı darıltırım” düşüncesiyle 28 Şubat Darbesi için refiklerine benzemeyerek “tetikçi” olmadı, “yangına körükle” gitmedi ama, adı geçen darbeden sonra komutanların “Kendi taraftarları olmayan medya patronlarını sıkıştırmaları” karşısında ilk yelkenleri indiren oldu. 28 Şubatın mimarı Genelkurmay II. Başkanı Orgeneral Çevik Bir’in sıkıştırması ile, gazetesinde başyazar olarak 28 Şubat aleyhine yazılar yazan Yalçın Özer’i attı. Televizyonu da, 28 Şubat darbesinin taraftarı olmak ritüellerinden birisi olarak “Laik olmak” ritüeline uyduğunu göstermek için, açık – saçık kıyafetiyle “program” yapan Seda Sayan’ın ağzına elinde çatalla sahnede tulumba tatlısı verdi. Sağcılar olarak kendisine çok güvendiğimiz bu hareketi karşısında utandık. Tepki için yıllardır abonesi olduğumuz Türkiye gazetesi aboneliğini bıraktık. Ona “çıksın” diye verdiğimiz 50 lirayı bir ara geri almayı düşündük. “Adabımız” elvermediği için isteyemedik. Paralarımız battı. Daha ne büyük paralar batmadı. Müslümanların parasını kasasına çekmek için “Faizsiz banka kuruyorum” diyerek Türkiye’nin ilk finans kuruluşlarından, faiz değil, gelir dağıtımı esasına göre kurulan “İhlas Finans” ı kurdu. Ben bile bir ara, “faiz haramdır, yemeyim” diye tasarrufum 2000 markımı İhlas Finansın Kayseri şubesine yatırdım. Kuruluş tıkır tıkır işlerken, , “İhlas iflasa gidiyor” söylentileri ortaya çıktı. Dostlarım beni ikaz ettiler: “Git hocam paranı hemen çek”. Ben gittim hemen çektim. Aradan bir hafta geçti, “İhlas Finans paraları ödemiyor,İhlas iflasını ilan etti” dediler. Paraların ödenmesi bir “takvim” e bağlanacakmış. Bu takvim gereği arkadaşlarımızın çoğu ana paralarını “kuşa dönmüş” olarak yıllar sonra aldılar. Küçük mevduat sahipleri alamadılar. Zannediyorsam paralarıbatttı. Ören –İhlas örneği Müslümanlara çok kötü örnek oldu. Bazı muzip arkadaşlarımız, “Enver Ören, İhlasın paralarını Seda Sayan’a yüksek maaş olarak verdiği, onunla birlikte yediği için iflas etti” şeklinde spekülatif ifadeler kullandılar.

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz