KAYBOLAN KADINI AFAD VE JANDARMA BULDU

KAYBOLAN KADINI AFAD VE JANDARMA BULDU

DİŞ HASTANESİNDE PROTEZ LABORATUVARI AÇILDI

DİŞ HASTANESİNDE PROTEZ LABORATUVARI AÇILDI

KOCASİNAN BELEDİYESİ’NDE ÖNCELİK; İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ

KOCASİNAN BELEDİYESİ’NDE ÖNCELİK; İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ

TOMARZALI ÖĞRENCİLERDEN AFRİN’E MORAL MEKTUBU

TOMARZALI ÖĞRENCİLERDEN AFRİN’E MORAL MEKTUBU

ŞAMPİYON KAYSERİ OSB TEKNİK KOLEJİ

ŞAMPİYON KAYSERİ OSB TEKNİK KOLEJİ

İBN HALDUN VE İLİM ANLAYIŞI
  • BEYHANASMA
    • BEYHAN ASMA
    • BEYHANASMA@kayserihakimiyet2000.com
    • 3 Kasım 2015 - 17:34:29

İbn Haldun insanlar arasında ilimlerin zuhurunun insandaki düşünme yeteneği nedeniyle olduğunu belirtir. Diğer canlılarda da algı, hareket, beslenme, barınma gibi özellikler bulunmakla birlikte düşünme yeteneği yoktur. İnsanda kuvvet olarak mevcut olan bu yetinin ilim ve sanatları elde edecek bir düzeye gelmesi için toplumsal yaşamın ve ilimler için gerekli altyapının bulunması gerekmektedir.
Bu nedenle de düşünür, insanların ilim sahasındaki başarılarının toplumun gelişmişlik düzeyinin de belirleyicisi olduğunu ifade eder. Düşünüre göre, ilim ve sanatta ilerlemenin temel şartı öncelikle insanların zaruri ihtiyaçlarının karşılanmasıdır. Bu da ilimde ilerleme için belli maddî imkânlara sahip olmanın gereğini göstermektedir. İkinci olarak şehir yerleşiminin yani medenî bir yaşam biçiminin oluşturulması gerekmektedir.
Medenî bir yaşamın gelişmediği yerlerde kişinin kendi yetkinliğini geliştirecek ilimleri elde etme imkânı düşünürümüze göre yoktur. İlim elde etmek isteyen kişinin bu nedenle medenî bir yaşam kurması gerekmektedir. Bu, şehir ortamında pek çok ilim erbabının bulunması, ilimlerle ilgili farklı yaklaşımların ve eserlerin temin edilebilmesi nedeniyledir. Buradaki “şehir” kavramının iyi incelenmesi gerekmektedir.
Çünkü düşünürümüze göre, “her şehir “ ilim ve sanatları elde etme bakımından eşit seviyede değildir. İbn Haldun’un kastettiği şehir esasında bir “medeniyet bilinci” olarak ifade edilebilir; bu da “ümran” a karşılık gelen gelişmişlik düzeyidir.
Bu nedenle de şehirli yaşamın kökleşip belli bir yaşam biçimi oluşturduğu Bağdat, Kurtuba, Kayravan, Basra ve Küfe gibi yerlerde bilimsel gelişmeler yaşandığını, ancak bu şehirlerde bulunan halkların ümranın getirisi olan medenîlikten vazgeçtiklerinde ilim ve öğretiminin başka şehirlere geçtiğini ifade etmektedir. Burada şehirden kasıt, insan yığınlarının bir arada yaşadığı nüfus kalabalığından ziyade, bilgi ve değer üretiminin hâkim olduğu kültür ortamlarıdır.
Bu anlamda İbn Haldun’a göre, bazı yerleşim birimlerini şehir olarak ifade ediyor olsak ta içinde tarih ve medeniyet bilinci ve bunun sonucu olan ilimler ve sanatlar yerleşmediği zaman bizlerin buraları “medenî” ya da “ümran”a ulaşmış yerler olarak nitelememiz de mümkün gözükmemektedir.
İlmin gelişimini, insanın insan olmasının gereği olan toplumsal yaşama bağlayan düşünür, insanlar arasındaki ilimlerin elde edilişleri bakımından kesbî (kazanılmış) ve vehbî (ilhâmî) ilim olmak üzere iki tür olduğunu da ayrıca felsefeye dayalı eserlerinde detaylı belirtir.

  • Etiketler

The comments are closed.

Üye Girişi
  • Kullanıcı Adınız
  • Şifreniz