Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
wezEo.png
wezEo.png

SON DAKİKA


googleplay
Kayseri Hakimiyet Gazetesi / www.kayserihakimiyet2000.com
wem8j.png
ABDULLAH AYATA

İÇ GÜVEYİSİ-1

Bu haber 13 Nisan 2019 - 16:10 'de eklendi ve 25 kez görüntülendi.
İÇ GÜVEYİSİ-1

Hatem, Bor’daki köylerinden alınıp Mersin’deki amcası Cuma’nm yanına götürüldüğü zaman daha ilkokulu yeni bitirmiş on iki yaşında bir çocuktu. Altı sene önce göç edip Mersin’e yerleşerek, hurdacılıkla uğraşan Cuma’nın yanında çalışacak, işi küçük yaşlarda kavrayacaktı.

Hatem’in babası Ramiz ile annesi Saime, “başına vur, ekmeğini elinden al” cinsinden, saf, temiz, gariban insanlardı. Amcası Cuma’da çok emekleri vardı. Ona, çocukluğundan beri bir tek kötü laf etmemişler, her ihtiyacını imkânları ölçüsünde karşılamışlardı. Evlendirmişler, şehirden ev satın aldığında Cuma’dan habersiz tarlalarının birini satıp parasını ona göndererek maddi destek olmuşlardı. Bu sebepten Cuma ile hanımı Hatice, ağabeyleri ve yengelerini daha çok ana baba gibi görürler, yeğenlerini de kendi çocuklarından üstün tutmaya gayret ederlerdi. Hatem onlar için çok kıymetliydi. Korunup gözetilecek, en iyi şekilde giydirilip gezdirilecekti. Cılız kolları bacakları, bakımsızlıktan fazla gelişememiş bedeni, nazik hareketleri, uysal efendi tavrıyla hurdacılık bu çocuğa göre iş değildi. O işi yapacak insan uyanık, yırtıcı, güçlü kuvvetli olmalıydı. Sıcakta, soğukta akşama dek mahalle aralarında, çarşıda sanayi bölgesinde el arabası gezdirerek demir,  metal eskileri toplamak her babayiğidin harcı değildi. Üstelik alışverişi de iyi bilmek gerekiyordu.

Mesleğinin zorluklarını iyi bilen Cuma, çok sevdiği yeğenini bu işe bulaştırmak istemedi. Ona uygun bir iş ayarlayabilmek için günlerce soruşturup araştırma yaptı. Sonunda, çok eskilerden tanıyıp dürüstlüğünü bildiği hırdavatçı Hacı Mahmut’a ricada bulunarak dükkânına Hatem’i çırak olarak verdi.

Sembolik bir haftalıkla hırdavatçı dükkânında işe başlayan Hatem’i önceleri amcası işe götürüp getirdi. Birkaç gün sonra yolları öğrenen çocuk kendi işine kendi gider gelir oldu. Yavaş yavaş hem çevreyi tanıdı, hem de komşu dükkân sahiplerini. Yüzlerce çeşidi bulunan inşaat, ev araç gereçlerinin yerlerini, fiyatlarını, hangisinin nereye dizileceğini, hangilerinin dükkân açılışında kapı önünde gösterime sunulacağını iyice belledi.

Dört ay sonra toptancılardan mal alıp, müşteriye satabilecek duruma geldi. Dürüstlüğü, ağırbaşlılığı, efendiliği, pratikliği sayesinde kısa zamanda patronu Hacı Mahmut’un gözüne girmişti. Hiç kimseye güvenmeyen Hacı Mahmut dükkânının anahtarını bu genç çocuğa teslim etmişti. Artık, o erkenden gelip dükkânı açıyor, ortalığı silip temizliyor, kapı önüne konacak malzemeleri çıkarıp her günkü yerlerine diziyordu. Patronu gelince, “Hoş geldiniz, efendim,” deyip güler yüzle karşılıyor, o istemeden gidip çaycıdan çayını getiriyordu. Böyle bir elemanı elinde tutmak isteyen Hacı Mahmut ara ara haftalığına zam yaptı. Bu durum Hatem’in çalışma azmini daha da artırıyordu. Haftalığım alır almaz götürüp yengesi Hatice’ye veriyor, o da biriktiriyordu çocuğun adına. Amcası ile yengesi defalarca, “Oğlum, ye iç gez. Gençsin, giyin kuşan. Paranı bize verme,” dedilerse de, o sadece dolmuş parasından başka para almıyordu üzerine.

Aradan iki yıl geçince amcası ile yengesi Hatem’den gizli bir karar alarak birikmiş parasıyla altın alıp bir köşeye koydular. Bu çocuk ileride evlenip, ev bark sahibi olacak. O zaman lazım olur, düşüncesiyle bundan sonraki haftalıklarıyla da altın alıp saklayacaklardı. Hatem ise, verdiği paranın eve harcandığını düşünüyor, ev geçimine katkı sağladığı için kendini huzurlu  hissediyordu. Pazar günleri dükkân kapalı olduğundan kısa mesafeli mesire alanlarına piknik yapmaya gidiyor, aile olarak  yiyip içip eğleniyorlardı. Herkes hayatından memnundu. Hatem’in ailelerine katılmasıyla Cumaların evine canlılık ve hareket gelmişti. Hele, ev işlerinden yorulan  yengesine o istemese de arada bir yardım ederek ufak tefek işleri elinden alması çok iyi olmuş, imdadına yetişmişti adeta kadının. Üç küçük amca çocuğunu arada gezmeye götürüşü, giyimlerine  yardımcı olma, bakkaldan alışveriş yapma, sofrayı toparlama bunlardan bazılarıydı.

Hayatları üç sene böyle devam etti. Uç sene sonra kurban bayramında köylerine gittiler. Orada  Hatem’i gören herkes şaşırdı. Büyümüş, gelişmiş, yeni giysiler içerisinde kocaman bir delikanlı  olmuştu adeta. Çocuklarının durumlarını gören anne baba, gelinleri ve kardeşlerine defalarca teşekkür ederek, “Artık Hatem size emanet. Bizim olduğu kadar sizin de çocuğunuz,” diyerek gözümüz arkada kalmayacak mesajını verdiler. Bayram çabuk geçti. Mutlu anılarla Mersin’e  dönerek tekrar işlerine başladılar.

Zaman geçtikçe iş çevresinde tanınıp çevre edinen Hatem, insanlar tarafından güvenilen, aranılıp  değer verilen bir genç oldu. Bu durumu, amcası ile yengesini çok sevindiriyordu. Patronu Hacı Mahmut birkaç defa, “Allah selamet versin. Dürüst güvenilir bir çocuk. Keşke benim oğlum da böyle olabilseydi,” demişti komşu esnafların yanında.

Hatem on sekiz yaşına gelince, patronu dükkânı tamamen ona teslim etti. Alım satım, girdi çıktı ondan soruluyordu. Hacı Mahmut sadece hafta sonları uğrayıp hesabı alıyor, satılan ve eksilen mallar hakkında bilgi ediniyordu. Hatem askere gidene kadar dükkânda işler böyle devam etti.

Askere gidecek oluşuna üzülen patronu, ondan askerlik dönüşü tekrar işe başlama sözü aldı.

Askerlik süresince, tahmini harcayabileceği parayı bir banka şubesinde açtırdığı hesaba yatıran  Hacı Mahmut, bunu kabul etmek istemeyen Hatem’e, “Oğlum, senin bendeki hakkın parayla  ödenmez. Eğer benim de senin üzerinde zerrei miskal emeğim varsa, bu cüzdanı almazsan hakkımı  helal etmem,” demesi üzerine eline uzatılan hesap cüzdanını almak zorunda kaldı. Tanıdıklarıyla  helalleşip kutsal görevini yapmak için birliğinin yolunu tuttu. (Devam Edecek)

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA