Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
wezEo.png
wezEo.png

SON DAKİKA


googleplay
Kayseri Hakimiyet Gazetesi / www.kayserihakimiyet2000.com
wem8j.png
ABDULLAH AYATA

İÇ GÜVEYİSİ-3

Bu haber 16 Nisan 2019 - 12:02 'de eklendi ve 12 kez görüntülendi.
İÇ GÜVEYİSİ-3

Hatem dükkânı, baştan sona elden geçirdi. Vidalara, çivilere, kapı kollarına dokunmayı özlemişti.

Üç gün içerisinde tüm malzemelerin sayımı dökümü yapıldı. Değişen fiyatlar, piyasaya yeni  sürülen mallar ve özellikleri hakkında bilgi edindi. Artık istediği şekilde dükkânın işlerini  çevirebilirdi. Onun hazır olduğunu anlayan Hacı Mahmut, “Artık ben gidiyorum. Dükkân sana  emanet. Eskiden olduğu gibi kaldığın yerden devam edersin. Arada uğrar, hesabı kitabı, eksiği  birlikte kontrol ederiz,” dedi.

“Ama efendim, aceleniz niye?”

“Bak evladım, ben buraya, hırdavatçı dükkânına başımı dinlemek, huzur bulmak için gelirim. Öteki işyerlerine gidişim ticaret amaçlıdır.”

“Burasının hayatınızda özel bir yeri olmalı.”

“Bana göre ekmek kutsaldır. Şu, içinde bulunduğumuz dükkân ise yerleşik olarak kurduğum ilk işyerim, ekmek kapım. Buranın kazancı helaldir. Havası ulvidir. Kârı bereketlidir. Burada dürüst  çalışan insan ileride mutlaka işini ilerletip büyütür. Veya ben öyle zannediyorum.”

“Anladım efendim.”

“Haydi işiniz bol, kazancınız bereketli olsun.”

Eskiden olduğu gibi aynı azim ve tempoyla işe başlayan Hatem, erkenden gelip dükkânı açıyor,  kapı önüne malzemeleri diziyor, çırak Selim temizlik yapıyor, bir müddet sonra gelmeye başlayan

müşterilerin isteklerini güler yüzle karşılamaya çalışıyorlardı. Çoğu günler iş yoğunluğundan  vaktin nasıl geçtiğini anlamıyorlar, akşam karanlığı basıveriyordu. Birkaç günlük aralıklarla  dükkâna uğrayan Hacı Mahmut fazla kalmıyor, hal hatır sorup işlerin gidişatı hakkında bilgi  edindikten sonra komşu esnafları ziyaret ederek onlarla sohbet ediyordu.

Hatem’in amca evinde yeni bir kaygı başlamıştı. Askerliğini bitirmiş olan yeğenlerini evlendirme, ona layık namuslu, iffetli, eli ayağı düzgün birini bulabilme kaygısı. Özellikle yengesi Hatice bu  konuyu dilinden hiç düşürmüyordu.

“Artık tam sırası. Fazla beklemek iyi olmaz. Bir an önce başını bağlayalım şu çocuğun. İşi belli, eşi  de belli olsun,” diyordu her gün. Hatem’e aklından geçirdiği, gözüne kestirdiği birisinin olup  olmadığını sorduğunda da sürekli hayır cevabını alıyordu. Ayrıca geçim zordu. Hatem biraz da  aile sorumluluğundan, geçinememekten korkuyordu.

Bir cumartesi günü dükkânına uğrayan Hacı Mahmut, bir süre oyalandıktan sonra, “Ben nalbur  Fahrettin’in yanına gidiyorum çocuklar,” diyerek kapıdan çıktı. Nalbur Fahrettin iyi bir ahbabıydı.

Yıllar öncesine dayanan samimi arkadaşlıkları vardı. Büyük boya dükkânını iki oğluyla birlikte  çalıştırıyordu. Fahrettin’in işyerindeki yazıhanesinde oturan iki eski dost kahvelerini içerken sohbete daldılar. Fahrettin, “Şanslı kulsun be

Mahmut,” dedi. “Niye?”

“Hatem gibi dürüst, çalışkan bir elemanın var. Vefalı çocukmuş. Bak askerliğini bitirir bitirmez gelip işine başladı.” “Öyle oldu, yükü sırtımdan aldı.” “Anlaşılan, daha uzun yıllar yanında çalışacak.” “Öyle umuyorum, inşallah bir aksilik olmaz.” “O zaman, senin de bu çocuğa babalık yapma vaktin geldi.” “Gereken her şeyi yapıyorum. Kimseye güvenip de bırakmadığım dükkânı ona teslim ettim, daha ne olsun.”

“Onu kastetmedim. Askerliğini bitirdi. Artık ev bark sahibi olmak isteyecek. Evlenmesine yardımcı ol, önderlik et.”

“Edeceğim elbette. Hatta daha fazlasını yapacağım ama elimden bir şey gelmiyor.”

“Senin aklında yapmak isteyip de beceremediğin bir şey var galiba.”

“Hiç sorma. Fahrettin, sen gençlik yıllarımdan beri en güvendiğim arkadaşımsın. Birlikte sayısız maceralarımız, hatıralarımız var.”

“Aaah! Ah!… neydi o günler.”

“Aslında kimseye açamayıp paylaşamadığım bir derdim var.

Seninle paylaşmak isterim.”

“Elbette paylaşacaksın. Biz arkadaşız, sırdaşız.”

“Hatem’in oğlum olmasını çok isterdim ama imkânsız. Damadım olmasını isterim, lakin o da olacak gibi değil.”

“Yahu, ben bunu nasıl akıl edemedim. Senin küçük kız hâlâ bekâr değil mi?”

“Bekâr ama, biliyorsun özürlü yavrucak. Yaşı otuza geldi. Hatem ise yirmi iki yaşında. Böyle pırlanta gibi bir genç kendinden sekiz yaş büyük, üstelik özürlü biriyle evlenmeyi kabul eder mi?

Benim kızın ukalalığı, kendini beğenmişliği de cabası.”

“Bir dakika, bir dakika! Olur, neden olmasın.”

“Sanmam, nasıl olacak. Benim kız normal bir insan olsa, yaşı da çocuğa uygun olsa yine de yakıştıramam o gence.”

“Öyle düşünme. Hatem, başı yerde gariban çocuk. Büyük sözünden çıkmaz. Buna ilaveten sana olan saygısı, ileride sahip olacağı maddi imkânlar da göz önüne alındığında razı olacaktır sanırım.

Bakalım senin kız ne diyecek bu işe?”

“Onu ikna edebileceğimi sanıyorum. Yalnız, Hatem’e bu işi kim duyurup razı edebilecek? Gel, kızımı sana vereceğim, diyemem ki. Bıçak sapını yontmuyor Fahrettin.”

“Sen, orasını bana bırak.”

“Aman gözünü seveyim. Kimse duymasın. Bu işten benim hiç haberim yokmuş gibi davran. Aksi halde, kendi eliyle özürlü kızını elin garibinin basma sarmaya çalışıyor, dedikodusu çıkar, çevreye rezil olurum.”

“Merak etme dedim ya. Biz kaçın kurasıyız. Önce çocuğa bir yoklama çekerim. Sonra tereyağından kıl çeker gibi işi hallederiz. Şu andan itibaren aramızda böyle bir mevzuu geçmedi. Sen, hiçbir  şeyden haberdar değilsin. Sorumluluk bana ait.”

“Anladım, sağ ol arkadaşım.”

Pazartesi günü erkenden nalbur Fahrettin, hırdavatçı dükkânına geldi. İçeride henüz müşteri  yoktu. (Devam Edecek)

 

 

 

 

 

 

 

 

Etiketler :
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA